24 Haziran 2026 Çarşamba

IPv6 konusunda ne durumdayız

Geçen gün e-devlet uygulamasına yeni bir bilgisayardan bağlandığımda gelen bildirim e-postasındaki IP adresi beni 20 yıl önceye götürdü. İlk çevirdiğim belgelerden biri olan IPv6 NASIL'ı yaklaşık 20 yıl önce çevirmiştim. Sonrasında diğer IPv6 belgelerini de çevirdim, çalıştığım üniversitenin IPv6 tahsisi işlemlerini yaptım, yönettiğim sunucuları bu yeni adreslerden de hizmet verecek hale getirdim. Konuyla ilgilenenler olarak önce IPv6 Görev Gücü adı altında toplandık, sonrasında iki ulusal IPv6 konferansı düzenledik.

TÜBİTAK destekli Ulusal IPv6 Protokol Altyapısı Tasarımı ve Geçişi Projesinin yürütücülerinden biri oldum ve iki yıl boyunca hem IPv6 destekli uygulamalar geliştirdik hem de IPv4'ten IPv6'ya geçişin nasıl olacağını planladık. 2010 yılı biterken Kamu Kurum ve Kuruluşları için IPv6'ya Geçiş Planı başlıklı bir Başbakanlık genelgesi yayınlandı ve kurumlara 3 yıl içinde internet üzerinden verdikleri kamuya açık tüm hizmetleri IPv6’yı destekler hale getirme yükümlülüğü getirildi.

Elbette bu genelgeye uyan bir kurum olmadı. ULAKBİM'in teşvikleriyle bazı üniversiteler adres bloklarını almış olsalar da servislerini IPv6'dan erişilebilir hale getireni pek az oldu. Türkiye'de IPv6 için uğraştığımız kadar başka bir protokole ilgi gösterilmiş midir bilmiyorum ama biz bu adresleme sistemine geçilmesinde geç kalırsak bazı fırsatları kaçıracağımızdan çekiniyorduk (Çin olimpiyatları yayınlarken IPv6 kullandı diye pek heyecanlanmıştık diye hatırlıyorum). Önceden basit hazırlıklarla bu geçişi yapabileceğimizi biliyor ve geç kalmamız durumunda karşımıza çıkabilecek donanım ve lisans maliyetlerini ödemeyelim istiyorduk. Hem madem dünyanın da geçişe yeni başladığı bir dönemdeydik, neden öncülerden biri olmayacaktık?

IPv6 geçişinin genelgeyle bile yapılamaması aslında bana başka şeyler de öğretti. Ortada zorlayıcı teknik bir sorun yoksa kurumları dönüştürmek oldukça zor, hatta imkansız bir şey. İlerleyen yıllarda benzer bir geçememe denemesi de F klavye için yaşandı. Kamunun yeni alacağı klavyeleri F klavye olarak tercih etmesi, sonrasında ise elindeki Q klavyeleri de F klavyelerle değiştirmesi zorunlu kılınmıştı ve tahmin edeceğiniz gibi bugün bile kurumlar Q klavyeler satın alıyorlar.

Bugün IPv6 dünya genelinde kullanılan bir protokol durumunda. Türkiye'de de operatörler kullanıcılarına bu hizmeti veriyor. Yeniliğin ateşleyicisi olması beklenen (kim bekliyorsa bunu artık) üniversiteler çok hızlı girdikleri bu kulvarda maalesef gerideler ama ne gam!

Geriye dönüp bakınca bu kadar çabaladık ve çok az etkimiz oldu ama şimdi hayal ettiğimiz yere geldik diye görüyorum. Ülke için ciddi maliyetler de çıkartılmamış olsa gerek, yoksa duyardık bunu herhalde. O zaman bu çaba beyhude miydi? Geriye gidip 13 yıl önce ülkede Akgül'ün hep söylediği ifadeyle bir bilişim fırtınası estirsek, bir fark yaratabilir miydik diye kendime sorduğumda bugün bu soruya hayır diyemiyorum. Aslında bir dönem o kadar odağımızda olan bir konu olduğu için bir fırsatı kaçırdık demek geçiyor içimden ama ondan da emin olamıyorum. Ama hayat hep böyle değil mi? Yaptığın bir şeyi yapmasan, yapmadığın bir şeyi yapsan şimdi ne durumda olacağını bilemiyorsun.

[1] https://www.nyucel.com/2013/09/ipv6-gecis-fiyaskosu.html

4 Haziran 2026 Perşembe

karanfil elden ele - Hitchcock/Truffaut

Alfred Hitchcock neredeyse bütün filmlerini edebiyattan esinlenerek çekmiş bir yönetmen. Bir romanı/öyküyü hızlıca okuyup aklında kalan fikri senaryolaştırarak oluşturmuş filmlerini. Sanırım bütün sinema sevenler gibi benim de en sevdiğim yönetmenlerden biri.

Belki öncesinde filmlerinden gördüklerim olmuştur ama adını tv'de izlediğim Alfred Hitchcock Sunar ile öğrenmiş olmalıyım. Tonton bir amca olarak aklımda kalsa da daha sonraki yıllarda filmlerinden çok gerildiğimi hatırlıyorum. Şimdilerde, yönetmenler hakkında okuyup ne çektilerse baştan sona izlerken yani, Hitchcock'la ilgili bir kitap seçip okuyayım dedim. Birkaç filmini izlediğim Francois Truffaut'un Hitchcock ile uzun konuşmasının kitabının [1] övgüsünü çok dinlediğimden onu aldım.

Bir insanın başka birini bu kadar anlamış olması (her ne kadar her anlama bir yanlış anlama olsa da) gerçekten saygı uyandırıcı bir durum. Truffaut filmlerinin neredeyse tamamını, farklı gösterimleri de dahil izlemiş, notlar almış, üzerinde düşünmüş şekilde oturmuş Hitchcock'un karşısına. Biri Fransızca, diğeri İngilizce konuşan iki büyük yönetmen bir kadın çevirmen yardımıyla Hitchcock'un bütün filmleri ve sinema anlayışı hakkında uzunca konuşmuşlar. Hitchcock neredeyse sinemayla yaşıt olduğundan sinemanın sessiz dönemini, siyah beyaz dönemini, renkli filmleri, tv yıllarını yaşayarak öğrenmiş, çok başarılı bir yönetmen. Zamanla aklına gelen her şeyi denemiş ve nasılsa hepsinin de üstesinden gelmiş benzersiz bir sinemacı. Tek plan gibi görünen film de çekmiş, tek bir kayığın üstünde geçen film de. Neredeyse tamamında müzik olan filmi de var, hiç nota duymadığımız filmi de.

Truffaut sadece çok iyi bir hazırlık ve büyük bir saygıyla konuşmamış aynı zamanda çok iyi bir dinleyici de. Kate Murphy'nin "dikkatli bir dinleyici, konuşmanın kalitesini değiştirir" dediği [3] gibi Truffaut büyük bir zenginlik katmış röportaja. Her konuda anlaştıklarını söylemek de hatalı olur aslında, Truffaut bazı filmleri haftada iki kez izlemiş oluyor, bazılarını ise hiç görmemiş ama hakkında bilgi sahibi. Hitchcock bazı konuları içsel olarak biliyor. Pide ustasına kenarlara böyle bastırmanızın nedeni bu mu diye sorsanız cevap veremeyeceği gibi Truffaut için çok önemli gibi görünen şeyler Hitchcock için o kadar önemli olmayabiliyor.

İkisi de konuştukları konunun sinema olduğunun farkında, eleştiriler kişisel yapılmadığı gibi dinleyen de bunları kişisel almıyor. Bir yerde Truffaut eleştiriye cevap vermenin övgüye cevap vermekten daha kolay olduğunu biliyorum diyor.

Kitabı bitirince bir dilek hakkım olsa ve bu konuşmadaki Hitchcock veya Truffaut olma şansım verilse hangisi olmayı isterdim diye düşündüm. Belki soru şöyle de sorulabilir: birinin beni bu kadar iyi anlamasını mı, yoksa birini böyle anlamayı mı tercih ederdim? Soruyu böyle formüle edince ikinci seçeneği seçerdim herhalde. Anlaşılacak karmaşık bir tarafımın olmamasının da bunda etkisi vardır sanırım.

Yönetmen Kent Jones'un bu kitapla ilgili çektiği bir belgesel de var [2]. Wes Anderson, David Fincher, Martin Scorsese gibi yönetmenler hem kitap/röportaj hem de Hitchcock hakkındaki görüşlerini aktarıyorlar bu belgeselde. Böylece kitaplardan esinlenip filmler çeken bir yönetmenden etkilenen bir başka yönetmenin yaptığı röportajın kitabından esinlenen diğer bir yönetmenin çektiği belgeseli izlemiş oluyoruz.

Böyle karanfilin elden ele dolaştırılması daha önce karşılaşmadığımız bir şey de değil. Nazım'ın memleketimizden insan manzaralarının şiirini yazması, onun ölümünün ardından Hasan Hüseyin Kormazgil'in Haziran'da Ölmek Zor şiirini yazması, Grup Yorum'un bu şiiri bestelemesi, sizin bundan bahseden bu satırları okumanız gibi. 

1 Haziran 2026 Pazartesi

internet yerinde durmuyor

Dünyada daha çok vakit geçirdikçe telefon rehberimden eksilen insanların sayısı da artıyor. Bazılarıyla artık görüşmeyeceğimden emin olduğumdan, bazılarıyla ise görüşme imkanı kalmadığından siliyorum rehberden. Annemin numarasını bile silmiştim yıllar önce. Ne ben o numaraları arayabilirim ne de, olur da o numaradan bir çağrı gelirse açabilirim.

Mustafa Akgül'ün, Server Acim'in numarasını silmek bir hamlede yapılabilecek bir şey ama ya yazılarda onlara verdiğim bağlantılar! Uzun yıllar çalışan akgul.bilkent.edu.tr artık bulunamıyor elbette. Server hocanın sayfası da muhakkak çalışmıyordur. Ben üniversiteden emekli olduğum saat eposta adresim kapatılmıştı, onların sayfaları neden açık kalsın.

Bugün bloga baktım ve bu kadar linkin çalışmıyor olmasına çok şaşırdım işin doğrusu. Artık hayatta olmayan arkadaşlarımızın, hocalarımızın sayfalarının açık olmaması değil tek sorun. Kurumlar sayfalarının tasarımlarını yenilerken eskileri çoğunlukla siliyorlar. Tübitak'ta yıllarca gidip çalıştığım komisyonların izi kalmamış.

Yıllar içinde yazılım projelerin adları ve adresleri de değişti. Eski yazılarımda Pardus projesine uludag.org.tr bağlantılarını vermiştim çünkü adres buydu. Pardus'un svn depolarının ve bir tarihten önceki geçmişinin tamamen silinmesini saymıyorum bile.

Harici bir sayfadaki görsele verdiğim neredeyse bütün bağlantılar da kırık durumda. Birkaç sayfa var yirmi yıl ayakta kalmayı başaran; wikipedia, imdb, amazon. Belki hatırlayanlar vardır Google Plus diye bir adres vardı, o bile kapandı. Eski blog yazılarım sosyal medya diye bir şeyin olmadığı zamanlarda da yazıldığı için bugün hiç anlamı olmayan girdileri de içeriyor ama o zamanın linkleri ve görselleri olmayınca tamamen boş girdiler haline gelmişler. Onları sıradan gözden geçirip siliyorum veya nadiren güncelliyorum.

Bir zaman gelecek bu okuduğunuz satırlar da internetten silinecek. Bu bloga verilen bağlantılar, eğer varsa tabi, kırık duruma düşecek. Bunda hüzünlü bir durum yok aslında, kim sonsuza kadar yaşayacak ki zaten. Blogdan onlarca yazı sildim, belki sayı yüzleri bulabilir. Kimin umurunda bilmiyorum ama durum bu


 

IPv6 konusunda ne durumdayız

Geçen gün e-devlet uygulamasına yeni bir bilgisayardan bağlandığımda gelen bildirim e-postasındaki IP adresi beni 20 yıl önceye götürdü. İlk...