Zaman hakkında düşünmesi en zor kavramlardan biri. Üzerinde düşünmediğimizde bildiğimizi sandığımız ama nasıl oluyor da tek yöne akıyor açıklayamadığımız bir boyut zaman. Geçmişi hatırladığımızda bile filmi geri oynatır gibi hatırlamıyoruz, zaman yine bir andan başlayıp ileri doğru akıyor. Sinemada ve edebiyatta zaman akışını bozan, atlamalı sahnelerle bizi zamanda ileri geri taşıyan eserler olmasına rağmen onlar da olaylar bölümlerde hep ileri akıyor. Belki de gözümüzle hiç tecrübe etmediğimiz bir durum olduğu için hayal dünyamızda bile zaman nehrini tersine akıtamıyoruz.
Zamanda geri gitsek ne yapacağımız bambaşka bir konu, bana hiçbir şeyi düzeltemeyiz gibi geliyor işin doğrusu. Yapılacak hataların bir sınırı olmadığından eski bir yanlışı (ne demekse o artık) düzeltsem bile şimdi aklıma gelmeyen başka bir yanlışla onu telafi ederdim eminim. Bu hakkında çokça düşündüğüm ve yazdığım bir konu olduğundan yeniden aynı şeylerin üzerinden geçmek yerine geçmişi kendime ve başkalarına nasıl anlatıyorum hakkında yazmak istiyorum.
Wittgenstein başka bir bağlamda söylüyor ama insan başlangıcın öncesinden başlamak istiyor anlamaya ve anlatmaya. Olayları geriye doğru anlatabilseydim belki bir yerde durup artık burada konuyla bağlantı kopuyor diyebilirdim ama anlatmaya başlarken o noktayı seçmek genellikle zor oluyor. Her olayın öncesi ve ona neden olan gerekçeleri var. Eğer anlattığım kişiyle (olayla bağlantılı) bir geçmişim varsa oradan başlamak imkanı oluyor ama ya yoksa? Her konuya sanayi devriminden başlayarak bir fikir beyan etmek insanı kendine karşı bile çok sıkıcı biri haline getiriyor.
Günümüz sanatçısı için de Dostoyevski gibi olayları tarihsel sırasıyla anlatmak çok sıkıcı oluyordur herhalde. Bazı anlatılar da en baştan aranan şeyin söylenip sonrasında onun neden olduğu şeyleri göstermeye uygun da olmuyor. Örneğin Citizen Kane'de Rosebud'ın Kane'nin çocukluğundaki kızağının üzerinde yazdığını baştan bilsek bambaşka bir kurgu gerekirdi ve bu daha mı iyi olurdu emin değilim.
Beni zamanla ilgili yeniden düşündüren romanlar Alex Schulman'ın kitapları oldu. Schulman insanın olduğu kişi olmasını tetikleyen şeyleri bize her seferinde farklı bir kurguyla anlatıyor. Bir romanda anlatı iki koldan başlıyor; biri zamanda ileri doğru diğeri geriye akıyor. Bir diğerinde kahraman kendi çocukluğundaki evle günde (ama hep aynı günle) bir telefon görüşmesi yapabiliyor. Telefonu kim açarsa onunla konuşuyor. 17 Haziran'ın kendisi için neden önemli olduğunu romanın sonunda anlıyoruz ama okura kendi için böyle bir günü seçemeyeceğini de söylemiş oluyor. Zaten bir günün bizim için böyle önemli olduğunu bilsek kendimizle ilgili sorunun ve tabi onun nedeninin de farkında olurduk. Schulman'ın Türkçeye çevrilmiş üç romanı var, üçü de okuyana iyi ki okudum duygusunu verecek kitaplar.
Zamanda geri gitmek denildiğinde aklıma ilk gelen Metin Altıok'un dizeleri olmasına rağmen onun hakkında yazmadım: "Bir takvimi tersten açardık, / Eğer isteseydin." Yapılması mümkün tek zaman yolculuğu budur belki de.
[1] https://www.goodreads.com/book/show/59915572-hayatta-kalanlar