4 Haziran 2026 Perşembe

karanfil elden ele - Hitchcock/Truffaut

Alfred Hitchcock neredeyse bütün filmlerini edebiyattan esinlenerek çekmiş bir yönetmen. Bir romanı/öyküyü hızlıca okuyup aklında kalan fikri senaryolaştırarak oluşturmuş filmlerini. Sanırım bütün sinema sevenler gibi benim de en sevdiğim yönetmenlerden biri.

Belki öncesinde filmlerinden gördüklerim olmuştur ama adını tv'de izlediğim Alfred Hitchcock Sunar ile öğrenmiş olmalıyım. Tonton bir amca olarak aklımda kalsa da daha sonraki yıllarda filmlerinden çok gerildiğimi hatırlıyorum. Şimdilerde, yönetmenler hakkında okuyup ne çektilerse baştan sona izlerken yani, Hitchcock'la ilgili bir kitap seçip okuyayım dedim. Birkaç filmini izlediğim Francois Truffaut'un Hitchcock ile uzun konuşmasının kitabının [1] övgüsünü çok dinlediğimden onu aldım.

Bir insanın başka birini bu kadar anlamış olması (her ne kadar her anlama bir yanlış anlama olsa da) gerçekten saygı uyandırıcı bir durum. Truffaut filmlerinin neredeyse tamamını, farklı gösterimleri de dahil izlemiş, notlar almış, üzerinde düşünmüş şekilde oturmuş Hitchcock'un karşısına. Biri Fransızca, diğeri İngilizce konuşan iki büyük yönetmen bir kadın çevirmen yardımıyla Hitchcock'un bütün filmleri ve sinema anlayışı hakkında uzunca konuşmuşlar. Hitchcock neredeyse sinemayla yaşıt olduğundan sinemanın sessiz dönemini, siyah beyaz dönemini, renkli filmleri, tv yıllarını yaşayarak öğrenmiş, çok başarılı bir yönetmen. Zamanla aklına gelen her şeyi denemiş ve nasılsa hepsinin de üstesinden gelmiş benzersiz bir sinemacı. Tek plan gibi görünen film de çekmiş, tek bir kayığın üstünde geçen film de. Neredeyse tamamında müzik olan filmi de var, hiç nota duymadığımız filmi de.

Truffaut sadece çok iyi bir hazırlık ve büyük bir saygıyla konuşmamış aynı zamanda çok iyi bir dinleyici de. Kate Murphy'nin "dikkatli bir dinleyici, konuşmanın kalitesini değiştirir" dediği [3] gibi Truffaut büyük bir zenginlik katmış röportaja. Her konuda anlaştıklarını söylemek de hatalı olur aslında, Truffaut bazı filmleri haftada iki kez izlemiş oluyor, bazılarını ise hiç görmemiş ama hakkında bilgi sahibi. Hitchcock bazı konuları içsel olarak biliyor. Pide ustasına kenarlara böyle bastırmanızın nedeni bu mu diye sorsanız cevap veremeyeceği gibi Truffaut için çok önemli gibi görünen şeyler Hitchcock için o kadar önemli olmayabiliyor.

İkisi de konuştukları konunun sinema olduğunun farkında, eleştiriler kişisel yapılmadığı gibi dinleyen de bunları kişisel almıyor. Bir yerde Truffaut eleştiriye cevap vermenin övgüye cevap vermekten daha kolay olduğunu biliyorum diyor.

Kitabı bitirince bir dilek hakkım olsa ve bu konuşmadaki Hitchcock veya Truffaut olma şansım verilse hangisi olmayı isterdim diye düşündüm. Belki soru şöyle de sorulabilir: birinin beni bu kadar iyi anlamasını mı, yoksa birini böyle anlamayı mı tercih ederdim? Soruyu böyle formüle edince ikinci seçeneği seçerdim herhalde. Anlaşılacak karmaşık bir tarafımın olmamasının da bunda etkisi vardır sanırım.

Yönetmen Kent Jones'un bu kitapla ilgili çektiği bir belgesel de var [2]. Wes Anderson, David Fincher, Martin Scorsese gibi yönetmenler hem kitap/röportaj hem de Hitchcock hakkındaki görüşlerini aktarıyorlar bu belgeselde. Böylece kitaplardan esinlenip filmler çeken bir yönetmenden etkilenen bir başka yönetmenin yaptığı röportajın kitabından esinlenen diğer bir yönetmenin çektiği belgeseli izlemiş oluyoruz.

Böyle karanfilin elden ele dolaştırılması daha önce karşılaşmadığımız bir şey de değil. Nazım'ın memleketimizden insan manzaralarının şiirini yazması, onun ölümünün ardından Hasan Hüseyin Kormazgil'in Haziran'da Ölmek Zor şiirini yazması, Grup Yorum'un bu şiiri bestelemesi, sizin bundan bahseden bu satırları okumanız gibi. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

karanfil elden ele - Hitchcock/Truffaut

Alfred Hitchcock neredeyse bütün filmlerini edebiyattan esinlenerek çekmiş bir yönetmen. Bir romanı/öyküyü hızlıca okuyup aklında kalan fikr...