çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çanakkale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2025 Cumartesi

Çanakkale Gezi Rehberi

Geçen bin yıldan beri Çanakkale'de yaşayan biri olarak kısa bir ziyaret için buraya geleceklere gezip görülecek yerler hakkında kısa bir fikir vereyim istiyorum. Dönem dönem böyle şeyler soranlar olmuş olsa da bu sefer Mesutcan sorunca bunu yazıya dökeyim dedim (çok geç oldu Mesutcan kusura bakma). Önce kısa şunu söyleyeyim: insan yaşadığı şehirdeki otelleri pek az biliyor. Her gece gelip yattığın evin olunca konaklama için bir tecrübe edinmek çok zor. İstanbul'da yaşasam belki durum farklı olabilirdi bilmiyorum. Nasılsa cep telefonunuzdan uygulamaya yazdığınızda kolayca bulacağınızdan yazıdaki mekanlar için konum veya adres tarifi vermedim, sanmıyorum ki bu sorun olsun. Mekanlar için daha sonra fotoğraflar da eklerim diye umuyorum.

Söylemeye gerek yok ama her yer sevdiklerinizle güzel elbette.

Gezip, görme

Çanakkale iki kıtada ve iki adasında gezilecek çok yere sahip bir şehir.  Çok sayıda tarihi mekan olduğundan değil bir günde, bir haftada bile istediğiniz her yeri görmeniz mümkün olmayacaktır. Hepimizin görmediği pek çok yer olduğunu, sizin de burada bazı yerleri göremeyeceğinizi kabul ederseniz belki buraya yazdıklarım daha faydalı olabilir. Hem son gelişiniz olmaz belki bu tatiliniz, Çanakkale bir yere kaçmıyor.

Kordon

Birbiriyle bağlantısı olmayan üç kordonu olsa da kordon denildiğinde aklımıza şehir merkezindeki kordon geliyor. Filmde de gördüğünüz Truva Atının olduğu bu kordonda (Atın önünde fotoğraf çektirmeden gitmek bazı kültürlerde ayıp sayılıyor, ben söylemiş olayım) hava çok rüzgarlı değilse (maalesef bu çok az rastlanan bir şey) yürümek, şehrin yavaş akan hayatını görmek isteyebilirsiniz. Feribotun kalktığı iskeleden başlayıp yaklaşık bir kilometre yürüdüğünüzde deniz olmayan tarafınızda bir çok yeme içme mekanı ve kafe, bar göreceksiniz. Kordon'un büyük bölümü denizin doldurulmasıyla oluşturulduğundan yürürken gölgesine sığınacağınız ağaç yok ama çok sıcak olmayan günlerde biraz dinlenmek için banklar var. Burayı görmeden gitmeyin derim ben.


Eski haliyle ilgisi olmayan, mavi bayraklı bir plajı da olan yeni kordon dolaşmak için güzel bir yer. Merkezdeki kadar olmasa da burada da yeme içme mekanları var. Son yapılan düzenlemelerle burası da eski halinden çok daha uzun ve temiz bir yürüme alanına sahip. Sahilde kamp sandalyelerini, masalarını getirmiş oturan insanların rahatlığı sizi şehre biraz daha ısındıracaktır.

Çanakkale'nin eski halini bilmeyenler neden Kepez diye bir yer olduğunu anlamakta güçlük çekse de (çünkü zaten küçük olan şehrin bir parçası Kepez beldesi olarak biliniyor) siz buraya şehri yeniden düzenlemek üzere gönderilmediğinizden Kepez sahilde ağaçların gölgesinde (hele Mayıs ortasıysa iğde ağaçlarının bulunmaz çiçeklerinin kokusunu soluyarak) bir dolaşın derim. Eskiden pek azdı ama artık burada da güzel mekanlar var oturmak için. Buranın sahil olarak bilinmesine aldanmayın yeni kordon'da olduğu gibi denize girilen bir yer değil burası. 

Park, Bahçe

Madem kordon'a gelip Truva Atı'nı gördünüz belki yolun karşısına geçip Halk Bahçesini de gezmek istersiniz. Yazın en sıcak zamanlarda bile ağaçların gölgesinde biraz yürümek veya bir yere oturup nefeslenmek güzel olur. İçinde oturup bir şeyler yiyip içebileceğiniz mekanlar var, buralarda konserler de oluyor ama zaten birkaç günlüğüne geldiniz buraya, boşverin konseri şehrin keyfini çıkartın.


Eğer şehre arabayla gelmişseniz biraz yukarı çıkıp Özgürlük Parkı da görülecek yerler arasında yer almalı. Mesafe kısa olsa bile yokuş yüzünden yürümek çok yorucu olur. Otobüsün de zamanını denk getirip gidemezsiniz. Bir şekilde parka ulaşınca iyi ki gelmişim diyeceğiniz bir yer olduğunu göreceksiniz. Harika manzara, çok güzel mekan ve ucuz birayla biraz serinlemek iyi gelecektir. Belediye burada çok iyi iş çıkartıyor bence.

Son olarak arabasız kesinlikle gidilemeyecek bir yer önermek istiyorum: Kule 1915.  Şehrin her tarafından görebileceğiniz ve bu neyin nesidir diye merak edeceğiniz acayip kuleye arabasız mümkünü yok çıkamazsınız. Taksi de buraya geldiğiniz otobüs parası kadar tutacaktır (bütün küçük şehirlerde olduğu gibi burada da taksi ateş pahası). Bir kere çıkınca şehre böyle bir yerden bakabiliyor olmak eminim hoşunuza gidecektir. Kuleye aşağıdan bakınca gördüğünüz kavisli yerin üstünden bir tur atıp lokantaya girmeden şehre dönün, çok daha güzel yemekler yiyebileceğiniz tonla yer bulursunuz.

Müze vb.

Çanakkale denildiğinde aklınıza ilk şehitlikler ve abide geliyorsa size bir iyi, bir de kötü haberim var. Buna kötü haber denilirse burasını kendi başınıza ve birkaç saatte gezemezsiniz. Çanakkale kordondan karşı kıtada gördüğünüz o kocaman milli parkı kısa bir sürede dolaşmak bile mümkün değil. İskeleden feribota binip Kilitbahir'e geçtiğinizde rehberlik hizmeti veren turların olduğunu göreceksiniz (isterseniz şehir merkezinde de tur firmaları (örneğin Tenedos) var, onlarla gezip çok memnun kalan arkadaşlarım oldu). Rehberler eskisi gibi hurafeler anlatan insanlar değiller artık. Turlar sabahtan başlayıp akşama doğru bitiyor, yani bugün için ayrıca plan yapmayın. Hem gezmeye geldiniz, aceleye ne gerek var. Karşıya geçtiğinizde Kilitbahir Kalesini de gezmek isteyebilirsiniz ama sanırım vaktiniz yetmeyecektir.

Kilitbahir Kalesinin hemen karşısında Çimenlik Kalesi ve Deniz Müzesi var. Burası eskiden insanların rahatça girip çıktıkları, çocukların koşup oynadığı bir alanken şimdi biletle girilen değişik bir yer olmuş. Ben çok yakınlarda gidip dolaştım. Bence burada vakit harcamaya değmez.

Müze değil ama şehre gelip kordonda turlayınca Saat Kulesini de görün mutlaka. Aslında bir olayı yok, saati gösteriyor ama "aa orayı görmedin mi" demesinler sonra.

Çanakkale'den İzmir'e doğru 25km gitmeyi göze alırsanız veya dönüş yolunuzdaysa Troya Antik Kentini ve Troya Müzesini görün. Truva Atının orijinalini görmeyi umut edenleri güzel bir sürpriz bekliyor burada.

Assos kendi başına bir dünya, Çanakkale'ye 80 km. Özellikle orasını görmek için gelmediyseniz öylesine uğranıp gezilecek bir yer değil. Başka bir sefer burasını görmek için yeniden gelin, çok güzel yerler.

Deniz 

Şehirle ilgili en az bildiğim şey bu. Hemen her yerde denize giriliyor ve denizin soğuk olduğu bir sır değil. Belki bir bilene danışıp buraya eklerim ama sanmıyorum.

Adalar

Şehrin iki güzel adası var (coğrafya dersimizin sonuna geldik). Bozcaada günübirlik de gidebileceğiniz bir yer. Bozcaada feribotuna kadar arabayla veya otobüsle gidin ama adaya arabayla geçmeyin. Ada çok küçük, gideceğiniz her yere toplu taşıma ve taksiyle kolayca ulaşabilirsiniz. Park yeri de problemli. Arabayla geçmeyin. Gitmişken bir şeyler yiyip içince belki orada kalmak da iyi bir fikir olabilir. Sabah güzel bir kahvaltı yapıp dönersiniz. Adaya arabayla geçmediğiniz için canınızın istediği feribota binip dönersiniz. Adaya arabayla... bunu yazmıştım sanırım. Son olarak bayramlarda veya özel günlerde Bozcaada'ya gitmeyin, ne kadar kalabalık olduğuna inanamazsınız.

Gökçeada oldukça büyük bir ada. Arabasız gitmeyin buraya. Zaten tek günlük gidip dönülecek bir yer değil. Birbirine kesinlikle yürüme mesafesinde olmayan, aralarında toplu taşıma da bulunmayan köyleri gidip görmek isteyeceksiniz; arabayla gidin. Gitmeden önce arabanız için randevu almayı ihmal etmeyin.

Yeme içme 

Çanakkale'de güzel yemek yiyebileceğiniz çok yer var. Kordonlarda neden balık ekmek yapan yerler yok bilmiyorum ama ara sokaklarda (aslında şehir o kadar küçük ki ne kadar ara sokak tartışılır bence) dolaşıp balık ekmek yemek isteyenler "bu kadar öğrenci yanılıyor olamaz" diyerek Sardalye'de şansını deneyebilir.

Balık ve rakı için en çok nerede para harcayabilirim diyenler için harika manzarası ve güzel mezeleriyle Yalova Restaurant iyi bir seçenek. Çanakkale'ye gelip Adana veya Kore mutfağından yemekler yemek hangi akla hizmet olur sizin için bilemiyorum. Bunları güzel yapan yerler var mı derseniz elbette var ama onları zaten geldiğiniz yerlerde de güzel yapıyorlardır diye tahmin ediyorum.

Saat kulesinin az ilerisindeki Yalı Hanı sıcak yaz günlerinde üstünü örten mor salkımlarıyla, çoğunluğun birbirini tanıdığı ortamıyla ve çok uygun fiyatlarıyla gittiğinize memnun olacağınız bir yer. Siz tahta sandalyelerde otururken Dalak Kebap satan bir ses duyarsanız söyleyin bir tane. Tadı tahmin ettiğinizden iyi gelecek eminim. [Yalı Hanı tam bir oldtownlu olan Aslı'nın, Dalak Kebap Oğuz'un hatırlatması]

Kordonda oturup güzel bira içmek isteyenler için Helles Cafe'yi de önermeden geçmeyeyim. Çanakkale'de fıçı Weihenstephaner içebileceğiniz benim bildiğim tek yer burası. Kordon'da nerede oturursanız oturun dışarıdaki tezgahlardan midye alıp yiyebilirsiniz. Neredeyse hepsi aynı tezgahtan geldiği için hangisinden alsanız fark etmeyecektir. [Midye Oğuz'un hatırlatması]

Helles Cafe'nin hemen solundaki Doğan Pastanesinin önünde neden kuyruk olduğunu merak ederseniz üşenmeyin sıraya katılıp tadı dondurmadan bile güzel olan külahlardan alın bir tane. Hava sıcaksa eminim hoşunuza gidecek bir çeşidini bulacaksınız. [Dondurma konusunu Oğuz hatırlattı]

Halk Bahçesine ve Truva Atına çok yakın (hoş Çanakkale'de heryer birbirine yakın ya neyse) yemek yiyip, şarap veya bira içebileceğiniz nispeten makul fiyatlı ve çok rağbet gören Akava da benim sıklıkla gittiğim yerler arasında.

Şehirden İzmir'e doğru 14km kadar gitmeyi göze alanlar için (bize bu mesafe uzak geliyor ama ne kadar yakın aslında) saklı bir hazine var: Poseidon Restaurant. İster haftasonu kahvaltısına (inanın değecektir), ister akşam yemeğine gidin çok memnun kalacaksınız. Hatta selamımı söyleyin :)

Çan yolundan 40km kadar ilerlerseniz Balaban Dinlenme Tesislerine varacaksınız. Eskiden yol üzerinde olan bu tesis yolun yeniden düzenlenmesiyle birazcık içeride kaldı ama oğlak çevirme yemek için eskiden üşenmeden gittiğimiz bir yerdi. Şimdi sadece mevsiminde oğlak çevirme bulmak imkanı var. Yakında alkollü içki olmadan oğlak çevirme yemek için bu kadar yol gidilir mi emin değilim ama yolunuzun üstündeyse bir şans verebilirsiniz. [Oğlak çevirme Mesutcan'ın hatırlatması]

Çan yolunda o kadar yol gidilmez derseniz yaklaşık 3km sonra solda Kestanbol Et Lokantası var, oraya gidebilirsiniz. Hem oğlak çevirmenin yanında mezeler güzel, hem pırıl pırıl bir yer. Zaten içeceğiniz iki tek rakı, güzel bir yemekle içip rahatça dönersiniz şehre.

Eceabat'a geçeyim derseniz burada çok güzelden de güzel bir yer var: Suvla Şarapçılık. Çok sınırlı bir menüsü olmasına rağmen her şey çok güzel. Harika bir bahçesi, güzel bir şarap seçkisi ve diğer ürünleriyle oldukça pahalı ama müthiş bir yer.

Son olarak buradan ayrılmadan önce peynir helvasından hem kendiniz tadın, hem de sevdiklerinize götürün. Peynir helvası için Çanakkale'de tek adresiniz Kadir Yaşar olmalı. Aman bunu da aramayayım, bulduğum ilk yerden alayım demeyin. Kapısındaki kuyruktan tanıyacaksınız mekanın neresi olduğunu.


 

1 Kasım 2019 Cuma

Aşkın ve şiirin kenti Çanakkale

Prag denildiğinde ilk akla gelen şeylerden biri Franz Kafka'dır. Doğduğu ev, mezarının bulunduğu mezarlık ve müzesinin yanı sıra şehrin neredeyse her tarafında Kafka'dan bir şeyler bulmak mümkün. Aynı şeyi Madrid ve Cervantes için de söylemek mümkün. Don Quijote ve Cervantes heykelleri Madrid'in her yanını sardığı yetmezmiş gibi Cervantes'in doğduğu yer olan Alcalá de Henares tamamen bu büyük yazara adanmış bir yerleşim birimi konumunda. Ben sadece Cervantes ile ilgili bir şeyler görmek için gitmiştim buraya.

Elbette Kafka ve Cervantes dünya çapında çok önemli yazarlar olduğundan şehrilerinin her yanından onlarla ilgili bir şeyler fışkırması normal karşılanmalı. Biz kendi değerlerimizi böyle öne çıkartmak için bir çaba göstermiyoruz maalesef. Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı yazdığı ev bir müze haline getirilseydi, içini gezebilseydik, penceresinden bakabilseydik, hangi okuyucusu orayı görmek istemezdi? Böyle şeyleri ülke olarak önemsemiyor olmamız sanata ve sanatçıya bakışımızın bir göstergesi. Bütün ülkeyi bir anda değiştirmek mümkün olmasa da Çanakkale bunu yapabilir, yapmalı diye düşünüyorum.

Dört büyük, tanınmış şairi var Çanakkale'nin. Garip akımının üç şairinden biri olan Melih Cevdet Anday, 2010'da kaybettiğimiz Arif Damar, İkinci Yeni'nin aykırı ismi Ece Ayhan ve yaklaşık elli yıl şiir yazmış Süreyya Berfe.

Türkçe'nin bu büyük şairlerinin şehrin meydanında birer heykelleri olsa, bir şiir müzesi yapılsa (şairlerin kitaplarının ilk baskıları, şiirlerinin çıktığı dergi ve gazeteler, fotoğrafların ve tabloların sergilendiği bir yer), onların adına her yıl verilen bir şiir ödülü olsa bunun sadece Çanakkale'nin değil bütün ülkenin kültür ve edebiyat hayatı için katkısı olmaz mıydı? Şehirde bir Ece Ayhan Evi mevcut ve saat kulesi meydanının adı Şair Ece Ayhan Meydanı ama bunlar sadece Ece Ayhan'ı bilenler için bir anlam ifade eden şeyler. Çanakkale'nin şairlerine sahip çıkması, onları önplana çıkartan etkinlikler yapması diğer şehirler için de tetikleyici bir etki oluşturur bence.

Her şey bitti sıra şairlere mi kaldı denmezse yaşadığımız şehrin kültürel havası değiştirilebilir. Şehrin meydanlarında, parklarında (neresi uygunsa artık) şairlere ait bir şeyler görmek, bu büyük adamlarla aynı coğrafyada yaşadığını bilmek gençlerimizin önüne bambaşka düşünce patikaları açacaktır.



Çanakkale'li bir büyük edebiyat insanı da Gelibolu doğumlu Yıldız Ecevit. Türkiye'nin en önemli edebiyat eleştirmenlerinden biri olan Yıldız hoca aynı zamanda Oğuz Atay hakkında en kapsamlı kitapları yazmış kişi. İki kıta arasında bir geçiş noktası olan Gelibolu'ya Yıldız Ecevit ve Oğuz Atay'ın heykelleri yerleştirilse ve açılışına Yıldız hoca davet edilse bunun ülkenin geleceğine etkisi ne kadar büyük olur kim bilir. Çanakkale sadece edebiyatçılarına değil, edebiyat eleştirmenine de sahip çıkan bir şehir olarak o heykele harcayacağı parayla asla yapamayacağı reklamı yapabilir.

Son olarak burada önerdiklerimin bir mikro milliyetçilik, hemşehricilik olarak anlaşılmasını da istemem. Varsın Oğuz Atay'ı İnebolu da sahipleniyor olsun. Ankara liseyi bizde okudu diye, İstanbul burada yaşadı diye, İTÜ bizim öğrencimizdi, çalışanımızdı diye sahiplensin Oğuz Atay'ı. Atay öyle büyük bir değerimiz ki onu bölüşerek bitiremeyiz.

Bu topraklardan çıkmış değerlerimizi sahiplenerek gençlerimizi sanata, edebiyata, spora, felsefeye yönlendirmek ülkemizi aydınlık yarınlara taşıyacak yegane yoldur belki de.

16 Ağustos 2019 Cuma

Çanakkale'de ulaşım için bir çözüm önerisi

Çanakkale Belediyesi 2006 yılından bu yana otobüslerde kentkart uygulamasını kullanıyor. Yani elinizde bu karttan yoksa parasını verip yolculuk yapmak mümkün değil. Kartı bir cihaza okutup ancak öyle yolculuk yapabiliyorsunuz (bu konuda itirazlarım var ama bu yazının konusu değil). Otobüslerin güzergahları da aradan geçen yıllarda oldukça çeşitlendi. Peki bu güzergahları ve sefer saatlerini kim belirliyor? Muhtemelen bu işe bakan bir şube müdürlüğü veya daire başkanlığı var ve onlar ellerindeki araçları uygun olduğunu düşündükleri şekilde bölüyorlar. Kendilerine sorulsa şehri tanıdıklarını ve en uygun rotaların bunlar olduğunu söyleyeceklerdir.

Eğer elinizde yılın hangi günü, hangi saatte, hangi duraktan kaç yolcunun otobüse bindiği (ve nerede indiği) bilgisi varsa bunlara en uygun otobüs güzergahlarını belirlemek ve sefer saatlerini ayarlamak bir mühendislik problemine dönüşür. Çanakkale belediyesi otobüse biniş bilgisine sahip olmasına rağmen otobüsten iniş bilgisine sahip değil ama bu da çözülemez bir sorun değil. Basitçe yolculara inişte kentkartlarını okutmaları durumunda küçük bir meblağ geri ödenerek bu bilgi toplanabilir. Tabi halka ne yapılmaya çalışıldığını da iyi anlatmak gereklidir. Eğer kentli toplanan bu verinin kendisine en uygun otobüs rotası ve sefer saati olarak geri döneceğini bilirse kolayca inerken de kartını okutmaya ikna olacaktır.

Peki belediye bu mühendislik problemini nasıl çözecek? Benim önerim belediyenin topladığı veriyi (gerekiyorsa anonimleştirerek) araştırmacılara açması olacaktır. Araştırmacılar bu veri kümesinden ilk bakışta aklımıza gelmeyen başka anlamlar da çıkartabileceklerdir. Şu anda bir sorun olduğunu düşünmediğimiz konular için çözüm önerileri üreteceklerdir.

Yirmi birinci yüzyılda şehirlerdeki ulaşımın tahminler ve birilerinin şehri tanıması üzerinden planlanmaması gerekir. Yapılacak hesaplamaların sonunda (öyle olacağını hiç sanmıyorum ama) mevcut durumun en uygun durum olduğu sonucu çıksa bile bundan ne kaybı olur şehrin? Yapılacak araştırma geliştirme çalışmaları için fon bulmak eminim zor olmayacaktır.

Bir belediyenin vatandaşı için ar-ge faaliyetinde bulunması ve bunu "sizin için çalışıyoruz" diyerek duyurması her durumda faydalı olacaktır.

Kamunun yapması gereken yıllardır topladığı bütün verileri araştırmacıların ulaşabileceği bir hale getirmek olmalıdır. Kim bu veriyle ne yapar, hangi problemi çözer gibi kaygılara girmeden verinin erişilebilir hale getirilmesinin getirisi mutlaka olacaktır.

10 Mart 2013 Pazar

LPI 101 tamam sırada 102 var

Geçen hafta LPI 101 sınavına giren eski/yeni öğrencilerim hakkında yazmıştım. Çanakkale'de 10, İstanbul'da 6 olmak üzere benim çocuklardan toplam 16'sı sınava girmişti. Cevap anahtarlarının yurt dışına gönderilip değerlendirilmesinden sonra hepsinin sınavda başarılı olduğunu öğrendik. Yaza doğru LPI 102 sınavını da başarıyla geçtiklerinde LPIC1 sertifikasını almaya hak kazanacaklar. Bu sertifika Junior Level Linux bilgisini gösteriyor. Bu sertifikayı aldıktan sonra girilebilen 2 sınavla alınan LPIC2 sertifikası Advanced Level Linux bilgisini, ondan sonraki adım olan LPIC3 ise Senior seviyesinde bilgisini belgelendirmiş oluyor. Suse de ayrıca bir sınava girmeye ve ücret ödemeye gerek kalmadan LPI sertifikasını almış olanlara kendi sertifikalarını veriyor.



Elbete önemli olanın sertifikanın kendisi değil, ona hazırlık süresinde öğrenilenler olduğunu da aklımızdan çıkarmıyoruz.

Böyle çalışkan bir ekiple birlikte çalışmış olmaktan, bir kısmıyla hala çalışıyor olmaktan büyük mutluluk duyduğumu bir kere daha yazmış olayım.

28 Haziran 2012 Perşembe

Etkileşimli tahtalarda Pardus logolu Debian var

Dün özgürlükiçin forumlarında okuduğum konu doğru mu diye gidip yerinde gördüm. Çanakkale'ye bir buçuk ay önce gönderilmiş olan etkileşimli tahtalardan birine gidip kendim baktım.


Tahtalardaki bilgisayarlar Windows'un önyükleyicisiyle açılıyor. Ardından gelen grub menüsünde Pardus var. Grafik ekranı ilk gördüğümde konuşulanların doğru olduğunu anladım. Firefox yerine Debian'dan tanıdığımız iceweasel vardı. Yine de sizlere göstermek için yukarıdaki ekran görüntüsünü aldım. Masaüstünde Pardus logosunun dışında bir değişiklik yapılmadan doğrudan debian alınmış gibiydi. O nedenle yapılan çalışmaların kodları nerede diye sormak mantıklı gelmiyor bana. Yapılan bir çalışma yok denebilir, logoyu eklemek sayılmazsa tabi.

Pardus'tan pisi'yi ve dolayısıyla comar'ı çıkarınca onları kullanan diğer yönetici ailesinin de kullanılması mümkün olmuyor. Bunların dışında devam ettirilebilecek bir şey var mı, yoksa bu kendi başına bir problem değil mi sorularının cevapları üzerinde de düşünülmesi lazım.

Yarın Pardus danışma kurulu ilk toplantısını yapmadan hepimizin bunu öğrendiği iyi oldu diye düşünüyorum.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Çanakkale Anadolu Lisesi Linux Semineri


Daha dün Kocaeli Üniversitesinde konuşmuşken bugün de Çanakkale Anadolu Lisesi onuncu sınıf öğrencileriyle Linux ve özgür yazılımlar hakkında konuştuk. Mesutcan ve Engin ile birlikte kısıtlı zamanda eğlenceli bir sunum yaptık. Özellikle oyun yazma konusunda çokça soru aldık ;) Onuncu sınıf öğrencilerinden sadece iki kişinin Linux adını duymuş olduğunu görünce keşke bu yıl liselere daha fazla gidip konuşsaymışız diye düşündük. Belki gelecek yıl Çanakkale civarındaki liseleri sırayla gezip bir tanıtım faaliyeti düzenleyebiliriz.

Bizi davet öğretmen arkadaşım liseli gençler için bir yaz kampı düzenlersek çok fazla taleple karşılaşacağımızı söyledi. Keşke enerjimiz olsa da bir sonraki yaza böyle bir şey organize edebilsek.

19 Mart 2012 Pazartesi

Tamam tuzağa düşmeyelim ama

Bir süre önce bir arkadaşımı kendilerinin polis iddia eden birileri telefonla arayarak hattının kopyalandığını söylediler. Telefonla konuşurken biz de yanındaydık. Bayağı uzunca, özenle hazırlanmış bir senaryo anlattılar. Arayanların telefon numaraları da gizli olmadığından oldukça inandırıcı konuşuyorlardı doğrusu. Biz bu mevzuları çoktan duymuş uyanık insanlar olduğumuzdan bir şey kaptırmadık ama hepimizin duyduğu buna benzer çokça dolandırıcılık olayı olduğundan Çanakkale il emniyet müdürlüğü aşağıdaki uyarı yazılarından hemen hemen her apartmanın girişine yapıştırdı.

İki cep telefonunun da üzerinde çarpı işareti olmasından nasıl bir anlam çıkarılır bilemiyorum ama uyarı metni tam bir felaket: 'DEVLET HİÇBİR İŞ İÇİN VATANDAŞINDAN KONTÖR YADA PARA TALEP ETMEZ'. Yaklaşık 2 yıldır cep telefonlarında kontör diye bir şey kalmadığı gibi devlet hiç bir işi parasız yapmıyor vatandaşı için. Benim bildiğim para karşılığı olmayan hiç bir devlet hizmeti yok vatandaşlar için (ya da'nın birleşik yazılmasından bahsetmiyorum bile).

Tamam niyet iyi; vatandaşı uyarmak lazım ama ne yazıldığına da dikkat etmek gerekiyor galiba.

26 Şubat 2012 Pazar

Aikido geleneksel sporumuzdur artık


Oğuz'un aramıza katılmasıyla onun sadece mühendislik bilgisinden değil diğer taraflarından da yararlanmaya başladık. Her ne kadar zaman zaman bilgisayarı hayatımızın merkezine koyuyor olsak da içinde bilgisayar olmayan faaliyetlere ihtiyacımız olduğunun da farkında olduğumuzdan Oğuz'un Aikido bilgisine özenerek bu spora başladık. Yukarıdaki fotoğraf bahsettiğim ekibin neredeyse yarısını gösteriyor, oldukça kalabalığız aslında.

Yıllar önce Oğuz'un Linux Şenliğinde verdiği; yenmesi yenilmesi hatta müsabakası olmayan, başlangıçtaki beyaz kuşaktan sonra bir tek siyah kuşağı bulunan bu sporun GNU/Linux ile benzerlikleri için bu adresteki seminer notlarına bakabilirsiniz. Aradan geçen bunca yıldan sonra bu semineri zenginleştirerek tekrarlaması için Oğuz'u cesaretlendirmeye çalışıyoruz. Umarım bu yıl Özgür Yazılım ve Linux Günlerinde bu renkli semineri tekrar dinleme fırsatımız olur.

Çanakkalede bilgisayar mühendisliği öğrencileri arasında Aikidocuların sayısının bir çığ gibi artacağını tahmin ediyorum.

17 Ocak 2012 Salı

Bir şikayet hatırası

Zamanın birinde Çanakkale'de belediye otobüslerinden birinin şoförüyle tartışmıştım. O zamanlar daha bu mevzulara kafayı takmamayı öğrenememiş olduğumdan, işe gelir gelmez bu elemanı nereye şikayet edebileceğimi araştırdım. Kolayca bir şikayet telefonu (şimdi böyle bir ihtiyacı olanlar için numara 217 58 90 olmuş) buldum. O sinirle telefonun ucundaki arkadaşa durumu anlattım. Daha önce böyle bir şikayette bulunmamış olanlar için söyleyeyim; şikayette bulunanın kendi kimliğini de bildirmesi gerekiyor. Elbette sahte bir kimlik söylemek mümkün ama şikayetin sonucunu bildireceğiz dediklerinde, serde delikanlılık da olduğundan, kendi kimliğimi ve telefonumu verdim.

Aradan bir saat geçti geçmedi, ofisin telefonu çaldı. Arayan benim şikayet ettiğim otobüsün şoförüydü. "Biraz tartıştıysak ne var bunda birader" dedi. Tabi ben otobüste tartıştığım adamla telefonda da (bu elemana ceza verirlerse benim kapıma dayanır mı filan diye düşünmeden) tartıştım ama bu görüşmenin ardından belediyenin şikayet masasını tekrar arayıp "benim kimliğimi neden verdiniz ulan şikayet ettiğim adama" diye sordum. Telefondaki eleman durumun acayipliğini bile anlayamadı.

Sene 2012 ama memlekette hala hiç bir şey değişmediğini görmek pek acı.

3 Haziran 2011 Cuma

Ön ödemeli su sayacı REZİLLİKTİR

Çanakkale'de süper bir şey yapıyoruz diyerek (yıllar yıllar önce) su sayaçlarımızı değiştirdiler. Eski su sayaçlarını kullanırken ayda bir, iki ayda bir faturası gelirdi öderdik. Geç yatırırsak zam filan da olurdu ama kimsenin evinin suyunu kesmezlerdi/kesemezlerdi su parasını yatırmadın diye. Sonuçta yaşam için temel ihtiyaç olduğundan bir evin suyu borcundan ötürü kesilmezdi.

Çanakkale Belediyesi bu suyu kesememe sorununa akıllı sayaç dedikleri sistemle çözüm bulmuş oldu. Kartla yapılan her şeyi akıllı sanan bir zihniyetten olduklarından ön ödemeli sayacın adı da akıllı sayaç. Akıllı sayaçla suyu peşin alıyorsunuz, aldığınız su bitince otomatik olarak kesiliyor. Bu iş otomatik yapıldığından sanki belediyenin suyu kesmesi gibi bir şey olmuyormuş algısı yaratılmaya çalışılıyor ama sonuçta suyunuz kesiliyor. Su kesilince elinizdeki "akıllı kart"a 1 ton su borçlanabiliyorsunuz. O da size 2 gün yetiyor. Peki ya sonrası? Kimse bana suyun parasını peşin vermekle sonradan vermek arasında ne fark var demesin. İnternetten alamıyorum illa şubeye gitmem gerekiyor gibi itirazları geçsek bile peşin vermeniz gerektiğinde cebinizde para yoksa su da yok. Telefon, elektirik filan değil; SU diyorum SU. Parasını vermeyen telefon hizmetinden faydalanmayıversin diyebilirsiniz ama evinde su da akmasın mı?

Bir saçmalık uzun süre yapılınca onu sanki mantıklıymış gibi düşüyoruz. Suyun evlere satılması da böyle. Bina yapılırken belediye zaten bağlantı parası adı altında altyapı maaliyetini fazlasıyla alıyor ev sahibinden. Su belediyenin ürettiği, satın aldığı bir şey de değil. Sistemin bakım maaliyeti ve arıtma için de vergi vermiyor muyuz zaten? En temel yaşam gereksinimi olan suyu satıp para kazanmayı hedefleyen belediyelerden nefret ediyorum.

Sene 2011, Çanakkale'de parası olmayanın evinde su akmıyor ve bundan utanan kimse yok.

28 Nisan 2011 Perşembe

2. Uluslararası Bilişim Konferansı izlenimlerim

Bugün Çanakkale Deniz Müzesinde yapılan 2. Uluslararası Bilişim Konferansı'nın öğleden sonraki oturumlarına katıldım. Konferansın ilk günü programıma uygun olmadığından gidemedim ama bugün gördüklerim hakkında iki satır yazmak istiyorum.

Öncelikle Çanakkale gibi küçük bir kentte Bilişim Konferansı yapılması sık rastlanılan bir olay değil. Hele ki uluslararası olanına ben daha önce hiç rastlamamıştım. Böyle seyrek yapılan bir organizasyonda Çanakkale'nin tek üniversitesinin Bilgisayar Mühendisliğinden, Bilgisayar Öğretmenliği Bölümünden, Enformatik Bölümünden veya Bilgi İşlem Daire Başkanlığından kimsenin yer almıyor olması da ayrıca kayda değer bir durumdu bence.

Öğleden sonra benim katıldığım üç konuşmanın yapıldığı oturumlarda sadece sekiz (8) kişi vardı. Bunların üçü konferansın düzenleyicileri, ikisi konuşmacı (bir konuşmacı iki sunum yaptığı) ve geri kalan üçü de daha önce sunum yapmış kişilerdi. Herkes İngilizce konuşuyordu. Bize (konferansa iki kişi gittik) nezaket gösterip Konya şekeri ikram ettiler. İlk gün çok yoğun katılım olduğunu söyleyerek konferans programı veremediklerinden (web adresinde de konuşmacılar bulunmuyor) kimleri dinlediğimi hatırlayamıyorum. Bu nedenle sunumların kalitesi hakkında bir şey yazamam uygun olmaz ama tahmin edebileceğiniz gibi olumlu bir şey yazacak olsaydım bu engel olmazdı bana. Bu oturumların ardından bir de biyoenformatik konusunda workshop yapılacağını söylediler, biz de daha fazla duramayıp çıktık.

Bence hem üniversiteler hem de YÖK kararlarını gözden geçirip ulusal/uluslararası konferans katılımlarının akademik yükselmelerde hiç katkısının olmaması yönünde bir karar alırsa çok yararlı bir iş yapmış olur.

15 Şubat 2011 Salı

Memlekette hiç utanma kalmamış

Geçen hafta sonu Ankara'dan gelen misafirlerimizi tarihi milli parkı gezmeye götürdük. Çanakkale pek yol üstünde bir şehir olmadığından misafirlerimizin neredeyse hiç biri şehitlikleri gezip görmemişlerdi. Çok iyi bir rehber eşliğinde hepimizi duygulandıran bir gün geçirdik. Nasıl muazzam bir savaş yapıldığına her gidişimde yeniden hayret ediyorum.
Neyse bahsetmek istediğim şey Çanakkale savaşları değil; koca milli parkın bakımsızlığı. Yandaki fotoğrafta görülen tabela aslında her şeyi özetliyor. Bu levha yıllardır orada. Zaten anıt diye oraya dikilen şey sadece planlanan anıtın kaidesi olmasına rağmen onun da yanına yaklaşmak yıllardır yasak. Kaidenin üzerine yapıştırılan mozaikler sapır sapır aşağı dökülüyor. Çanakkale savaşındaki diğer tafafların en geç 1920'de tüm mezarlıklarını ve anıtlarını tamamladıklarını ve hala harika durumda olduklarını düşününce insanın kahrolmaması mümkün değil.
Her yıl milyonlarca ziyaretçisi olan ülkemizin en büyük anıtının kaplamasını bile yıllardır düzenleyememiş olmamıza katlanamıyorum gerçekten. Kimse bana paradan filan bahsetmesin çünkü senede bir kere yapılan törenler için anıtın hemen yanına berbat görünümlü bir tribün yapılmış durumda. Kimsenin görmediği gizli saklı bir yer de değil burası. Her sene bütün devlet büyükleri geliyor ama yıllardır bu durumda burası. Anıtın altında bulunan müzenin de yıllardır kapalı olması konusuna girmek istemiyorum bile.
Oraları görüp deli olmamak mümkün değil.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Çanakkale - İstanbul arası Metro Turizm Yolculuğu

Perşembeyi Cumaya bağlayan gece 12 öğrencimle birlikte Çanakkale'den İstanbul'a gitmek üzere Metro Turizm'in bir otobüsüne bindik. Metro benim daha önce çok mecbur kalmadıkça tercih etmediğim bir firmadır. En son ne zaman kullandığımı bile hatırlamıyorum. Bu sefer biletleri de ben almadığımdan tercih konusunda bir etkim de olmadı.

Yolculuk bindiğimiz otobüsün iki katlı olduğundan oldukça basık tabanlı bir araçla başladı. Bu devirde böyle otobüs kaldı mı bilemiyorum. Oldukça yorgun ve hasta olduğumdan sabah Esenler otogarına gelene kadar uyudum. Yolculuk 5 saat sürmesi gerekirken 6 saatten fazla sürdü. Biz Esenler'de değil Samandıra'da inecektik. Bizi yandaki otobüsün Samandıra'ya gideceğini söyleyerek bulunduğumuz araçtan indirdiler, yandakine geçtik. Az sonra bindiğimiz otobüsün şoförü Sinop'a gideceğini söyleyerek bir otobüs dolusu insana neden bu araca bindiğini sordu. Bir sürü tartışmanın ardından giden yolcu peronuna çıkıp Sinop yolcularını aldı. Tabi bizlerin oturduğu yerlerin biletleri Sinop yolcuları için de kesilmişti. Sonunda yola çıkabildik ama bu sefer de Samandıra yerine Dudullu'da indirildik ve bir servis ayarlanacağı söylendi. Velhasıl varacağımız yere 2.5 saatten fazla bir gecikmeyle ve sinir bozukluğuyla ulaşabildik.

Metro Turizm'den bilet almadan önce 42 kere düşünün.

30 Mart 2010 Salı

OpenSSL 1.0.0


11 yıldan uzun süren bir geliştirme süresi sonunda OpenSSL'in 1.0.0 sürümü duyuruldu. 1998'deki ilk sürümü de 0.9.1c olan OpenSSL bazı kısıtlamalarla ticari ve ticari olmayan amaçlar için (iki farklı lisans ile) kullanılabiliyor. FSF'nin de kullanılmasında bir sakınca görmediğini (debian hariç pek az kimse ilgilense de) yazmakta fayda var.

Kararlı sürümünü uzun sürede çıkaran yazılım denildiğinde aklımıza eskiden Wine geliyordu, artık OpenSSL de var. Resmi geliştirici sayısının 11 olduğunu düşününce küçük bir ekiple verilecek desteğin bile ne kadar anlamlı olacağı görülebilir. Sonradan "önceden söylemiştik" diye link verebilmek için buraya not düşeyim.

Henüz resmi yansılar arasında listelenmese bile (az önce yazdım yansı olmak için) bir OpenSSL yansısı da şurada var.

10 Haziran 2008 Salı

Mozilla add-on developer


Geçen yıl Figen'in yazdığı eklentiden bahsetmiştim. Bu yıl yuvadan uçan kuşlardan biri olmadan önce bugün bir sürprizle geldi bilgi işleme. Mozilla vakfından eklenti geliştiricilerine gönderilen tshirt onu da bizi de pek sevindirdi.

Bir Mozilla geliştiricisine "çay söylesene" demek biraz garip geliyor insana ama zamanında kimler kimler bilgi işlemde çay söylemişlerdi...

Sizinle çok gururlanıyorum.

9 Haziran 2008 Pazartesi

Bitirme projesi


Geçen hafta bölümde bitirme projeleri sunumları vardı. Her ne kadar bütün gün sürdüğü için dinlemesi bile yorucu olsa da öğrencilerin üzerinde bir yıl çalıştıkları projeleri görmek güzeldi. Kimi projelerin fikri, kimisinin uygulaması, kimisinin ise sunuşu çok iyiydi. Bazıları gerçekten çok iyi işler yapmış olmalarına rağmen sunumlarında bunu yansıtamadılar.

Bazı bitirme projeleri sadece okul için değil aynı zamanda ülke çapındaki yarışmalar için de hazırlanmıştı. Microsoft'un İmagine Cup'da üçüncü olan Mikail Abdullah Oral ve Erçin Yontar'ın projeleri böyleydi örneğin. Daha önceden sunum yaptıkları için zaten iyi hazırlanmış olan fikirlerini başarıyla sundular.

Benim çocuklar da pek heyecanlı olmalarına rağmen iyiydiler. Özellikle Şule'yle birlikte sunum yapan Figen her zamanki gibi çok heyecanlıydı. Onu iyi konuştuğuna ikna etmek mümkün olmadı dört senede. İki yıl daha birlikte çalışmayı umduğumuz Cem de zaten konuya hakim olduğundan çok başarılıydı.

Sunumunu dinlerken gülmekten karnıma ağrılar giren bir ekip de vardı ama onlardan detaylı bahsetmem uygun olmaz sanırım ;)

Peki fotoğraftaki kızlar kim diye sorarsanız, onlar beni sunumlar sırasında en çok şaşırtanlardı: Zeliha Özşiray ve Kübra Ağgön. Onlar da projelerini IBM Yazılım Akademisi '08 için hazırlamışlar. Hem proje konuları, hem yazılım geliştirme sistematikleri hem de sunumları son derece başarılıydı. İki kişi kod yazarken svn kullanmışlar diyeyim gerisini anlarsınız zaten. Her şeyi o kadar ince ayrıntısına kadar düşünüp hazırlık yapmışlardı anlatamam. Gördüğüm en iyi takım çalışmalarından biriydi. Ben işveren olsam ikisini birlikte işe alır bu takımı bozmazdım. 23 Haziranda yapılacak finallerde ikisine de başarılar diliyorum.

Bu hafta sonundaki mezuniyetten sonra bir kuşlar yuvadan uçtular yazısı yazarım sanırım.

11 Nisan 2008 Cuma

Virgül

On yılı aşkın süredir her ay aynı bayiden satın aldığım dergim Virgül'ü geçen ay bayide bulamayınca satıldı kalmadı demiştim. Zaten en fazla bir kaç tane geliyor Çanakkale'ye, bunca senedir olmadı ama bu sefer böyle diye de üzüldüm doğrusu. Eksiksiz aldığım 115 sayıdan sonra Ankara'da, İstanbul'da o kadar tanıdığım var, birinden isterim gönderir bana diye düşünürken dün gittiğim bayi "bu ay da gelmedi belki kapanmıştır, bilirsin olur böyle şeyler" deyince hemen bir internete baktım ve sürpriz:

DAĞITIM VE ABONELİKLE İLGİLİ ZORUNLU BİR AÇIKLAMA


Dağıtım tekelinin keyfi uygulamalarının bir sonucu olarak, 10 yılı aşkın bir süredir gazete bayilerinde satılan Virgül, başka dergiler gibi geçen aydan bu yana gazete bayilerinde bulunmuyor. Virgül’ü sınırlı sayıdaki bayinin yanı sıra, aşağıda listelenmiş olan kitabevleri ve zincir mağazalarda bulabilirsiniz. Virgül’ü alabileceğiniz noktaların sayısını artırmaya çalışacağız; yine de bulmakta güçlük çekerseniz bir başka seçenek, abone olmak...

Yarın 117. sayıyı alabileceğim iki yere de gideceğim sanırım bulurum ama 116. sayı kaçtı artık. Off of. Niye alışkanlıklarımızla bu kadar oynanıyor anlamıyorum ki.

12 Mart 2008 Çarşamba

Çanakkale Fen Lisesi Linux Semineri

Dün Çanakkale Fen Lisesinde Linux ve Özgür Yazılımlardan bahsettiğim bir seminer verdim. 88'de Fen Lisesinden mezun biri olarak ilk defa bir Fen Lisesinde konuşmak heyecan verici oldu benim için. Aradan geçen 20 yılda yatılı okulların bardakları bile değişmemiş ;) Öğrencilerin, her ne kadar eğitim sistemi onları testlerle boğsa bile, hala anlatılanlara şüpheyle yaklaşan, itiraz eden, yeni bir şey anlatanın yetkinliğini sorgulayan halleri beni yıllar öncesine götürdü. Hayatın karmaşası arasında insanın içine su serpen bir gün oldu benim için.

22 Ocak 2008 Salı

Konferansa bir hafta kaldı

Yaklaşık bir buçuk aydır vaktimizin çoğunu alan Akademik Bilişim Konferansı haftaya başlıyor. Daha önce benzer toplantıların çoğuna katılmış olsam da ilk defa hazırlık aşamasında bulunuyorum. Bu sürede görebildiğim kadarıyla bu iş yoğun mesai gerektiren, yorucu bir işmiş. Çalışmak isteyen, sorumluluk alan, iş bitiren bir ekip olmadan da yapılması pek zor. Böyle bir ekiple bile yıpratıcı.

Bu yıl 150'den fazla konu, 1000 kadar katılımcı ve 20 civarında firmanın katılmasını beklediğimiz konferansa hala kayıt yaptırma şansınız var. 2 Şubat günü, konferansın ardından Gelibolu Milli Parkına bir gezi de düzenleyeceğiz. Umarım hava müsait olur da Konferansın yorgunluğunu orada çıkarabiliriz.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da 28-29 Ocak tarihlerinde Konferans öncesi Linux Kursu düzenlenecek.

Pardus ekibi Konferansa gelecek mi diye eposta gönderenlere buradan topluca cevap vereyim: hayır gelmiyor. Yani; bireysel katılımları belki olabilir ama bir pardus standı olmayacak. Lütfen niye? diye bana sormayın.

Bu tip etkinliklerin en sevdiğim tarafı başka türlü pek görüşemediğim tanıdıklarla görüşmek olmuştur. Bahsettiğim tanışıklıklar da zaten yine böyle etkinliklerde olmuştur çoğunlukla. Netten tanışılan insanlarla karşılaşmak için bulunmaz bir fırsattır bu tip etkinlikler. Linux şenliği kadar çok lkd insanı görmezsiniz tamam ama diğer üniversitelerde çalışan arkadaşlarınızı görmek için bazen tek yol bile olabiliyor bunlar. Bu yıl ev sahibi olacağımızdan işin bu eğlenceli tarafını yakalamaya eskiden olduğu gibi vakit bulabilecek miyim bilmiyorum ama umarım gelecek olanlar için güzel üç gün geçirtebiliriz.

Görüşmek üzere

1 Aralık 2007 Cumartesi

ab2008 öncesi toplantı

Daha önce X. Akademik Bilişim Konferansını Çanakkale'de düzenleyeceğimizi yazmıştım. Yıllardır bu konferansları düzenleyen hocalarımız: Mustafa Akgül, Ethem Derman ve M. Ufuk Çağlayan 3 Aralık 2007 saat 10'da Troya Kültür Merkezinde bir sohbet toplantısına katılacaklar.

yapay zeka çağında hâlâ bilgisayar mühendisi olunmalı mı?

Yazıyı okumaya sabrı olmayanlar için kısaca söyleyeyim: kimse gelecekle ilgili tavsiye verecek bir şey bilmiyor. Önceden de bilmiyordu bugün...