Çok uzun yıllar kitapları cildini dikkatlice açarak, notları başka kağıtlara / defterlere yazarak, sanki hiç okunmamışlar gibi koruyarak okudum. Sanki benden sonra aferin ne kadar iyi okunmuş mu diyecekler diye düşünmedim hiç. On yıl önce evdeki birkaç bin kitabı elden çıkartınca gelen bir aydınlanmayla artık notları sayfaların üzerine alıyorum. Yazarlara itirazlarım çok uzun değilse sanki okuyacaklarmış gibi üzerlerinde kalıyor. Çoğuna asla dönüp bakmayacağımı da biliyorum ama itiraz etmeden de duramıyorum. Bunu unutmayayım diye çok istiyorsam yine defterlere not alıyorum ama genelde üşeniyorum bunu yapmaya. Yaptığım zamanlarda da genelde çok kötü notlar alıyorum maalesef. Yazdığım benim fikrim mi, yoksa yazarın söylediği bir şey mi sonradan okuyunca anlamak imkanı olmuyor. Zaten notlarımı da çok az okuyorum. Böyle yazınca ne yapmak, nereye varmak istemekteyim bilemiyorum [romana gelebilir misin, rica ediyorum].
Yalnız Kalmak için Mükemmel Bir Gün'ün [1] çok satırın altını çizmişim ama dönüp bakınca çoğunu itiraz için çizdiğimi görüyorum. Aoyama'nın Türkçeye çevrilmiş tek kitabını Merve Sever çevirmiş ama editörlüğü ve son okuması yeterince iyi olmamış. Noktadan sonra boşluk bırakılmamış cümlelerle bir kitap bu devirde nasıl basılabiliyor anlaması imkansız benim için. Japonca'dan Türkçeye çeviri yapabilen bu kadar çok insan olması işin doğrusu bana oldukça şaşırtıcı geliyor.
Romanda yirmi yaşında bir genç kadın annesinin evinden ayrılıp başka bir şehirde kendine bir hayat kurmak istiyor. Bir kuzey avrupa romanında yaşamadığı için bunu yapabilmek için maddi bağımsızlığa da ihtiyacı var. Annesinin uzaktan tanıdığı bir yaşlı kadının yanında kalırken yalnızlığa ve hayatın neden yaşandığına dair sorgulamalarla geçiyor günleri. Sonlara doğru tek başına yaşayınca bu sefer de "Ben Çıkıyorum" veya "Ben Geldim" diyemediği bir hayat zor geliyor. Bunlar kısacık bir romanda cevaplanabilecek sorular olmadığından yazar da cevaplamaya çalışmıyor.
"Ve sabah kimse seni uyandırmadığında.Ve akşam kimse seni beklemiyorken, ne istersen yapabilirsin.Buna ne diyorsun?Özgürlük mü, yalnızlık mı?”
Aslında bunlar cevaplanması gerçekten zor konular. Yalnızlık yalnızca dönebileceğimiz bir sevgilinin varlığında huzurla yaşayabileceğimiz özel bir insanlık durumu. Üretebilmek için yalnızlığa ihtiyacımız olsa da ürettiğimiz şeyi gösterebileceğimiz ve bunun sonucunda takdir, onay göreceğimiz biri yoksa üretmemizin de anlamı olmuyor. Romandaki kahramanın bunları anlamaya daha uzun yılları var. Biliyor olmakla kabullenmek arasında aşılması gereken zorlu bir köprü var ve bu köprü her durum için geçişe imkan vermiyor.
Yalnızlık bazen bir problemken hiç yalnız kalamamak da başka türden bir dert. Askerde acimiliğin sonunda alay komutanı bizi toplayıp aksayan bir şey var mı diye sormuştu. Her gün hindi yenmiyor gibi dertlerden sonra bir arkadaşın "ağlamak için bile yalnız kalamıyorum" demesi aradan geçen yirmi yılda hiç aklımdan çıkmadı.
Yalnız Kalmak İçin Mükemmel Bir Gün bir büyük roman değil ama birkaç saatte okunup üzerine düşünebilecek güzel bir roman.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder