dava etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dava etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2012 Perşembe

Pardus Kullanıcıları Derneği davası sonuçlandı


Yaklaşık 5 ay önce TÜBİTAK'ın Pardus Kullanıcıları Derneğine açtığı davanın Yargıtay'da incelenmeyi beklendiğini yazmıştım. TÜBİTAK açtığı davada derneğin adındaki Pardus ifadesinin ve derneğin logosunun sol yarısının Pardus logosu olduğundan kaldırılmasını istemişti. Mahkeme PKD'nin Pardus kelimesini kullanmasına izin vermiş ama logosunun sol yarısının değiştirilmesine karar vermişti. Her iki taraf da temyize gittiğinden dava son aşama olarak Yargıtay'da bekliyordu.

Yeni TÜBİTAK yönetimi aradan geçen 6 ayda davayı düşürmek için bir hareket yapmadığından Yargıtay karar verdi ve mahalli mahkemenin kararlarını onadı ama yayınlama konusunda kararı bozdu. Kararı yayınlama konusunda yeniden duruşma yapılacak. Eğer mahkeme Yargıtaya uyarsa davanın sonucu ulusal bir gazetede yayınlanacak. Yani davanın sonucunun ulusal bir gazetede yayınlanıp yayınlanmasına karar verilmesi kaldı son olarak.

Yeni Pardus yönetimi diğer pek çok fırsatı olduğu gibi bu fırsatı da kaçırdı. Yukarıdaki logonun sol tarafını ben boyadım, derneğin yeni logosu henüz belli değil.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Microsoft'un Üniversitelerle Savaşı

Üniversitelerimizin çoğunluğu derslerde işletim sistemi ve ofis paketi olarak sadece Microsoft ürünlerini anlatarak/öğreterek Microsoft'un parayla yaptıramayacağı bir tanıtım görevini yapıyorlar. Okulda sadece MS Ofis görmüş öğrencilerin önemli bir kısmı başka (daha iyi) alternatifler olduğunu bile bilmiyorlar. Bilişim dünyasında bir yıl sonrasını bile öngöremezken markaya bağımlı öğrenciler yetiştirmek üzerine konuşmayı sonraya bırakarak başka bir konudan bahsetmek istiyorum.

Kamu kurumları satın aldıkları bütün bilgisayarlarla birlikte mutlaka bir işletim sistemi de satın alıyorlar. Çoğunlukla bu ikisinin ayrı satılabileceği dahi düşünülmediğinden işletim sistemi lisans bedelleri ayrıca faturalandırılmıyor bile. Ayrıca bir başbakanlık genelgesiyle kamuda lisanssız yazılım kullanılmaması üzerinde durulduğundan ve MS'den başka bir işletim sistemi tanınmadığından her yıl ne kadar harcandığı bile bilinmeden lisans bedelleri ödeniyor.

Microsoft yakın zamana kadar üniversitelerin bu tutumundan çok memnundu. Nasıl memnun olmasın? Her türlü branşta eğitim gören öğrenciler sadece onun işletim sistemini, sadece onun yazılımlarını öğrenerek mezun oluyor ve iş hayatında da bu alışkanlıklarını devam ettirmek istiyorlar. Uzmanlığı bilişimle ilgili olmayan insanların bu konudaki alışkanlıklarını değiştirmek zahmetli bir iş olduğundan üniversiteler Microsoft'un istese de yapamayacağı kadar yaygın bir etkisi olmasında başrolü oynuyorlar. Üniversitelerin bu konumunun farkında olan Microsoft üniversitelerin etkinliklerine sponsor oluyor, öğrencilere ücretsiz yazılımlar sağlıyor ve ilişkileri sıcak tutmak için bir birim dahi bulunduruyordu (bu birim hala mevcut olabilir tabi).

Başlıktaki savaş kısmına geçmeden önce bir de Microsoft'un lisanslama politikasından bahsedeyim kısaca. Şu an piyasada bulunan Windows 7 işletim sisteminin farklı yetenekleri olan sürümleri oldukça geniş bir yelpazede fiyatlarla satılıyor. Starter Edition (120 TL) ile Ultimate Edition (545 TL) arasında fiyatlandırılan işletim sistemleri mevcut. Herhangi bir Linux'un toplam sahip olma maliyetinin çok daha düşük olacağını hepimiz biliyoruz. Bir bilgisayarla birlikte Windows Starter isimli ve çok kısıtlı yeteneklere sahip olan sürümü alırsanız, her yıl Microsoft'a belirli bir kira ödeyerek daha üst sürümleri kullanma şansınız oluyor. MS bu kiralama işini kurumun bilgisayar sayısıyla değil, çalışan sayısıyla yapıyor. Yani bazı kullanıcılarınız (benim gibi) kesinlikle Microsoft ürünlerini kullanmıyor bile olsalar hatta hiç bilgisayar kullanmayan şoförleriniz için bile her yıl bu bedeli vermeniz gerekiyor. Eğer yıl sonunda anlaşmanızı uzatmazsanız eski kısıtlı sürüme geri dönüyorsunuz. Bu anlaşmayı yaptıktan sonra alınacak bilgisayarlarla birlikte kısıtlı sürüm için lisans parası vermeye devam etmek de gerekiyor.

Arka planı bile değiştirilemeyen bir işletim sistemine aldığı lisans bedelleri, her çalışan için aldığı yıllık kira bedelleri Microsoft'a yetmemeye başlamış olacak ki mahkeme yoluyla kazancını arttırmaya çalışmaya başladı. Microsoft Corporation adına vekalet eden avukat Ali Aydın üniversitelere birer yazı göndererek kurumlarında bulunan işletim sistemlerinin bir envanterini istedi. Bunun için 14 gün süre verdiği yazı İHTAR VE İHBAR EDERİZ şeklinde sonlanıyordu.

Nisan ayının başında yukarıdaki haksız lisanslama modeliyle yıllık haraç ödeyen bir üniversiteye Microsoft'un avukatı ve bilirkişi, bir hakimle birlikte gittiler. Yapılan bu baskın sonunda üniversitenin yıllık ödediği miktar arttırılmaya çalışılıyor. Halen bilirkişi raporunun hazırlanması sürdüğünden sonucun ne olacağı henüz belirlenmiş değil. Bu sürecin diğer üniversiteler için de başlamak üzere olduğu ve Microsoft'un hepimizle arasındaki köprüleri yakmak üzere olduğu konuşuluyor.

Bu acayip durum karşısında elbette çaresiz değiliz. Sahipli yazılımlar bedava bile olsa özgür işletim sistemleri tercih edilmeliler bence. Özellikle üniversiteler gibi bilim öğreten, araştırma/geliştirme yapan kurumlar için kapalı kodlu, sahipli yazılımlar kullanmak en son tercih edilecek şey olmalı. Bunları söylerken bir kurumun yeni bir işletim sistemine göçünün bugünden yarına yapılamayacak bir şey olduğunu da biliyorum elbette (eskiden olsa bizim çocukların geliştirdiği Pardus var derdik. Neyse o ayrı bir konu). İşletim sistemi göçü orta vadeli bir planla ve çok iyi planlanarak yapılması gereken bir konu. Kısa vadede, hemen, yapılabilecek şeylerin başında kurumlarımızda kullanıdığımız ofis paketi olarak MS Ofis yerine LibreOffice kullamaya geçiş yapmak geliyor. Dünyanın parasını (çoğu üniversitenin bir kaç bin çalışanı olduğunu düşünürseniz gerçekten dünyanın parası ediyor) MS Ofise vereceğimize LibreOffice'i özgürce kullanabiliriz. Kullanıcı arayüzü tamemen Türkçe olmasına rağmen yardım içeriğinde bazı eksikler var. Onların da üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Sadece ofis paketinden elde edeceğimiz tasarruf ülke bazında milyonlarca doları bulacaktır.

Not1: Elbette lisans ücreti olan bir yazılımı bedava kullanmayı beklemiyorum/önermiyorum. Kamunun; yani hepimizin, parasını harcadığımızı hesaba katarak bütün ihtiyaçlarımızı karşılayan ücretsiz yazılımlar varken gidip MS'e para vermeyelim diyorum. İlla para vereceksek bile bunu perakende fiyatından yapmayalım bari. Yurtdışı fiyatının onlarca katına bize satılmaya çalışılan yazılımlar karşısında alternatifsiz olmadığımızı bilelim.

Not2: Ofis paketinin meselenin tamamını çözmeyeceği de çok açık ama kullanıcıları günlük işlerini özgür yazılımlarla yapmaya geçirebilmek işletim sistemi geçişinde büyük kolaylık sağlayacaktır. Orta vadede hedeflememiz gereken şeyin mümkün olan her yerde (bazı kullanıcıların yaptıkları işler dolayısıyla sahipli yazılımlar kullanmaları zorunlu olabiliyor) özgür yazılımlar ve özgür işletim sistemleri kullanmaya geçişi planlamak olduğuna inanıyorum.

Umarım Microsoft'un bu hamlesini özgürleşme yolunda bir adıma dönüştürebiliriz.

27 Mart 2012 Salı

Pardus Kullanıcıları Derneği davası ne durumda?

Pardus kullanıcılarının önemli bir kısmının hatırlamadığı bu davadan bahsedeyim önce. 26 Haziran 2008'de (yani neredeyse 4 yıl önce) Pardus Kullanıcıları Derneği kuruldu. O dönemde TÜBİTAK resmi topluluk sayfası olarak özgürlükiçin.com'u destekliyordu. Kullanıcıların kendi insiyatifleriyle kurdukları bu derneğin logosu yanda da gördüğünüz gibi Pardus'un logosunun ve bir penguenin birleşiminden oluşuyordu. Ben de derneği ilk duyduğumda konu hakkında blog'da yazmıştım.

Konu tahmin ettiğimiz gibi gelişmedi. Proje yöneticisi günlüğünde aşağıdaki ifadeleri TÜBİTAK Hukuk Müşavirliği'nin duyurusu olarak yazmıştı.
Pardus Kullanıcıları Derneği adı altında faaliyet gösteren kişi ve kuruluşların Pardus sisteminin yaratıcısı olan TÜBİTAK-UEKAE ve TÜBİTAK-UEKAE çalışanları ile hiçbir fiili veya hukuki ilişkisi veya işbirliği bulunmamaktadır.  556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve meri mevzuat hükümleri çerçevesinde doğabilecek olası hukuki ihtilaflara mahal vermemek adına bu tür oluşumlar ve bu oluşumlar altında Pardus markası kullanılmak suretiyle yürütülecek faaliyetler öncesinde TÜBITAK-UEKAE'den izin alınması gerekmektedir.  Aksi durumda ilgili kişiler hakkında cezai ve hukuki süreçlerin başlatılması yoluna gidilecektir.
TÜBİTAK-UEKAE'nın izni dışında kurulan oluşumlardan ve bu oluşumların yürütmüş olduğu hiçbir faaliyetten TÜBİTAK-UEKAE sorumlu tutulamaz.

Kamunun bilgisine saygı ile arz olunur.
Beklenmedik bu çıkış karşısında PKD başkanı Av. Nihat Karslı bir röportajda "Suçum Pardus’u sevmekse cezamı idam isterim!" demişti. TÜBİTAK derneğin logosunun yarısında bulunan Pardus logosunun kaldırılması ve Pardus isminin kullanılmaması için dava açtı. Mahkeme logodaki pardus logosunun kaldırılmasına hükmederken pardus isminin kullanılması konusunda derneği haklı buldu. Her iki taraf da kendi adına temyize başvurdu. Dava hala Yargıtay'da incelenmeyi bekliyor.

Bu davayı açanlar Linux Kullanıcıları Derneği kurulurken Linus Torvarlds'tan izin mi alındı ki şimdi bizden izin alınmasını istiyoruz diye düşünseler bu konuyu hiç açmazlardı sanırım. Ayrıca Pardus Nakliyat gibi firmalar konusunda hiç bir şey yapılmazken bu dava proje yönetimiyle topluluğun bir bölümü arasında ciddi problemlere yol açtı. TÜBİTAK'ın desteklediği özgürlükiçin.com ile TÜBİTAK'ın dava ettiği pardus-linux.org arasında yıllarca süren düşman kardeşler durumu TÜBİTAK'ın özgürlükiçin tayfasından da desteğini çekmesiyle değişmeye başladı. Topluluklar kendi başlarına kalınca aslında düşman olunacak birşey olmadığını görerek hızlıca birlikte hareket etmeye başladılar. Birlikte edergiler çıkardılar, haberler yaptılar. Ama bu birliktelik tam da ortada bir Pardus kalmadığı zamana denk geldi. Şimdi topluluklar birlikte çalışabiliyor ama Pardus yok ortada. Tam; yağ olsa un olmaz, un olsa yağ olmaz durumu :(

Pardus yönetiminin değiştiği bu dönemde topluluğa güven verilmek isteniyorsa PKD ile karşılıklı anlaşılarak bu davanın düşürülmesinin sağlanması yerinde bir adım olacaktır. Dava hangi taraf lehine sonuçlanırsa sonuçlansın kazananın olmayacağı bir konuma gelinmiş durumda. Pardus'un Geleceği Çalıştayı'nda konuşulan konulardan biri de bu konuydu ve proje yöneticisi Ahmet Kaplan bu konuya çok sıcak yaklaştı. Umarım ivedilikle hareket edilerek Pardus bu acayip durumdan kurtarılır.

yapay zeka çağında hâlâ bilgisayar mühendisi olunmalı mı?

Yazıyı okumaya sabrı olmayanlar için kısaca söyleyeyim: kimse gelecekle ilgili tavsiye verecek bir şey bilmiyor. Önceden de bilmiyordu bugün...