pardus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pardus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2017 Çarşamba

Pardus ne durumda?

Aşağıdaki yazıyı BMO Dergi için yazdım, olduğu gibi buraya da alıyorum. Tek farkı daha fazla bağlantı içermesi.

Pardus başlangıcında kendi özgün teknolojilerini geliştirme hedefinde olan bir GNU/Linux dağıtımı projesiydi. Geliştiricilerinin çok büyük bölümü TÜBİTAK çalışını olan proje kullanıcı tarafında ciddi bir heyecan yaratmıştı. Daha önce hiç GNU/Linux dağıtımı kullanmamış, özgür yazılım kavramından haberi olmayan kullanıcılar bile Pardus’la özgür yazılım dünyasına adım attılar. Bireysel kullanımda bir miktar yaygınlığı olsa bile kurumsal anlamda kayda değer bir yaygınlık elde edemedi, hatta TÜBİTAK kendi bünyesinde bile kullanmadı Pardus’u.

Ülkemizde işletim sistemi ölçeğinde bir yazılım projesinin geliştirilmesi hem özgür yazılım alanında bir bilinç oluşması, hem de bilişim dünyasındaki genç insanlara ‘ben de yapabilirim’ duygusunu vermesi açısından çok önemliydi. Etkinliklerde geliştiricileri görebildiğiniz, hatta katkıda bulunabildiğiniz bir işletim sistemi kullanmak heyecan verici bir şeydi. Proje böyle bir heyecanla devam ederken 2011 yılında geliştiricilerin neredeyse tamamı işten çıkartılınca, TÜBİTAK çalışanı olmayan hiç geliştiricisi kalmamış Pardus’un nasıl sona erdiğini hepimiz gördük. Bu süreçte yaşananlar hakkında çok az yazı yazıldığından tek bildiğimiz projenin durdurulması kararının teknik bir karar olmadığı. 2012 Mart’ında Pardus’un Yarını Çalıştayı adında bir toplantı TÜBİTAK tarafından düzenlendi ve bir şekilde Pardus’la ilgili tarafların fikirleri alındı. Daha sonra bu fikirler değerlendirilmeye alınmadı ama Pardus’un bir işletim sistemi olarak değilse de kendi şemsiyesi altında özgün yazılımlar geliştirilen bir program olarak hayatına devam edeceği mesajını daha o toplantıdan almıştık. [5], [6], [7]

İzlenen yöntem ve geldiği yer açısından çok şey söylenebilecek olsa da Fatih Projesinin ülkemizin en kapsamlı bilişim altyapısı projesi olacağı o zaman da belliydi. Yukarıda bahsettiğim toplantının ardından Fatih Projesi kapsamında okullara verilen etkileşimli tahtalarda Debian paket yöneticisini kullanan bir dağıtımın Pardus adıyla kullanıldığını gördük [8]. Bu Pardus’un o zamana kadar geliştirdiği bütün özgün teknolojilerin kullanılamaz duruma gelmesi anlamına geliyordu. Bu tarihten itibaren Pardus yeni bir yola girdi ve TÜBİTAK bünyesinde yeni çalışanlar işe alarak Debian temelli dağıtımlardan biri oldu.

Mevcut durumda Pardus çok büyük ölçüde Debian paketlerini kullanan bir GNU/Linux dağıtımı. Kendine hedef olarak özgün bir dağıtım hazırlamaktan daha çok kamuda özgür yazılımın kullanımını yaygınlaştırmayı amaçlıyor ve ülkenin ihtiyacı olan yazılımları özgür yazılımlar olarak geliştirmeyi hedefleyen bir programa dönüşmüş durumda. “Bunun yapılması için Pardus tarafından geliştirilen yazılımlardan vazgeçilmesi gerekiyor muydu” sorusu üzerinde tartışılabilecek konulardan biri ama bundan sonra yapılacaklar için bu tartışmanın öncelikli olmadığını düşünüyorum.

Pardus ülkenin hangi ihtiyaçları için özgür yazılım çözümleri geliştiriyor sorusu üzerinde biraz duralım.

Yukarıda da bahsi geçen Fatih Projesi için geliştirilen Etkileşimli Tahta Arayüzü Projesi (ETAP) [2] geliştirilen yazılımların en geniş kullanım alanına sahip olanlarından biri. Yüzbinlerce sınıfta, milyonlarca öğrencinin karşısına çıkacak ilk işletim sisteminin bir özgür yazılım olması çok önemli bir konu [9]. Pardus’un geliştirdiği ETAP bence çok başarılı bir proje. İlk prototiplerinden [10] bu yana takip ettiğim ETAP Fatih projesinin bütün ihtiyaçlarına cevap verebilen modern bir araç durumunda. Umarım Milli Eğitim Bakanlığı Fatih Projesinde özgür olmayan alternatifleri değil de ETAP’ı kullanır. Bu konu işletim sistemine ve onun üzerinde koşacak yazılımlara ödenecek lisans bedellerinin çok fazla olmasından daha çok ülkedeki özgür yazılım bilincinin artması açısından önemli. İlk işletim sistemi olarak sahipli bir yazılımı çocuklarımıza göstermek hem doğru değil, hem de ülke menfaatlerine uygun değil. [11],

Kurumların Pardus veya başka bir GNU/Linux’u işletim sistemi olarak kullanabilmeleri için ihtiyaç duydukları bir diğer proje de merkezi sistem yönetimi yazılımı olan Lider/Ahenk. Kurumsal politika belirleme ve uygulama konusundaki ciddi bir ihtiyaca cevap veren Lider/Ahenk mevcut durumda oldukça kullanılabilir bir ürün. Engerek ve Ahtapot gibi diğer projelere de Pardus’un sayfasından ulaşılabilir.

Kamuda özgür yazılım kullanımına geçiş hedefinin sadece Debian paketleri ve onun üzerinde koşacak kendi yazılımlarımızla gerçekleşmeyeceğini de bilmemiz gerekiyor. İngilizce konuşan dünyadan farklı bir alfabemiz olduğunu ve tek farkımızın da bundan ibaret olmadığını unutmadan yaygın kullanılan özgür yazılım projelerinin geliştiricilerinin de yetiştirilmesi/desteklenmesi gerekiyor. Bir küçük örnekle bunu netleştireyim. LibreOffice 30 yıllık köklü bir özgür ofis programı. Bir kurumun veya kullanıcının ihtiyaçlarına cevap verebilecek durumda ve dünyada çok yaygın kullanılıyor. İngilizce konuşan dünyada yüzde ifadesi 50% şeklindeyken biz %50 olarak yazıyoruz. Bu farklı kullanım LibreOffice belgelerinde sorunsuz kullanılabiliyor çünkü bizden bir geliştirici bunu gördü ve düzeltti.  Bir özgür yazılım göçü sırasında böyle çok şeye ihtiyaç duyacağımız ve bunların çözümü için sadece Pardus’un yeterli olmayacağı çok açık olmalı. Tek başına TÜBİTAK’ın veya Pardus’un yapabileceklerinin sınırlı olduğunu göz önüne alıp ülkedeki özgür yazılım ekosisteminin büyütülmesinden başka bir çözümün olmadığını düşünüyorum.

Bugün itibariyle Pardus hedeflerine ulaşmış değil. Henüz kendi projelerine kurum dışından katkı alamadığı gibi sürüm politikaları ve geliştirici belgeleri kamuyla paylaşılmış değil. Bunları gerçekleştirmek için çabalar var ama hızlandırılması ve yoğunlaştırılması gerektiği de açık.

Pardus’un kat edeceği uzun bir yol var ama ülkemizde özgür yazılımın kullanımının arttırılması açısından çok büyük önem taşıyor.

12 Temmuz 2015 Pazar

Etkileşimli tahtalarda GNU/Linux

Fatih projesi ülkemizin eğitim hayatını çokça değiştirdi. Etkileşimli tahtalar ve tabletler neredeyse bütün sınıflara girdi. Hem bir bilişimci hem de bir baba olarak projede benim de eleştirdiğim çok şey var ama şimdi yazmak istediğim konu başka.

Hepimizin malumu fatih projesinde kullanılan işletim sistemi çok önemli. Bir kısmı hayatlarındaki ilk bilgisayarı görecek olan çocukların karşısına özgür olmayan bir işletim sistemi çıkarmak ve bütün eğitim hayatları boyunca onu karşılarında tutmak onları "lisans bedeli, krekli yazılım, kırılmış yazılım, izinsiz kullanım, virüs, antivirüs" kavramlarıyla büyütmek demek olacaktır. Debian, Pardus veya Android ise sunacağı teknik olanakların yanında çocuklarımızın "özgürlük, sınırsız kullanım, özelleştirebilme, paylaşım" gibi kavramlarla büyümelerine imkan verecektir.

Her ne kadar etkileşimli tahtalarda windows ve linux yüklü olsa da açılış ekranında işletim sistemini dokunarak seçmek mümkün olmadığından pratikte sadece windows kullanılıyor. İşin doğrusu bir usb klavye takarak linux tarafı seçilse bile üzerinde neredeyse hiç bir eğitim uygulaması bulunmadığından kullanılacak halde de değildi.

Geçen ay TÜBİTAK'ta katıldığım bir toplantıda etkileşimli tahtalar için hazırlanan KDE arayüzünü inceleme fırsatı buldum. Hiç kolay beğenmeyen biri olarak Pardus ekibinin üzerinde çalıştığı bu arayüzü çok başarılı bulduğumu söylemeliyim. Milli Eğitim Bakanlığının etkileşimli tahtalarda GNU/Linux kullanmayı tercih etmesi ülkemizin önünü açacak büyük bir hamle olacaktır diye düşünüyorum.





27 Eylül 2013 Cuma

Pardus Yazılım Kampı değerlendirmesi

Pardus'un eskiden düzenlediği yaz stajlarının yerini bu yıl yazılım kampı [1] aldı. Staj dönemini TÜBİTAK'ın Gebze'deki yerleşkesinde çalışarak geçirmek öğrenciler [2] için kıymetli bir tecrübe oluyordu. Pardus'un çalışma şeklini [3] ve ürünlerini temelden değiştirmesi sonucu gelinen noktada yanında staj yapılacak büyüklükte bir Pardus ekibi kalmadı. Google Summer of Code [4] benzeri bir etkinlik olarak düzenlenen yazılım kampının iyileştirilmesi gereken pek çok yeri olduğunu düşünüyorum.

Önce Pardus tarafında sürecin nasıl işlediğini kısaca özetleyeyim. Lisansüstü eğitim gören öğrenciler birer proje teklifinde bulunuyorlar. Lisans eğitimi gören öğrenciler bu projeler arasından birini seçip oy veriyorlar. En çok oyu alan 21 proje, her coğrafi bölgeden 3 proje olmak şartıyla seçiliyor. Buradan sonra projesi kabul edilmiş olanlar projesini yapacak lisans öğrencisini seçiyorlar. Projeler kurulacak olan bağımsız kurulla değerlendirilip, sonlanıyor.

  • Proje lideri olmak için neden lisansüstü eğitim görüyor olmak lazım, lisans öğrencisi olmayanlar niye projelerde çalışamıyorlar konularında bir eleştiri getirmeyeceğim. Üniversite öğrencilerini özgür yazılım dünyasına katılmaya teşvik etmek gerekli bence de. Ne Pardus'un ne de üniversitelerin bütün sorunlarını çözecek bir etkinlik değil yazılım kampı. Süreçteki eksiklikler giderilmiş olsa çok faydalı olabilirdi diye düşünüyorum.
  • Etkinliğin adı Pardus Yazılım Kampı ama projelerin önemli bir kısmının Pardus'la hiç ilgisi yok [5]. Konulardan bazıları şöyle: "Ev, tarla vb. gibi yerler için internet tabanlı otomasyon", "Sağlık Platformu", "Atıf İndex Arşivleme ve Raporlama Programı" ve "Tekir Ticari Programına İçeri Aktarım Web Servis Modülü Geliştirilmesi". Pardus, yani Debian, için özel olan yazılım sayısı çok az.
  • Proje teklifleri bir ders ödevinin teklifi bile olamayacak kadar kısıtlı hazırlanmış. Kabul edilen projeler arasında ayrıntılı tek bir proje teklifi bulunmuyor. Bunda proje teklifinin bir şablonunun olmamasının etkisi büyük bence.
  • Kabul edilen projeler sayfasında şu ifade var: "Lisans öğrencilerinden gelen oylar ile Doç.Dr. Murat Osman Ünalır ve Öğr. Gör. Ziya Karakaya hocalardan oluşan bağımsız kurulumuzun değerlendirmeleri sonucunda". Öncelikle iki kişilik bağımsız kurul daha önce hiç duymadığım bir şey. Kurul üyelerinden biri olumlu, diğeri olumsuz oy kullandığında nasıl karar verilebildi acaba? Üye sayısının bu kadar az olması da anlaşılır şey değil bence.
  • Projelerin seçiminin lisans öğrencilerinden gelen oylarla yapılması da sağlıklı bir yöntem değil. Burası çoğunluğun dediğinin olacağı bir alan değil. Eğer bir oylama yapıldıysa hangi projenin kaç oy aldığını da açıklamak gerekirdi.
  • Projelerin liderleri çalışacakları lisans öğrencilerini nasıl belirlediler merak ediyorum. Bu konuda hiç açıklama yok.
  • Projelerin hangilerinin tamamlandığı bilgisi de sayfalarında bulunmuyor.
  • Gelelim yazılım kampının en vahim tarafına yani kodlara. Kamp boyunca geliştirilen yazılımların kodlarına [6] erişim herkese açık. 
    • Kabul edilen 21 projeden 18'i için depo açılmış. 3 proje için depo bile açılmamış maalesef.
    • 5 proje için hiç kod gönderilmemiş.
    • 4 proje için son 2 ayda kod gönderilmemiş.
    • 3 proje için bir proje oluşturmaya yetmeyecek kadar az gönderim yapılmış.
    • Bora Canbula [7], Murat Kancaoğlu, Mustafa Arıcı, Mustafa Hergül, Şaban Gülcü ve Salim Sarımurat'ın projeleri tamamlanmış görünüyor.
2 kişilik bağımsız kurul yapacağı değerlendirme sonrasında kod göndermiş 6 projeden kaçını başarılı bulacak birlikte göreceğiz. Aslında TÜBİTAK bu etkinliği unutmuş gibi davranıyor. Projelerin teslim tarihini 4 gün geçmiş olmasına rağmen kampın ana sayfasında kayıtlar sona erdi haberi var. Başarıyla tamamlanan projeler listesini gördüğümde yazıya ekleme yaparım.
Dünyada bu kadar fazla benzer etkinlik yapılırken, koskoca TÜBİTAK'ın başarılı örnekleri model almayıp böyle başarısız bir etkinlik düzenmesi inanılacak şey değil. Özgür yazılımın üniversite öğrencileri arasında yaygınlaştırılmasına veya Pardus için gerekli bir aracın hazırlanmasına vesile olmamış yazılım kampının başarılı olduğunu söylemek imkanı yok.

Dilerim TÜBİTAK bu yıl yaptığı hataları tekrarlamasın.

9 Nisan 2013 Salı

Özgür Yazılım ve Linux Günleri 2013'ün ardından

Özgür Yazılım ve Linux Günleri bu yıl da çok eğlenceli geçti benim için. İşin doğrusu etkinliğin ana teması NoSQL olunca çok fazla konuşma benim ilgi alanımın dışında kaldı. Eminim veritabanı insanı olmadığı için etkinliğe gelmemiş çokça insan vardır.

Etkinlik Musta ve Chris hocaların kısa konuşmalarıyla başladı. Her ikisini de dinlemenin ayrı keyifli tarafları var. İkinci konuşmalar arasından Ahmet Kaplan'ın Pardus'la ilgili sunumu bence dikkat çekiciydi. Ahmet hoca yaptıkları çalışmaları anlattı. Mevcut durum neredeyse kimseyi tatmin etmediği gibi sunumdaki açıklamalar da bence yetersizdi. Keşke teknik ekipten de biri olsaydı ve o cevaplasaydı soruları. Ahmet hoca çok geniş pencereden geleceğe yönelik planlarını anlattı ama anlattıklarını destekleyecek şeyleri gösteremiyor oluşu ikna ediciliğini çok azalttı doğrusu. Pardus eski geliştiricisi Ozan Çağlayan söz alarak durumdan memnun olmadığını ve durumu takip edeceğini söyledi. Konuşmanın ardından etkinlik alanında da kalabalık bir grup birlikte konuştular ama ben dinleyici olarak katılmadım sohbete. Bu vesileyle kısa süreliğine memlekette bulunan Gökçen'i de görmüş oldum.

Üçüncü oturum olarak Çağrı Ersen'in nagios sunumunu dinledim. Yazılarından tanıdığım ve takdir ettiğim biri olduğundan yüz yüze görüşüp tanışmış olmaktan çok mutlu oldum. Sunum her açıdan çok başarılıydı. Keşke iki lafın belini kırmaya fırsat olsaydı. Umarım başka bir etkinlikte bu fırsatı yakalayabilirim.

Öğleden sonra önce JMeter anlatan Gökhan Akgün'ü dinledim. Gökhan çok akıllı ve çalışkan biri olduğundan ileride eminim çok daha iyi bir hatip olacaktır. Bu sunum da güzeldi bence.

İlk günü Doruk'un salondan taşan katılımcıların olduğu Sürdürülebilir Linux Sistem Yönetimi semineri ile bitirdik. Doruk zaten yılların tecrübeli konuşmacısı olduğundan herkesi konunun içine çekerek çok başarılı bir konuşma yaptı. Eminim herkes beklediğinden fazlasını bularak ayrılmıştır ilk günün sonunda.

Pazartesi başlayan sınavları olmasına rağmen iki geceyi yolda geçirmeyi göze alıp benimle birlikte gelen öğrencilerim Aybüke, Ebru ve Esra ilk günün sonunda geri döndüler. Konu sınavlar olunca ısrar etmek imkanı olmadı ama hem akşam sohbetlere hem de ikinci güne katılmış olmalarını çok isterdim doğrusu. Bu kadarının bile onlar için iyi bir tecrübe olduğuna eminim.


İkinci gün Couchbase anlatan Kaan ve İşbaran'ı dinleyerek başladı etkinlik benim için. Her ikisi de konuya çok hakim olduklarından benim dinlediğim en başarılı sunumlardan birini yaptılar. Olumlu ve olumsuz yanlarıyla tecrübelerini çok iyi aktardılar. Bu iki kocaman adamla öğrenciliklerinde birlikte bulunmuş olmaktan bir kez daha gurur duydum.

Etkinliğin son oturumunda geçen yıldan bu yana konuştuğumuz Yakından Eğitim hakkında bir sunumumuz oldu. Katılanların çok büyük bölümünü tanıyordum, benim tahminimin çok altında katılımcı vardı salonda. Yakından Eğitim'i neredeyse hiç duyuramadığımızı etkinlik alanındakilerin neredeyse hiçbirinin haberinin olmamasından anlamak mümkündü. Umarım bu dönem yapılacak güzel işlerle bir sonraki döneme başlarken daha çok adını duyurabiliriz.

Bilgi Üniversitesi ekibi her yıl olduğu gibi yine çok iyi hazırlanmıştı, aksayan bir şey yoktu, özverili çalıştılar, sağ olsunlar.

Etkinliğin geri kalan büyük bölümü, cuma ve cumartesi akşamları da dahil olmak üzere hep arkadaşlarla muhabbet etmekle geçti. Sadece biriyle konuşmak için bile bu yolu tepebileceğim yirmiden fazla arkadaşla birlikte olmak çok güzeldi. Bu kadar güzel ve akıllı genç kadınla, fişek gibi delikanlılarla (elbette daha az genç ve göbekli olanlarla da ;)) dopdolu geçen iki günün ardından etkinlik de bitti.

2 Nisan 2013 Salı

Pardus 2013 izlenimlerim

Mevcut durumda Pardus bir özgür yazılım projesi gibi sürdürülmüyor. Pardus 2013 diye önümüze konan şey de bildiğimiz Debian. Hal böyle olunca teknik bir değerlendirme yazma imkanı da yok. Yeni Pardus hakkındaki değerlendirmelerim kısaca şöyle:
  • Bir projeden inşa altyapısı dosyaları erişime açıldı' mesajını okumak için o projenin öncesinde kapalı kaynak kodlu olması gerekir. Özgür bir dağıtım olan Debian kaynak kodları kapatılarak zaten dağıtılamaz, aksi durum Genel Kamu Lisansının ihlali demek olacaktır. Zaten açık olması gereken birşeyi açmak demek ancak 'bir hatadan döndük' anlamını taşır.
  • Pardus'un nasıl bir modelle geliştirildiğini bilmediğimiz gibi bundan sonra nasıl devam edeceğini de bilmiyoruz. Dışarıdan mı hizmet alınıyor, TÜBİTAK çalışanları mı geliştiriyor bilmiyoruz.
  • Pardus geliştiricisi olmak için nasıl bir yol izlenmesi gerektiği belli değil. Mevcut geliştiricilerin kimler olduklarını bilmediğimizden nasıl bir yeterlilik aradıklarını da bilmiyoruz.
  • Pardus kurumsal ne demek bilmiyoruz. Herhalde kurumların kullanacağı bir sürüm demek değildir ama indir sayfasında 'sevgili ev kullanıcılarımız' ifadesi var. Eğer kurumsal sürüm uzun dönem destek demek ise bu süre nedir belirsiz. Hele ki hiç bir pakette ikili değişiklik olmadığını söyleyen bir dağıtımın bu desteği sürdürmesi bence mümkün değil. Debian paketlerini olduğu gibi alan bir dağıtım ancak onun verdiği kararlara uyabilir.
  • Pardus Kurumsal'ın tanımı belli olmayınca Pardus Bireysel olacak mı, olacaksa ne farkı olacak anlamak da mümkün değil. Bir dönem Pardus'un sayfasında bulunan bir sunum belgesinde Bireysel sürümün pisi paket yönetim sistemi ile topluluk tarafından sürdürüleceği yazıyordu. Bu topluluk nerede, TÜBİTAK'ın Anka ve Pisi'ye yaklaşımı nedir gibi soruların da cevaplanması lazım.
  • Pardus'un yol haritası belli değil. Bundan sonra debian paketleri olduğu gibi alınacaksa bildirdiğimiz hatalar nasıl çözülecek? Geliştiricilerin kimler olduğunu bilmiyoruz ama debian depolarına yazabilen kimse yoktur sanırım. Raporlanan hataları sadece Debian bugzillasına aktararak bir dağıtım sürdürülemeyeceğine göre paketlerde yapılan değişikliklerin debian depolarını kullanılmaz hale getirmesi durumunda ne yapılacak? Çokça lafı geçen 30000 paketin bakımını yapacak geliştirici kaynağı nasıl sağlanacak? Bu senaryo çok yakın bir gelecekte hayata geçecektir.
  • Debian dünyanın en büyük Linux dağıtımlarından biri, çok geniş bir geliştirici ailesi var. Onun 3 dvd ile sağladığı 12GB'tan fazla paketin 40 kadarını değiştirip yeni dağıtım çıkarmanın mantığını da anlamıyorum ben. Bildiğimiz debian'ı kurduktan sonra bu paketleri onun üzerine kursak daha sürdürülebilir olmaz mı mesela?
TÜBİTAK nasıl diğer projelerini dışarıdan katkı almadan gerçekleştiriyorsa Pardus'u da benzer şekilde sürdürebilir. Benim buna da bir itirazım olmaz. Eğer MEB ve MSB gibi büyük ulusal müşterileri varsa sadece onlar için bir Debian seçkisi hazırlamasına kim ne diyebilir? Adına da ister Pardus desin, isterse Pardus-ng farketmez. Ama bu niyetini açıkça belirtmelidir. Bunu söylemek TÜBİTAK'ın işini de kolaylaştırır. Kısaca TÜBİTAK, Pardus geliştiricisi olmak için kurum çalışanı olmak gereklidir diye bir şart koyabilir, dışarıdan katkı almayacağım diyebilir. Hatta lafı hiç uzatmadan aldım Ubuntu'yu kullanıyorum da diyebilir. Bu yaklaşım bence mevcut durumdan çok daha sürdürülebilir bir yaklaşım olacaktır.

Son tahlilde elimi vicdanıma koyunca TÜBİTAK'ın sahipli yazılımlar kullanmak yerine özgür yazılım tarafında olmasını olumlu bulduğumu söylemeden geçemeyeceğim ama tuttuğu yol da sürdürülebilir bir yol değil bence.

Anka ve Pisi dağıtımlarına destek olma konusuna gelince; TÜBİTAK'ın kamu kaynaklarını kullanarak oluşturduğu sunucu parkından ve elindeki bant genişliğinden bu dağıtımlar için ayıracağı kaynak yüzde hesabına bile gelmeyecek kadar azdır. İki tane makineyi bu dağıtımlara tahsis edememiş olmalarına bir anlam veremiyorum gerçekten. Bir senedir bunu yapmamış olmak bence sadece niyetin olmamasıyla açıklanabilir bir durumdur.

Bir önceki dönemde Pardus geliştiricisi olan TÜBİTAK çalışanı arkadaşlarımın yakışıksız bir şekilde işten çıkartılmalarını, ayrılmak zorunda bırakılmalarını kabul edilemez buluyorum. Onlara bu muameleyi yapanlar kimler bilmiyorum ama kimsenin kötü davranışı haketmediğini de biliyorum. Bunların üzerine bir de hepimizin Pardus için yıllardır harcadığı bu kadar emeğin çöpe atılıp yerine amatörce hazırlanmış betiklerle Debian'ı Pardus yaptık deniyor. TÜBİTAK bu yaptıklarını geriye alamaz ama umarım bundan sonrasını ülkemiz için verimli hale getirebilir.

Bu hali olmamış.

8 Mart 2013 Cuma

Pisi GNU/Linux

TÜBİTAK'ın Pardus geliştiricilerini (hiç hoş olmayan bir şekilde) işten çıkarması ve mevcut sürümleri geliştirmeyi bırakmasına topluluğun tepkisi 'onlar devam etmiyorsa biz devam edelim' şeklinde olmuştu. Bir önceki proje yönetimi TÜBİTAK çalışanı olmayan hiç geliştirici bırakmadığından bu topluluk aslında çoğunlukla geliştiricilerden değil kullanıcılardan oluşuyordu. Bu grup daha önce küçük bir deponun bakımını yapıyor olsa bile bütün bir dağıtımı sürdürmek elbette hem daha fazla bilgi hem de çok daha fazla emek gerektiriyordu. Çoğunlukla PKD etrafında toplanan gönüllüler uzun zaman büyük bir özveriyle çalışmalarına rağmen neredeyse hiç bir Pardus geliştiricisinden destek alamadılar.

Severek kullandıkları dağıtımın yok olup gitmesine razı olmayanların işi elbette kolay değildi. Başka hiç bir dağıtımın kullanmadığı bir paket yöneticisiyle bir kaç bin paketin bakımını yapmak kendi başına büyük bir işken bir yandan da bu paket yöneticisinin geliştirilmesi, sürdürülmesi işi de onların üzerine kaldı. Elbette bir Linux dağıtımını özel yapan onun paket yöneticisi değil; öyle olsa OpenSuse ve Fedora'nın biraz olsun benzer dağıtımlar olması gerekirdi. Farklı bir paket yöneticisi kullanmanın zorladığı (sayısı iki elin parmaklarını geçmeyen) Pardus teknolojilerinin sürüdürülmesinin paket bakımı yapmaktan çok ayrı bir iş olması gönüllü ekibin işini bir kat daha zorlaştırdı.

TÜBİTAK'ın Pardus'u sürdürmeye devam edeceği ama paket yöneticisi olarak pisi değil deb kullanacağı bilgisinden sonra daha gayretle çalışan gönüllü ekip bir süre Pardus Anka ismiyle çalışmalarını sürdürdü. Kurulabilir bir iso da çıkaran ekip bir önceki yönetimin açtığı dava ile ortaya çıkan isim hakkı sorunuyla boğuşmaktan bıktığı için bundan sonra yola Pisi GNU/Linux adıyla devam etmeye karar vermiş.

Bu inatçı, kararlı, çalışkan özgür yazılım ekibini ve Pisi GNU/Linux'u sevgiyle selamlıyorum.

24 Ağustos 2012 Cuma

What about Pardus?

Bir süredir benim de merak ettiğim konulardan biri Pardus. Konuyu baştan takip etmeyenler için kısa bir özetle başlayayım:
  • Yeni TÜBİTAK yönetimiyle birlikte önce proje yöneticisi değiştirildi. Erkan Tekman'ın Pardus projesinden alındığını duyduğumuzda yerine kimin getirildiğini uzun süre öğrenemedik.
  • Geliştiricilerin tek tek ayrıldıkları uzun sayılacak bir belirsizlik dönemi oldu. Kimileri durumundan memnun olmadığından ayrıldı, bazıları ayrılmaya zorlandı, küçük bir grup ise TÜBİTAK içinde başka projelere geçti.
  • Pardus'un geliştirilen tek sürümü olan Pardus 2011'in güncellemesinin yapılmayacağı duyuruldu.
  • Bu toz duman içinde TÜBİTAK Gebze yerleşkesinde "Pardus'un Yarını Çalıştayı" düzenlendi [1], [2], [3]. Bir buçuk gün boyunca konuşuldu ve sonuç olarak bir danışma kurulunun oluşturulmasına ve kararların onun tarafından alınmasına karar verildi.
  • Geliştirici ekipten ayrılmamış son bir kaç kişinin de ayrılmasıyla Pardus geliştiricisi TÜBİTAK çalışanı kalmadı. Eski yönetim zamanında da TÜBİTAK çalışanı olmayan geliştiricilerin neredeyse tamamı ayrılmış olduğundan Pardus hiç geliştiricisi olmayan bir proje haline geldi.
  • Çoğunluğu Pardus Kullanıcıları Derneği etrafında toplanan gönüllülerden oluşan bir ekip geliştirilmesi durdurulmuş olan Pardus 2011 sürümünü geliştirmeye devam etmeye karar verdi. Hazırlamaya çalıştıkları ürünün kod adı Anka. 30 Ağustos'a kurulabilir bir sürüm yetiştirmeye çalışıyorlar.
  • Türkiye'nin yakın gelecekteki bütün eğitim sistemini değiştirecek olan F@tih Projesinde Pardus kullanılacağı açıklandı. TÜBİTAK yaptığı toplantıda hazırlanacak bütün projelerin Pardus ve Windows üzerinde çalışacak şekilde hazırlanması gerektiğini özellikle belirtti.
  • Pardus'un yarını çalıştayında en fazla konuşulan konulardan biri olan paket yöneticisinin değiştirilmesi konusunun hayata geçirildiği bir süredir konuşuluyor olunca ben Çanakkale'deki bir okula gidip etkileşimli tahtalara baktım. Şaşırarak gördüm ki etkileşimli tahtalarda Pardus logolu Debian var.
  • Bir gün sonra (29 Haziran) Ankara'da Pardus Danışma Kurulunun ilk toplantısı olduğunu düşündüğüm bir toplantıya katıldım. Toplantıda, bahsi geçen danışma kurulunun hala kurulmamış olduğunu öğrendik ve bu kurulun yetki ve sorumluluklarına yazışarak karar vermek üzere ayrıldık.
Buraya kadar olanlar zaten sağda solda yazılmıştı. Aradan geçen 2 aylık sürede neler olduğundan bahsedeyim biraz da:
  • Danışma kurulu toplantısının hemen ardından konuyu hızlıca sonuçlandırmak için eposta yazdım. Bir hafta cevap alamayınca tekrar yazdık, sonra tekrar ve tekrar. Bizi toplantıya çağıranlar postalarımızı okumuyor veya okumuyor gibi davranıyorlar. Bu kurulu artık istemiyoruz, kurulu istiyoruz ama bu üyelerle istemiyoruz dahi birer cevap olabilecekken hiç cevap vermiyor olmalarına gerçekten şaşırdığımı söylemek isterim. Henüz ortada resmileşmiş bir kurul olmadığı için bu kurula temsilci olarak gidenlerin istifa etmeleri gibi bir mekanizma da söz konusu değil.
  • Bizim epostalarımızı okuyup cevap yazamayan yöneticiler Ankara'da ODTÜ ve Bilkent'te teknoparklarda Pardus'u tanıtan toplantılar yaptılar.
  • Kimin geliştirdiği açıklanmamış olsa da 15 Ağustos itibariyle Pardus 2011.3, Pardus-fatih, Pardus-kurumsal ve Pardus-sunucu iso'ları ftp sunucusuna yerleştirildi. İsimlendirmenin geliştirilmesi durdurulmuş olan 2011 sürümünden devam ediyor olmasının garipliğinin yanı sıra fatih için kullanılan iso kalıbının yayınlanmış olması sevindirici bir gelişme. ftp adresine bakınca tüm iso kalıplarının hem Türkçe hem de İngilizce olması, kde ve gnome için ayrı kalıpların bulunması ve 32bit ve 64bit için bu çeşitliliğin devam etmesi sizi şaşırtmasın çünkü bu dağıtılanlar aslında Debian kalıpları. Yani aslında isteseler sparc veya arm için ayrı kalıplar da yayınlayabilirlerdi. Bu gelişmelerin hiç birinin Pardus ana sayfasından duyurulmaması insanda acaba kazara mı konuldu bu isolar ftp'ye diye de düşündürtüyor.
  • Yaklaşık bir hafta sonra kurulabilir bir Anka sürümü ile karşılaşabiliriz. Bir miktar gecikme olması tamamen gönüllülerden oluşan bir topluluk için ayıplanacak bir durum olmaz bence. Son derece iyi niyetli ve özverili çalışan arkadaşlar oduğunu biliyorum ama bir dağıtımı, hele ki sadece kendisinin kullandığı bir paket yöneticisine sahip olan bir dağıtımı, sürdürmenin son derece zor olduğunu da biliyorum.
  • Pardus'un yarını çalıştayında sözü geçen MSB'nin Pardus anlaşmasının yapılmış olduğunu ve göç sürecinin başladığını duydum. Sonuçta kullanılacak işletim sistemi bir şekilde Debian dahi olsa Winxx kullanılmasıyla kıyaslanmayacak bir gelişme olduğundan sevindim bu habere. İşin çok zor olduğu su götürmez ama onu işi üstlenenler düşünsün artık.
Sözün özü: Pardus bir özgür yazılım projesi değil, TÜBİTAK'ın kamu için kullanacağı bir araç oldu. Anka'nın akibetinin ne olacağını hep beraber göreceğiz.

23 Ağustos 2012 Perşembe

Pardus Kullanıcıları Derneği davası sonuçlandı


Yaklaşık 5 ay önce TÜBİTAK'ın Pardus Kullanıcıları Derneğine açtığı davanın Yargıtay'da incelenmeyi beklendiğini yazmıştım. TÜBİTAK açtığı davada derneğin adındaki Pardus ifadesinin ve derneğin logosunun sol yarısının Pardus logosu olduğundan kaldırılmasını istemişti. Mahkeme PKD'nin Pardus kelimesini kullanmasına izin vermiş ama logosunun sol yarısının değiştirilmesine karar vermişti. Her iki taraf da temyize gittiğinden dava son aşama olarak Yargıtay'da bekliyordu.

Yeni TÜBİTAK yönetimi aradan geçen 6 ayda davayı düşürmek için bir hareket yapmadığından Yargıtay karar verdi ve mahalli mahkemenin kararlarını onadı ama yayınlama konusunda kararı bozdu. Kararı yayınlama konusunda yeniden duruşma yapılacak. Eğer mahkeme Yargıtaya uyarsa davanın sonucu ulusal bir gazetede yayınlanacak. Yani davanın sonucunun ulusal bir gazetede yayınlanıp yayınlanmasına karar verilmesi kaldı son olarak.

Yeni Pardus yönetimi diğer pek çok fırsatı olduğu gibi bu fırsatı da kaçırdı. Yukarıdaki logonun sol tarafını ben boyadım, derneğin yeni logosu henüz belli değil.

27 Temmuz 2012 Cuma

Fatih projesinde kullanılacak işletim sistemi neden önemli?

F@tih projesinde iki farklı ama ilişkili cihaz çok yaygın olarak kullanılacak; etkileşimli tahta (yaklaşık 600.000 sınıfta) ve tablet (yaklaşık 10.000.000). Her ikisinde de kullanılacak işletim sistemleri üzerinde çokça yazıldı çizildi. Pardus özelinde ben de daha önce bu konuda bir kaç yazı yazdım [1], [2], [3].

Her iki cihaz da kişisel kullanımdan farklı yeneteklere sahip olacaklar ve eğitim amaçlı kısıtlamalara tabi tutulacaklar. Örneğin tahtalara program kurma, kaldırma işlerini öğretmenler yapmayacak, kimse yetkili kullanıcı parolasını bilmiyor okullarda. Bu nedenle tahtalara kurulacak işletim sistemlerinin üzerinde kaç programın çalışabilir olduğunun, eğer linux olacaksa deposunda kaç paketin bulunduğunun bir önemi yok. Tabletlerde ise internet erişimi bile kısıtlı olacak. Onaylayıp onaylamamak başka bir konu ama durum bu. Lafı dolandırmadan bu donanımlar üzerinde özgür yazılımların koşmasının neden çok önemli olduğunu vurgulamak istiyorum.

Ölçek bu kadar büyük olunca çoğunlukla ilk akla gelen şey olan toplam sahip olma maliyeti avantajı oluyor. Bütün bir eğitim sisteminde öğrencilerin karşılarında duracak tahtada bulunmanın nasıl getirileri olduğunu gören MS için işletim sistemi lisans bedelinden vazgeçmek kabul edilebilir bir konu. Bununla ilgili dramatik bir örnek için Bedava mı Özgür mü? yazıma bakabilirsiniz. Öğrencilerin dördüncü sınıftan on ikinci sınıfa kadar etkileşimde bulunacakları cihazlarda koşacak yazılımların hayatlarında ne kadar yer kaplayacağını tahmin etmek zor değil. MS potansiyel müşterilerini kaybetmemek için işletim sistemlerini bedava verebileceği gibi üste para bile verebilir. Böyle bile olsa F@tih'te özgür yazılımlar kullanmanın ülkenin geneli düşünüldüğünde toplam sahip olma maliyeti daha düşük olacaktır. Ülkenin geleceğinde kullanacağı yazılımların ve bunların ihtiyaç duyacakları donanımların toplam bedellerine bakılırsa MS'in tahta başına vereceği 5$'dan çok daha karlı olacaktır özgür yazılımlar kullanmak.

Bir kısmı hayatlarındaki ilk bilgisayarı görecek olan çocukların karşısına özgür olmayan bir işletim sistemi çıkarmak ve bütün eğitim hayatları boyunca onu karşılarında tutmak onları "lisans bedeli, krekli yazılım, kırılmış yazılım, izinsiz kullanım, virüs, antivirüs" kavramlarıyla büyütmek demek olacaktır. Debian, Pardus veya Android ise sunacağı teknik olanakların yanında çocuklarımızın "özgürlük, sınırsız kullanım, özelleştirebilme, paylaşım" gibi kavramlarla büyümelerine imkan verecektir.

Özgür yazılım MS'in lisans bedelinden veya üste vereceği paradan çok daha önemlidir. Umarım bu konu hesaba katılmadan MS'in kucağına itilmeyiz.

8 Temmuz 2012 Pazar

Bedava mı Özgür mü?

Yıllar yıllar önce, okuduğum üniversitede ders kitaplarının hepsi yurt dışında basılmış ingilizce kitaplardı. Haliyle hepsi çok pahalıydı. Her dönem başında ciddi bir masraf kalemiydi bu kitaplar. Zaman şimdiki gibi internetten kitap indirme, kindle'dan okuma zamanı olmadığından (seksenlerin sonu, doksanların başı) kitaptan başka çalışma kaynağı yok gibiydi. Üst sınıflardan kullanılmış kitap almak bir çözümdü ama o keratalar da kitapları çok hor kullandıklarından (nasılsa paraları biz değil, anne babamız veriyordu) pek istenen bir şey olmuyordu kitapları onlardan almak. Kitaplar pahalıydı ama fotokopi ucuzdu yine de. Ama onu da ciltletmek gerekiyordu yoksa rüzgarda dağılıp gitme tehlikesi vardı.

Bir diğer alternatif de orjinalinin aynı gibi olan korsan baskılardan almaktı. Korsan dediysem bunları çoğaltan yine bir üniversite öğrencisiydi. Bütün üniversite genelinde okutulan matematik, fizik gibi derslerden tutun da pek az öğrencisi olan bölümlerin yine az sayıda öğrencisi olan derslerine varana kadar hemen hemen her dersin kitabının aslıyla neredeyse aynı kalitede ofset baskı kopyası elemanda bulunuyordu. Fiyatlar da orjinalleriyle kıyaslanamayacak kadar ucuz oluyordu. Bir şehir efsanesi olarak bu işi yapan çocuğun okuldan isteyerek mezun olmadığı, spor arabalarla gezdiği, çok para kazandığı konuşuluyordu hep.

20.000 civarında öğrencisi olan bir okulda pazar da oldukça büyük olduğundan bu işe heveslenen başka biri daha çıktı ben üçüncü sınıftayken. O tabi bütün kitaplarla birden giremedi piyasaya. İlk olarak bütün birinci sınıfların okumak zorunda olduklar matematik (Calculus) kitabının daha ucuz bir kopyasıyle girdi bu işe. Kitabın aslı 5 birim ise kopya kitap pazarının büyük oyuncusu 2 birime satıyordu onu. Sonradan oyuna dahil olan ise 1 birim fiyatla sürdü onu piyasaya (aradan yıllar geçtiğinden birimlerde biraz oynama olabilir ama hikayenin ruhunu etkilemiyor bu).

Benim bu konudan haberim şöyle oldu: Hemen her köşe başında ellerinde çuvallarla calculus kitabı dağıtan birilerini görmeye başladım. Ben birinci sınıf değilim, ne yapacağım calculus'ü dememe rağmen zorla bedava kitap vermeyi deniyorlardı. Neyse lafı uzatmayayım; zaten birçok kitabı korsan çoğaltan kişi bir rakiple uğraşmak yerine bir dönemliğine sadece bir kitabının karından vazgeçerek rakibini batırdı. Calculus kitabını 1 birime satıp iyi para kazanırım diyenin elinde belki binden fazla kitap kaldı. Muhtemelen ticari hayatının sonu oldu.

Şimdi Ozan Çağlayan'ın blog'unda yazdığı Pardus Macerası yazısının bir bölümüne kulak verelim:

FATİH hakkında hiçbir umut ve gelecek görülmüyorken Pardus Projesi Ekim 2011 sonunda UEKAE’den BTE’ye geçirilip “Fatih için Pardus” olarak yeniden adlandırıldı. Acaba? dedik.
Birkaç gün sonra ise üst düzey bir yönetici enstitü çalışanları önünde “Microsoft bilgisayar başına 5TL lisans indirimi yapmış, zaten Ulaştırma Bakanı da geçen gün projeyi Microsoft’a vereceğiz dedi bana” gibi profesyonelliğe pek yakışmayan açıklamalarda bulundu.
Eğer özgür yazılım sadece kapalı kaynak kodlu yazılımların lisans bedeli olmayan alternatifi gibi görülürse tekelci konumunu kaybetmek istemeyen kapalı kaynak kodlu yazılımların lisans bedeli istenmeden, hatta üste para verilerek ortaya çıkması durumunda oynanacak koz kalmamış oluyor maalesef. Özgür yazılım bedavadır evet ama sadece buraya vurgu yapmak özgür yazılım felsefesinin geri kalanından bahsetmemek/anlamamak savaşa girerken en önemli silahları yanına almamak gibi büyük bir hata oluyor.

5 Temmuz 2012 Perşembe

Türkiye Debian konusunda ne durumda

Pardus'un paket yönetim sistemi olan pisi yerine Debian'ın paketleme aracı olan dpkg'nin kullanılmasının çokça konuşulduğu bu günlerde ne durumda olduğumuzu bir özetleyeyim istiyorum.

Debian en fazla paketi olan, en fazla çatallanan ve en geniş geliştirici kitlesine sahip dağıtımların en başında geliyor. Bunda bir şüphe yok. Pardus ise sadece sadece kendisinin kullandığı bir paket yönetim sistemi olan pisi'yi kullanıyor. Pisi de bir süredir geliştirilmiyor. İki paket yönetim sistemi pek çok açıdan karşılaştırılabilir ama onu başka bir yazıya bırakarak sıkça seslendirilen Debian konusundaki bilgi birikiminin Pardus'tan çok fazla olduğu söylemi için bir karşılaştırma kriteri sağlayabilmeye çalışacağım. Konu kullanmak değil, geliştirmek ve destek vermek olunca iki kriter var bu karşılaştırma için: geliştirici sayısı ve resmi danışman şirket sayısı.

Konu Pardus'un paket yönetim sistemine karar vermek olunca her iki dağıtımın da resmi deposuna yazma yetkisi olan resmi geliştiricileri karşılaştırmak gerekli. Kaba bir hesapla Pardus svn depolarına başlangıcından bu yana yazma yetkisi almış geliştirici sayısını 200 kabul edebiliriz. Sayının üç aşağı beş yukarı buralarda olduğunu biliyorum. Peki kaç Debian geliştiricisi var ülkemizde? Sadece iki (2). Bunlardan biri Samsun'da öğretim üyesi olan Recai Oktaş, diğeri Yeni Hayat Bilişim Teknolojilerinden Murat Demirten. Bütün dünyada 920 debian geliştiricisi var, bunların sadece 2'si Türkiyede.

Ülkemizde debian developer bolluğu olmadığını gördüğümüze göre bir de destek alınabilecek şirket sayısını karşılaştıralım. Pardus'un sitesinde Pardus Göç Ortakları olarak listelenen sekiz (8) firma mevcut. Debian'ın sitesinde Danışmanlar olarak listelenen firma sayısı ise dört (4). Hem Pardus göç ortağı hem de Debian danışmanı olan tek firma var.

Bu karşılaştırmadan açıkça görülebileceği gibi Pardus'un ve pisi'nin eleştirilebileceği çok alan mevcuttur ama bunlar Türkiye'de Debian'dan daha az geliştiricisinin olduğu veya resmi destek verebilen firma sayısının Debian'dan az olması değildir.

Etkileşimli tahtalarda pratikte sadece Windows var

Geçen hafta bir hışımla gidip F@tih için liselere kurulan etkileşimli tahtalara bakıp Etkileşimli tahtalarda Pardus logolu Debian var diye yazmıştım. O zaman amacım Pardus'un paket yönetim sisteminin değişip değişmediğine bakmaktı. Aradan geçen bir haftada bu konuda çokça yazılıp çizildi. Aslında olaya Pardus açısından bakılmadığı zaman 600.000'den fazla sınıfta bir özgür işletim sisteminin çalışması sevinilecek bir şey. Ama eğer gerçekten çalışacaksa!

Pardus'la ilgili getirilen eleştirilerden biri de etkileşimli tahtada boot ekranında (grub ekranında) dokunmatik ekranın çalışmadığı ve sadece öntanımlı işletim sisteminin açıldığı yönündeydi. Bana geçen hafta Pardus'un yeni halini gösteren arkadaş işletim sisteminin kullanılmasına yardımcı olur diye klavye taktığında boot kısmını nasıl geçtiğine dikkat etmemiştim. Pardus'un yapamadığı söylenen işletim sistemi önyükleyicisinde dokunmatik ekranı çalıştırma işini Windows'un o berbat önyükleyicisinin nasıl yaptığına bakmak için bugün tekrar gittim aynı okula.

Sonuç; tam bir hayal kırıklılığı oldu. Etkileşimli tahtalarda Windows'un önyükleyicisinde Pardus'u seçbilmek için mutlaka bir klavye gerekiyor, dokunmatik ekran çalışmıyor o aşamada. Öğretmenlerin yanlarında birer klavye taşımaları mümkün olmayacağından (klavye takılan bölüm de kilitli ayrıca) aslında pratikte Windows'tan başka bir işletim sistemiyle hiç açılmayan tahtaların sayısı hiç de az olmayacak. Benim konuştuğum öğretmenler tahtaları sadece Windows ile açmışlardı.

Bence etkileşimli tahtalarda iki işletim sistemi birden bulundurmanın pratikte hiç faydası yok. İlk sırada hangisi varsa o kullanılıyorsa, ikinciyi açmak için mutlaka kilitli kasayı açıp klavye takmak gerekiyorsa ikinci işletim sisteminin diskte yer kaplamasının ne anlamı var?

Çocuklarımızın üniversiteye kadar bütün eğitim hayatlarında karşılarında duracak tahtada Windows'u görmek zorunda olmaları berbat bir durum bence. Bu tahtalarda tek işletim sistemi olacaksa o Linux olmalı (hangisi olursa olsun windowstan iyidir), iki işletim sistemi olacaksa mutlaka varsayılan olarak Linux'tan açılmalıdır.

1 Temmuz 2012 Pazar

Pardus Danışma Kurulu ilk toplantısı

29 Haziran'da ULAKBİM'de Pardus Danışma Kurulu toplantısı yapıldı. Toplantıya Mustafa Akgül (STK temsilcisi), Doruk Fişek (çözüm ortakları temsilcisi), Sezai Yeniay (topluluk temsilcisi), Abdullah Arslan (kamu kurumları temsilcisi) ve ben (üniversite temsilcisi) olarak katıldık. Ahmet Kaplan ve Abdullah Erol TÜBİTAK'ı temsilen oradaydılar. Geliştirici temsilciliği konusunda oluşan anlaşmazlık yüzünden bu toplantıya mahsus geliştirici temsilcisinin masada olmamasına karar verildi. Nihat Karslı, Türker Gülüm, Cavit Vural ve Erdinç Gültekin dinleyici olarak salonda bulundular.

Toplantı ULAKBİM müdürü Ahmet Kaplan'ın yaptığı konuşmayla başladı. Ahmet hoca özgürlükiçin forumlarını yakından takip ettiklerini söyledi. Benim toplantıdan bir gün önce yazdığım Pardus'ta pisi yerine deb paketleri kullanılmasını şöyle açıkladı: Vestel ile yapılan çalışmalar sonunda etkileşimli tahtalara kurulan Pardus'larda donma ve çakılma sorunları yaşanmış. Bir buçuk ay kadar uğraşılmasına rağmen sorunların hepsinin üzerinden gelinememiş. Tahtaların bu halleriyle dağıtılması mümkün olmadığından son bir çare olarak debian kurulmuş. Debian zaten her platformda çalıştığı için tahtada yaşanan sorunlar da çözülmüş doğal olarak. Daha sonra Pardus araçlarından taşınabilecek olanları taşımışlar.Yaklaşık 85000 tahta bu şekilde okullara dağıtılmış. Toplam sayının 650000 olması planlanıyormuş. Bundan sonra yapılacak ihalelerde sadece bu yeni Pardus'un kullanılması planlanıyormuş. Bir büyük haber olarak da MSB ile 3 yıllık bakım sözleşmesi yapıldığını ve bir kaç ay içinde Kurumsal 3'ün bütün MSB bünyesinde kullanılmaya başlanacağını söyledi. Ayrıca SGK'nın da Pardus'a geçmek yönünde bir talebi olduğunu söyledi.

Bu açıklamaları Mustafa hoca, Doruk, Sezai ve ben yeterli bulmadık elbette. Bir sorun eğer debian üzerinde çözülebiliyorsa mutlaka Pardus üzerinde de çözülebilirdi diye özetlenebilecek itirazlarımız oldu. Hatta benim 'bu sorunlu tahtalardan birini verin 1 ayda sorununu çözüp getireyim' dememin ardından Doruk'ta benzer bir teklif yaptı. Ama hepimizin bildiği gibi tahtalar memleketin her tarafına dağıtılmış durumda. Hatta MSB ile yapılan anlaşma da bu yeni Pardus üzerinden yapılmış.

Toplantının bundan sonraki kısmında pisi mi deb mi diye konuşmak yerine TÜBİTAK bilim kurulunda görüşülmesinin ardından resmileşecek olan Danışma Kurulu'nun yetki ve sorumlulukları hakkında konuştuk. Yukarıda adı geçen grubun isteği özetle şöyle: 'TÜBİTAK'ın yürürlükte olan anlaşmalarına ters düşmemek kaydıyla Pardus'un tüm sürümleri üzerinde nihai kararları Danışma Kurulu alır.' Eğer TÜBİTAK danışma kuruluna bu yetkiyi vermeyecekse kararları kendi alacak demektir, bizim onayımıza da ihtiyacı olmadığından kurulun bir anlamı olmayacaktır. Bu yetkiyi kullanacağımız belli olduktan sonra Pardus'un devamı ile ilgili konuşmak işe yarayacaktır. İşin doğrusu katılımcıların itiraz edecekleri çokça nokta olmasına rağmen bunları konuşmayı kurulun çerçevesinin belirlenmesinin arkasına bırakmak kolay olmadı.

Madem bir sorunun üzerinden Pardus'la gelinemedi ve Debian kuruldu (bu konudaki itirazımı yukarı yazmıştım), keşke Pardus'un geleceğini ve yapısını etkileyen paket yönetim sistemini değiştirecek karar alınmasaydı da (ben bunun da yapılabileceğini düşünüyorum ama bu haliyle değil elbette) 'F@tih Projesinde Debian kullanılacak' denseydi gibi itirazları konuşmak için bu konuşulacakların bir etkisinin olması lazım diye düşünerek gündemi kurulun yapısıyla sınırlı tutmaya çalıştık.

Pardus'un yarını çalıştayında alınan kararların ardında durması TÜBİTAK için en iyisi olacaktır. TÜBİTAK'ın neredeyse tüm paydaşların temsilcilerinden oluşacak Danışma Kuruluna gerekli yetkiyi cesaretle vermesini ve ortak aklı kullanmasını diliyorum.

28 Haziran 2012 Perşembe

Etkileşimli tahtalarda Pardus logolu Debian var

Dün özgürlükiçin forumlarında okuduğum konu doğru mu diye gidip yerinde gördüm. Çanakkale'ye bir buçuk ay önce gönderilmiş olan etkileşimli tahtalardan birine gidip kendim baktım.


Tahtalardaki bilgisayarlar Windows'un önyükleyicisiyle açılıyor. Ardından gelen grub menüsünde Pardus var. Grafik ekranı ilk gördüğümde konuşulanların doğru olduğunu anladım. Firefox yerine Debian'dan tanıdığımız iceweasel vardı. Yine de sizlere göstermek için yukarıdaki ekran görüntüsünü aldım. Masaüstünde Pardus logosunun dışında bir değişiklik yapılmadan doğrudan debian alınmış gibiydi. O nedenle yapılan çalışmaların kodları nerede diye sormak mantıklı gelmiyor bana. Yapılan bir çalışma yok denebilir, logoyu eklemek sayılmazsa tabi.

Pardus'tan pisi'yi ve dolayısıyla comar'ı çıkarınca onları kullanan diğer yönetici ailesinin de kullanılması mümkün olmuyor. Bunların dışında devam ettirilebilecek bir şey var mı, yoksa bu kendi başına bir problem değil mi sorularının cevapları üzerinde de düşünülmesi lazım.

Yarın Pardus danışma kurulu ilk toplantısını yapmadan hepimizin bunu öğrendiği iyi oldu diye düşünüyorum.

27 Haziran 2012 Çarşamba

FATİH Projesi Bilgi ve İletişim Teknolojileri Çağrı Programı

Bugüne kadar TÜBİTAK proje desteklerinde bir genel çerçeve belirliyor (araştırma projesi, kamu projesi gibi) ve araştırmacıların kendi fikirleriyle başvurmasını istiyordu. Gelen başvurular hakemlerce değerlendiriliyor ve belli miktarlarda destekler veriliyordu. Öncelikli Alanlar Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı ile birlikte başka bir yol denenenmeye çalışılıyor; TÜBİTAK öncelikli gördüğü alanları ve bu alanlar üzerinde hangi konularda projeleri destekleyeceğini açıklayarak doğrudan bu konularda gelecek projeleri destekleyecek.

Bu yazıyı yazarken açık olduğu görülen proje konuları enerji, bor, gıda ve bilgi teknolojileri idi. 25 haziran günü Ankara TÜBİTAK merkez binada bu proje çağrıları hakkında bir bilgilendirme günü düzenlendi. Ben bilgi teknolojileri kapsamında proje çağrısına çıkılan Fatih Projesi hakkında neler istendiğini dinlemek için Ankara'ya gittim. F@tih Projesi ülkemizin geleceğini temelden etkileyecek, değiştirecek bir ulusal proje olduğundan hem proje kapsamında neler yapıldığını hem de 1003 projeleri kapsamında nasıl projeler beklendiğini öğrenmek istedim.

Ülkemizin tüm eğitim sistemini değiştirecek bir proje olan F@tih hakkında herkesin olduğu gibi benim de aklıma takılan, uygun görmediğim taraflar mevcut ama bu yazıyı kendi eleştirilerim yerine proje bilgilendirme gününe ışık tutsun diye yazıyorum.  Detaylar yukarıdaki bağlantılarda ayrıntılı olarak mevcut ama ben kendi aldığım notlardan bağlantıda bulunmayanları buraya aktarayım belki katılamayanlar için fikir verir.
  • TÜBİTAK bu proje çağrısında kurumların birlikte çalışmasına büyük önem veriyor.  Üniversitelerin firmalarla işbirliği yapması ve ortaya mutlaka ürün çıkması isteniyor.
  • Yeni kurulan üniversitelere öncelik verilmesi planlanıyor.
  • Proje çağrısı kapsamında hazırlanacak tekliflerde iki önemli kriter olduğu altı çizilerek vurgulandı. Yüksek bant genişliği isteyen proje tekliflerine ve okulların WAN bağımlılığını arttıran uygulamalara sıcak bakılmadığı söylendi.
  • Fatih kapsamında satın alınacak tabletlerin yerli üretim olmasını istedikleri ve sonuçta 2 firmadan tablet alımı yapılacağı söylendi.
  • Tablet alımının bu yıl kısıtlı miktarda yapılacağı, gelecek yıl tüm ülkeyi kapsayacak ihalenin gerçekleştirileceği söylendi.
  • Özel eğitim gerektiren öğrencilere yönelik uygulamalara duyulan ihtiyaç vurgulandı.
  • Fatih kapsamında arama motorlarına duyulan ihtiyaç anlatıldı. Yapılan aramaların mümkün olduğunca dikey (önce okulda, sonra bölge merkezinde, daha sonra merkezde) arama yapmasını istediklerini söylediler.
  • Kablosuz erişim noktaları için yönetim yazılımı isteniyor.
  • Tabletlerde ve etkileşimli tahtalarda kamera olmayacak. Öğretmenlerin tabletlerinde kamera olacak. Yazılacak uygulamalarda buna dikkat edilmesi lazım.
  • Ben tahta ve tabletlerde hangi işletim sistemleri olacağını sordum. Etkileşimli tahtada mutlaka Pardus olacağı, Windows'un belki olabileceği söylendi. "Yazacağınız uygulamalar mutlaka bu iki işletim sisteminde de çalışmalı" diye özellikle vurgulandı.
  • Tabletler üzerinde deneme süresince Android ve Windows olacağı, daha pardus'un tablet sürümü hazırlanınca onun da tabletler üzerinde koşmasını planladıklarını söylediler.
  • Proje çağrısında başvurulacak alanların sınırları çok katı çizilmiş gibi görünse de bunların dışında gelecek parlak fikirlere de açık olduklarını söylediler.
  • Tabletlerde 3G modemler olması konusunda görüşmelerin olacağından bahsedildi.

19 Nisan 2012 Perşembe

Pardus Danışma Kurulu Ne Durumda?

23-24 Mart tarihlerinde gerçekleştirilen Pardus'un Yarını Çalıştay'ının üzerinden neredeyse bir ay geçti. Çalıştay'ın ardından konuluşanlar detaylı olarak yazmıştım [1], [2], [3].  Geçtiğimiz haftasonu Türkiye'deki bütün üniversiteleri internete bağlayan kurum olan ULAKBİM'in bu yıl 6.sını düzenlediği bir çalıştay düzenlendi. Aynı zamanda ULAKBİM'in de başkanı olan Ahmet Kaplan ile danışma kurulu başta olmak üzere Pardus genelinde konuları konuşma fırsatım oldu. Pardus'la ilgili gelişmeleri proje yöneticisinin kendi blogunda yazmasının en doğrusu olduğunu düşünüyorum ama ben yine kendi gördüklerimi yazayım.
  • Pardus projesinin ULAKBİM'e geçişinin evrak işleri ancak geçen hafta tamamlanabilmiş. Ahmet hoca bahsi geçen danışma kurulunun resmiyet kazanabilmesi için yazışmaları başlattığını ve bu ayın sonuna yetiştirilmesini hedeflediğini söyledi.
  • Pardus kullanan en büyük kurum olarak her yerde söylenen MSB bir süredir destek alamadığı TÜBİTAK ile sözleşme yenilemek istiyormuş. F@tih projesinde etkileşimli tahtalarda Pardus kullanılacağı zaten konuşuluyordu, MEB de bir protokolle bu birlikteliği başlatmak istiyormuş. Ahmet hoca başka kamu kurumlarının da göç planları yaptığını, görüşmelerin sürdüğünü söyledi. 
  • Bu hareketlilik Pardus'un rafa kaldırılmayacağını göstermesi açısından ümit verici ama projenin geliştiricisinin bulunmadığı gerçeği de aklımızın bir köşesinde duruyor. Ankara'da çalışacak yeni geliştiricilerin işe alınacağını söyledi Ahmet hoca ama zamanla ilgili bir konu konuşulmadı.
  • Beni çok şaşırtan konulardan biri çalıştayda tahmin edemeyeceğim kadar fazla kişinin Pardus'a göç hakkında soru sorması oldu. Üniversitelerin önemli bir kısmı olan bitenden haberdar değil ve hala şaşırtıcı bir heyecan var Pardus konusunda. Mevzuyu takip edenlerin hemen hepsi bu projenin ülke yararına devam etmesini temenni ediyor.
  • Danışma kurulu temsilcilerinin seçimleri konusu kimse için net değil işin doğrusu. STK'ların ve iş ortaklarının seçimleri işini Doruk Fişek organize edeceğini söylemişti. Bu kurul için bir üniversite temsilcisi seçilmesi gerektiği çalıştayda bir toplatı öncesi duyuruldu. Ben de bu sürecin içinde yeralmak istediğimi söyledim. İtiraz eden olmadığı gibi başka aday da çıkmadı. Tübitak çalışanı geliştirici kaldı mı bilemiyorum ama o kadronun seçimi işin en kolay tarafıdır herhalde. Maaşlı çalışmayan geliştiricilerden (var mı hala böyle birileri bilemiyorum ama) bir temsilci nasıl seçilecek bilemiyorum doğrusu. Kamu temsilcisi için de görüşmelerin sürdüğünü duyduk. TÜBİTAK danışma kurulunun resmileştiğini duyurduğunda bu temsilcilerin seçilmiş olmasının işleri hızlandıracağı hepimizin malumudur.
Camia (ben de dahil) Pardus'un devam edeceğine inanmak için bir şeyler duymak değil görmek istiyor. Geçirdiğimiz bu bulanık dönem sona erecek mi, nasıl erecek birlikte göreceğiz.

27 Mart 2012 Salı

Pardus Kullanıcıları Derneği davası ne durumda?

Pardus kullanıcılarının önemli bir kısmının hatırlamadığı bu davadan bahsedeyim önce. 26 Haziran 2008'de (yani neredeyse 4 yıl önce) Pardus Kullanıcıları Derneği kuruldu. O dönemde TÜBİTAK resmi topluluk sayfası olarak özgürlükiçin.com'u destekliyordu. Kullanıcıların kendi insiyatifleriyle kurdukları bu derneğin logosu yanda da gördüğünüz gibi Pardus'un logosunun ve bir penguenin birleşiminden oluşuyordu. Ben de derneği ilk duyduğumda konu hakkında blog'da yazmıştım.

Konu tahmin ettiğimiz gibi gelişmedi. Proje yöneticisi günlüğünde aşağıdaki ifadeleri TÜBİTAK Hukuk Müşavirliği'nin duyurusu olarak yazmıştı.
Pardus Kullanıcıları Derneği adı altında faaliyet gösteren kişi ve kuruluşların Pardus sisteminin yaratıcısı olan TÜBİTAK-UEKAE ve TÜBİTAK-UEKAE çalışanları ile hiçbir fiili veya hukuki ilişkisi veya işbirliği bulunmamaktadır.  556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve meri mevzuat hükümleri çerçevesinde doğabilecek olası hukuki ihtilaflara mahal vermemek adına bu tür oluşumlar ve bu oluşumlar altında Pardus markası kullanılmak suretiyle yürütülecek faaliyetler öncesinde TÜBITAK-UEKAE'den izin alınması gerekmektedir.  Aksi durumda ilgili kişiler hakkında cezai ve hukuki süreçlerin başlatılması yoluna gidilecektir.
TÜBİTAK-UEKAE'nın izni dışında kurulan oluşumlardan ve bu oluşumların yürütmüş olduğu hiçbir faaliyetten TÜBİTAK-UEKAE sorumlu tutulamaz.

Kamunun bilgisine saygı ile arz olunur.
Beklenmedik bu çıkış karşısında PKD başkanı Av. Nihat Karslı bir röportajda "Suçum Pardus’u sevmekse cezamı idam isterim!" demişti. TÜBİTAK derneğin logosunun yarısında bulunan Pardus logosunun kaldırılması ve Pardus isminin kullanılmaması için dava açtı. Mahkeme logodaki pardus logosunun kaldırılmasına hükmederken pardus isminin kullanılması konusunda derneği haklı buldu. Her iki taraf da kendi adına temyize başvurdu. Dava hala Yargıtay'da incelenmeyi bekliyor.

Bu davayı açanlar Linux Kullanıcıları Derneği kurulurken Linus Torvarlds'tan izin mi alındı ki şimdi bizden izin alınmasını istiyoruz diye düşünseler bu konuyu hiç açmazlardı sanırım. Ayrıca Pardus Nakliyat gibi firmalar konusunda hiç bir şey yapılmazken bu dava proje yönetimiyle topluluğun bir bölümü arasında ciddi problemlere yol açtı. TÜBİTAK'ın desteklediği özgürlükiçin.com ile TÜBİTAK'ın dava ettiği pardus-linux.org arasında yıllarca süren düşman kardeşler durumu TÜBİTAK'ın özgürlükiçin tayfasından da desteğini çekmesiyle değişmeye başladı. Topluluklar kendi başlarına kalınca aslında düşman olunacak birşey olmadığını görerek hızlıca birlikte hareket etmeye başladılar. Birlikte edergiler çıkardılar, haberler yaptılar. Ama bu birliktelik tam da ortada bir Pardus kalmadığı zamana denk geldi. Şimdi topluluklar birlikte çalışabiliyor ama Pardus yok ortada. Tam; yağ olsa un olmaz, un olsa yağ olmaz durumu :(

Pardus yönetiminin değiştiği bu dönemde topluluğa güven verilmek isteniyorsa PKD ile karşılıklı anlaşılarak bu davanın düşürülmesinin sağlanması yerinde bir adım olacaktır. Dava hangi taraf lehine sonuçlanırsa sonuçlansın kazananın olmayacağı bir konuma gelinmiş durumda. Pardus'un Geleceği Çalıştayı'nda konuşulan konulardan biri de bu konuydu ve proje yöneticisi Ahmet Kaplan bu konuya çok sıcak yaklaştı. Umarım ivedilikle hareket edilerek Pardus bu acayip durumdan kurtarılır.

25 Mart 2012 Pazar

Pardus'un Yarını Çalıştayının ardından - 3

İkinci gün sadece öğleye kadar süren çalıştayda iki oturum yapıldı. Bunlardan ilkinde daha önce üzerinde konuşulan sorunlar için katılımcıların önerileri alındı. Herkesin üzerinde anlaştığı bir şey varsa o da Pardus'un marka değeri düşünülerek TÜBİTAK'ın Pardus'un arkasında durması gerektiği ama yönetim konusunda ne kadar uzaklaşabilirse o kadar iyi olacağı idi.

Projenin tamamen TÜBİTAK tarafından yürütüldüğü dönemde bile ne kadar kullandırılabildiği ortada iken sadece topluluk tarafından geliştirilen bir dağıtımın nasıl bir kitleye kullandırılabileceği tahmin etmek zor değil. TÜBİTAK'ın yönetimine karışmaması ama finansman sağlaması da hem hizmet alımı yoluyla, hem topluluğa katılımcılık sağlamakla, hem de projelere destek sağlanması yoluyla yapılabilir. Yeni yönetim bu üç yolu da destekler yönde açıklamalar yaptı.

Yetkiler TÜBİTAK tarafından kullanılmayacaksa kimler tarafından kullanılacak sorusu üzerinde tartışıldı uzunca bir süre. Bunun için bir kurul oluşturulması ve kararları bu kurulun alması fikrine herkes sıcak baktı. Aşağıda bu kurula kimlerin katılması kararlaştırıldığı bilgisi var. Üzerinde tartışma yaşanan tek konu kurulda yer alacak geliştirici sayısı oldu. Benim teklifim üzerine biri TÜBİTAK çalışanı olmayan geliştiricinin bu kurula girmesi konusunda anlaşıldı. Hakan Uygun kurulda hiç geliştirici yer almamasını önerdiyse de çoğunluk kararıyla biri kurum çalışanı olmak üzere iki geliştiricinin bulunması, karar alma aşamasında oylarda eşitlik olması halinde proje yöneticisinin oyunun çift oy sayılması benimsendi. Kurul üyelerinin nereyi temsil ediliyorlarsa orası tarafından seçilmesi üzerinde de anlaşıldı.
Ben bu kurulun kurulmasını ve karar alma mevkiinde Pardus proje yöneticisinin amiri olmadığı birilerinin bulunmasını ve onların çoğunluk oluşturmasını çok önemsiyorum. Bir önceki blog girdisinde bu konuda yazdığım yazıya sayın Tekman'ın yaptığı yorumları okumak isteyebilirsiniz. Oluşturulacak bu kurulun şeffaf olması ve ilk görev olarak kurulun çalışma esaslarını ve yapısını belirlemesi kararlaştırıldı.

Son oturumda ise bütün katılımcılar bir aradayken bir ortak bildiri yazmaya çalıştık. En iyi bilgisayar kullananımız olarak Doruk Fişek klavye başına geçti. Hazırlanacak bildirinin basına da verilebileceği hesaba katılarak mümkün olan en kısa halde yazmaya çalıştık. Üzerinde çoğunluğun anlaşamadığı konuları 'bu konu tartışıldı ama mutabakat sağlanamadı' şeklinde yazmadık. Biz hazırladığımız metnin üzerinden tekrar geçilir ve öyle yayınlanır diyorduk ama gördüğünüz gibi aynen yayınlandı. Elbette daha iyi bir metin hazırlanabilirdi ama bir buçuk günde böyle kapsamlı bir konuyu, endişeli ve daha önce bir araya gelmemiş taraflar olarak ancak bu kadar toparlayabildik.

Özet olarak: TÜBİTAK Pardus'un kurumsal sürümünü kendi sürdürecek, bireysel sürüm için ise topluluk, firmalar ve projelere destek olacak.

Yazdığım bu üç yazıdan sonra hakkımda 'bir toplantıya gitti, anlatılan her şeye inandı' diye düşünenler olacaktır. Ben ilk yazıda da belirttiğim gibi Pardus anasayfasında yarım sayfalık bildiriyi okuyanlara orada neler olduğunu olabildiğinde ayrıntılı yazmak istedim. Vaat edilen her şeyin olacağına inanmak için gelişmeleri görmek ve ona göre karar vermek gerekecek. Yıllarca bir mail adresini vermeyen bir projeden inandırıcılık için sağlam şeyler görmek gerekiyor.

Belki de en önemli soru olan eski yönetimin küstürdüğü geliştiriciler ve yeni yönetim döneminde ayrılan geliştiricilerden sonra bu projenin devam etmesi için yeterli insan gücü ve motivasyon kaldı mı sorusunun cevabını zamanla hep birlikte göreceğiz.

Pardus'un Yarını Çalıştayının ardından - 2

Öğleden sonra oturumu tamamen 'sorun belirleme çalışması'na ayrılmıştı. TÜSSİDE'de her yapılan etkinlik için uygulanan; herkesin post-it'lere başlıklar yazması ve sonra bunların değerlendirilmesi yöntemini uygulamayı denediler. İki yıl önce yapılan Pardus Zirvesinde de aynı acayip şey denenmişti. Sorunları daha önce forumlarda, bloglarda, bugzilla'da o kadar çok yazmış, o kadar farklı yerde konuşmuştuk ki bu öneriye büyük direnç gösterdik. Yaklaşık bir saat süren bir inatlaşmanın sonunda Ahmet hocanın müdahalesiyle bu badireyi atlattık. Bunun ardından Pardus hakkında sorun olarak dile getirilen konuları 1 ile 5 arasında değerlendirmemiz istendi. Aşağıda salonda yapılan değerlendirme sonuçlarının bir görüntüsü var.
Projenin en önemli sorununun 'başarısız proje yönetimi' olarak çıkmasına şaşırmadım ben. Nasıl takım kazandığında teknik direktör omuzlarda taşınıyorsa, kaybedince onun başarısız sayılması işin doğası zaten.

PiSi paket yönetim sistemi projenin en çok eleştiri aldığı konulardan bir diğeri oldu. Diğer dağıtımların çoktan çözdükleri sorunları yeniden çözmeye çalışmak elimizdeki sınırlı kaynağın gereksiz yere harcanması oluyor yönünde uzunca konuşuldu. İşin doğrusu deb ve rpm'nin yapamadığı neyi pisi yapıyor (veya daha iyi yapıyor) ve bunun için harcanan emeğe değiyor mu soruları tatmin edici cevaplar da verilemedi. Özellikle Pardus ve Ubuntu depoları arasında muazzam büyüklük farkı ne zaman kapanır, kapanmamasına karşılık önde olduğumuz hangi konu var en çok dile getirilen konulardı. Maddog her söz alışında emeği boşa harcamayın uyarısında bulundu. Pardus'u sürdürmek yerine bir başka dağıtıma destek olmak, onu daha iyi hale getirip kendimiz de kullanmak önerisi getirilmesine rağmen yandaş bulamadı.

Sorunlarla ilgili konuşmaların arasında Ahmet hocaya Kurumsal ve Bireysel sürümlerin akibetinin ne olacağı da soruldu. TÜBİTAK'ın yaptığı sözleşmeler gereği Kurumsal sürümün mutlaka devam edeceğini hepimiz zaten tahmin ediyorduk. Ahmet hoca bireysel sürümü de devam ettirmek istediklerini ama bunu önceden devam eden yöntemle yapmak istemediklerini söyledi. Yapılacak işlerin bir kısmını topluluğa, bir kısmını da özgür yazılım şirketlerine yaptırabileceklerini söyledi. Zamanında Erkan Tekman'la da konuştuğumuz TÜBİTAK'ın özgür yazılım projelerine destek olması konusunu Ahmet Kaplan'a da sordum ve bu konu üzerine çalıştığını hatta işlemlerin imza aşamasına geldiğini söyledi. Bu konu hakkında daha uzun yazacağım.

Hepimiz gibi Ahmet Kaplan da proje ile ilgili yapılması, değiştirilmesi gereken çok şey olduğunun farkında. Onun aklından geçenler bizimkilerle aynı mı, onu yakında göreceğiz elbette ama kendisinin söylediklerini maddeler halinde şöyle not aldım:

  • TÜBİTAK özgür yazılımlara desteğini arttırarak devam ettirmek istiyor.
  • Pardus projesinin çok daha yetkin hale getirilmesi ve paket sayısının arttırılması hedefleniyor.
  • Türkçe desteğini en iyi sağlayan işletim sisteminin Pardus olması hedefleniyor.
  • Donanım sürücüsü problemlerinin en aza indirgenmesi planlanıyor. Bunun için bir genelge ile kamunun donanım alımlarında linux sürücüsünün sağlanmasının zorunlu olması konuşuldu.
  • Pardus'un sadece masaüstü kullanıcıları hedefleyen bir ürün olması yerine, sunucu, sanallaştırma ve bulut teknolojisi gibi konulara da eğilmesinin önemli olduğu düşünülüyor.
Pardus ile ilgili eleştirilerin en öne çıkanı karar süreçlerine dışarıdan katkı alınmamasıydı. Yeni yönetim elindeki yetkleri sonuç bildirisinde de yazılan bir kurul ile paylaşmak ve bir ortak akılla hareket etmek istediğini beyan etti. Bu çabayı çok önemli buluyorum. Camia Zirvesinde de adı geçen ama uygulamaya geçmeyen PATİK tamamen TÜBİTAK çalışanlarından oluşuyor ve pratikte bir yetki devri içermiyordu. Bu konu hakkında bir sonraki yazımda daha fazla şey yazacağım.

Konuşulan bir diğer konu da Pardus bilgisinin yeterliliğini gösteren bir sertifika verilmesi ve Pardus eğitimi konusuydu. Bu konuda da yeni bir sertifika icat etmek yerine belki lpi sertifikasının kullanılabileceği konuşuldu ama paramız yurt dışına gidecekse olmasın diyenler de oldu. Yeni bir eğitim programı hazırlanması beraberinde eğitimcilerin eğitimi ve müfredat hazırlığı gibi ek konuları da getiriyor elbette.

Birinci gün bittiğinde hepimizin aklında Pardus'un bitmediği vardı ama nasıl devam edeceğini de tam anlayamamıştık. Bütün akşam farklı gruplar halinde n'olacak bu Pardus'un hali diye konuştuk.

Pardus'un Yarını Çalıştayının ardından - 1

Çoğumuzun merakla beklediği Pardus'un Yarını Çalıştayı yaklaşık 30 kişinin katılımıyla Gebze'de düzenlendi. Çalıştayın hemen ardından bir sonuç metni yayınlandı. Bu metin aylardır geliştirilmesi durmuş, yönetimi değişmiş, geliştiricilerinin büyük çoğunluğu ayrılmış olan Pardus'la ilgili merak edilen tüm sorulara cevap olmadı. Zaten bu kadar kısa bir metinden bunu da beklememek lazımdı bence. Toplantıya katılmayanlar için olan biteni aldığım notlardan özetleyeyim istiyorum. Daha sonra kendi yorumlarımı içeren bir yazı da yazacağım. Olanları hikayeleştirmekten çok aldığım notları paylaşacağım bu yazıda.

Öncelikle katılımdan başlayayım. Yakın zamanda ayrılmış TÜBİTAK çalışanlarından Onur Küçük ve Fatih Aşıcı, Özgür Yazılım A.Ş.'den Doruk Fişek ve Hakan Uygun, Ünivesitelerden Mustafa Akgül, Mustafa Karakaplan, Hüseyin Yüce ve ben, Özgürlükiçin'den Sezai Yeniay ve Zeki Bildirici, Endersys'den İsmail Yenigül ve Barış Şimşek, camiadan tanıdığımız Ali Vardar, Nihat Karslı ve Hakan Hamurcu, halen TÜBİTAK çalışanı olan Fatih Arslan, Bertan Gündoğdu, Gökhan Özbulak ve Semen Cirit toplantıda vardı. Bunun yanında Pardus kullanan kurumlardan temsilciler ve benim bu listeyi yazarken aklıma gelmeyen ama sonradan o da vardı elbette diyeceğim birkaç kişi daha katıldı toplantıya.

Toplantı aynı zamanda ULAKBİM'in de müdürü olan Ahmet Kaplan'ın konuşmasıyla başladı. Hepimiz tavrının nasıl olacağını merak ediyorduk. Benim tahminimin çok üzerinde bir sahiplenmeyle konuştu Ahmet hoca. İlk olarak 'Pardus ölmedi, daha büyük bir ortamda yaşayacak' mesajını verdi. Pardus projesinin yerinin BİLGEM'den ULAKBİM'e taşındığını söyledi. Bu çalışmaların artık Ankara'da devam edeceği anlamına geliyor. Ahmet hoca toplantıya gelmeden önce A.Murat Eren'in camia'dan topladığı eleştirileri okuyup üzerinde çalışmış; hem orada yazanların hem de Öİ ve PLO forumlarındaki eleştirilerin değerlendirildiğini görmek güzeldi. Konuşma sırasında aldığım notlar arasında 'Pardus'un sadece bir işletim sistemi olmasının ötesinde diğer özgür yazılım projelerine öncülük edecek bir proje olmasının hedeflenmesi' ve 'F@tih Projesindeki etkileşimli tahtalarda iki işletim sisteminin birden olduğu, bazı tahtaların deneme aşamasında sadece Pardus içerecek şekilde üretildiği, göstereceği performansa bağlı olarak diğer tahtaların da öntanımlı olarak Pardus ile açılmasının gündemde olduğu' bilgileri de var. Bir diğer üzerinde çok durulan konu ise Türkçe desteğinin arttırılması ve Pardus'un en başarılı Türkçe desteği veren işletim sistemi olmasıydı. Bunun için kaynak yaratmak ve motivasyon sağlamak için yöntemler deneneceğinden bahsedildi. Yaygın etkisi daha büyük olacak bir konu olarak kamunun donanım alımlarında linux sürücüsünü aramasının zorunlu tutulması konuşuldu. Bu konuşma daha çok yeni yönetimin Pardus'a nasıl baktığının anlatılması şeklinde geçti.

İkinci konuşma bir önceki Pardus Zirve'sinde olduğu gibi Semen Cirit tarafından yapıldı. Semen sanki tarihinin en sıkıntılı döneminde bir projeden bahsetmiyormuş gibi organizasyon şemaları falan gösterdi. Mutfak depo gibi benim hiç duymadığım terimleri kullanıp kimse için bir anlamı olmayan bir sunum yaptı. Proje hakkındaki 'düşündük, planladık, anlaştık' denilen şeylerin bazılarını ilk defa bu sunumda duydum. Çay arasında bunu söylediğimde aldığım cevaplar kesinlikle tatmin edici değildi. Karar alma süreçlerinin bu kadar kapalı olduğu, kararların bir kısmının diğer geliştiricilere tebliğ dahi edilmediği bir özgür yazılım projesinin sorun yaşaması kaçınılmazdı zaten. Bu kadar ayakları yere basmayan, projenin durumuyla ilgisi olmayan bir sunum keşke yapılmasaydı. Tamamen vakit kaybı oldu.

Üçüncü konuşmada Jon 'Maddog' Hall hepimizin bildiği şeylerle başladığı konuşmasının ilerleyen bölümlerinde diğer ülkelerdeki tecrübelerini paylaştı. İşbirliğinin ve birlikte çalışmanın öğretilebilir şeyler olduğundan ve bilgisayarların düzgün çalışmamasından dolayı oluşan kayıplardan bahsetti. Lisans bedellerine verilecek paralarla ne kadar mühendis çalıştırılabileceğine dikkat çekti. Bağışlanan yazılımların aslında bedava olmadıklarını, parasız verilen ilk uyuşturucu gibi olduklarını anlattı. Markaya bağımlı yapılan işlerin ne kadar kısa sürede temelsiz kalabileceğini dramatik örneklerle gösterdi. Pardus özelinde projenin hedefinin iyi belirlenmesi gerektiğini, başka dağıtımların daha önce çözdüğü şeyleri yeniden çözmek yerine ihtiyaç duyulan şeylerin yapılmasına yönenilmesini önerdi. Debian veya başka bir dağıtımın paket yönetim sistemini kullanıp kendi teknolojilerini geliştirmeye odaklanmanın da bir yöntem olduğunun çokça üzerinde durdu.

Öğleden sonra yapılan sorun belirleme çalışmasıyla ilgili ikinci bir yazı yazacağım.

hoşçakal kardeşim deniz

Nerelisin sorusuna Ankaralıyım demeye utanacak kadar çok zaman Çanakkale'de yaşadım. Hiç kimseyi tanımadan geldiğim bu şehirde harika in...