Eminim Japonya'nın en önemli yönetmeninin dünyanın en büyük edebiyatçısının bir romanını filme [1] alması zamanında çok heyecan verici gelmiştir izleyicilere. 700 sayfayı aşan hacmiyle okuması çok vakit alan romanın filmi de oldukça uzun: 166 dakika. Aslında Kurosawa dört buçuk saatlik bir halini kurgulamış önce ama yapımcılar bunu insan izleyecek demişler. 1951 yapımı, siyah-beyaz, üç saate yakın bir filmi bugün kimse izlemiyordur herhalde. Romanı daha önce üç, dört defa okuduğum için filmi izlemeden önce yeniden okumadım ama hiç okumamış olanların bile bu kadar uzun filmden bir şey anlamamaları mümkün değil bence.
Edebiyatın sinemaya uyarlanması genellikle romandaki derinliği yok eleştirisiyle karşılansa da ben böyle filmleri eserin yönetmende nasıl bir karşılığı varmış diye düşünerek izliyorum (aslında müziği de bu parçanın bende bir karşılığı var mı diyerek dinliyorum). Aksi durumda film kaç saat olursa olsun 700 sayfalık bir romanın derinliğini elbette veremez, bunu beklememek gerekir. Söylemeye gerek yok sanırım ama Budala'daki Prens Mişkin'i (filmdeki adı Kameda) Kurosawa benden farklı anlamış. Eskiden olsa yanlış anlamış derdim ama ben de büyüdüm artık.
Yönetmenliğinin sekizinci yılında çektiği bu filminde sonraki yıllarında kullandığından daha amatör teknikler kullanmış Kurosawa. Böyle düşünmemde ilk kurguladığı halinden iki saatlik kısmı çıkarmak zorunda kalmasının da etkisi olabilir. Çocukça yana kayan ekranlar daha sonra usta bir yönetmen olarak gördüğümüz halindeki geçişlerden çok farklı.
Filmde Dostoyevski'nin kendi hayatında yaşadığı idam cezasından son anda affedilmesi durumunu Kameda'yı canlandıran oyuncu bize (daha doğrusu bana) hissettirdi. 75 yıl önceki Japon oyunculuğunu değerlendirmek için o kültürden biraz olsun anlamak gerektiğinden bir şey söylemek güç olsa da benim gözümü tırmalayan bir şey olmadı diyebilirim rahatlıkla.
Rusçadan Türkçeye çevrilmiş bir romanının filmini Japonca (Türkçe altyazıyla) izleyip hangi repliklerin romanda olduğunu, hangilerini Kurosawa'nın eklediğini anlamak çok kısa sürede anladığım gibi (en azından benim için) mümkün değil. Örneğin filmde "Bazen senin de beni düşündüğün ümidini zapt edemiyorum" diyor Kameda. Hangisi yazmış olursa olsun, iyi edebiyatı zaman eskitemiyor.
Harika bir üç saat sizi bekliyor diyemem film için ama çok değişik bir tecrübe olduğu kesin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder