2 Kasım 2019 Cumartesi

Babaların ve oğulların hikayeleri: Kurdun Postu


2019 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü'nü kazanan Batuhan Aşıktoprak'ın altı hikayesinden oluşan Kurdun Postu [1] Varlık Yayınları tarafından okuyucu ile buluşturuldu. '94 doğumlu genç bir yazar Batuhan Aşıktoprak. Önünde kendini geliştirebileceği ve daha çok yazabileceği (umarım) uzun yılları var. Bir okuru olarak kitabını okuduktan sonra kısa bir değerlendirme yazısı yazmak istedim.

Yazar hikayenin konusu ne olursa olsun arka planda sorunlu bir baba-oğul ilişkisini anlatıyor bize. Hikayelerin kahramanlarının veya yan karakterlerinin babaları ile orunları var. Babalar eşlerinin yanında baskılanmış ama yine de tam annelerin istediği yere gelmemiş karakterler. Kitabın bir hikaye hariç tümünde arkaplanda böyle bir tema olması kitaba bir bütünlük kazandırıyor.

Bütün hikayelerin kahramanları, hangi konumda olurlarsa olsunlar aynı derinlikte düşünüyor ve konuşuyorlar. Bu bazı hikayecilerin tercih ettiği bir yol olsa da bence okuyucu için hikayelerin içine girmeyi zorlaştıran bir durum. Tek başına okunduğunda okuyucunun farkedemeyeceği bir şey olsa da hikayeleri bir arada okuyan okuyucu için (işin doğrusu benim için) başka türlü olmalıymış hissini uyandırıyor. Firuzan'ın Parasız Yatılı kitabı anlatmak istediğime çok güzel bir örnektir sanıyorum. Orada her kahraman aklının yettiğince düşünür, dilinin döndüğünce konuşur. Hikayeyi anlatanın o olduğuna kolayca inandırır sizi.

Anlatım tekniği olarak bir yenilik denememiş yazar. Ya her şeyi bilen, gören bir anlatıcıdan ya da olayı yaşayan kahramanın (buraya nasıl aktarıldığı bilinmeyen) birinci ağzından aktarılmış öyküler. Elbette her edebiyatçı yenilikler denemek zorunda değil. Şeklin içeriğin önüne geçmediği harika eserlerle dolu edebiyat tarihi.

Ben hikayeleri, romanları sonunda ne olacak diye değil de nasıl anlatılmış diye okurum. Batuhan Aşıktoprak'ın hikayelerinde son paragrafta veya son cümlede okuyucuyu hikayenin sonrasını (bazen öncesini) düşündürecek sonlar mevcut. Hikayelerin dergilerde yayınlandığını ve okuyucuyu etkilemesi gerektiğini anlıyorum. İleride tamamı bir kitap olarak okuyucunun karşısına çıkacak hikayelerinde (belki romanlarında) başka bir tarzı olacağını tahmin ediyorum.

[1] Kurdun Postu, Batuhan Aşıktoprak, Varlık Yayınları, 1. basım, 2019

1 Kasım 2019 Cuma

Aşkın ve şiirin kenti Çanakkale

Prag denildiğinde ilk akla gelen şeylerden biri Franz Kafka'dır. Doğduğu ev, mezarının bulunduğu mezarlık ve müzesinin yanı sıra şehrin neredeyse her tarafında Kafka'dan bir şeyler bulmak mümkün. Aynı şeyi Madrid ve Cervantes için de söylemek mümkün. Don Quijote ve Cervantes heykelleri Madrid'in her yanını sardığı yetmezmiş gibi Cervantes'in doğduğu yer olan Alcalá de Henares tamamen bu büyük yazara adanmış bir yerleşim birimi konumunda. Ben sadece Cervantes ile ilgili bir şeyler görmek için gitmiştim buraya.

Elbette Kafka ve Cervantes dünya çapında çok önemli yazarlar olduğundan şehrilerinin her yanından onlarla ilgili bir şeyler fışkırması normal karşılanmalı. Biz kendi değerlerimizi böyle öne çıkartmak için bir çaba göstermiyoruz maalesef. Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı yazdığı ev bir müze haline getirilseydi, içini gezebilseydik, penceresinden bakabilseydik, hangi okuyucusu orayı görmek istemezdi? Böyle şeyleri ülke olarak önemsemiyor olmamız sanata ve sanatçıya bakışımızın bir göstergesi. Bütün ülkeyi bir anda değiştirmek mümkün olmasa da Çanakkale bunu yapabilir, yapmalı diye düşünüyorum.

Dört büyük, tanınmış şairi var Çanakkale'nin. Garip akımının üç şairinden biri olan Melih Cevdet Anday [1], [6], 2010'da kaybettiğimiz Arif Damar [2], [3], İkinci Yeni'nin aykırı ismi Ece Ayhan [4] ve yaklaşık elli yıl şiir yazmış Süreyya Berfe [5].

Türkçe'nin bu büyük şairlerinin şehrin meydanında birer heykelleri olsa, bir şiir müzesi yapılsa (şairlerin kitaplarının ilk baskıları, şiirlerinin çıktığı dergi ve gazeteler, fotoğrafların ve tabloların sergilendiği bir yer), onların adına her yıl verilen bir şiir ödülü olsa bunun sadece Çanakkale'nin değil bütün ülkenin kültür ve edebiyat hayatı için katkısı olmaz mıydı? Şehirde bir Ece Ayhan Evi mevcut ve saat kulesi meydanının adı Şair Ece Ayhan Meydanı ama bunlar sadece Ece Ayhan'ı bilenler için bir anlam ifade eden şeyler. Çanakkale'nin şairlerine sahip çıkması, onları önplana çıkartan etkinlikler yapması diğer şehirler için de tetikleyici bir etki oluşturur bence.

Her şey bitti sıra şairlere mi kaldı denmezse yaşadığımız şehrin kültürel havası değiştirilebilir. Şehrin meydanlarında, parklarında (neresi uygunsa artık) şairlere ait bir şeyler görmek, bu büyük adamlarla aynı coğrafyada yaşadığını bilmek gençlerimiz için de bambaşka düşünce yollarını açacaktır.



[1] Sözcükler, Melih Cevdet Anday, Everest Yayınları, 5. baskı, 2019
[2] Yolsulduk Dünyayı Sevdik, Arif Damar, Kırmızı Yayınları, 1. baskı, 2007
[3] Eski Yağmurları Dinliyordum..., YKY, 2. baskı, 2009
[4] Bütün Yort Savul'lar!, Ece Ayhan, YKY, 11. baskı, 2014
[5] Kalfa, Süreyya Berfe, YKY, 4. baskı, 2018
[6] Yağmurlu Sokak, Melih Cevdet Anday, Arif Damar, Everest Yayınları, 3. baskı, 2012

Babaların ve oğulların hikayeleri: Kurdun Postu

2019 Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü'nü kazanan Batuhan Aşıktoprak'ın altı hikayesinden oluşan Kurdun Postu [1] Varlık ...