Otuz yıllık kısacık bir hayat yaşamış ve tek romanını ölümünden bir ay önce yayınlatabilmiş bir yazar hakkında konuşmak pek kolay değil, hem de hayatına kendi son vermişken. Romanın [1] başlarında bir genç kadına dönüşmek için çocukluk derisinden sıyrılmaya çalışan bir kız çocuğunu görüyoruz. Benzerini birçok filmde gördüğümüz şeyler geçiyor başından. Yirmilerinin başında olsa da bir büyük bataklığa saplanmadan evine dönmeyi beceriyor. Romanın diğer yarısında yazarın kendisinin de yaşadığı söylenen psikolojik rahatsızlıklar, gördüğü tedaviler, arkadaşları, umutları, acıları, umutsuzlukları var. İyi edebiyat ama çok can yakıcı.
Daha genç bir kızken "eğer birinden hiçbir şey beklemezsen hayal kırıklığına uğramazsın" diyor Esther. Benim de çok geç anladığım bir şey beklentinin hissettiğimiz her duygunun temel nedeni olduğu. Biri var hayatımda, yazdığıma bir günde cevap vermediğinde deli oluyorum. Eminim diğer ortak arkadaşlarımıza da aynı şekilde cevap vermiyor ama onlar Ömer'i böyle kabul ettikleri için benim gibi hissetmiyorlar. Biliyorum sen de artık herkes gibisin diyebilsem elbette ben de dert etmeyeceğim bu tarafını ama o zaman da kendi hayatımı kurutuyorum gibi geliyor. Belki arası da vardır; herkes gibi olmadan da beklentiyi düşük tutmak mümkündür.
Handan Saraç'ın çevirisinin ne incelikli bir Türkçeyle yapıldığını yazmadan geçmek de istemiyorum. Kitabın son okuması da olması gerektiği gibi yapılmış, tek bir hata yok.
Romanın içinde Virginia Woolf'u "işte yine kendime ait bir odam vardı" cümlesiyle görmek güzel gelecektir size de. Belki Plath onu hatırlayarak yazmamıştır ama bana sanki öyleymiş gibi geldi. Kendine ait evleri olan ama odası olmayan arkadaşlarım geldi aklıma.
Bu aralar hep yaptığım gibi bu romanın filmi de çekilmiştir diye biraz bakınca çokça filmi olduğunu görmek sürpriz olmadı. 1979 yapımı The Bell Jar'ı [2] YouTube'dan bile izlemek mümkün. İzledim ama vakit kaybı bence. Romana bir katkısı olmamış yönetmenin. İstemediğiniz kadar belgesel de çekilmiş yazarın hayatıyla ilgili, ben Sylvia Plath: Inside The Bell Jar'ı [3] izledim, bu kadarını öğrenmeye ihtiyacım var mıydı emin değilim. Bir de Sylvia Plath ve Ted Hughes'in aşkını anlatan 2003 yapımı bir film [4] var, bence izlemeye değer. Sylvia Plath'in şairliği hakkında bir şey yazmadım ama İngilizceyi şiir okuyup keyif alacak kadar bilmiyorum. Şiiri anadilimde bile anlamak çok zorken başka bir dilde şiir okumak benim için mümkün değil.
Yine toplantısına katılmayacağım bir okuma grubu toplantısı için delice hazırlanmış oldum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder