Seni sen yapan nedir? Birinin hayatımızdaki yerini diğerlerinden farklı kılan benzersiz, taklit edilemez, edilirse anlaşılabilir bir tarafı var mıdır? Bir adım daha ileri gidip birini diğerlerinden ayırıp nasıl tanıyoruz diye de sorulabilir. Bunlar Kurosawa'nın 1980 tarihli Kagemusha [1] filmini izlerken düşündüğüm ve pek de içinden çıkamadığım sorular. Sinemada ve edebiyatta bin kez işlenmiş konular bunlar biliyorum, haklısınız.
Kagemusha 1500'lerin son çeyreğinde Japonya'da geçen bir öyküyü anlatıyor. Bir klanın efendisine çok benzeyen birini efendinin dublörü olarak alıyorlar. Dublör efendiye şaşırtıcı derecede çok benziyor. Efendi beklenmedik şekilde ölünce dublör klanın zayıf görünmemesi için üç yıl boyunca sanki oymuş gibi davranmaya ikna ediliyor. Efendi hayattayken o kadar az şey yapıyor ki yönetim kademesindekiler dublöre ne yapacağını tarif ettiklerinde kimse durumu anlayamıyor. Kültürleri de duruma uygun; efendiye doğrudan bakmak bile yasak. Çok yakından bakanlar bile görünüşünden anlayamıyorlar farklı biri olduğunu. Sesindeki farklılığı da geçirdiği rahatsızlıklara, savaşta aldığı yaralara yoruyorlar. Sadece çok küçük yaştaki torunu ilk görüşünde farklı biri olduğunu anlıyor ama o yavrucak da kolayca ikna ediliyor. Filmin sonuna doğru eşleri, evet çok eşi var, göğsünde yara izi olmadığını görünce ancak onun efendi olmadığını anlıyorlar. Kurosawa'nın filminde ana tema insanın ayırt edici bir kendiliği var mı? varsa bunu biz bilebilir miyiz? olmadığı için filmin sonunda ne olduğu bu yazının dışında kalıyor. Meraklısı için üç saatlik film internetlerde kolayca bulunabilir durumda.
Peki biz birini nasıl tanıyoruz? Sıklıkla gördüğümüz birini başkasından ayırt etmek nispeten kolay gibi görünebilir ama birazdan onu da zorlaştıracağız. Aylarca, hatta yıllarca görmediğimiz birini de tanıdığımız olmuyor mu? Kilo almış/vermiş, saçları dökülmüş, belki tekerlekli sandalyede, bambaşka zihinsel faaliyetler içinde olsa da birini gerçekten ayırt edebilir miyiz? Hadi soruyu biraz daha zorlaştırıp şu hale getireyim: karşımızda yıllar önce tanıdığınız (ne demekse bu artık) biri olduğunu beyan eden biri var, durumdan emin olabilir miyiz?
On altıncı yüzyılda ne parmak izi var, ne de DNA biliniyor. Bunlar bilinse bile bir dostumuzu hatırlamanın yolu herhalde bunlar olamaz. Kim başkasının DNA'sını beğenip arkadaş oluyor, seviyor?
Aradan yıllar geçmişse ilk tanıdığımız fiziksel özelliklerin değişeceği de kesin olmalı. 1.90'lık biri yerine 1.50'lik biri karşımıza çıkarsa bu kadar da olmaz demek kolay olur ama diyelim boyu yaklaşık aynı olsun. Yeşil gözlü diye hatırlıyorsak karşımızda kapkara gözlü biri olmasın. Fiziksel özelliklerinden birini hatırlamanın kolay olmadığında anlaşmamız kolay olacaktır diye tahmin ediyorum. Parmaklarının ne kadar geriye yatabildiğinden bir arkadaşı hatırladığını söylemek de dostluğu pek aza indirgemek olmaz mı?
Aklınıza gelen cevabı biliyorum galiba: ortak hatıralar. Burası da o kadar flu bir alan ki! Yıllardır birlikte yaşayan eşlerin bile aynı olayı farklı hatırladıklarına o kadar çok şahit oldum ki bunu bir delil olarak kabul etmek bana çok zor geliyor. Üç yıl aynı yatılı okulda okuduğum arkadaşlarımın anlattığı, dinleyince önemli olaylarmış dediğim konuların o kadar büyük bölümünü ya farklı hatırlıyorum ya da hiç hatırlamıyorum ki ortak hatıraları bir değerlendirme kriteri olarak alınca kendimden şüphe edecek duruma geliyorum.
Hepimiz yıllar içinde bambaşka ilgi alanlarına sahip oluyoruz, yeni şeyler öğrenip bildiklerimizin bazılarını unutuyoruz. Karşımızdakinin vejetaryen olduğunu hatırlıyor olabiliriz ama vazgeçmiş olamaz mı? Filmde "Ciddi bir hastalık insanın yüreğinde bile değişikliğe neden olur" diyor, bu da doğru bence.
Böyle her şeye itiraz ettim ama insan bin yıldır görmemiş olsa bile karşısındakinin şu anki gülümseyişinin içinde aklında kalan gülümsemeyi de görebiliyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder