Elli yıllık muazzam bir kariyerin son filmi Madadayo [1]. Film için komedi-drama diye yazıyor ama otuz yıl öncesinin Japonyasından şakalarına rağmen ben komedi diye sınıflandıramıyorum onu. Ben bugünün bütün şakalarını anlayamıyorum, hiç yaşamadığım bir kültürün otuz yıl önceki şakalarını nasıl anlayayım? Bundan önce çektiği otuz filmin ardından istediği her neyse onu çekmeye hakkı olan Kurosawa'nın üniversiteden emekli olan bir hocanın eski öğrencileriyle samimi, sıcak ilişkilerini çektiği filmini izlemek beni hep mutlu hissettiriyor.
Film başlarken profesörün öğrencilerinin gözünde neden böyle kıymetli olduğunun bir işaretini görmüyoruz. Sanki görsek anlayacak mıyız? Japonya'da ikinci dünya savaşının ortasında bir Almanca hocası ne yapıp kendini sevdirebilir? Kim ötekini neden sevdiğini açıklayabilir zaten? Kurosawa çok akıllıca davranıp bizi bu tartışmalardan kurtarıyor. İnsanlar seviyorlar birbirlerini, bu kadarına inanmak kimse için zor olmasa gerek.
Birinin çok ilerlemiş yaşında çocukluğuna geri dönüşünü izlediğimiz oldukça uzun bir film olan Madadayo Kurosawa'nın en beğenilen filmlerinden biri değil ama ben belki de kendi hayatımdan çok şey bulduğum için ayrıca seviyorum. Benim de öğrenciliklerinden sonra arkadaş olduğum çok öğrencim oldu. Zaten üniversitede çalışmanın benim için en güzel tarafı sonradan arkadaş olabileceğim harika adamlarla, kadınlarla birlikte çalışmak; hayatının her yılını üniversitenin son senesi gibi geçirmek oldu. Hâlâ onlar bende kalırlar, ben onlarda kalırım. Ne zaman düşer gibi olsam, düşsem, hep elimden tutan birileri oldu. Her mutluluğumun etrafındaki hâle gibidir arkadaşlarım.
Bir de kaybolan kedisinin ardından üzülmesi var ki dayanamam ona. Beş yıl önce hayatımda hiçbir hayvanla kurmadığım kadar yakın bir ilişkim olan bir kedi olmuştu (Bento'yu saymıyorum o sanki hayvan değil). Okuldan dönüşte sitedeki kedilere mama veriyorum. Çok düzenli bir hayatım olduğundan saati pek değişmiyor. Bir akşam biraz geç kaldım, arabadan inince bir kedi bana nerede kaldın der gibi miyavladı. Dedim gel beraber yukarı çıkalım mamanı vereyim. Beni takip etti, zeminin bir üst katındaki eve çıktık, kapıda bekledi, ben mamayı kaba doldurdum, her zamanki yerine bıraktım. Nasılsa ertesi gün eve geldiğimde etrafta hiç kedi yoktu veya benim kafam karışıktı unuttum mama bırakmayı. Evde kitap okurken çok yakından bir miyavlama sesi duydum. Bir evin kedisi dışarı mı kaçmış derken kapıyı açtım, baktım dün benimle eve kadar gelen kedi. Hangi katta olduğumu bulmuş ama daireyi hatırlayamamış. Dünyanın en güzel ikinci kedisiydi Fasafiso (adı çok güzeldi bence). Bu sefer kapının önüne mama koydum, sabaha kadar orada kaldı. Oğlum da çok sevdi keratayı (zaten ona ejderha besleyelim desem bayılır). Bir pazar günü yarın veterinere götürelim ve bundan sonra beraber yaşayalım diye konuştuk Uğur'la. O geceden sonra bir daha hiç göremedik Fasafiso'yu. Hayat hep böyle değil mi; başına bir mucize gelir ve fark edemezsin. O gece eve almış olsak şimdi kucağımdaydı, olmadı. Acıları yarıştırmak istemiyorum ama ben de çok üzüldüm vakitlice ona sarılmadığıma.
Kimin cesareti var Kurosawa'yı övmeye ki benim olsun
[1] https://www.imdb.com/title/tt0107474/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder