Yakın zamanda okuduğum romanların ve izlediğim filmlerin karakterlerin isimlerinin seçimi en az anlatılan konu kadar dikkat çekiciydi. Sanatın diğer alanlarında olduğu gibi içeriğe uygun yapıldığında birbirinden bu kadar farklı tarzların hepsinin birden çalışması, genel geçer bir kuralın olmaması hakkında kısaca yazayım istiyorum.
Bir Kuzey İrlanda romanı olan Sütçü'de [1] kahramanların hiçbirinin ismi yok. Karakterler ikinci kardeş, belki-erkek arkadaş, sütçü diye tarif edilince romanı takip etmek bırakın zorlaşmayı aksine çok daha kolay oldu benim için. Daha önce dünyada tek başına kalmış kahramanları anlatan romanlarda kişilerin adlarının geçmediğine rastlamıştım (seslenecek kimse olmayınca ismin de önemi olmuyor) ama kimsenin adının geçmediği bir romanı ilk defa okudum sanırım. 1970'lerin İrlandasında insanların isimlerinin onların dini ve siyasi aidiyetlerini de belirtiyor olması bugünün okuru için anlaşılmaz gelmiyordur diye tahmin ediyorum. Bir romandaki kızın adının Şirvan olmasıyla Pelinsu olması hangimizde bazı önyargıları tetiklemiyor ki?
Fin yönetmen Aki Kaurismäki'nin Calamari Union [2] isimli filminde de Sütçü'yü anımsatan bir kimliksizleştirme var. Filmin 15 kahramanının adı da Frank, herkesin adının aynı olmasıyla kimsenin adının olmaması aynı şey sayılmaz mı? Kaurismäki kimliksizlik konusunu başka filmlerinde de işlemiş bir yönetmen. Finlandiya'da proleteryayı anlatan bir yönetmen olduğunu görünce neredeyse bütün filmlerini izledim, keşke daha önce fark etmiş olsaymışım kendisini.
Bizim yazarlarımızdan kahramanına isim vermeyen denildiğinde aklıma ilk Yusuf Atılgan geliyor. Aylak Adam'da baş roldeki adamdan sadece C. diye bahsediliyor. Aylak Adam gibi zor bir karaktere isim vermemenin romanın içeriğine ne kadar uygun olduğuna itirazı olan yoktur sanırım. Burada Aylak Adam'daki C.'nin toplumdan ayrışmayı temsil ettiği ve Kaurismäki'nin Franklerinin bireylerin nasıl aynılaştığını temsil ettiğinin farklı temalar olduğunu söylemek gerekir.
Yazı şimdiye kadar sanki isimsiz kahramanlara methiye gibi oldu ama diğer uçtan, yani karakterlere onları anlatan isimler verilen edebiyatın temsilcisi olarak Oğuz Atay var. Tutunamayanlar'ın Selim Işık'ının romanın diğer kahramanı olan Turgut Özben'in yolunu aydınlatan ışık olması, Turgut'un özbenliğini araması anlaşıldıktan sonra Tehlikeli Oyunlar'ın Hikmet Benol'unun neyin peşinde olduğu romanı okumamış bile olsanız gözünüzde canlanmıştır diye tahmin ediyorum. Atılgan'ın aksine Atay'ın karakterleri kendilerine uyan isimleri giyinip öyle karşımıza çıkıyorlar.
Son olarak da romanda çok fazla ve karışık isimler olması mevzusu var. Yazar sana isim mi beğendirecek derseniz itiraz edemem ama romanda çok sayıda karakter olunca hepsine birer isim vermek gerekiyor ve bu okumayı, anlamayı zorlaştırmıyor mu? Savaş ve Barış bu açıdan bakınca zor bir roman ama Yüz Yıllık Yalnızlık benim okuduğum romanlar içinde rakip tanımayacak kadar karmaşık. Nesilden nesile birbirine çok benzeyen, uzun uzun isimler geçtikçe kimden bahsedildiğini takip etmek çok zor. İsimler konusu o kadar zorlayıcı ki romanda anlatılan olaylara odaklanmakta çok zorlanıyor insan. Birbirine benzer hayatlar yaşayan nesilleri anlatmak için bir yöntem olabilir ama yazarı takip etmek gerçekten güç. Yakınlarda bir dizisi çekilmiş, izlemeye fırsatım olmadı ama romandaki karmaşa biraz olsun azalmıştır sanırım.
Nasıl bir olayı, duyguyu tarif etmek için isimlendirmek gerekiyorsa karakterleri de isimlendirmek gerekiyor. Bu Halit Ayarcı'da olduğu gibi karaktere özel dikilmiş bir ceket de olabiliyor isimsiz bir mont da.