7 Ağustos 2014 Perşembe

Giderek kaybolan bir bölüm: Su Ürünleri Mühendisliği

Geçen yıl üniversite yerleştirme sonuçları açıklandığında su ürünleri mühendisliği sonuçları hakkında yazmıştım. Bu yıl durum nedir diye tekrar baktığımda bir değişiklik olmadığını görüyorum.
Su ürünleri mühendisliği bir kaç farklı isimle de olsa toplam 23 üniversitede öğrenci alıyor, yani almayı hedefliyor. Bu kadar az talep gören bir bölüm olmasına rağmen son bir yılda yapılan tek planlamanın yeterli öğrenci çekemeyen bölümlerin kontenjanlarının azaltılması olduğunu görmek mümkün.
Genel olarak durum şöyle:

  • Geçen yıl 613 olan öğrenci kontenjanı bu yıl 365'e düşürülmüş. Tercih eden öğrenci sayısı yine aynı kalmış; geçen yıl 130 öğrenci su ürünleri mühendisi olmayı seçmişken bu yıl sayı 124'de kalmış.
  • Kontenjanını doldurabilmiş tek üniversite Akdeniz Üniversitesi (11).
  • 4 üniversiteyi kimse tercih etmemiş: Sinop, Girne, Tunceli ve Adnan Menderes
  • 15 üniversiteyi 10'dan az öğrenci tercih etmiş: Muğla (1), Çanakkale (1), Ordu (1), Atatürk (1), Çukurova (1), Yüzüncü Yıl (1), Süleyman Demirel (2), Kastamonu (2), İnönü (2), Recep Tayip Erdoğan (2), Fırat (2), Mustafa Kemal (3), Mersin (4), KTÜ (6), Katip Çelebi (9)
  • Geçen yıl olduğu gibi yine sadece 3 üniversite birer sınıf açmaya yetecek kadar öğrenci çekebilmişler: Ankara (26), İstanbul (30), Ege (16). Sadece bu üç üniversite su ürünleri mühendisliği okutsa bile gelen talebi rahatlıkla karşılayabilecek durumda.
Bu bölümlerin akademik kadroları nasıl acaba diye merak ediyor insan. 23 üniversiteye tek tek bakmaya gerek yok diyerek sadece kendi çalıştığım üniversitenin (Çanakkale) durumunu yazıyorum: 38'i doktoralı toplam 50 öğretim elemanı var. Bu kadar çok hocası olan (bir bölüm için gerçekten çok büyük bir rakam bu), denizi, boğazı, laboratuarları, tekneleri olan bir bölüm geçen yıl 3, bu yıl 1 öğrenci çekebilmişse sorunun sadece okulla ilgisi olmadığını düşünüyorum.

"Liseden mezun olan herkesi doktor, hemşire, mühendis veya avukat yapamayacağımıza göre ülkemizin ihtiyacı olan diğer alanlar hakkında acilen bir planlama yapılması gerekiyor."

"çinko damlar daraltıyor gökyüzünü"

Bu yıl 17.si düzenlenen TUG Ulusal Gökyüzü Gözlem Şenliği harikaydı. 350 katılımcı 31 Temmuz - 3 Ağustos tarihleri arasında 3 gece Antalya Saklıkentte gökyüzünün aslında nasıl olduğunu görme fırsatı bulduk. Ben 2009'da da aynı etkinliğe katılmış ve çok beğenmiştim. Sonrasında yıllarca tekrar gideyim ve arkadaşları da götüreyim diye düşündükten sonra ancak bu yıl gidebildik ve çok memnun kaldık. Etkinlikte görev alan bütün uzmanlar ve gönüllü arkadaşlar katılımcılara dört gün boyunca güleryüzle yardımcı oldular.



Saklıkent kış aylarında bir kayak merkezi olmasına rağmen konaklama imkanı yok denecek kadar az. İki otel var; birinde etkinliği düzenleyen ekip kalıyor diğeri ise çok pahalı. Katılımcıların neredeyse tamamı çadırlarda kalıyor. Şenliğin sayfasında etkinliğin 2000m yüksekte yapılacağı ve gecelerin soğuk olacağı yazmasına rağmen insan Ağustos ayı başında Antalyada ne kadar üşüyebilirim ki diye düşünüyor ama geceler gerçekten soğuk oluyor. Giderken mutlaka pantalon ve mont almak lazım. Bu kadar yüksekte olunca gündüz de güneş çok yakıcı oluyor.



Biz kalabalık bir grupla gittiğimizden gündüzleri gevezelikle ve seminerleri dinleyerek geçirdik ve sıkılmaya fırsat bulamadık ama tek başına giden biri için de çevre edinmek eminim hiç sorun olmazdı. Etkinlik alanında çok fazla yaşça küçük arkadaş da vardı. Onlara gökyüzünü tanıtmak ve sevdirmek için yarışmalar ve atolyeler düzenlendi. Saklıkente gelen çocukların unutamayacakları bir etkinlik oldu.

Benim çocukluğumda yolların, evlerin aydınlatması bugünkü kadar olmadığından ışık kirliliği çok azdı ve gökyüzüne bakınca yıldızları görmek normal bir şeydi. Şimdi ise bir gece kafanızı kaldırıp gökyüzüne baktığınızda çok az yıldız görebiliyorsunuz. Gökyüzü gözlem şenliğinin yapıldığı Saklıkentte ise etrafta neredeyse hiç aydınlatma olmadığından gökyüzünü bütün güzelliği ile görmek mümkün oldu. Aşağıdaki fotoğraf etkinlik sırasında Burak Duman tarafından çekildi. Çıplak gözle bile harika bir manzara görülebilirken, etkinlik alanındaki uzmanlar yıldızları ve takım yıldızları tanıttılar. Etkinlik alanındaki teleskoplar da çokça ilgi çekti.


Etkinliğin son günü konakladığımız yerden 500m daha yüksekte olan Ulusal Gözlemevine çıktık. Gündüz bile oldukça serin olan ve etrafında hiç yerleşim yeri olmayan gözlemevinde çalışmanın ciddi bir özveri olduğunu eminim herkes takdir etmiştir. Gözlemevinde kullanılan teleskopları ve tesisleri gezdiren ekip de belki bininci defa sorulan soruları büyük bir sevecenlikle ve güleryüzle cevapladı. Burasının bizim için bir güzel tarafı da Linux ve özgür yazılımlar kullanıyor olmasıydı.

Çinko damların daralttığı gökyüzünün aslında nasıl olduğunu görmek için seneye siz de gelin Antalya'ya. Elbette bütün etkinlikler yakın arkadaşlarla daha güzel olur.

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Kickstarter'da işler nasıl yürüyor?

Henüz hayata geçmemiş fikirleri muhtemel alıcıları/destekçileri ile tanıştırıp kaynak sağlamaya yarayan sitelerden biri Kickstarter. Danstan teknolojiye, fotoğrafçılıktan modaya pek çok alanda fikirlerin görücüye çıktığı ve kaynak aradığı, benim de pek severek takip ettiğim mecralardan biri. Burada bir proje nasıl duyuruluyor değil de buradan alış veriş nasıl yapılıyor ondan bahsedeceğim biraz.

Kickstarter'da projeler çok büyük oranda henüz ortada hiç bir şey yokken duyurulmuş oluyor. Çoğunlukla bir video ile projenin nihai ürününün ne olacağı anlatılıyor. Proje ihtiyacı olan kaynağı toplayabilirse hayata geçiyor, yoksa umutları bir başka bahara kalıyor. Elbette her proje bir şey satmıyor. Sonuçta hiç bir şey almadan da projelere destek olmak mümkün. Bazen bir patates salatası yapılırken adınız söylensin diye, bazen de hiç dinlemediğiniz ve muhtemelen dinlemeyeceğiniz bir grubun albümüne veya hiç okumayacağınız bir yayına da para verip destek olunabiliyor. Bunlar için istediğiniz (en az 1$ oluyor çoğunlukla) kadar bağış yapılabiliyor.

Peki henüz üretilmemiş bir ürünü nasıl alıyoruz? Ürünlerin genellikle sınırlı sayıda adedi oldukça ucuz sayılabilecek fiyatlarla sunuluyor (early bird). Bunları yakalayabilirseniz şanslısınız. Bunlara yetişemeseniz bile her durumda piyasaya çıkacağı fiyattan ucuza alıyorsunuz ürünleri. Projelerin alış veriş yapabilmek için bir kredi kartı kaydetmeniz gerekiyor. Aldığınız şeyin ücreti siz alayım dediğinizde değil de, proje yeterli kaynağı toplayabilirse, projenin son tarihinde kartınızdan çekiliyor. Almak istediğiniz tarihte kredi kartınızdan hiç bir çekim yapılmadığı gibi bu kadar limitiniz olup olmadığı bile kontrol edilmiyor. Projenin bitiş tarihinde kartınızda bir sorun yoksa ücret tahsil ediliyor. Böylece zaten üretimi için çokça bekleyeceğiniz bir ürün için daha da erken para vermemiş oluyorsunuz. Proje ihtiyacı olan kaynağı toplayamazsa cebinizden bir şey de çıkmamış oluyor (hayal kırıklılığını saymıyorum tabi).

Son tarihinde yeterli kaynağı toplayabilmiş projeler size bir anket gönderip aldığınız şeyler ilgili size özel şeyleri soruyor (t-shirt bedeni, kemer boyu, saat rengi vs.). Bundan sonra proje takviminde belirtilen zamana kadar heyecanlı bir bekleyiş başlıyor. Projelerin çok büyük bölümünde takvime uyma zorlukları yaşanıyor. Benim aradan geçen 1 yıla rağmen elime ulaşmayan ürünler var. Benim gördüğüm bütün projeler gecikmeler hakkında bilgi veriyor, yeni takvimler duyuruyor (hoş yeni takvimlere de uymak pek kolay olmuyor ya). 100'den fazla projeye destek olmuş biri olarak parayı alıp arkasından ses çıkmayan tek bir proje bile görmediğimi söylemeliyim.

11 Temmuz 2014 Cuma

Hangi Masaüstü Ne Kadar Türkçe Konuşuyor? -6-

Malum yazılım çevirisi hiç bitmeyen bir süreç. Tamamen gönüllülerce sürdürülen bu işin yaygın etkisi çok ama sürdürülmesi oldukça güç. Özellikle aktif olarak geliştirilen yazılımlarda bir seviyeye getirilen çeviri oranı eğer güncellenmezse hızlıca aşağılara düşebiliyor.

Son bir yıldır çok az vakit ayırabildim çeviri işine. Neyse lafı uzatmayayım, masaüstü ortamları çevirilerde durumumuz şöyle:

KDE: Geçen yıl %84 olan çeviri oranı aynı yerde yine %84,
GNOME: Geçen yıl %80 olan çeviri oranı %75 civarında,
LXDE: Geçen yıl %89'a düştüğünü yazdığım çeviri oranı yeniden %100,
Enlightenment: Aradan geçen bir yılda büyük bir sıçramayla %59'dan %90'a yükselmiş,
Fluxbox: Yeni sürüm çıkarmayan Fluxbox'ta durum aynı %100,
XFCE: Bu yıl çok çalışan ekip çeviri oranını %69'dan %98'e çıkarmış.

LibreOffice de yeni sürümü öncesi arayüzde %99.5, yardım içeriğinde ise %96 çeviri oranını yakalamış durumda.

Büyük özverilerle çalışan çeviri ekiplerini tebrik ediyorum. Katkı vermek isteyen herkesi bekleriz.

16 Aralık 2013 Pazartesi

XVIII. Türkiye'de İnternet Konferansının ardından

9-11 Aralık tarihlerinde İstanbul Üniversitesinde düzenlenen 18. Türkiyede İnternet konferansının son gününe katılabildim. Haftaiçi olmasına rağmen Çanakkale'den 9 kişi ile katıldık etkinliğe. İlk iki gün katılımın daha çok olduğu söylenmesine rağmen çarşamba günü kar yağışı yüzünden katılım çok düşük seviyedeydi. İstanbul trafiğinin ne olduğuyla ilgili küçük bir fikrim oldu benim de.

Türkiyede İnternet Konferansı bir kaç yıldır daha az teknik konuların konuşulduğu, daha çok konunun sosyal, kültürel ve hukuki taraflarının konuşulduğu bir etkinlik haline gelmeye başladı. Başka türlü bir araya gelmesi zor olan dinleyiciler ve konuşmacılar Mustafa Akgul sayesinde bir etkinlikte buluşup görüş alış verişi yapabiliyorlar. Bu tip etkinliklere en fazla katılımın olması gereken yerler olan üniversitelerden ise katılım çok çok az seviyede oluyor maalesef.

Konferansın üçüncü günü iki panele ve aşağıda videosunu paylaştığım seminere katıldım. Ebru Akagündüz ve Tülin İzer Linux çekirdeğine katkıda bulunmanın hangi aşamalardan geçtiğini anlattılar.

Kadınlar bilişim dünyasının her alanında sayıca azlar. Dilerim Ebru ve Tülin bilgisayar mühendisliği okuyan genç kızlar için cesaretlendirici birer örnek olurlar.

10 Aralık 2013 Salı

F Klavye dönemi başlıyor

10 Aralık 2013'te yayınlanan Başbakanlık Genelgesi[1] hem eğitim öğretim hem de çalışma hayatımızda yeni bir önemi başlatacak gibi duruyor.



Genelge çok kısa ama okumaya üşenenler için özetleyeyim. Bilgisayar kullanımı hızla artmış, bilgi toplumuna dönüşmemiz için hızlı yazmamız büyük önem taşıyormuş, F klavye Türk diline daha uygunmuş. Tüm kamu kurum ve kuruluşlarında kademeli olarak F klavyeye geçiş yapılması öngörülen genelge ile 2017 sonuna kadar bu geçişin yapılması isteniyor.

İhale aşaması başlamış olanlar haricinde kamuda bundan sonra alınan tüm bilgisayarların F klavye ile alınması zorunluluğu da getirildiği gibi mevcut klavyelerin de yenilenmesi gerekecekmiş.

Bu yeni klavyenin eğitimi için de www.fklavye.gov.tr adresinden uzaktan eğitim yapılması planlanıyor. Özel sektörün bile teşviklerle F klavye kullanımına özendirilmesi genelgenin hedefleri arasında.

2010 yılında çıkan ve kamunun IPv6 kullanımına geçişini kademeli ve ayrıntılı olarak tarif eden Kamu Kurum ve Kuruluşları için IPv6'ya Geçiş Planı[2] başlıklı genelgenin uygulanmasının bir fiyasko olduğunu daha önce yazmıştım[3]. Bunun da sonunun benzer olacağını fikrindeyim.

Ülke olarak sorunumuzun hızlı yazmak değil daha kaliteli içerik üretmek olduğunu düşünüyorum. Bu genelgenin de uygulanabileceğini hiç sanmıyorum.

[1] http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/12/20131210-9.htm
[2] http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2010/12/20101208-7.htm
[3] http://www.nyucel.com/2013/09/ipv6-gecis-fiyaskosu.html

26 Kasım 2013 Salı

Özgür Web Teknolojileri Günleri 2013'ün ardından

Linux Kullanıcıları Derneği ve Yeditepe Üniversitesi Bilgisayar Topluluğunun birlikte düzenlediği Özgür Web Teknolojileri Günleri bu yıl da oldukça dolu bir programla düzenlendi. İstanbulda web teknolojileriyle ilgili çokça etkinlik olmasının da etkisiyle katılımcı sayısı çok fazla değildi. Salonlar boş değildi ama öğrencilerden de katılım azdı işin doğrusu.

Çanakkale'de arasınav haftası olması nedeniyle bu sefer kalabalık bir grupla katılamadık etkinliğe. Hem etkinlik sırasında hem de akşamları arkadaşlarla harika zaman geçirdiğim iki gün oldu benim için. Sunumların çok azını dinleyebildim. Yaklaşık 50 konuşmacının sadece üçü genç kadınlardan oluşuyordu. Dinleyicilerin de çok büyük bir kısmı erkekti. Sektörde bu kadar az kadın olmamasına rağmen etkinliklere katılmak konusunda çok çekimser davranıyorlar diye düşünüyorum.

Etkinliğin ikinci günü Kaan Özdinçer'in kısa konuşmasının ardından öğrencilerimden Ebru Akagündüz Yakından Eğitimde geliştirdiği Couchbase Nagios eklentisini anlattı.
Aybüke Özdemir de kendi yazdığı python-haproxy-tools ve hapra araçlarını anlatan bir sunum yaptı.
Sabah erken konuşan Gökhan Akgün'e yetişemedim maalesef.

Keşke siz de gelseydiniz.

25 Kasım 2013 Pazartesi

GNU / LilyPond hakkında Elektronik Kitap

Besteci ve İnönü Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi Prof. Server ACİM, ilk kitabını hazırladı. Bu kitap, bir İnönü Üniversitesi Yayını olarak İnönü Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Yayın Komisyonu, İnönü Üniversitesi Yayın Komisyonu ve İnönü Üniversitesi Yönetim Kurulu tarafından onaylandı.

Bu kitabın önemli bir özelliği de, İnönü Üniversitesi tarafından yayınlanan ilk Elektronik Kitap olmasıdır. Diğer özelliği ise GNU / LilyPond yazılımı hakkında yazılmış ilk Türkçe kitap olma özelliğini taşımasıdır. Kitabın yazarı olan Prof. Server ACİM, bu kitabın bir Açık Kitap – Open Book olarak yayınlanmasının daha uygun olacağını düşünerek bu kitabı kendi web sayfasında yayınlayarak kamunun hizmetine sundu.

Prof. Server ACİM, bu kitabı LaTeX ve GNU / LilyPond gibi özgür yazılımlar ve Linux Mint gibi özgür işletim sistemi araçlarını kullanarak hazırlamış olup aynı zamanda bu kitap İnönü Üniversitesi – Sosyal Bilimler Enstitüsü – Müzik Bilimleri ve Teknolojisi Ana Bilim Dalı - Yüksek Lisans Devresi'nde vermekte olduğu “Açık Kaynak Kodlu Müzik Yazılımları ve İşletim Sistemleri” dersi için kullanılacak bir ders kitabı olma özelliği taşımaktadır. Ancak, özgür bir nota yazma uygulaması olan GNU / LilyPond hakkında bilgi ve fikir sahibi olmak isteyen herkes, Elektronik Kitap formatındaki bu Açık Kitap'ı özgürce indirebilir ve okuyabilir.

Outreach Program for Women 2014 Winter

Outreach Program for Women Gnome Vakfının kadınların özgür yazılım dünyasına kazandırılması için yılda iki defa düzenlediği bir etkinlik.Gsoc için öğrenci olmak bir zorunluluk iken opw'de böyle bir zorunluluk yok. Hatta bazı projeler bütün zamanını opw'ye ayırabilecek olanları tercih ediyor.

2013 yaz döneminde Türkiyeden bir kişi kabul edilmişti bu etkinliğe. Bu dönem Boğaziçi Üniversitesinde doktora öğrencisi olan Binnur Görer Open Source Robotics Foundation için "Simulation world SDF editor" projesine kabul edildi. Kendisini tebrik ediyor, çalışmasının özgür yazılımın yaygınlaşmasına yardımcı olmasını diliyorum.


Meraklısı için: 2013 yaz

3 Ekim 2013 Perşembe

Pebble mı Sony Smartwatch mu?

Nasıl cep telefonlarını artık sadece telefon görüşmesi için kullanmıyorsak kol saatlerinden de saati göstermenin dışında marifetler bekliyoruz. Geçen yıl Sony Smartwatch [3] aldığımda Pebble çıkana kadar bunu kullanırım diye yazmıştım [1]. Pebble şatışa çıktığında hemen bir tane aldım ve ikisini kıyaslamak ve Pebble [2] almak konusunda şüphesi olanlara fikir vermek istiyorum.

Yazıyı sonuna kadar okumayacaklar için kısaca söyleyeyim: Pebble daha yolun çok başında.
  • Kickstarter'da prototipini gördüğüm bir ürünü almak güzel bir his ;) Arkasında büyük bir firma olmadan bir fikrin ürüne dönüşmesi ve dünyanın her tarafına ulaştırılabilmesi eskiden hayali bile güç bir şeyken Pebble bu yazıyı yazarken 85.000 Kickstarter destekçisinin yanı sıra 250.000'den fazla saat satmış durumda.
  • Sony ve Pebble yaklaşık aynı kalitede malzemeden üretilmişler. Böyle kötü kalite plastik saatlere 150$ vermemiz gerçekten şaşılacak bir şey bence.
  • Sony Smartwatch sadece Android yüklü telefonlarla çalışırken Pebble Android'in yanı sıra IOS yüklü cihazlarla da kullanılabiliyor.
  • Her iki cihaz da smartwatch olarak satılsa da Sony'nin ürünü çalışmak için mutlaka androidli bir telefona ihtiyaç duyuyordu. Pebble ise bir Android/IOS yüklü telefon olmadan da kullanılabiliyor. İşin doğrusu kimse Pebble'ı telefonsuz kullanmak istemeyecektir eminim ama telefonunuz yanınızda olmadığında, kapalıyken saatinizin de kullanılmaz olmaması iyi bir durum.
  • Pebble yola yeni çıktığından Sony ile kıyaslanamayacak kadar az uygulaması mevcut. Sony için Android markette bir çok resmi uygulamanın yanında üçüncü parti uygulamalarıyla çok fazla ihtiyaca cevap veriyor. Pebble ise resmi uygulamasında çok kısıtlı şeylere izin verirken, üçüncü parti uygulamalar hem kısıtlı sayıda hem de çeşitliliği az.
  • Sony Smartwatch ile istediğiniz zaman twitter, eposta, facebook gönderilerine bakabilirken Pebble'da sadece uyarı geldiğinde görebiliyorsunuz. Açıp bakabileceğiniz sosyal medya uygulamaları yok.
  • Sony sadece sizin farkedeceğiniz kadar hafif bir titremeyle uyarı verirken Pebble'ın titremesini yanınızdaki birinin fark etmemesi mümkün değil. Ne fark eder demeyin; bir toplantıda telefonu sessize almışken arada bir saatten uyarılara bakmak istediğinizde zır zır titreyen bir saat kullanmak istemezsiniz.
  • Pebble'ın daha fazla titremesinin nedeni bu titreyişin alarm için de kullanılıyor olması aslında. Sony Smartwatch kendi başına kullanılamadığı için bir alarm uygulaması yoktu ama Pebble'a şimdilik 4 alarm kurabiliyorsunuz. Bu alarmlar bile haftanın şu günleri aktif olsun şeklinde ayarlanamıyor. Alarmı pasif konuma geçirmek bile mümkün değil, ya kullanıyorsunuz ya siliyorsunuz.
  • Sony Smartwatch renkli dokunmatik bir ekranla gelirken Pebble siyah beyaz e-ink bir ekrana sahip. Pebble'ı 4 koca düğmeyle kullanmak zor değil elbette ama kullandığımız her cihazda ekrana dokunmaya alışınca biraz garip geliyor doğrusu. Kindle [4] bile e-ink ekrana dokunmatik özellik eklemişken Pebble'ın bir sonraki modeli de dokunmatik ekranlı olur diye tahmin etmek güç değil.
  • Şarj konusu kullanıma çok bağlı olduğundan bir şey söylemek zor aslında. Bütün uyarıları saatlere gönderirseniz ve çok sayıda eposta, twitter ve facebook mesajı alıyorsanız şarj çok hızlı bitecektir. Sony ile 3 günün üstünü görmek imkanı yokken Pebble 5-7 gün arası vaadediyor. Pebble'da veya telefon uygulamasında saatin şarjının seviyesini gösteren bir uygulama olmaması da çok acayip bir durum. Pil bitmeye yaklaşınca uyarı verir diyorlar. Üçüncü parti ve saatin daha fazla pil harcamasına neden olan bir uygulama kurup pil durumunu görmek mümkün ama onlar da sağlıklı göstermiyorlar bu bilgiyi maalesef. Yakıt göstergesi olmayan sadece benzin biterken uyarı veren bir araba kullanmak gibi Pebble kullanmak.
  • Sony de Pebble da kopan bluetooth bağlantılarını sorunsuz ve hızlı bir şekilde yeniden kurabiliyorlar. Ayrıca müdahale istemiyorlar.
  • Her iki cihaz da başka bir yerde bulamayacağınız şarj kabloları kullanıyorlar. Kabloları kaybederseniz, bozarsanız arkalarından çok ağlamak riski var.
  • Sony kendi saat kordonlarıyla kullanılırken isterseniz Pebble için kendi uyduruk plastik kordonunu herhangi bir kordonla değiştirmek mümkün.
  • Smartwatch ile arama yapılabiliyor ve gelen arama red edilebiliyorken Pebble ile arama yapmak mümkün değil. Pebble veya Sony gelen aramayı kabul etmenize izin vermiyor.
  • Sony ile güneşli bir havada ekranı görmek mümkün değilken Pebble'ın e-ink ekranında bu sorun yok. Ekran e-ink olunca Sony'deki gelen aramalar rehberinizde bir foto ile kayıtlıysa onu görebilme lüksünüz de kalmıyor maalesef.
  • Her iki saatin de kulaklık girişleri yok.
Pebble çok büyük heyecanla karşılandığından firma siparişleri yetiştiremiyor bugünlerde. Yukarıda bahsettiğim sorunların çoğu yapılacak yazılım güncellemeleriyle çözülebilecek şeyler. Cihazın firmware güncellemeleriyle ileride çok daha kullanışlı olacağına inanıyorum. Artık Smartwatch değil Pebble kullanıyorum ;)

27 Eylül 2013 Cuma

Pardus Yazılım Kampı değerlendirmesi

Pardus'un eskiden düzenlediği yaz stajlarının yerini bu yıl yazılım kampı [1] aldı. Staj dönemini TÜBİTAK'ın Gebze'deki yerleşkesinde çalışarak geçirmek öğrenciler [2] için kıymetli bir tecrübe oluyordu. Pardus'un çalışma şeklini [3] ve ürünlerini temelden değiştirmesi sonucu gelinen noktada yanında staj yapılacak büyüklükte bir Pardus ekibi kalmadı. Google Summer of Code [4] benzeri bir etkinlik olarak düzenlenen yazılım kampının iyileştirilmesi gereken pek çok yeri olduğunu düşünüyorum.

Önce Pardus tarafında sürecin nasıl işlediğini kısaca özetleyeyim. Lisansüstü eğitim gören öğrenciler birer proje teklifinde bulunuyorlar. Lisans eğitimi gören öğrenciler bu projeler arasından birini seçip oy veriyorlar. En çok oyu alan 21 proje, her coğrafi bölgeden 3 proje olmak şartıyla seçiliyor. Buradan sonra projesi kabul edilmiş olanlar projesini yapacak lisans öğrencisini seçiyorlar. Projeler kurulacak olan bağımsız kurulla değerlendirilip, sonlanıyor.

  • Proje lideri olmak için neden lisansüstü eğitim görüyor olmak lazım, lisans öğrencisi olmayanlar niye projelerde çalışamıyorlar konularında bir eleştiri getirmeyeceğim. Üniversite öğrencilerini özgür yazılım dünyasına katılmaya teşvik etmek gerekli bence de. Ne Pardus'un ne de üniversitelerin bütün sorunlarını çözecek bir etkinlik değil yazılım kampı. Süreçteki eksiklikler giderilmiş olsa çok faydalı olabilirdi diye düşünüyorum.
  • Etkinliğin adı Pardus Yazılım Kampı ama projelerin önemli bir kısmının Pardus'la hiç ilgisi yok [5]. Konulardan bazıları şöyle: "Ev, tarla vb. gibi yerler için internet tabanlı otomasyon", "Sağlık Platformu", "Atıf İndex Arşivleme ve Raporlama Programı" ve "Tekir Ticari Programına İçeri Aktarım Web Servis Modülü Geliştirilmesi". Pardus, yani Debian, için özel olan yazılım sayısı çok az.
  • Proje teklifleri bir ders ödevinin teklifi bile olamayacak kadar kısıtlı hazırlanmış. Kabul edilen projeler arasında ayrıntılı tek bir proje teklifi bulunmuyor. Bunda proje teklifinin bir şablonunun olmamasının etkisi büyük bence.
  • Kabul edilen projeler sayfasında şu ifade var: "Lisans öğrencilerinden gelen oylar ile Doç.Dr. Murat Osman Ünalır ve Öğr. Gör. Ziya Karakaya hocalardan oluşan bağımsız kurulumuzun değerlendirmeleri sonucunda". Öncelikle iki kişilik bağımsız kurul daha önce hiç duymadığım bir şey. Kurul üyelerinden biri olumlu, diğeri olumsuz oy kullandığında nasıl karar verilebildi acaba? Üye sayısının bu kadar az olması da anlaşılır şey değil bence.
  • Projelerin seçiminin lisans öğrencilerinden gelen oylarla yapılması da sağlıklı bir yöntem değil. Burası çoğunluğun dediğinin olacağı bir alan değil. Eğer bir oylama yapıldıysa hangi projenin kaç oy aldığını da açıklamak gerekirdi.
  • Projelerin liderleri çalışacakları lisans öğrencilerini nasıl belirlediler merak ediyorum. Bu konuda hiç açıklama yok.
  • Projelerin hangilerinin tamamlandığı bilgisi de sayfalarında bulunmuyor.
  • Gelelim yazılım kampının en vahim tarafına yani kodlara. Kamp boyunca geliştirilen yazılımların kodlarına [6] erişim herkese açık. 
    • Kabul edilen 21 projeden 18'i için depo açılmış. 3 proje için depo bile açılmamış maalesef.
    • 5 proje için hiç kod gönderilmemiş.
    • 4 proje için son 2 ayda kod gönderilmemiş.
    • 3 proje için bir proje oluşturmaya yetmeyecek kadar az gönderim yapılmış.
    • Bora Canbula [7], Murat Kancaoğlu, Mustafa Arıcı, Mustafa Hergül, Şaban Gülcü ve Salim Sarımurat'ın projeleri tamamlanmış görünüyor.
2 kişilik bağımsız kurul yapacağı değerlendirme sonrasında kod göndermiş 6 projeden kaçını başarılı bulacak birlikte göreceğiz. Aslında TÜBİTAK bu etkinliği unutmuş gibi davranıyor. Projelerin teslim tarihini 4 gün geçmiş olmasına rağmen kampın ana sayfasında kayıtlar sona erdi haberi var. Başarıyla tamamlanan projeler listesini gördüğümde yazıya ekleme yaparım.
Dünyada bu kadar fazla benzer etkinlik yapılırken, koskoca TÜBİTAK'ın başarılı örnekleri model almayıp böyle başarısız bir etkinlik düzenmesi inanılacak şey değil. Özgür yazılımın üniversite öğrencileri arasında yaygınlaştırılmasına veya Pardus için gerekli bir aracın hazırlanmasına vesile olmamış yazılım kampının başarılı olduğunu söylemek imkanı yok.

Dilerim TÜBİTAK bu yıl yaptığı hataları tekrarlamasın.

24 Eylül 2013 Salı

Bilgisayar mühendisliği öğrencilerine tavsiyeler

Üniversite tercihlerinin pek azı gerçekten bilerek, isteyerek yapıldığından öğrencilerin bölümlerini tanımaları, kendilerine bir yön belirlemeleri bazen bir iki yılı bile bulabiliyor. Elbette bir günlük girdisiyle bu sorunu çözmek mümkün değil ama yolun başındaki genç arkadaşlar için bir kaç önerinin faydalı olacağını düşünüyorum. Aşağıda yazanların benim onbeş yıllık tecrübelerim olduğunu, bunları yapmanın iyi geleceği bünyeler olduğu gibi bunları yapmadan da başarılı/mutlu olanlar olabileceğini bilip öyle okumakta fayda var.
  • Üniversite hayatını sadece okuldan ibaret görmeyin. Mezun olduktan sonraki hayatınız da sadece işten ibaret olmayacak. En çok kitap okuduğunuz, müzik dinlediğiniz yıllar üniversite yıllarınız olsun. Üniversitelerde bir sürü öğrenci topluluğu var, ilginizi çeken birine katılın. Beğenmezseniz başkasına katılırsınız. Sosyal faaliyetleri, konserleri küçümsemeyin pişman olursunuz sonra.
  • Lisans eğitimi dört yıl ve bu yeterince uzun bir süre. Üniversiteye gelene kadar bilişimle son kullanıcıdan fazla ilgilenmemiş olmak ciddi bir kayıp sayılmaz.
  • İşin doğrusu bölüm pek kolay değil. Aslında zor da değil ama lise eğitiminde verilenlerden farklı bir düşünce tarzı gerektirdiğinden [13] öğrenciler zorlanıyorlar diye düşünüyorum. İlkokul birinci sınıftan itibaren sonuç bulmaya ve bu sonucu şıklar arasından seçmeye odaklanmış öğrenciler için yöntem üzerinde düşünmek en zor alışılan şey oluyor. Bu aşamayı halledince gerisi daha kolaylaşıyor. Burası en çok üzerinde çalışılması gereken alanların başında geliyor ve elbette lise eğitiminde değiştirilmesi gereken çok şey var.
  • Her bölüm için geçerli olan tavsiye bilgisayar mühendisliği için de geçerli; düzenli çalışmak gerekiyor. Ödevler ve projeler var sürekli. Azıcık savsaklayınca [12] bile ipin ucu kolayca kaçabiliyor.
  • Mezun olacağınız yıl sizinle birlikte 10000'den fazla bilgisayar mühendisi mezun olacak. Başka bölümlerden mezun olmuş ve sizinle aynı işleri yapmaya talip olanların sayısı da bundan aşağı olmayacak. Rekabet sadece yurt içindekilerle de sınırlı değil, aynı iş için dünyanın her tarafından, mesela Hindistan'dan, insanlarla rekabet edeceksiniz. Bunun için bölümde anlatılanların haricinde şeyler biliyor olmanız lazım. Onları mutlaka iyi biliyor olmanız lazım ama zaten neredeyse bütün rakipleriniz biliyor olacak. Aynı işi yapabilecek bu büyük kalabalık içinde bir adım öne çıkabilmek için derslerden fazlasına çalışmanız gerekecek.
  • Öğrenim hayatınız boyunca okuyacağınız kaynakların büyük bir kısmı İngilizce olacak. Sorularınızı yeri gelecek uluslararası listelere/forumlara sormanız gerekecek. Meslek hayatınızda da mutlaka İngilizce iletişim kurabilmeniz gerekecek. Onun için öncelikle İngilizce çalışın [0].
  • Sizin okulunuzda okutulmuyor bile olsa dünyanın dört bir tarafında internet üzerinden ulaşabileceğiniz çevrimiçi kurslara ve eğitimlere katılma fırsatınız var. Bu fırsatları değerlendirin [1].
  • Her dersten en yüksek notu almanız gerekmez ama derslerde başarılı olmanın da bir yere kadar önemi var [6].
  • Okulu bitirdiğinizde hazırladığınız cv'den önce yaptıklarınıza bakacaklar [2]. Bunun için internette yazdığınız her şeyi kendi adınızla yazın. Bu hem yaptıklarınıza bir aramayla ulaşılmasını sağlar, hem de sizi bir saçmalığı yazmadan önce ikinci bir kez düşünmeye teşvik eder. Salak saçma takma isimler kullanmayın. Kendi adınızla yazamadığınız bir şeyi hiç yazmamak iyi fikir olabilir.
  • Adınızı soyadınızı içeren bir alan adı satın alın ve kullanın. 10$'ın altında yıllık ücret ödeyip böyle bir alanı almak mümkün. Daha az kullanılan alan adı uzantılarını yıllık 1$'ın altında bile almak mümkün.
  • Hala bir tane yoksa bir blog adresi alın ve yazın. Çoğunluk başlangıçta günlük girdilerini ansiklopedi gibi düşünüyor. Elbette ipuçlarını, sorunları, çözümleri yazmak faydalı ama sadece bunlarla sınırlı yazmanız gerekmez. Hangi konuda yazmak istiyorsanız yazın, fikirleriniz olduğunu zaten biliyor insanlar.
  • Öğrenim hayatınız boyunca en çok başvuracağınız kaynaklardan biri wikipedia olacaktır. Burada içerik gönüllüler tarafından geliştiriliyor. Siz de bir hesap açın ve mevcut maddeleri iyileştirin, yeni maddeler ekleyin [3].
  • Mutlaka yazılımla ilgili ödevleriniz olacak, takım arkadaşlarınızla birlikte çalışacaksınız. Hem bunlarda kullanmak için hem de kendi projelerinizi barındırmak için bir github hesabı açın. Bu hesabı çok özenli kullanın. Yarım bırakılmış projelerinizle, uydurma gönderim mesajlarınızla [4] bir çöplüğe dönüştürmeyin burasını.
  • Bir transifex [5] hesabı alın ve yazılımların çevirilerine katkıda bulunun. Hepimiz Türkçe içerik az diye şikayetçi olurken bunu arttırmaya çaba göstermemek olmaz. Programların çok büyük kısmı sizin kolaylıkla katı verebileceğiniz durumdalar. İngilizcenizin gelişmesine katkıda bulunacağı gibi yazılımların çevirilerine dört yılda hatırı sayılır katkı vermiş olacaksınız.
  • İlgi alanınızdaki derneklerden, gruplardan birine dahil olun. Başlangıçta ne yapıldığını görürsünüz, zaten ağır bir yükü de olmaz. Sadece internette örgütlenen gruplar da var, onların da üyesi olmanın, imkan buldukça toplantılarına katılmanın büyük faydasını görürsünüz.
  • Okul dönemleri dışında bir çok eğitim etkinliği oluyor, bunlardan mümkün olduğunca fazlasına katılın.
  • Takviminize uygun olursa mezun olmadan bir kere bilgisayar mühendisliği öğrencileri kongresine katılın. Etkinliğin içeriğinden çok ileride meslektaş olacağınız arkadaşlarla tanışmış olursunuz.
  • Henüz tanışmadıysanız özgür yazılım dünyası ile tanışmak size yepyeni ufuklar açacaktır. Bir yazılımın özgür olması onun kullanımının, dağıtılmasının, değiştirilmiş halinin dağıtılmasının özgür olması ve kaynak kodunun da erişilebilir olmasını sağlar. Özgür yazılımlar sayesinde daha önce keşfedilmiş şeyleri yeniden keşfetmek zorunda kalmayacağınız gibi onlara eklemeler yapabilir, hatalarını düzeltebilir yani yazılım ekosisteminin bir parçası olabilirsiniz. Özgür yazılım dünyası sizi memnuniyetle kabul edecektir. Gönüllüler tarafından yürütülen projelere katkı vermeden önce Nasıl Akıllıca Soru Sorulur [7] belgesini okumanın çok faydasını görürsünüz.
  • Google tarafıdan her yıl düzenlenen Summer of Code [8] etkinliği büyük özgür yazılım resminin bir parçası olmanıza imkan veren harika bir fırsattır. Birinci sınıf öğrencisiyken işler o kadar kolay olmayabilir ama bir hedef [9] olarak önünüzde bulunması gerekir diye düşünüyorum. Her yıl ülkemizden de 10-15 kişi kabul ediliyor [10] bu etkinliğe, biri siz olabilirsiniz.
  • Lisans eğitimi bitmeden iki yaz stajı yapmanız gerekecek. Bu stajları meslek hayatını tanımak için bir fırsat olarak görün [14]. Yapmış görünmek için bir yerde staj yapmayın. Bazen staj yapılacak yerin adının fiyakalı göründüğü için seçildiğini görüyorum. Bence adı çok bilinen ama gittiğinizde elinizi hiç bir şeye dokunamayacağınız, size bir şey katmayacak bir yerde staj yapmak hiç de iyi bir fikir olmayacaktır. Staj yerini ayarlama işini son dakikaya bırakmayın. Okulda hiç adı geçmeyen, derslerde anlatılmayan şeyleri staj yaptığınız yerde görmek size farklı bakış açıları kazandıracaktır.
  • Son sınıfta yapacağız bitirme projesini [11] ciddiye alın.
Öğrencilikte hayat çok güzel kıymetini bilin.

19 Eylül 2013 Perşembe

GNU 30 yaşında!

İki hafta sonra insanlığın kaderini değiştiren GNU'nun 30. yaşını kutlayacağız. Özgür yazılım hareketinin başlatıcısı Richard Stallman  ve Türkiyede bu konuda en çok emeği harcayan Mustafa Akgül dünya durdukça hatırlanacaklar.

Çok yaşasın özgür yazılım, çok yaşasın Stallman, çok yaşasın Akgül!

3 Eylül 2013 Salı

IPv6 geçiş fiyaskosu

Yaklaşık 3 yıl önce çıkan Kamu Kurum ve Kuruluşları için IPv6'ya Geçiş Planı başlıklı başbakanlık genelgesi IPv6 kullanımı için kademeli bir geçiş öngörüyordu. Her adımda yapılması istenenlerin çoğunlukla yapılmadığını gördüğümden genelgenin sonundan da umutlu değildim doğrusu.

Bugün gelinen noktada kamu kurum ve kuruluşlarının IPv6 desteği olmayan hiç bir ağ cihazını almaması, internet üzerinden verdikleri kamuya açık tüm hizmetleri IPv6’yı destekler hale getirmesi gerekiyordu. Bütün kurumların üç yılda rahatlıkla tamamlayabilecekleri bir süreç olmasına rağmen çoğu kurumun neredeyse hiç bir şey yapmadığını görmek mümkün. Kamu kurumları tam bir yıl önce almış olmaları gereken IPv6 adres bloklarını bile almamışlar.

Kamuya açık verilen tüm hizmetlerin IPv6 üzerinden de verilmesi gerekirken henüz www.turkiye.gov.tr, www.tubitak.gov.tr ve www.osym.gov.tr gibi en yaygın hizmetlerin sunucuları için IPv6 adres ataması bile yapılmamamış durumda. Hal böyle olunca diğer kurumlar daha ÖSYM yapmamış bu işi sıra bize mi gelecek diyorlar herhalde.

Uzun sayılacak bir sürede üzerinde çalışıp bilgi biriktirerek yapabileceğimiz bu geçişi yapmamış olmamız umarım bir süre sonra yurt dışından büyük donanım ve yazılım satın almak şeklinde geri dönmez.

hoşçakal kardeşim deniz

Nerelisin sorusuna Ankaralıyım demeye utanacak kadar çok zaman Çanakkale'de yaşadım. Hiç kimseyi tanımadan geldiğim bu şehirde harika in...