Lars von Trier'in Nicole Kidman'ı tebeşirle çizili bir mekanda oynatması gibi Akira Kurosawa da Richard Gere'i 98 dakikalık filminin [1] ilk 66 dakikasında hiç göstermiyor. Zaten 20 dakika sonra kendisiyle işimiz kalmıyor. 1991'de Kurosawa bu filmi çekerken dünya çapında tanınan 50 yıllık bir yönetmen olduğundan eminim Richard Gere için de büyük şeref olmuştur bu projede yer almak.
Film Nagazaki'de geçiyor. Atom bombasının acılarının yaşandığı iki kentten birinde. İkinci dünya savaşı sonrası Japonya'da geçen çokça filmi izlemiş, romanı okumuş olmama rağmen Ağustos'ta Rapsodi'yi her izleyişimde çok etkilenirim. Hiroshima Mon Amour'a [2] benzer şekilde anlatılamayacak acıyı anlatmaya çalışmıyor Ağustos'ta Rapsodi. Bütün bir kentin bir anda yok olmasını ne Kurosawa anlatabilir ne de biz anlayabiliriz. Yine de bu büyük acının üzerinden neredeyse 50 yıl geçmişken bile insanları nasıl yaktığını hissettiriyor bize.
Filmin her sahnesiyle ilgili uzunca konuşulabilir eğer birlikte izlediğiniz biri varsa (yoksa da bloga yazılıyor görüyorsunuz). Atom bombasının atılmasının yıl dönümüne yakın dedelerinin öldüğü okula giden dört kardeşin üzerinde U.S.A. yazılı t-shirtleri var. Yerle bir olan şehri, dünyanın dört bir tarafından gönderilen heykelleri gördükten sonra Amerikadaki akrabalarıyla tanışmaktan vaz geçiyorlar. Büyüklerinin aksine hepsinin kot pantolonlarla dolaşıyor olması her türlü acının zamanla nasıl unutulduğunu söylüyor sanki. Annane rolündeki Sachiko Murase 1905 doğumlu olduğundan en azından savaşın kaybedilmesinin ardından ülkede yaşanan yıkımı çok iyi hatırlıyor olmalı. Kurosawa ona Amerikalılar kötü değil, kötü olan savaş dedirtiyor. Kurosawa'daki bu merhametin bir benzerini Pedro Almodóvar filmlerinde de görüyorum ben. Annem de öyle merhametli bir kadındı ama ondan bahsetmek çok zor.
Çocuklar eşi Nagazaki'ye atılan atom bombasında ölen annaneleri için ölümden kurtulmuş olmanın bir şans olup olmadığını tartışıyorlar filmin bir yerinde. Sanki yalnız kalmak daha mı iyi diyorlar. Eşi, kardeşleri, neredeyse bütün çevresi bir anda yok olunca hayatta kalmış olmak gerçekten bir büyük şans mı?
Bir etkileyici sahne de annanelerini ziyarete gelen, eşi Nagazaki'de ölen kadının bir saat oturup tek söz etmemiş olması. Ne otururken, ne de giderken tek söz söylemiyor. Karşılıklı oturuyorlar ve gidiyor. Kurosawa anlatılamayacak olanı bize izletirken bahsi geçen olayın Japonlar arasında bile konuşulamadığını görüyoruz.
Annane'nin savaştan önce ondan fazla kardeşi varmış, hepsinin isimlerini hatırlamadığı gibi sayısını da bilmiyor. Nasılsa Amerika'da yaşayan ve artık hayatının sonuna gelmiş birinin kardeşi olduğuna ikna olmuyor başta. Zaten böyle tek bir fotoğrafını görüp (veya bir an görüp) geçmişte yaşadıkları da pek sınırlı olan birini yeniden çok yakınmış gibi sevebilir mi insan? Kurosawa bu soruya da evet diyor ve kadın Amerika'ya gitmeye ikna oluyor.
Ağustos'ta Rapsodi izleyicinin kendi kendine konuşmasına türlü imkanlar sunan sorularla dolu harika bir film. Belki de hangi şarkıyı duysam, benimçin yazılmış gibi geliyordur emin değilim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder