Türkiye'de İnternet Konferanslarının yirmi ikincisi bu yıl 2-4 Kasım 2017 tarihlerinde Bahçeşehir Üniversitesinde yapılacak.
3. Kamu Açık Kaynak Konferansı ise 25-26 Ekim 2017 tarihleri arasında ATO Congresium'da düzenlenecek.
Yirminci Akademik Bilişim Konferansı için Karabük Üniversitesi ev sahibi olacak ve 31 Ocak - 2 Şubat 2018 tarihlerinde gerçekleşecek.
Bilişim camiasının bu üç büyük buluşmasını takvimlerinize şimdiden işaretleyin de sonradan keşke haberim olsaydı demeyin.
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Eylül 2017 Çarşamba
7 Nisan 2016 Perşembe
XXI. Türkiye'de İnternet Konferansı, Akademik Bilişim 2017 ve 2. Kamu Açık Kaynak Konferansı
Türkiye'de İnternet Konferanslarının yirmincisi bu yıl 3-5 Kasım 2016 tarihlerinde TED Üniversitesinde yapılacak.
2. Kamu Açık Kaynak Konferansı ise 16-20 Ekim tarihleri arasında ODTÜ'de düzenlenecek.
On dokuzuncu Akademik Bilişim Konferansı için Aksaray Üniversitesi ev sahibi olacak ve 8-10 Şubat 2017 tarihlerinde gerçekleşecek. Konferans öncesi kursların tarihi de 4-7 Şubat.
Bilişim camiasının bu üç büyük buluşmasını takvimlerinize şimdiden işaretleyin de sonradan keşke haberim olsaydı demeyin.
2. Kamu Açık Kaynak Konferansı ise 16-20 Ekim tarihleri arasında ODTÜ'de düzenlenecek.
On dokuzuncu Akademik Bilişim Konferansı için Aksaray Üniversitesi ev sahibi olacak ve 8-10 Şubat 2017 tarihlerinde gerçekleşecek. Konferans öncesi kursların tarihi de 4-7 Şubat.
Bilişim camiasının bu üç büyük buluşmasını takvimlerinize şimdiden işaretleyin de sonradan keşke haberim olsaydı demeyin.
27 Şubat 2016 Cumartesi
LibreOffice Ankara HackFest
Bu etkinliği mevcut çalışmalarımıza hız kazandırmak için bir fırsat olarak görürken yeni katkıcıları da aramızda görmek istiyoruz.
12 Mart 2015 Perşembe
11. BİLMÖK'ün ardından
Bilmök'ü ilk 2010'da Mete Bilgin, Metin Akdere ve Meltem Parmaksız 'ın yaptıkları harika sunumla duymuştum (bu sunum hakkında bakınız Bahadır Kandemir 'in pek güzel yazısı). O zaman sonraki bilmök'ler için tavsiyeler yazmıştım, neredeyse hepsini hala seneye Urfa'da düzenlenecek bilmök için önerebilirim (nasılsa dinleyen yok istediğini öner diyenlere hak veriyorum).
Bence bilmök'lerin temel sorunu organizasyonu düzenleyen öğrencilerin kendilerini konuşmacı olmaya değer görmemeleri. Üç gün süren etkinlikte konuşan öğrenci sayısı bir elin parmakları kadar bile değildi. Konuşmaların çoğu ders niteliğindeydi. Zaten hepsi bilgisayar mühendisliği öğrencisi olan bu büyük kalabalığı bir salona toplayıp ders gibi sunumlar dinletmek yerine etkileşimli bir etkinlik yapılsa daha iyi olurdu diye düşünüyorum (sanki ne düşündüğünü umursayan mı var derseniz onda da haklısınız).
Etkinliğin ilk gününde özgür yazılım hareketinin başlatıcısı Stallman vardı. Stallman 30 yıl önce dünyaya karşı bir savaş açmış ve bu savaşı kazanmış bir büyük adam olduğunun bilinciyle ve özgüveniyle konuştu. Bu etkinlikten bir hafta önce sabancı üniversitesinde de dinlemiş olmama rağmen tekrar dinlemekten büyük mutluluk duydum. Anlattıkları hep bildiğimiz şeylerdi ama çok sağlam argümanlarla destekleyerek konuştu.
Üçüncü gün bu yıl birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan Gülşah Köse LibreOffice sunumlarını Pebble ile yönetmek için hazırladığı pebble-remote uygulaması özelinden yola çıkarak özgür yazılım dünyasına nasıl dahil olunacağını kendi tecrübeleriyle anlattı. Tam da bilgisayar mühendisliği öğrencileri kongresinde böyle sunumlar olmalı dediğim gibi bir sunum oldu. Başlarda biraz heyecanlı olsa da bilgisayar mühendisliği öğrencisi bir genç kadının neler yapabileceğini göstermesi açısından çok başarılı bir örnek olarak konuştu.
Günün son oturumu ise bilişim sektöründe kadın olmak paneliydi. BMO'nun bir önceki başkanı Gölay Şakiroğulları, Gülşah Köse ve Zinnur Yesilyurt 'un konuştukları panel benim bu konuda dinlediğim en başarılı paneldi. Gölay hanım 30 yıllık tecrübesiyle konuşmasını çok ikna edici argümanlara dayandırarak konuştu. Yeni mezun olmasına rağmen Zinnur kadınların sektörde karşılaşılabilecekleri durumlardan bahsetti. Gülşah ağırlıklı olarak özgür yazılım dünyasının sadece kadınlara değil ırka, cinsiyete, dini inanca karşı bir ayrımcılık yapmadığını anlattı.
Bütün katılımcılarla özveriyle ilgilenen yerel organizasyon komitesine tekrar teşekkür ediyorum. Gülşah'a da kendisiyle gurur duyduğumu buradan da yazmış olayım.
Bence bilmök'lerin temel sorunu organizasyonu düzenleyen öğrencilerin kendilerini konuşmacı olmaya değer görmemeleri. Üç gün süren etkinlikte konuşan öğrenci sayısı bir elin parmakları kadar bile değildi. Konuşmaların çoğu ders niteliğindeydi. Zaten hepsi bilgisayar mühendisliği öğrencisi olan bu büyük kalabalığı bir salona toplayıp ders gibi sunumlar dinletmek yerine etkileşimli bir etkinlik yapılsa daha iyi olurdu diye düşünüyorum (sanki ne düşündüğünü umursayan mı var derseniz onda da haklısınız).
Etkinliğin ilk gününde özgür yazılım hareketinin başlatıcısı Stallman vardı. Stallman 30 yıl önce dünyaya karşı bir savaş açmış ve bu savaşı kazanmış bir büyük adam olduğunun bilinciyle ve özgüveniyle konuştu. Bu etkinlikten bir hafta önce sabancı üniversitesinde de dinlemiş olmama rağmen tekrar dinlemekten büyük mutluluk duydum. Anlattıkları hep bildiğimiz şeylerdi ama çok sağlam argümanlarla destekleyerek konuştu.
Günün son oturumu ise bilişim sektöründe kadın olmak paneliydi. BMO'nun bir önceki başkanı Gölay Şakiroğulları, Gülşah Köse ve Zinnur Yesilyurt 'un konuştukları panel benim bu konuda dinlediğim en başarılı paneldi. Gölay hanım 30 yıllık tecrübesiyle konuşmasını çok ikna edici argümanlara dayandırarak konuştu. Yeni mezun olmasına rağmen Zinnur kadınların sektörde karşılaşılabilecekleri durumlardan bahsetti. Gülşah ağırlıklı olarak özgür yazılım dünyasının sadece kadınlara değil ırka, cinsiyete, dini inanca karşı bir ayrımcılık yapmadığını anlattı.
Bütün katılımcılarla özveriyle ilgilenen yerel organizasyon komitesine tekrar teşekkür ediyorum. Gülşah'a da kendisiyle gurur duyduğumu buradan da yazmış olayım.
1 Temmuz 2012 Pazar
Pardus Danışma Kurulu ilk toplantısı
29 Haziran'da ULAKBİM'de Pardus Danışma Kurulu toplantısı yapıldı. Toplantıya Mustafa Akgül (STK temsilcisi), Doruk Fişek (çözüm ortakları temsilcisi), Sezai Yeniay (topluluk temsilcisi), Abdullah Arslan (kamu kurumları temsilcisi) ve ben (üniversite temsilcisi) olarak katıldık. Ahmet Kaplan ve Abdullah Erol TÜBİTAK'ı temsilen oradaydılar. Geliştirici temsilciliği konusunda oluşan anlaşmazlık yüzünden bu toplantıya mahsus geliştirici temsilcisinin masada olmamasına karar verildi. Nihat Karslı, Türker Gülüm, Cavit Vural ve Erdinç Gültekin dinleyici olarak salonda bulundular.
Toplantı ULAKBİM müdürü Ahmet Kaplan'ın yaptığı konuşmayla başladı. Ahmet hoca özgürlükiçin forumlarını yakından takip ettiklerini söyledi. Benim toplantıdan bir gün önce yazdığım Pardus'ta pisi yerine deb paketleri kullanılmasını şöyle açıkladı: Vestel ile yapılan çalışmalar sonunda etkileşimli tahtalara kurulan Pardus'larda donma ve çakılma sorunları yaşanmış. Bir buçuk ay kadar uğraşılmasına rağmen sorunların hepsinin üzerinden gelinememiş. Tahtaların bu halleriyle dağıtılması mümkün olmadığından son bir çare olarak debian kurulmuş. Debian zaten her platformda çalıştığı için tahtada yaşanan sorunlar da çözülmüş doğal olarak. Daha sonra Pardus araçlarından taşınabilecek olanları taşımışlar.Yaklaşık 85000 tahta bu şekilde okullara dağıtılmış. Toplam sayının 650000 olması planlanıyormuş. Bundan sonra yapılacak ihalelerde sadece bu yeni Pardus'un kullanılması planlanıyormuş. Bir büyük haber olarak da MSB ile 3 yıllık bakım sözleşmesi yapıldığını ve bir kaç ay içinde Kurumsal 3'ün bütün MSB bünyesinde kullanılmaya başlanacağını söyledi. Ayrıca SGK'nın da Pardus'a geçmek yönünde bir talebi olduğunu söyledi.
Bu açıklamaları Mustafa hoca, Doruk, Sezai ve ben yeterli bulmadık elbette. Bir sorun eğer debian üzerinde çözülebiliyorsa mutlaka Pardus üzerinde de çözülebilirdi diye özetlenebilecek itirazlarımız oldu. Hatta benim 'bu sorunlu tahtalardan birini verin 1 ayda sorununu çözüp getireyim' dememin ardından Doruk'ta benzer bir teklif yaptı. Ama hepimizin bildiği gibi tahtalar memleketin her tarafına dağıtılmış durumda. Hatta MSB ile yapılan anlaşma da bu yeni Pardus üzerinden yapılmış.
Toplantının bundan sonraki kısmında pisi mi deb mi diye konuşmak yerine TÜBİTAK bilim kurulunda görüşülmesinin ardından resmileşecek olan Danışma Kurulu'nun yetki ve sorumlulukları hakkında konuştuk. Yukarıda adı geçen grubun isteği özetle şöyle: 'TÜBİTAK'ın yürürlükte olan anlaşmalarına ters düşmemek kaydıyla Pardus'un tüm sürümleri üzerinde nihai kararları Danışma Kurulu alır.' Eğer TÜBİTAK danışma kuruluna bu yetkiyi vermeyecekse kararları kendi alacak demektir, bizim onayımıza da ihtiyacı olmadığından kurulun bir anlamı olmayacaktır. Bu yetkiyi kullanacağımız belli olduktan sonra Pardus'un devamı ile ilgili konuşmak işe yarayacaktır. İşin doğrusu katılımcıların itiraz edecekleri çokça nokta olmasına rağmen bunları konuşmayı kurulun çerçevesinin belirlenmesinin arkasına bırakmak kolay olmadı.
Madem bir sorunun üzerinden Pardus'la gelinemedi ve Debian kuruldu (bu konudaki itirazımı yukarı yazmıştım), keşke Pardus'un geleceğini ve yapısını etkileyen paket yönetim sistemini değiştirecek karar alınmasaydı da (ben bunun da yapılabileceğini düşünüyorum ama bu haliyle değil elbette) 'F@tih Projesinde Debian kullanılacak' denseydi gibi itirazları konuşmak için bu konuşulacakların bir etkisinin olması lazım diye düşünerek gündemi kurulun yapısıyla sınırlı tutmaya çalıştık.
Pardus'un yarını çalıştayında alınan kararların ardında durması TÜBİTAK için en iyisi olacaktır. TÜBİTAK'ın neredeyse tüm paydaşların temsilcilerinden oluşacak Danışma Kuruluna gerekli yetkiyi cesaretle vermesini ve ortak aklı kullanmasını diliyorum.
Toplantı ULAKBİM müdürü Ahmet Kaplan'ın yaptığı konuşmayla başladı. Ahmet hoca özgürlükiçin forumlarını yakından takip ettiklerini söyledi. Benim toplantıdan bir gün önce yazdığım Pardus'ta pisi yerine deb paketleri kullanılmasını şöyle açıkladı: Vestel ile yapılan çalışmalar sonunda etkileşimli tahtalara kurulan Pardus'larda donma ve çakılma sorunları yaşanmış. Bir buçuk ay kadar uğraşılmasına rağmen sorunların hepsinin üzerinden gelinememiş. Tahtaların bu halleriyle dağıtılması mümkün olmadığından son bir çare olarak debian kurulmuş. Debian zaten her platformda çalıştığı için tahtada yaşanan sorunlar da çözülmüş doğal olarak. Daha sonra Pardus araçlarından taşınabilecek olanları taşımışlar.Yaklaşık 85000 tahta bu şekilde okullara dağıtılmış. Toplam sayının 650000 olması planlanıyormuş. Bundan sonra yapılacak ihalelerde sadece bu yeni Pardus'un kullanılması planlanıyormuş. Bir büyük haber olarak da MSB ile 3 yıllık bakım sözleşmesi yapıldığını ve bir kaç ay içinde Kurumsal 3'ün bütün MSB bünyesinde kullanılmaya başlanacağını söyledi. Ayrıca SGK'nın da Pardus'a geçmek yönünde bir talebi olduğunu söyledi.
Bu açıklamaları Mustafa hoca, Doruk, Sezai ve ben yeterli bulmadık elbette. Bir sorun eğer debian üzerinde çözülebiliyorsa mutlaka Pardus üzerinde de çözülebilirdi diye özetlenebilecek itirazlarımız oldu. Hatta benim 'bu sorunlu tahtalardan birini verin 1 ayda sorununu çözüp getireyim' dememin ardından Doruk'ta benzer bir teklif yaptı. Ama hepimizin bildiği gibi tahtalar memleketin her tarafına dağıtılmış durumda. Hatta MSB ile yapılan anlaşma da bu yeni Pardus üzerinden yapılmış.
Toplantının bundan sonraki kısmında pisi mi deb mi diye konuşmak yerine TÜBİTAK bilim kurulunda görüşülmesinin ardından resmileşecek olan Danışma Kurulu'nun yetki ve sorumlulukları hakkında konuştuk. Yukarıda adı geçen grubun isteği özetle şöyle: 'TÜBİTAK'ın yürürlükte olan anlaşmalarına ters düşmemek kaydıyla Pardus'un tüm sürümleri üzerinde nihai kararları Danışma Kurulu alır.' Eğer TÜBİTAK danışma kuruluna bu yetkiyi vermeyecekse kararları kendi alacak demektir, bizim onayımıza da ihtiyacı olmadığından kurulun bir anlamı olmayacaktır. Bu yetkiyi kullanacağımız belli olduktan sonra Pardus'un devamı ile ilgili konuşmak işe yarayacaktır. İşin doğrusu katılımcıların itiraz edecekleri çokça nokta olmasına rağmen bunları konuşmayı kurulun çerçevesinin belirlenmesinin arkasına bırakmak kolay olmadı.
Madem bir sorunun üzerinden Pardus'la gelinemedi ve Debian kuruldu (bu konudaki itirazımı yukarı yazmıştım), keşke Pardus'un geleceğini ve yapısını etkileyen paket yönetim sistemini değiştirecek karar alınmasaydı da (ben bunun da yapılabileceğini düşünüyorum ama bu haliyle değil elbette) 'F@tih Projesinde Debian kullanılacak' denseydi gibi itirazları konuşmak için bu konuşulacakların bir etkisinin olması lazım diye düşünerek gündemi kurulun yapısıyla sınırlı tutmaya çalıştık.
Pardus'un yarını çalıştayında alınan kararların ardında durması TÜBİTAK için en iyisi olacaktır. TÜBİTAK'ın neredeyse tüm paydaşların temsilcilerinden oluşacak Danışma Kuruluna gerekli yetkiyi cesaretle vermesini ve ortak aklı kullanmasını diliyorum.
27 Haziran 2012 Çarşamba
FATİH Projesi Bilgi ve İletişim Teknolojileri Çağrı Programı
Bugüne kadar TÜBİTAK proje desteklerinde bir genel çerçeve belirliyor (araştırma projesi, kamu projesi gibi) ve araştırmacıların kendi fikirleriyle başvurmasını istiyordu. Gelen başvurular hakemlerce değerlendiriliyor ve belli miktarlarda destekler veriliyordu. Öncelikli Alanlar Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı ile birlikte başka bir yol denenenmeye çalışılıyor; TÜBİTAK öncelikli gördüğü alanları ve bu alanlar üzerinde hangi konularda projeleri destekleyeceğini açıklayarak doğrudan bu konularda gelecek projeleri destekleyecek.
Bu yazıyı yazarken açık olduğu görülen proje konuları enerji, bor, gıda ve bilgi teknolojileri idi. 25 haziran günü Ankara TÜBİTAK merkez binada bu proje çağrıları hakkında bir bilgilendirme günü düzenlendi. Ben bilgi teknolojileri kapsamında proje çağrısına çıkılan Fatih Projesi hakkında neler istendiğini dinlemek için Ankara'ya gittim. F@tih Projesi ülkemizin geleceğini temelden etkileyecek, değiştirecek bir ulusal proje olduğundan hem proje kapsamında neler yapıldığını hem de 1003 projeleri kapsamında nasıl projeler beklendiğini öğrenmek istedim.
Ülkemizin tüm eğitim sistemini değiştirecek bir proje olan F@tih hakkında herkesin olduğu gibi benim de aklıma takılan, uygun görmediğim taraflar mevcut ama bu yazıyı kendi eleştirilerim yerine proje bilgilendirme gününe ışık tutsun diye yazıyorum. Detaylar yukarıdaki bağlantılarda ayrıntılı olarak mevcut ama ben kendi aldığım notlardan bağlantıda bulunmayanları buraya aktarayım belki katılamayanlar için fikir verir.
Bu yazıyı yazarken açık olduğu görülen proje konuları enerji, bor, gıda ve bilgi teknolojileri idi. 25 haziran günü Ankara TÜBİTAK merkez binada bu proje çağrıları hakkında bir bilgilendirme günü düzenlendi. Ben bilgi teknolojileri kapsamında proje çağrısına çıkılan Fatih Projesi hakkında neler istendiğini dinlemek için Ankara'ya gittim. F@tih Projesi ülkemizin geleceğini temelden etkileyecek, değiştirecek bir ulusal proje olduğundan hem proje kapsamında neler yapıldığını hem de 1003 projeleri kapsamında nasıl projeler beklendiğini öğrenmek istedim.
Ülkemizin tüm eğitim sistemini değiştirecek bir proje olan F@tih hakkında herkesin olduğu gibi benim de aklıma takılan, uygun görmediğim taraflar mevcut ama bu yazıyı kendi eleştirilerim yerine proje bilgilendirme gününe ışık tutsun diye yazıyorum. Detaylar yukarıdaki bağlantılarda ayrıntılı olarak mevcut ama ben kendi aldığım notlardan bağlantıda bulunmayanları buraya aktarayım belki katılamayanlar için fikir verir.
- TÜBİTAK bu proje çağrısında kurumların birlikte çalışmasına büyük önem veriyor. Üniversitelerin firmalarla işbirliği yapması ve ortaya mutlaka ürün çıkması isteniyor.
- Yeni kurulan üniversitelere öncelik verilmesi planlanıyor.
- Proje çağrısı kapsamında hazırlanacak tekliflerde iki önemli kriter olduğu altı çizilerek vurgulandı. Yüksek bant genişliği isteyen proje tekliflerine ve okulların WAN bağımlılığını arttıran uygulamalara sıcak bakılmadığı söylendi.
- Fatih kapsamında satın alınacak tabletlerin yerli üretim olmasını istedikleri ve sonuçta 2 firmadan tablet alımı yapılacağı söylendi.
- Tablet alımının bu yıl kısıtlı miktarda yapılacağı, gelecek yıl tüm ülkeyi kapsayacak ihalenin gerçekleştirileceği söylendi.
- Özel eğitim gerektiren öğrencilere yönelik uygulamalara duyulan ihtiyaç vurgulandı.
- Fatih kapsamında arama motorlarına duyulan ihtiyaç anlatıldı. Yapılan aramaların mümkün olduğunca dikey (önce okulda, sonra bölge merkezinde, daha sonra merkezde) arama yapmasını istediklerini söylediler.
- Kablosuz erişim noktaları için yönetim yazılımı isteniyor.
- Tabletlerde ve etkileşimli tahtalarda kamera olmayacak. Öğretmenlerin tabletlerinde kamera olacak. Yazılacak uygulamalarda buna dikkat edilmesi lazım.
- Ben tahta ve tabletlerde hangi işletim sistemleri olacağını sordum. Etkileşimli tahtada mutlaka Pardus olacağı, Windows'un belki olabileceği söylendi. "Yazacağınız uygulamalar mutlaka bu iki işletim sisteminde de çalışmalı" diye özellikle vurgulandı.
- Tabletler üzerinde deneme süresince Android ve Windows olacağı, daha pardus'un tablet sürümü hazırlanınca onun da tabletler üzerinde koşmasını planladıklarını söylediler.
- Proje çağrısında başvurulacak alanların sınırları çok katı çizilmiş gibi görünse de bunların dışında gelecek parlak fikirlere de açık olduklarını söylediler.
- Tabletlerde 3G modemler olması konusunda görüşmelerin olacağından bahsedildi.
19 Haziran 2012 Salı
"İki Modern Dil D ve C++" Semineri
30 Haziran Cumartesi günü Ankara Tütev'de D ve C++11 seminerleri düzenlenecek. Konuşmacılar bu konuya çok emek harcamış, heyecanlı arkadaşlar. Daha iyi bir işi olmayanların katılmasını öneririm. Gönderdikleri duyuru metni şöyle:
Amacımız sadece bir şeyler anlatmak değil. Biz hep beraber konuşup bilgi alışverişinde bulunmak istiyoruz. Herkesin tecrübe ve fikirlerinden diğer katılımcılarla beraber biz de faydalanmak istiyoruz. Kısaca hep birlikte sohbet edeceğimiz bir ortama meraklı, istekli ya da bu ortamda bulunmak ve bu bilgi ve tecrübe dolu sohbetten faydalanmak isteyen herkesi bekliyoruz.
5 Şubat 2012 Pazar
II. Ulusal IPv6 Konferansı
Geçen yıl ilki düzenlenen Ulusal IPv6 Konferansının ikincisi bu yıl 15 Şubat'ta Ankara'da düzenlenecek. Konferans programına buradan ulaşabilirsiniz. Herkese açık ve ücretsiz olan etkinlik için kayıt yaptırmak yeterli. Biz de fi6en ile orada olacağız, bekleriz.
8 Mart 2011 Salı
IV. Ağ ve Bilgi Güvenliği Sempozyumu
12 Ocak 2011 Çarşamba
IPv6 Konferansı
Ülkemizde IPv6 teknolojileri konularında çalışan akademik ve endüstriyel katılımcılar arasında yeni işbirlikleri geliştirilmesine olanak sağlamak, araştırma-geliştirme çalışmalarını paylaşmak, konunun bilimsel olarak tartışılmasına ve yeni yaklaşımlar geliştirilmesine katkı sağlamayı hedefleyen IPv6 Konferansı 12-13 Ocak tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek.
7 Nisan 2010 Çarşamba
Ulusal IPv6 Konferansı
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, TÜBİTAK ULAKBİM, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi'nin birlikte düzenlediği "ULUSAL IPv6 KONFERANSI", 12-13 Ocak 2011 tarihlerinde Gazi Üniversitesi Gölbaşı Konferans Merkezinde yapılacaktır.
Bunlar da konferansın önemli tarihleri:
Tam metin bildiriler : 30 Ekim 2010
Değerlendirme sonuçları : 3 Aralık 2010
Basıma hazır bildiriler : 10 Aralık 2010
Konferans Tarihi : 12-13 Ocak 2011
Bunlar da konferansın önemli tarihleri:
Tam metin bildiriler : 30 Ekim 2010
Değerlendirme sonuçları : 3 Aralık 2010
Basıma hazır bildiriler : 10 Aralık 2010
Konferans Tarihi : 12-13 Ocak 2011
10 Kasım 2008 Pazartesi
Benim de içinde Atatürk geçen bir anım var
Bu yazıyı uzun zamandır yazmak istiyordum ama nedense bir türlü elim varmamıştı. Daha fazla ertelersem neler yaşadığımı iyice unutacağım.
12 Ağustos günü Ankara'dan Çanakkale'ye dönmek için terminalde otobüs bekliyordum. İki gece de yolda geçeceğinden ve Çanakkale-Ankara ardından Ankara-Çanakkale arasında araç kullanmayı gözüm kesmediğinden otobüsü tercih etmiştim. Kabul edilmiş olmasına rağmen henüz sözlemesini imzalamadığımızdan duyuramadığımız büyük bir projenin panelinden çıkmıştım ve panel çok iyi geçtiğinden çok mutluydum. Yolda sıkılmayayım diye aldığım kitabı okuyarak zaman geçirmeye çalışıyordum. Saat 20 sularında aşağıda fotoğrafı bulunan, takım elbiseli, sevimli bir ihtiyar yanımdaki boş koltuğa oturmak için izin istedi.

Çok fazla boş yer varken izin istemesi garip olsa da selam verip kitabı okumaya devam ettim. Amca önce saati sordu; benim cevabımdan sonra kendi saatine baktı ve doğruluğunu kontrol etti. Ama bunu kibar ve sevimli bir şekilde yaptı. Aradan biraz zaman geçince bana doktor musunuz diye sorduğunda artık konuşmak istediğini anladım. Kitabı kapattım ve sohbete başladık.
Laf lafı açtı ve kısa bir süre sonra çantasından yukarıdaki fotoğrafın kapak olduğu bir dergiyi gösterdi. Derginin kapağında "Atatürk'ün yanağını okşadığı çocuk şimdi ne yapıyor" yazıyordu. Bir çocuk gibi gülümseyerek "O çocuk benim" dedi ve dergide kendisiyle yapılmış röportajı gösterdi bana. Adı Mehmet Türk olan bu 80 yaşından biraz yaşlı amca Almanya'da makine mühendisliği okuduğundan, deniz suyundan içme suyu elde etmek için yaptığı çalışmalara varıncaya dek çokça şey anlattı. Kendisi emekli olmuştu ve her yaz bir haftalığına Fethiye'ye, memleketine tatile gidiyordu. Eşi artık bu seyahatlerden usanmış olduğundan onu Ankara'da çocuklarının yanına bırakmış tek başına gidiyordu bu yıl. Çok kibar bir beyefendi olduğunu sanırım söylememe gerek yok.
Kendisinden dinlediğim kadarıyla yukarıdaki fotoğraf Fethiye'de çekilmiş. Aradan yıllar geçtikten sonra ölümüne bir kaç yıl kala Atatürk tekrar gelmiş Fethiye'ye. Bu ziyaret sırasında Atatürk eski sağlığında olmadığından şehri gezmemiş de sadece heyetleri kabul etmiş. Tabi Mehmet Türk, daha önce Atatürk kendi yanağını okşadığından, yine onu görmek istiyor ve kendisinden çok büyüklerin kabul edildiği salona girmeyi aklına koyuyor. Salonun girişindeki görevliye "Atatürk geçen geldiğinde benim yanağımı sevmişti, belki yine sever" diyerek içeri sızıyor. Anlatırken yüzünün aldığı afacan hali görseniz bunu gerçekten yapmış olduğuna benim gibi inanırdınız sanırım. Salona girip Atatürk'ü karşısında görünce çocuk aklıyla utanıp yanına gidemiyor ve girdiği gibi usulca çıkıyor salondan.
Yukarıdaki fotoğrafı, benim gibi, daha önce görmüş ama hikayesini merak etmemiş birilerinin hoşuna gider umarım bu yazdıklarım.
12 Ağustos günü Ankara'dan Çanakkale'ye dönmek için terminalde otobüs bekliyordum. İki gece de yolda geçeceğinden ve Çanakkale-Ankara ardından Ankara-Çanakkale arasında araç kullanmayı gözüm kesmediğinden otobüsü tercih etmiştim. Kabul edilmiş olmasına rağmen henüz sözlemesini imzalamadığımızdan duyuramadığımız büyük bir projenin panelinden çıkmıştım ve panel çok iyi geçtiğinden çok mutluydum. Yolda sıkılmayayım diye aldığım kitabı okuyarak zaman geçirmeye çalışıyordum. Saat 20 sularında aşağıda fotoğrafı bulunan, takım elbiseli, sevimli bir ihtiyar yanımdaki boş koltuğa oturmak için izin istedi.

Çok fazla boş yer varken izin istemesi garip olsa da selam verip kitabı okumaya devam ettim. Amca önce saati sordu; benim cevabımdan sonra kendi saatine baktı ve doğruluğunu kontrol etti. Ama bunu kibar ve sevimli bir şekilde yaptı. Aradan biraz zaman geçince bana doktor musunuz diye sorduğunda artık konuşmak istediğini anladım. Kitabı kapattım ve sohbete başladık.
Laf lafı açtı ve kısa bir süre sonra çantasından yukarıdaki fotoğrafın kapak olduğu bir dergiyi gösterdi. Derginin kapağında "Atatürk'ün yanağını okşadığı çocuk şimdi ne yapıyor" yazıyordu. Bir çocuk gibi gülümseyerek "O çocuk benim" dedi ve dergide kendisiyle yapılmış röportajı gösterdi bana. Adı Mehmet Türk olan bu 80 yaşından biraz yaşlı amca Almanya'da makine mühendisliği okuduğundan, deniz suyundan içme suyu elde etmek için yaptığı çalışmalara varıncaya dek çokça şey anlattı. Kendisi emekli olmuştu ve her yaz bir haftalığına Fethiye'ye, memleketine tatile gidiyordu. Eşi artık bu seyahatlerden usanmış olduğundan onu Ankara'da çocuklarının yanına bırakmış tek başına gidiyordu bu yıl. Çok kibar bir beyefendi olduğunu sanırım söylememe gerek yok.
Kendisinden dinlediğim kadarıyla yukarıdaki fotoğraf Fethiye'de çekilmiş. Aradan yıllar geçtikten sonra ölümüne bir kaç yıl kala Atatürk tekrar gelmiş Fethiye'ye. Bu ziyaret sırasında Atatürk eski sağlığında olmadığından şehri gezmemiş de sadece heyetleri kabul etmiş. Tabi Mehmet Türk, daha önce Atatürk kendi yanağını okşadığından, yine onu görmek istiyor ve kendisinden çok büyüklerin kabul edildiği salona girmeyi aklına koyuyor. Salonun girişindeki görevliye "Atatürk geçen geldiğinde benim yanağımı sevmişti, belki yine sever" diyerek içeri sızıyor. Anlatırken yüzünün aldığı afacan hali görseniz bunu gerçekten yapmış olduğuna benim gibi inanırdınız sanırım. Salona girip Atatürk'ü karşısında görünce çocuk aklıyla utanıp yanına gidemiyor ve girdiği gibi usulca çıkıyor salondan.
Yukarıdaki fotoğrafı, benim gibi, daha önce görmüş ama hikayesini merak etmemiş birilerinin hoşuna gider umarım bu yazdıklarım.
18 Haziran 2008 Çarşamba
Polonya yolcusu

20 haziran Cuma TOBB ETÜ'de yapılacak olan 2. Özgür Yazılım Konferansında Şule ve Figen bu yıl bitirme projelerinde yaptıkları işleri anlatacaklar. Şule bir ay sonra Polonya'ya gideceğinden birlikte çalışmaya bir yıl ara veriyoruz. Orada da başarılı olacağından eminim.
Daha önce de yazmışımdır ama tekrarda zarar yok: Üniversitede çalışmanın en iyi yanı başarılı gençlerle birlikte çalışma imkanı olması.
15 Haziran 2007 Cuma
"Özgür Yazılım Okulu" projesinde ikinci aşama
Daha önce yazdığım Özgür Yazılım Okulu projesinin değerlendirilmesinin ikinci aşaması için Ankara'ya Tübitak'a çağırıldım. Tübitak başvuruları buradaki gibi bir prosedürle değerlendiriyor. 20 Haziran Çarşamba sunum için Ankara'da olacağım.
Hepimizi heyecanlandıran bu projenin sonu umarım olumsuz olmaz. Hoş ben daha önce de Çanakkalede dönüşüm başlıyor diye o kadar uğraşıp sonuçlandıramamış ama yılmamıştım. Bu da olmasa bile yeni projelere yelken açmaya hazırım. İşin doğrusu aklımda yeni fikirler de var. Gün ola, harman ola.
Hepimizi heyecanlandıran bu projenin sonu umarım olumsuz olmaz. Hoş ben daha önce de Çanakkalede dönüşüm başlıyor diye o kadar uğraşıp sonuçlandıramamış ama yılmamıştım. Bu da olmasa bile yeni projelere yelken açmaya hazırım. İşin doğrusu aklımda yeni fikirler de var. Gün ola, harman ola.
8 Mayıs 2007 Salı
şenliğin ardından - part 1
Şenliğin ardından ancak kendime gelebiliyorum. 4 günde toplam 1800km araç kullanmanın bu kadar yorucu olacağını tahmin etmemiştim. Ankara-Çanakkale arasını daha önce de gidip gelmiştim ama bu sefer hem gidiş hem de geliş yolculuklarını gece yapıp bir de üzerine aradaki günlerde seminerler olunca çok yorucu oldu benim için. Neyse, işte bunlar da benim şenlik notlarım:
Bu yıl 40+ kişiyle geldik Çanakkale'den. Gelecek yıllarda da aşmamız zor görünen bir sayı oldu bu. Bundan fazlası birden fazla otobüs demek olacağından yakın şenlikler için pek mümkün görünmüyor bana. Bu haliyle bile açılış konuşmasını dinleyenlerin neredeyse yarısı bizdendi. Açılış konuşmaları her zaman sıkıcı olur ama bu seferki gerçekten sıkıcı oldu. Hadi Mustafa Hoca'nın konuşmasının biraz uzun olmasını anlıyorum ama diğer konuşmacılardan Serkan bey dışındakiler de oldukça uzun konuştular. Hele Ankara EMO'dan konuşan arkadaş bunun bir açılış konuşması olduğu gerçeğini hiç önemsemiyormuş gibi emo'da nasıl özgür yazılım kullandıklarını uzun uzun anlattı. Açılış konuşmasını dinleyen bir basın mensubu yoktu ya da ben görmedim. Açılışın ardından Ekin Meroğlu ve İşbaran Akçayır'ın sunumlarını dinlemeyi planlarken beklenmedik bir gelişmeyle Ulakbim'e gittim. Detaylarını yaz başına kadar belirleyeceğimiz önemli bir projenin bir parçası olmak heyecan verici oldu benim için. Ulak6net ekibine teşekkürler. Günün sonunda seminer-cg'nin konuşulduğu panele katıldım. İşin doğrusu kırgın ayrıldığım seminer-cg'nin paneline katılmak ilk başta pek içimden gelmemişti ama iyiki de katılmışım. Seminer-cg'nin üç dönemdir sürdürülmemesini önerdiği ve benim de içinde bulunduğum dönemde kapattığımız düzenli seminerler çokça tartışıldı. Nasıl oluyor da işin içinde olan bu kadar insanın görüşüne itimat edilmeden hala "illa da düzenli seminer olsun" denebiliyor anlamıyorum. Oldukça radikal fikirlerin havada uçuştuğu toplantı somut bir iyileştirmeye imkan verecek bir fikir birliği olamadan bitti. Koray'ın apache ile ilgili söyledikleri unutulacak gibi değidi ;) İkinci gün sabah "Türkiye Pardus Diyor" paneline ilk konuşmacı olarak katıldım. Comu'da neden pardus kullandığımızı, neden özgür yazılımların peşinden koştuğumuzu anlatmaya çalıştım. Tahminimin üzerinde bir dinleyici kitlesine konuştum, hatta inanmazsınız basın bile vardı ;) Benden sonra konuşan diğer üç konuşmacı da tecrübelerini paylaştılar. Kesintisiz olmasa belki daha da ilgi çekici bir panel olabilirdi. Konuşmaların ardından Erkan Tekman'ın organizasyonu ile şenliğe katılan basın mensupları ile birlikte bir öğle yemeği yedik. Sayın Tekman günlüğünde çok güzel şeyler yazmış, teşekkür ediyorum kendisine. Melih Bayram Dede de Pardus’a göç başladı başlıklı yazısında sağolsun iyi şeyler söylemiş bizim için. Bu ay bitmeden hazırlıklarını tamamlayacağımız çok ses getirecek bir proje üzerinde çalıştığımızı da yazmış olayım şimdilik. Nasılsa zamanı geldiğinde bol bol ayrıntı yazarım. Anahtar kelimeler: pardus, eğitim, lise, özgür yazılım İkinci günün sonunda "Bilişim ve Kadınlar: Meslek Seçiminden Hayata" başlıklı paneli dinledim. Konuşmacılardan biri olan Pınar'ın övgü dolu sözleri çok gururlandırdı beni. Aynı panelde konuşan Bilkent'li bayan ise uzun süre sohbetlerin konusu oldu. Özellikle eğlence toplumu öngörüsü hepimizin takdirini topladı.
28 Nisan 2007 Cumartesi
Yok, o kadar da değil
İşbaran bu yıl kendisinden başka şenlik afişi isteyen olmamasından yakınmış. Çanakkale gibi küçük (70000 nüfuslu) bir yerde 40+ lkd üyesi olmasına, şenliğe bir o kadar bilgisayar mühendisliği öğrencisi gitmesine şaşmamış da çarşamba gecesi yola çıkılacak şenlik için pazartesi gelecek afişleri istememize şaşmış.
İşin doğrusu İşbaran'ın bahsettiği afiş merkezi ben oluyordum eskiden ama bu yıl şenlikten iki gün önce afiş asmayı son derece işlevsiz bulduğum için afiş istemedim. Çanakkale'de afişi görüp Ankara'ya, 700km uzağa gitmeye karar verecek biri için gerekli vakit kalmadı. Gerçekçi olalım, kimse afişini gördüğü 4 günlük bir etkinliğe gitmeye bu kadar kısa sürede karar verip işlerini ayarlayamaz. Zaten okuldan gelmek isteyen herkesi götürüyoruz şenliğe, daha ne yapalım?
Sözün özü; afiş istememekte hiç kabahatimiz yok.
İşin doğrusu İşbaran'ın bahsettiği afiş merkezi ben oluyordum eskiden ama bu yıl şenlikten iki gün önce afiş asmayı son derece işlevsiz bulduğum için afiş istemedim. Çanakkale'de afişi görüp Ankara'ya, 700km uzağa gitmeye karar verecek biri için gerekli vakit kalmadı. Gerçekçi olalım, kimse afişini gördüğü 4 günlük bir etkinliğe gitmeye bu kadar kısa sürede karar verip işlerini ayarlayamaz. Zaten okuldan gelmek isteyen herkesi götürüyoruz şenliğe, daha ne yapalım?
Sözün özü; afiş istememekte hiç kabahatimiz yok.
27 Nisan 2007 Cuma
şenliğe bir otobüs dolusu geliyoruz
Haftaya başlayacak şenliğe Çanakkale'den bir otobüs dolusu bilgisayar mühendisliği öğrenciyle beraber gidiyoruz. Yani ben, eşim ve oğlumla birlikte kendi aracımla geleceğim ama sonuçta birlikte geliyoruz sayılır. Okuldan arkadaşlarım Sedat ve Kemal'de gelecekler. Daha önce şenliğe böyle bir katılım yapan üniversite olmamıştır sanırım. 4 gün boyunca şenlikte olacak 40+ kişinin çoğu lkd üyesi, üye olmayanlarda Ankara'da üye olurlar nasılsa.
Geçen yıl şenliğe gelirken lkd'ye üye kaydettiğim 50 kişinin formlarını da yanımda götürdüğümü hatırlayınca bu yıl boyunca hiç üye kaydetmemiş olmam bana pek garip geliyor. 6 yılda yaklaşık 900 üye kaydetmiş bir derneğe bir yılda 50 üye kaydetmişken neden bu yıl bu sayının sıfır olduğunu şenlikte soranlara anlatayım. Doğru cevap basit olduğundan ödül filan yok.
Geçen yıl şenliğe gelirken lkd'ye üye kaydettiğim 50 kişinin formlarını da yanımda götürdüğümü hatırlayınca bu yıl boyunca hiç üye kaydetmemiş olmam bana pek garip geliyor. 6 yılda yaklaşık 900 üye kaydetmiş bir derneğe bir yılda 50 üye kaydetmişken neden bu yıl bu sayının sıfır olduğunu şenlikte soranlara anlatayım. Doğru cevap basit olduğundan ödül filan yok.
24 Nisan 2007 Salı
"IPv6 Görev Gücü" toplantısı
Şenlikde yapılacak grup toplantılarından biri de "IPv6 Görev Gücü" toplantısı olacak. 5 Mayıs saat 15:15'de bu konuya ilgi duyan herkesi bekliyoruz.
16 Nisan 2007 Pazartesi
iki hatırlatma
Şenliğin başlamasına sadece 17 gün kaldı ama henüz bir şenlik afişi yok ortada (eğer üzerinde tarih ve yer olmayan bunu saymazsak). Basılması ve dağıtılması için de zaman gerekeceğinden şenliği duyurmak için geç kalıyoruz. Sonra yine biz bize etkinlik yaptık diye hayıflanacağız.
Bir de 22 Nisan'da sonlanacak Yılın Penguenleri Ödülleri oylaması var, daha başlamadık. Bugün başlasak sadece 5 günümüz var.
Bir de 22 Nisan'da sonlanacak Yılın Penguenleri Ödülleri oylaması var, daha başlamadık. Bugün başlasak sadece 5 günümüz var.
2 Mart 2007 Cuma
"Sosyal Bilimlerde Arayışlar: Yurttan Sesler"
Nuri Yesilyurt ile Kütahya'da Akademik Bilişim sırasında tanışmıştım. İşin doğrusu kendisiyle ilgilenmeye pek de fırsatım olmamıştı ama orada bahsettiklerini gerçekleştirebilecek biri olduğunu o kısa görüşmemizde anlamıştım. Uzun lafın kısası Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler, Hukuk ve Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi'nden araştırma görevlileri 2-3 Mayıs tarihlerinde "Sosyal Bilimlerde Arayışlar: Yurttan Sesler" konulu bir sempozyum düzenleyecekler. Bizden talep ettikleri "Bilgi – Mülkiyet İlişkisine Alternatif Yaklaşımlar: Copyright mı copyleft mi?" konulu semineri Koray Löker verecek. Sempozyumdaki diğer başlıklar şöyle:
- Bilimin Çingeneleri
- Sosyal Bilimlerde Yabancılaşma ve Disiplinler İlişkisi
- Bilimsel Üretim Süreci
- Akademide Cinsiyetler
- Genç Bilimciler Rahatsız: Derdimiz Var! (Forum)
Program henüz kesinleşmemiş olsa da davet mektubunu okuyup tam benlik bir etkinlik diyenler olacaktır. Nasılsa 3 Mayıs'ta Şenlik için Ankara'ya gelmeyecek miydiniz, bir gün önce gelin ve bu etkinliğe de katılın. Ya da boşverin böyle şeyleri, siz bilirsiniz.
edit: Etkinlik için bir de internet adresi hazırlanmış.
- Bilimin Çingeneleri
- Sosyal Bilimlerde Yabancılaşma ve Disiplinler İlişkisi
- Bilimsel Üretim Süreci
- Akademide Cinsiyetler
- Genç Bilimciler Rahatsız: Derdimiz Var! (Forum)
Program henüz kesinleşmemiş olsa da davet mektubunu okuyup tam benlik bir etkinlik diyenler olacaktır. Nasılsa 3 Mayıs'ta Şenlik için Ankara'ya gelmeyecek miydiniz, bir gün önce gelin ve bu etkinliğe de katılın. Ya da boşverin böyle şeyleri, siz bilirsiniz.
edit: Etkinlik için bir de internet adresi hazırlanmış.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
yapay zeka çağında hâlâ bilgisayar mühendisi olunmalı mı?
Yazıyı okumaya sabrı olmayanlar için kısaca söyleyeyim: kimse gelecekle ilgili tavsiye verecek bir şey bilmiyor. Önceden de bilmiyordu bugün...
-
Pardus ülkemizdeki en geniş özgür yazılım topluluğunu bir araya getirmiş bir projedir. Kitlelerin linux ve özgür yazılımla tanışmalarına ve ...
-
İkinci gün sadece öğleye kadar süren çalıştayda iki oturum yapıldı. Bunlardan ilkinde daha önce üzerinde konuşulan sorunlar için katılımcıla...
-
Dün özgürlükiçin forumlarında okuduğum konu doğru mu diye gidip yerinde gördüm. Çanakkale'ye bir buçuk ay önce gönderilmiş olan etkileşi...


