haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2013 Salı

F Klavye dönemi başlıyor

10 Aralık 2013'te yayınlanan Başbakanlık Genelgesi[1] hem eğitim öğretim hem de çalışma hayatımızda yeni bir önemi başlatacak gibi duruyor.



Genelge çok kısa ama okumaya üşenenler için özetleyeyim. Bilgisayar kullanımı hızla artmış, bilgi toplumuna dönüşmemiz için hızlı yazmamız büyük önem taşıyormuş, F klavye Türk diline daha uygunmuş. Tüm kamu kurum ve kuruluşlarında kademeli olarak F klavyeye geçiş yapılması öngörülen genelge ile 2017 sonuna kadar bu geçişin yapılması isteniyor.

İhale aşaması başlamış olanlar haricinde kamuda bundan sonra alınan tüm bilgisayarların F klavye ile alınması zorunluluğu da getirildiği gibi mevcut klavyelerin de yenilenmesi gerekecekmiş.

Bu yeni klavyenin eğitimi için de www.fklavye.gov.tr adresinden uzaktan eğitim yapılması planlanıyor. Özel sektörün bile teşviklerle F klavye kullanımına özendirilmesi genelgenin hedefleri arasında.

2010 yılında çıkan ve kamunun IPv6 kullanımına geçişini kademeli ve ayrıntılı olarak tarif eden Kamu Kurum ve Kuruluşları için IPv6'ya Geçiş Planı[2] başlıklı genelgenin uygulanmasının bir fiyasko olduğunu daha önce yazmıştım[3]. Bunun da sonunun benzer olacağını fikrindeyim.

Ülke olarak sorunumuzun hızlı yazmak değil daha kaliteli içerik üretmek olduğunu düşünüyorum. Bu genelgenin de uygulanabileceğini hiç sanmıyorum.

[1] http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/12/20131210-9.htm
[2] http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2010/12/20101208-7.htm
[3] http://www.nyucel.com/2013/09/ipv6-gecis-fiyaskosu.html

19 Eylül 2013 Perşembe

GNU 30 yaşında!

İki hafta sonra insanlığın kaderini değiştiren GNU'nun 30. yaşını kutlayacağız. Özgür yazılım hareketinin başlatıcısı Richard Stallman  ve Türkiyede bu konuda en çok emeği harcayan Mustafa Akgül dünya durdukça hatırlanacaklar.

Çok yaşasın özgür yazılım, çok yaşasın Stallman, çok yaşasın Akgül!

3 Eylül 2013 Salı

IPv6 geçiş fiyaskosu

Yaklaşık 3 yıl önce çıkan Kamu Kurum ve Kuruluşları için IPv6'ya Geçiş Planı başlıklı başbakanlık genelgesi IPv6 kullanımı için kademeli bir geçiş öngörüyordu. Her adımda yapılması istenenlerin çoğunlukla yapılmadığını gördüğümden genelgenin sonundan da umutlu değildim doğrusu.

Bugün gelinen noktada kamu kurum ve kuruluşlarının IPv6 desteği olmayan hiç bir ağ cihazını almaması, internet üzerinden verdikleri kamuya açık tüm hizmetleri IPv6’yı destekler hale getirmesi gerekiyordu. Bütün kurumların üç yılda rahatlıkla tamamlayabilecekleri bir süreç olmasına rağmen çoğu kurumun neredeyse hiç bir şey yapmadığını görmek mümkün. Kamu kurumları tam bir yıl önce almış olmaları gereken IPv6 adres bloklarını bile almamışlar.

Kamuya açık verilen tüm hizmetlerin IPv6 üzerinden de verilmesi gerekirken henüz www.turkiye.gov.tr, www.tubitak.gov.tr ve www.osym.gov.tr gibi en yaygın hizmetlerin sunucuları için IPv6 adres ataması bile yapılmamamış durumda. Hal böyle olunca diğer kurumlar daha ÖSYM yapmamış bu işi sıra bize mi gelecek diyorlar herhalde.

Uzun sayılacak bir sürede üzerinde çalışıp bilgi biriktirerek yapabileceğimiz bu geçişi yapmamış olmamız umarım bir süre sonra yurt dışından büyük donanım ve yazılım satın almak şeklinde geri dönmez.

25 Mart 2013 Pazartesi

Yakından Eğitim birinci dönem çalışmalarına kabul edilenler belli oldu

Yakından Eğitim'in 1 Nisan - 1 haziran tarihleri arasında yapılacak birinci dönem çalışmalarına kabul edilenler aşağıdaki gibi belirlendi:

  • Linux için kimlik kanıtlama aracı: yekk - Hasan Arslan
  • MBFuzzer : Mobil Uygulamalar için MITM Fuzzer - Mehmet Kılıç
  • VirtLabNet - Sanal Lab Ağı - Aydın Yakar
  • Kötü amaçlı yazılım görsellemesi: malwarez - Gürcan Gerçek
  • Picassa Tagger - Talha Muhammet Büyükakkaşlar
  • NAR: New Album Reporter - Ferhat Elmas
  • EN-LinuxClipper - Evernote için Linux Masaüstü Kırpma Uygulaması - Özcan Esen
  • Couchbase Nagios Plugin - Ebru Akagündüz
  • NfQuery Syslog Desteği ve Genel İyileştirmeler - Ahmet Can Kepenek, Serhat Rıfat Demircan
  • Gerçek Zamanlı Yoğun Veri Akışı Harita Görsellemesi - Oğuzhan Coşkun


  • Elbette başvuru sayısı proje sayısından fazla olunca bazı arkadaşları kabul edemedik ama onların da bu durumun farkında olarak keyitlerini kaçırmadan çalışmaya devam etmelerini öneriyoruz.

    Çalışmaları takip etmek isteyen herkesi pazartesi akşamları saat 22'de freenode #yakindanegitim kanalına bekliyoruz.

    25 Nisan 2012 Çarşamba

    Microsoft'un Üniversitelerle Savaşı

    Üniversitelerimizin çoğunluğu derslerde işletim sistemi ve ofis paketi olarak sadece Microsoft ürünlerini anlatarak/öğreterek Microsoft'un parayla yaptıramayacağı bir tanıtım görevini yapıyorlar. Okulda sadece MS Ofis görmüş öğrencilerin önemli bir kısmı başka (daha iyi) alternatifler olduğunu bile bilmiyorlar. Bilişim dünyasında bir yıl sonrasını bile öngöremezken markaya bağımlı öğrenciler yetiştirmek üzerine konuşmayı sonraya bırakarak başka bir konudan bahsetmek istiyorum.

    Kamu kurumları satın aldıkları bütün bilgisayarlarla birlikte mutlaka bir işletim sistemi de satın alıyorlar. Çoğunlukla bu ikisinin ayrı satılabileceği dahi düşünülmediğinden işletim sistemi lisans bedelleri ayrıca faturalandırılmıyor bile. Ayrıca bir başbakanlık genelgesiyle kamuda lisanssız yazılım kullanılmaması üzerinde durulduğundan ve MS'den başka bir işletim sistemi tanınmadığından her yıl ne kadar harcandığı bile bilinmeden lisans bedelleri ödeniyor.

    Microsoft yakın zamana kadar üniversitelerin bu tutumundan çok memnundu. Nasıl memnun olmasın? Her türlü branşta eğitim gören öğrenciler sadece onun işletim sistemini, sadece onun yazılımlarını öğrenerek mezun oluyor ve iş hayatında da bu alışkanlıklarını devam ettirmek istiyorlar. Uzmanlığı bilişimle ilgili olmayan insanların bu konudaki alışkanlıklarını değiştirmek zahmetli bir iş olduğundan üniversiteler Microsoft'un istese de yapamayacağı kadar yaygın bir etkisi olmasında başrolü oynuyorlar. Üniversitelerin bu konumunun farkında olan Microsoft üniversitelerin etkinliklerine sponsor oluyor, öğrencilere ücretsiz yazılımlar sağlıyor ve ilişkileri sıcak tutmak için bir birim dahi bulunduruyordu (bu birim hala mevcut olabilir tabi).

    Başlıktaki savaş kısmına geçmeden önce bir de Microsoft'un lisanslama politikasından bahsedeyim kısaca. Şu an piyasada bulunan Windows 7 işletim sisteminin farklı yetenekleri olan sürümleri oldukça geniş bir yelpazede fiyatlarla satılıyor. Starter Edition (120 TL) ile Ultimate Edition (545 TL) arasında fiyatlandırılan işletim sistemleri mevcut. Herhangi bir Linux'un toplam sahip olma maliyetinin çok daha düşük olacağını hepimiz biliyoruz. Bir bilgisayarla birlikte Windows Starter isimli ve çok kısıtlı yeteneklere sahip olan sürümü alırsanız, her yıl Microsoft'a belirli bir kira ödeyerek daha üst sürümleri kullanma şansınız oluyor. MS bu kiralama işini kurumun bilgisayar sayısıyla değil, çalışan sayısıyla yapıyor. Yani bazı kullanıcılarınız (benim gibi) kesinlikle Microsoft ürünlerini kullanmıyor bile olsalar hatta hiç bilgisayar kullanmayan şoförleriniz için bile her yıl bu bedeli vermeniz gerekiyor. Eğer yıl sonunda anlaşmanızı uzatmazsanız eski kısıtlı sürüme geri dönüyorsunuz. Bu anlaşmayı yaptıktan sonra alınacak bilgisayarlarla birlikte kısıtlı sürüm için lisans parası vermeye devam etmek de gerekiyor.

    Arka planı bile değiştirilemeyen bir işletim sistemine aldığı lisans bedelleri, her çalışan için aldığı yıllık kira bedelleri Microsoft'a yetmemeye başlamış olacak ki mahkeme yoluyla kazancını arttırmaya çalışmaya başladı. Microsoft Corporation adına vekalet eden avukat Ali Aydın üniversitelere birer yazı göndererek kurumlarında bulunan işletim sistemlerinin bir envanterini istedi. Bunun için 14 gün süre verdiği yazı İHTAR VE İHBAR EDERİZ şeklinde sonlanıyordu.

    Nisan ayının başında yukarıdaki haksız lisanslama modeliyle yıllık haraç ödeyen bir üniversiteye Microsoft'un avukatı ve bilirkişi, bir hakimle birlikte gittiler. Yapılan bu baskın sonunda üniversitenin yıllık ödediği miktar arttırılmaya çalışılıyor. Halen bilirkişi raporunun hazırlanması sürdüğünden sonucun ne olacağı henüz belirlenmiş değil. Bu sürecin diğer üniversiteler için de başlamak üzere olduğu ve Microsoft'un hepimizle arasındaki köprüleri yakmak üzere olduğu konuşuluyor.

    Bu acayip durum karşısında elbette çaresiz değiliz. Sahipli yazılımlar bedava bile olsa özgür işletim sistemleri tercih edilmeliler bence. Özellikle üniversiteler gibi bilim öğreten, araştırma/geliştirme yapan kurumlar için kapalı kodlu, sahipli yazılımlar kullanmak en son tercih edilecek şey olmalı. Bunları söylerken bir kurumun yeni bir işletim sistemine göçünün bugünden yarına yapılamayacak bir şey olduğunu da biliyorum elbette (eskiden olsa bizim çocukların geliştirdiği Pardus var derdik. Neyse o ayrı bir konu). İşletim sistemi göçü orta vadeli bir planla ve çok iyi planlanarak yapılması gereken bir konu. Kısa vadede, hemen, yapılabilecek şeylerin başında kurumlarımızda kullanıdığımız ofis paketi olarak MS Ofis yerine LibreOffice kullamaya geçiş yapmak geliyor. Dünyanın parasını (çoğu üniversitenin bir kaç bin çalışanı olduğunu düşünürseniz gerçekten dünyanın parası ediyor) MS Ofise vereceğimize LibreOffice'i özgürce kullanabiliriz. Kullanıcı arayüzü tamemen Türkçe olmasına rağmen yardım içeriğinde bazı eksikler var. Onların da üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Sadece ofis paketinden elde edeceğimiz tasarruf ülke bazında milyonlarca doları bulacaktır.

    Not1: Elbette lisans ücreti olan bir yazılımı bedava kullanmayı beklemiyorum/önermiyorum. Kamunun; yani hepimizin, parasını harcadığımızı hesaba katarak bütün ihtiyaçlarımızı karşılayan ücretsiz yazılımlar varken gidip MS'e para vermeyelim diyorum. İlla para vereceksek bile bunu perakende fiyatından yapmayalım bari. Yurtdışı fiyatının onlarca katına bize satılmaya çalışılan yazılımlar karşısında alternatifsiz olmadığımızı bilelim.

    Not2: Ofis paketinin meselenin tamamını çözmeyeceği de çok açık ama kullanıcıları günlük işlerini özgür yazılımlarla yapmaya geçirebilmek işletim sistemi geçişinde büyük kolaylık sağlayacaktır. Orta vadede hedeflememiz gereken şeyin mümkün olan her yerde (bazı kullanıcıların yaptıkları işler dolayısıyla sahipli yazılımlar kullanmaları zorunlu olabiliyor) özgür yazılımlar ve özgür işletim sistemleri kullanmaya geçişi planlamak olduğuna inanıyorum.

    Umarım Microsoft'un bu hamlesini özgürleşme yolunda bir adıma dönüştürebiliriz.

    21 Nisan 2012 Cumartesi

    Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu

    Geçen hafta katıldığım çalıştay'da haberim olan konulardan biri de 'Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu' oldu. 22 Şubat'ta kabul edilen ve 22 Ağustos tarihinde yürürlüğe girecek olan kanun hepimizi etkileyecek değişiklikler getirdiğinden bir kaç önemli noktaya dikkat çekmek istiyorum. Merak edenler belgenin tamamını okuyacakladır ama bazı bölümleri burada alıntılayacağım.

    Öncelikle kanunun amacına bakalım:
    Bu Kanunun amacı, ülkemizin kültürel varlığı ile bilgi birikimini oluşturan fikir ve sanat eserlerinin basılmış veya çoğaltılmış nüshaları ile ikili ya da çok taraflı anlaşmalar uyarınca yurt dışında basılan veya çoğaltılan fikir ve sanat eserlerinin etkin, sağlıklı ve eksiksiz bir biçimde toplanması, gelecek kuşaklara aktarılması, elverişli ortamlarda saklanması, korunması, düzenlenmesi ve toplumun bilgi ve yararına sunulmasına ilişkin esasları belirlemektir.
    Çoğu zaman olduğu gibi iyi bir şeyin hedeflendiğini görüyoruz. Bir şeylerin kütüphanelerde derlenemesi hedefleniyor, peki neler arşivlenecek:
    Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde basılan veya çoğaltılan, aşağıda belirtilen her türlü eser, bu Kanun kapsamında derlenir:
    a) Kitap, kabartma harfli kitap, kitapçık, ansiklopedi, albüm, atlas ve nota gibi tek başına ya da bir takımın veya bir dizinin parçası niteliğinde olan ayrı yayımlanmış eserler.
    b) Gazete, dergi, yıllık, bülten, takvim gibi süreli yayınlar.
    c) Afiş, kartpostal, gravür, reprodüksiyon, basılı fotoğraf gibi grafik eserler.
    ç) Veri içeren her türlü slayt, şerit, film parçası, makara, kaset, kartuş, film ve mikroform gibi materyal.
    d) Her türlü bilgisayar, müzik ve video cihazlarında kullanılmak üzere üretilmiş ses, görüntü ve veri içeren optik ve manyetik ortamlara kaydedilerek çoğaltılmış eserler.
    e) Prospektüsleriyle birlikte blok veya tek olarak pul ve kağıt paralar.
    f) Coğrafik, jeolojik, topoğrafik ya da meteorolojik harita, plan ve krokiler.
    g) Yurt dışında basımı veya çoğaltımı yapılarak, yurt içinde satışı ve dağıtımı yapılan eserler.
    ğ) Elektronik ortamda üretilerek kullanıma sunulmuş elektronik yayınlar.
    Bizi daha çok ilgilendiren madde ğ. Peki bu derleme işlemini kim yapacak? Kanunda yukarıda sınıflandırılan maddelerin her birinin nerelerde nasıl derleneceği tanımlanmış. Ben sadece ğ maddesini ilgilendirenleri alıntılıyorum:

    c) 4 üncü maddenin (ğ) bendinde belirtilen eserler sadece Millî Kütüphaneye gönderilir. 
    d) 4 üncü maddenin (a), (b), (g) ve (ğ) bentlerinde belirtilen eserlerin 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun ek 11 inci maddesi uyarınca hizmete sunulmak amacıyla, elektronik ortama aktarılan bir nüshası görme engellilerin hizmetine sunulmak üzere Millî Kütüphaneye gönderilir.
    Buradan anlaşılan elektronik ortamda üretilerek kullanıma sunulmuş elektronik yayınların birer nüshasının Milli Kütüphaneye gönderilmesi gerektiği.

    Kanunun bundan sonraki bölümlerinde sorumlukluklar ve verilecek cezalar bölümleri var. Bu kanunun görme engellilere hizmet sunulması amacıyla çıkarıldığını tahmin etmek güç değil ama kapsam o kadar geniş tutulmuş ki elektronik dergilerin, gazetelerin, hatta wikilerin içeriğini sürekli olarak Milli Kütüphane'ye görmememiz gerekecek mi merak ediyorum ben. Tabi Milli Kütüphane çalışanı olsaydım f maddesinde yazan meteorolojik verilerin nerede depolanacağı konusunu ayrıca dert ederdim sanırım.

    Her zaman olduğu gibi kapsamı hedeflenenden çok geniş tutulmuş bu kanunun hayatımıza girmesine yaklaşık dört ay kaldı.

    19 Nisan 2012 Perşembe

    Pardus Danışma Kurulu Ne Durumda?

    23-24 Mart tarihlerinde gerçekleştirilen Pardus'un Yarını Çalıştay'ının üzerinden neredeyse bir ay geçti. Çalıştay'ın ardından konuluşanlar detaylı olarak yazmıştım [1], [2], [3].  Geçtiğimiz haftasonu Türkiye'deki bütün üniversiteleri internete bağlayan kurum olan ULAKBİM'in bu yıl 6.sını düzenlediği bir çalıştay düzenlendi. Aynı zamanda ULAKBİM'in de başkanı olan Ahmet Kaplan ile danışma kurulu başta olmak üzere Pardus genelinde konuları konuşma fırsatım oldu. Pardus'la ilgili gelişmeleri proje yöneticisinin kendi blogunda yazmasının en doğrusu olduğunu düşünüyorum ama ben yine kendi gördüklerimi yazayım.
    • Pardus projesinin ULAKBİM'e geçişinin evrak işleri ancak geçen hafta tamamlanabilmiş. Ahmet hoca bahsi geçen danışma kurulunun resmiyet kazanabilmesi için yazışmaları başlattığını ve bu ayın sonuna yetiştirilmesini hedeflediğini söyledi.
    • Pardus kullanan en büyük kurum olarak her yerde söylenen MSB bir süredir destek alamadığı TÜBİTAK ile sözleşme yenilemek istiyormuş. F@tih projesinde etkileşimli tahtalarda Pardus kullanılacağı zaten konuşuluyordu, MEB de bir protokolle bu birlikteliği başlatmak istiyormuş. Ahmet hoca başka kamu kurumlarının da göç planları yaptığını, görüşmelerin sürdüğünü söyledi. 
    • Bu hareketlilik Pardus'un rafa kaldırılmayacağını göstermesi açısından ümit verici ama projenin geliştiricisinin bulunmadığı gerçeği de aklımızın bir köşesinde duruyor. Ankara'da çalışacak yeni geliştiricilerin işe alınacağını söyledi Ahmet hoca ama zamanla ilgili bir konu konuşulmadı.
    • Beni çok şaşırtan konulardan biri çalıştayda tahmin edemeyeceğim kadar fazla kişinin Pardus'a göç hakkında soru sorması oldu. Üniversitelerin önemli bir kısmı olan bitenden haberdar değil ve hala şaşırtıcı bir heyecan var Pardus konusunda. Mevzuyu takip edenlerin hemen hepsi bu projenin ülke yararına devam etmesini temenni ediyor.
    • Danışma kurulu temsilcilerinin seçimleri konusu kimse için net değil işin doğrusu. STK'ların ve iş ortaklarının seçimleri işini Doruk Fişek organize edeceğini söylemişti. Bu kurul için bir üniversite temsilcisi seçilmesi gerektiği çalıştayda bir toplatı öncesi duyuruldu. Ben de bu sürecin içinde yeralmak istediğimi söyledim. İtiraz eden olmadığı gibi başka aday da çıkmadı. Tübitak çalışanı geliştirici kaldı mı bilemiyorum ama o kadronun seçimi işin en kolay tarafıdır herhalde. Maaşlı çalışmayan geliştiricilerden (var mı hala böyle birileri bilemiyorum ama) bir temsilci nasıl seçilecek bilemiyorum doğrusu. Kamu temsilcisi için de görüşmelerin sürdüğünü duyduk. TÜBİTAK danışma kurulunun resmileştiğini duyurduğunda bu temsilcilerin seçilmiş olmasının işleri hızlandıracağı hepimizin malumudur.
    Camia (ben de dahil) Pardus'un devam edeceğine inanmak için bir şeyler duymak değil görmek istiyor. Geçirdiğimiz bu bulanık dönem sona erecek mi, nasıl erecek birlikte göreceğiz.

    13 Mart 2012 Salı

    Belge Özgürlüğü Günü 2012


    Bu yıl Belge Özgürlüğü Günü bizim Özgür Yazılım ve Linux Günlerinin hemen öncesinde 28 Mart'ta dünyanın çeşitli yerlerinde, yerel gruplarca, çeşitli etkinliklerle kutlanacak. "Belge Özgürlüğü Günü'nde, ortak organizasyonlar ve gönüllülerle birlikte tüm dünya çapında etkinlikler düzenlenerek, açık belge biçimleri ve açık standartların önemine dikkat çekilecek".

    Aslında bu konuda yapılacak çok şey var ama Zeki'nin her fırsatta dile getirdiği konulara yardımcı olarak işe başlamak ve bu konuyu sadece bir günde geçiştirmemek en iyisi olur galiba.

    18 Şubat 2012 Cumartesi

    Dünya IPv6 Lansmanı

    8 Haziran 2011'de Dünya IPv6 Günü'nü organize eden Internet Society bu yıl da 6 Haziran'da Dünya IPv6 Lansmanını organize edecek. İsteyenler bu adresteki formu doldurup katılabilecekleri gibi, sayfalarına görselleri koyarak da destekleyebilirler.

    5 Şubat 2012 Pazar

    II. Ulusal IPv6 Konferansı

    Geçen yıl ilki düzenlenen Ulusal IPv6 Konferansının ikincisi bu yıl 15 Şubat'ta Ankara'da düzenlenecek. Konferans programına buradan ulaşabilirsiniz. Herkese açık ve ücretsiz olan etkinlik için kayıt yaptırmak yeterli. Biz de fi6en ile orada olacağız, bekleriz.

    25 Ocak 2012 Çarşamba

    Uşak'ta Bilişim Fırtınası

    Üniversitelerde bilgi teknolojileri konusunda ilgili grupları bir araya getirerek, bilgi teknolojileri altyapısı, kullanımı, eğitimi ve üretimini tüm boyutlarıyla tanıtmak, tartışmak, tecrübeleri paylaşmak ve ortak politika oluşturmak için bir platform olmayı hedefleyen Akademik Bilişim Konferanslarının 14.sü bu yıl 1-3 Şubat tarihlerinde Uşak Üniversitesinde yapılacak. Her AB öncesi yapılan kurslar bu yıl daha önce hiç olmadığı kadar geniş bir yelpazede düzenleniyor. Güvenlik, Linux Sistem Yönetimi, Python, PostgreSQL Veritabanı Yönetimi, Android ve LibreOffice/OpenOffice konularında 4 gün sürecek yoğun bir eğitim dönemi yaşanacak.

    2002'de Konya'da, 2006'da Denizli'de, 2007'de Kütahya'da katıldığım; 2008'de Çanakkale'de düzenlediğimiz, 2009'da Şanlıurfa, 2010'da Muğla, 2011'de Malatya'da devam eden seri bu sene de yeni arkadaşlar edinme, eski dostları görme ve tecrübelerin paylaşılmasıyla pek güzel geçecektir eminim.

    Önceden verilmiş bir sözünüz yoksa sizi de bekleriz.

    18 Ocak 2012 Çarşamba

    Google Code-In bizim çocuklar

    Google'ın lise öğrencileri için düzenlediği Code-In 8 haftalık yoğun bir çalışma sürecinin ardından dün tamamlandı. Geçen yıl bir ödül alanlar listesi olduğundan bu listedeki iki kardeşimizi yazmıştım. Summer of Code'da olduğu gibi katılımcıların tam adları yazmadığından bu yıl 545 öğrencinin isimlerine bakıp bizim çocukları aşağıdaki kadar görebildim.

    Bu genç arkadaşları tebrik ediyor, ileride daha çok görmeyi umuyorum.
    • Yusuf Amir Tezcan
    • Hüseyin Aksu
    • Ömer Faruk Oruç
    • Halil İbrahim Azak
    • Enes Burhan Kuran
    • Ali Rıza Nazlı
    • Hüseyin Zengin
    20 gün sora gelen ekleme:

    Google Code-in ile ilgili istatistikleri yayınladı. Buna göre Türkiye 10 katılımcıyla en aktif ilk 10 ülke arasına girmiş. Yukarıda da belirttiğim gibi code-in'de katılımcıların kendi isimlerini kullanmaları gerekmediğinden diğer 3 kişinin kim olduğunu öğrenemiyoruz. Bunda bizim kaybettiğimiz birşey yok ama onlar ileride code-in'de yer almış olmanın şöhretinden faydalanamayacaklar :( 


    17 Aralık 2011 Cumartesi

    Görme engelliler için renkler

    Hiç anlam veremediğim reklamlarla, kampanyalarla karşılaşıyorum. Şu kadar şişe kapağı getirirseniz bir firma şu kadar tekerlekli sandalye verecek gibi şeyler bunlar. Firmaya götürdüğümüz şey geri dönüşümden firmaya gelir getirici bir şey olsa arada bir bağlantı kurmak zor olmayacak ama şişe kapağı nedir? Hadi şişe kapağı fiziksel bir şey, facebook sayfamızı beğenen her kişi için şu kadar bağışta bulunacağım diyen bile çıkmıştı hatırlarsınız.

    Az önce Renkler Herkes İçindir başlıklı bir sayfa gördüm. Burada kısa bir film var, filmi her seyreden için bir görme engelliye mobil cihazlar üzerinde çalışan bir uygulama ücretsiz verileceği anlatılıyor. Yazılım; görenlerin aklına gelmeyecek ama görme engelliler için faydalı bir iş yapıyor: telefonu bir şeye doğru tuttuğunuzda onun rengini söylüyor.

    Sayfanın altında da bir not var: "Türkiye'de 700.000 görme engelli var. Film, şu ana kadar 1.574.278 kere izlendi"

    Bir yazılım müşterilerinin iki katı kadarına bedava verilecek hale gelmiş (sponsor tarafından) ama hala ondan özel bir yazılım, ucuz değil filan diye bahsediliyor. Çünkü çoğunluk hala yazılımın parayla satılması zorunluymuş, parasız olanı ya lisanssız ya da kalitesiz olurmuş gibi düşünüyor.

    Kamu için faydası bu kadar yüksek, yaygın etkisi büyük bir programın (eğer yoksa) bir özgür alternatifini yazmak eminim zor bir iş olmayacaktır. Bir buçuk milyon kere izlenmeden önce haberimiz olsaydı bütün mobil ortamlarda başarılı bir şekilde çalışan sürümlerini yazmış olurduk. Hatta program bütün dünya dillerini konuşuyor olurdu.

    yapay zeka çağında hâlâ bilgisayar mühendisi olunmalı mı?

    Yazıyı okumaya sabrı olmayanlar için kısaca söyleyeyim: kimse gelecekle ilgili tavsiye verecek bir şey bilmiyor. Önceden de bilmiyordu bugün...