kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2026 Cuma

Aşırı Düşünen Kadınlar - Susan Nolen Hoeksema

Kitaba başlarken önce aşırı düşünmenin tanımı yapılacak sanmıştım ama çok üstünkörü bir tanımlamayla geçiştirildi. Alt başlık "zihnim neden hiç susmuyor?" olunca sanki düşünme faaliyeti fazla yapılınca overthinking mi oluyor diye şüpheye düşerek başladım okumaya. İlk gençliğimde ben de sürekli aklımdan bir şeyler geçiyor ve kendi kendime konuşuyor olmamı sıradışı bir şey sanıyordum, tabi başkasının aklına giremediğimden herkesin benzer durumda olduğunu anlamam ancak bu konuyu konuşma cesareti bulduğum, haliyle biraz büyüdüğüm yıllara denk geldi.

Kitapta net bir tanımı verilmese de aşırı düşünme ile yazarın kast ettiği şey bir konuyu gerekmediği kadar düşünüp düşüncenin uzantılarını hayatı olumsuz etkileyecek konulara getirmek ve bunu devam ettirmek. Yoksa bir konuyu, kavramı bunlarla ne kast ediyorum, hissettiğim duyguların adını doğru koyuyor muyum gibi düşünceler değil. İşin doğrusu böyle zihinsel faaliyetler sürekli yaptığımız işler değil. Düşünürken suyu yatağında tutmak kendi başına güç bir işken bir de bunu fazla yapmayın diye kitap yazmaya gerek yoktur herhalde. İnsanın hayatını etkileyen çok önemli bir konu olduğunda bunu düşünmesini de bir sorun olarak görmemek gerekir, yazar da böyle yapmıyor. Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm varsa insanın o sürede başka bir şey düşünememesi kadar normal bir şey olamaz. Aşırı düşünme ile bu düşüncelerin peşine takılıp hayatın geri kalanı için de karanlık düşüncelere kapılmak kast ediliyor. Nietzsche'nin yoruldugumuzda ve cesaretimizi kaybettiğimizde yıllar önce yendiğimiz eski düşüncelerin hücumuna uğrarız diye tarif ettiği duruma çok yakın bir ruh hali. 

Kitabın adında geçen kadınlık kavramı da tartışılmadan üzerinde anlaştığımız bir konu gibi geçilmiş ama ilerleyen sayfalarda kitabın neden kadınlar hakkında olduğunu anlatırken biyolojik ve hormonal konulara hiç değinmeden sadece kültürel kodlardan devam edilerek bu açık önemli ölçüde kapatılmış bence.

Yazar bir psikoloji hocası olduğundan aşırı düşünmenin üstesinden gelmek için denenebilecek stratejiler bölümünde kafaya takmayın gibi saçma sapan şeyler önermemiş. İnsan kendini kötü hissettiğinde aynı durumları yaşamış milyonlar olmasına rağmen kendini, yaşadıklarını biricik hissettiğinden kitapta geçen anektotların kendini tarif etmediğini düşünecektir muhtemelen. Bir sarmalın içindeyken insanın bir kitap okuması, okuduğundan faydalanması kolay olmaz diye düşünsem de kötü olmadığı zamanlarda yapılacak hazırlıkların faydası olur sanırım.

Hayat katlanılmaz hale gelmişse doğrusu bir psikiyatristen yardım almak olacaktır ama bu kitabı da severek okumadım diyemem.

[1] https://www.goodreads.com/book/show/202090143-a-r-d-nen-kad-nlar---overthinking

9 Ekim 2025 Perşembe

plakaların hatırlattıkları

Geçenlerde lise arkadaşımın tavsiyesiyle (Bülent selamlar) Prime Target [1] dizisini izledim. Matematikçi genç bir adamı bir dizide görmek hep heyecanlandığım bir şey benim için. Diziyi genel olarak beğenmesem de açılışındaki sahne beni etkilediğinden onun çağrıştırdıkları hakkında kısaca yazayım istiyorum.

Cambridge'de bir öğrencinin hocasının odasına girip, geldiğim arabanın plakası 204'tü ne kadar ilginç bir sayı dediği sahnede aa ben bu sahneyi bambaşka bir şekilde biliyorum diyip durdurdum. Elbette her sayı için bir güzellik, ilginçlik bulunabilir ama benim sayılarla ilgili en etkileyici bulduğum sahne Thomas Hardy'nin Hintli genç ve büyüleciyi matematikçi Ramanujan'ın yattığı hastanede lafı nasıl açacağını bilemediği için geldiği taksinin plakasının 1729 olduğunu ve sayının hiçbir özelliği olmadığını söylediği sahnedir. Ramanujan ölüm döşeğindeyken [2] iki farklı pozitif sayının küplerinin toplamı olarak, iki farklı şekilde yazılabilen sayıların (1^3+12^3=9^3+10^3) en küçüğü diyor 1729 için. Hangimiz söze nasıl başlayacağımızı bilemediğimizden böyle deli şeyler söylemiyoruz? Bu plan filmde [3] bambaşka bir anda geçiyor ama zaten sanat gerçeğin bozulup yeniden üretilmesi değil mi? Henüz yeterince sıkılmadıysanız 204'ün de üç ardışık sayının (23, 24, 25) küplerinin toplamının karekökü olduğunu söyleyeyim. Ramanujan hakkında bir kitap daha okuyayım diyenler için bunu [4] da bırakmış olayım.

Plakalar diyince Ahmet Hamdi Tanpınar'ı da anmadan geçmek olmaz diyerek Abdullah Efendinin Rüyaları öyküsünden [5] bir alıntı yapmamı mazur görün isterim:

"Gelirken bindiği otomobilin numarasını hatırladı: 1873. Rakamları mutlak kıymetleriyle tekrar topladı. Hepsi 19 ediyordu. 1+9 = 10. Sıfırı atıyordu. Elde kalan birdi; 1 onun çok iyi bir rakamıydı, evvela tekti ve sonra vahdetin ve vahdaniyetin rakamıydı."

Tanpınar yazdıklarını okumaya doyamadığım, Türk edebiyatında neredeyse herkesi etkilemiş bir büyük yazar olduğundan onu yeterince övecek (sanki böyle bir şeye ihtiyacı varmış gibi) bir şey yazmak çok zor benim için.

Bu akşam eve geldiğim taksinin plakası 183'tü. O da benim çok sevdiğim sayılardandır. Buraya kadar okuduysanız sayı nasıl seviliyor demiyor olmalısınız ama ben yine de 183'ün içindeki güzelliklerden birini yazayım [lütfen yaz ne yazacaksan artık]. 183'ten küçük ve onunla arasında asal olan sayılar 120 tane. Şimdi 120 için bakalım ve sonuç 32. 32'den küçük ve 32 ile arasında asal sayıların sayısı da kolayca 16 olarak bulunur. Aradığımız sonuçlar 16 için 8, 8 için 4, 4 için 2 ve 2 için 1 olur. Şimdi bunları toplayalım

120+32+16+8+4+2+1 = 183

İlk bakışta bu büyülü özelliği sağlayan çok sayı olabilir gibi görünse de 10^11'den küçük sadece 57 sayı var [6] bu harika durumda olan.

Bazen aya bakar hüzünlenirsin, bazen de kıytırık bir taksinin plakasında güzellik bulursun.

 

26 Eylül 2025 Cuma

platformlar sanata erişimi zorlaştırdı

Kitapları ekitap okuyuculardan çevrimiçi satın alıp okumak, müziği aylık abonelikle spotify ve youtube'dan dinlemek, filmleri netflix gibi platformlardan izlemek hayatımıza bir miktar kolaylık getirdi bunu inkar etmiyorum. Bunların en önemlisi beklemenin ortadan kalkması oldu bence. Black Sabbath'ın Seventh Star albümünün siparişini verip günü geldiğinde dükkanın açılmasını merdivenlerde beklediğimiz günler çok gerilerde kaldı artık (o günleri büyük bir mutlulukla hatırlıyorum ama bunun müzikle mi yoksa seni bulmuş (birbirimizi bulmuş) olmamızla mı ilgili olduğundan çok emin değilim). Kitapları kargo yolu gözlemeden anında alıp okuyabilmek de hayal edilemeyecek bir konfordu benim gençliğimde. Evden çıkmadan film izleyebiliyor olmak gerçek anlamda bir lüks mü emin değilim ama gösterimde olmayan filmleri izlemenin eskiden de başka yolu yoktu doğrusu.

Ekitaplar aradan geçen bunca zamanda en az yol katedebilen sanat ürünleri oldu maalesef. Amazon'un 16 yıl önce bütün Kindle kullanıcılarından Orwell'in 1984 romanını (tam da romanı çağrıştırır şekilde) silmesi gibi garabetlerin yanında çok az sayıda kitabın ekitap hali ulaşılabilir durumda ve satın aldığınız sitenin uygulamasını kullanmak gibi delice karmaşaları da beraberinde taşıyorlar. Ayrıca ciddi bir maliyet avantajları da yok ekitapların. Elbette gayri resmi tam sürümlerini internetten bulmak mümkün ama konumuz bu değil bu yazıda.

Müzik dinlemek için çok fazla platform var ama hiçbiri kasetten, cd'den, plaktan dinlemenin bütün olanaklarını henüz sunabilir durumda değiller. Ses kalitesini eskisinden çok yüksek bulmak mümkün olsa da aradığın bütün albümlerin bir platformda olması çoğunlukla mümkün olmuyor. Tabi bir de mahkeme kararıyla veya telif haklarındaki anlaşmazlıklar yüzünden sanatçıların/albümlerin engellenmesi durumu var ki beni en çok deli eden şey bu. Grup Yorum'un youtube ve spotify'da hiç olmamış gibi olmaları aslında tehlikenin ne kadar büyük olduğunu göstermeli hepimize. Eskiden de mahkeme kararıyla bir albümün satışı engellenebiliyordu ama evimize gelip plakları toplamıyorlardı. Yarın sadece izin verilen albümleri dinlemekle yetinmek zorunda kalınacak gibi geliyor bana.

Film konusu bana en kafa karıştırıcı gelen şey bu aralar. Eskiden film ya sinemada ya da vhs, cd falan kiralayıp/satın alıp evde izlenebilen bir şeydi. Şimdi gösterimde olmayan bir filmi izleyebilmek için platformlara mecburuz. Sorunum onlara para vermek değil (sanki çok param varmış gibi de olmasın) filmleri bulamamak. Bir sanat ürününün, özellikle sinemanın büyük emek ve masrafla hazırlandığını ve sanatçıların bundan her zaman yeterli geliri elde edemediklerini okuyoruz/biliyoruz. Madem bir film izleyeceğim telif hakkı ödenmiş bir yerden izleyeyim ve onlar da kazansın istiyorum ama sinemalarda gösterimde olmayan (gösterimde olanları zaten sinemada izliyorum) o kadar az film bu platformlarda bulunabiliyor ki inanamıyorum. Filmcehennemi sitelerine gitmeden izleyemediğimiz filmlerin oranı muazzam derecede büyük.

Toplumsal cinsiyet rolü hakkında konuşuruz diyerek Pedro Almodóvar hakkında kitaplar alıp okumuştum, şimdi de baştan izleyeyim bütün filmlerini dedim ama ne mümkün (film birlikte izlenebilir bir şey mi konusunda da yazdım ama çok uzun oldu, yayına almaya değer mi emin değilim). Bütün Almodóvar aramalarında mubi ilk sırada çıktığından dedim alayım buradan da bir abonelik ama bütün filmleri var görünmesine rağmen sadece ilk filmi izlenebiliyor. Diğer filmleri için hep aynı uyarı var: şimdi izleyemezsiniz.

Velhasıl parasını verseniz bile bir kitabı okuyamamak, bir albümü dinleyememek, bir filmi izleyememek üzerinde üzerinde düşünmemiz gereken konulardan biri bence (yine söylemek istediğim şey haricinde başka şeylerden bahsetmiş oldum ama olsun).

25 Kasım 2013 Pazartesi

GNU / LilyPond hakkında Elektronik Kitap

Besteci ve İnönü Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi Prof. Server ACİM, ilk kitabını hazırladı. Bu kitap, bir İnönü Üniversitesi Yayını olarak İnönü Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Yayın Komisyonu, İnönü Üniversitesi Yayın Komisyonu ve İnönü Üniversitesi Yönetim Kurulu tarafından onaylandı.

Bu kitabın önemli bir özelliği de, İnönü Üniversitesi tarafından yayınlanan ilk Elektronik Kitap olmasıdır. Diğer özelliği ise GNU / LilyPond yazılımı hakkında yazılmış ilk Türkçe kitap olma özelliğini taşımasıdır. Kitabın yazarı olan Prof. Server ACİM, bu kitabın bir Açık Kitap – Open Book olarak yayınlanmasının daha uygun olacağını düşünerek bu kitabı kendi web sayfasında yayınlayarak kamunun hizmetine sundu.

Prof. Server ACİM, bu kitabı LaTeX ve GNU / LilyPond gibi özgür yazılımlar ve Linux Mint gibi özgür işletim sistemi araçlarını kullanarak hazırlamış olup aynı zamanda bu kitap İnönü Üniversitesi – Sosyal Bilimler Enstitüsü – Müzik Bilimleri ve Teknolojisi Ana Bilim Dalı - Yüksek Lisans Devresi'nde vermekte olduğu “Açık Kaynak Kodlu Müzik Yazılımları ve İşletim Sistemleri” dersi için kullanılacak bir ders kitabı olma özelliği taşımaktadır. Ancak, özgür bir nota yazma uygulaması olan GNU / LilyPond hakkında bilgi ve fikir sahibi olmak isteyen herkes, Elektronik Kitap formatındaki bu Açık Kitap'ı özgürce indirebilir ve okuyabilir.

16 Şubat 2012 Perşembe

Akdeniz Lokanta ve Şarap Rehberi

Kitabın adı içeriğinin zenginliğini hemen farketmeye engel oluyor. Bana ne İtalya'daki şaraplardan, lokantalardan diye düşünüyor insan ilk bakışta. Ama Vedat Milör televizyondaki programında olduğu gibi sadece şaraplardan ve lokantalardan bahsetmiyor kitabında da. İtalya'yı bölge bölge tanıtırken beğendiği ve beğenmediği şeyleri açıkça yazıyor. Yemekte, şarapta ve lokantanın kendinde bir karakter, şahsiyet arıyor hep. Geleneksel ya da modern olsun onun için çekici olan şey yapılan işe tutkuyla bağlı olmak, hep daha iyi için gayret gösteriyor olmak. Müşterinin isteğine uyup doğru bildiğini yapmayanları nasıl sevmediğini programlarından zaten biliyoruz. Kitapta da en etkileyici bölümler çok küçük ve nadir bilinen/bulunan şaraplar ve lokantalar üzerine yazılmış. Üç, beş masalık, menüsü bile olmayan bahçeden topladıkları ve geleneksel yemeklerinden ne yapıldıysa yenilen küçücük yerler Vedat Milör'ün en hayranlıkla bahsettiği yerler.

Hayranlıkla bahsetme denilince bir yemeğin iyi oluşundan 100'den fazla lokantada tekrara düşmeden bahsetmek kendi başına takdiri hakediyor bence. Her lokantada, her yemekte oraya özgü birşeylerden bahsediyor. Kitap kuru kuruya bir şehir ve şarap rehberi olmadığından her lokantaya nasıl gittiğini, nasıl ağırlandığını, giderken nasıl kaybolduğunu, eşiyle yaşadıklarını gerçek bir edebiyatçı olarak o kadar becerikli bir şekilde anlatıyor ki anlamadığınız şeylerden bahsetse bile (şaraplarla ilgili o kadar derin bilgisi var ki sıradan ölümlülerin seviyesine inmeye ne kadar fazla çalışsa da bu bir yere kadar mümkün olabiliyor) ilgiyle okuyorsunuz.

Çok bilgili birinin tutkuyla sevdiği şeyleri anlatması sık rastlanan bir şey değil. Şarap içmeseniz hatta İtalyaya gitmeyecek olsanız bile okumaktan zevk alacağınız bir kitap bu.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Kitapların lisansları

Yazılımların nerede, nasıl kullanılabilecekleri, dağıtım ve kopyalamalarının nasıl yapılacağı ile ilgili kısıtlamalar getirilebildiğini biliyoruz. Elbette bu kısıtlama ifadeleri yanlızca yazılımlarla sınırlı değil. Geçen gün 'Yeni Kamusal Mal: Özgür ve Açık Kaynak Kodlu Yazılım' isimli kitabın iç kapağındaki kısıtlama dikkatimi çekti. İçinde Genel Kamu Lisansı'nın Deniz Akkuş tarafından yapılan çevirisi de bulunmasına rağmen yazarın yazılı izni olmadan alıntı yapılmasının yasak olduğu yazıyordu. Bunun üzerine hala elimden çıkaramadığım kitaplığımda kısa bir araştırma yapayım istedim. Diğer kitaplarda bulduğum kısıtlama bilgilerini aşağıdaki gibi sınıflandırmak mümkün görünüyor.

  • Hiç bir kısıtlama metni içermeyenler
Bunlar kitapların çoğunluğunu oluşturuyor. Yayınlanma tarihleri eskiye gittikçe kısıtlama metinlerinin daha seyrek yeraldığını görmek mümkün. Otuz kırk yıl önceki kitapların çok azında böyle ifadeler var. Bir çoğunda yayın haklarının kime ait olduğu bilgisi bile yok. Bazılarında hangi matbaada basıldığı, nerede dizildiği bilgileri var, o kadar. Bunlar o kadar çok ki örnek vermek manasız olacak.
  • Sadece yayın haklarının kime ait olduğu bilgisini içerenler
Bu gruptaki kitaplarda yayın hakkı kime ait bilgisi var sadece. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 'Beş Şehir' kitabının kapağında şu ifade var sadece:
Beş Şehir'in yayın hakları Dergah Yayınları'na aittir.
Ingvar Ambjørnsen'nin Beyaz Zenciler kitabında biraz daha fazla detay var:
Bu kitabın yayın hakları yazar tarafından Ayrıntı Yayınları'na iki adet lületaşı pipo karşılığında verilmiştir. 
İlk iki gruptaki kitapların yayıncıları, yayın hakkı sahipleri yasaların kendilerine sağladığı hakların dışında birşey istemiyorlar. Hatta bazılarının sahip oldukları bu hakları bile çok önemsemediklerini kabul etmek hatalı olmayacaktır. Yasal hakların dışında bir şey talep etmelerinin imkanı olup olmaması ayrı bir tartışma konusu tabi.
  • Yaşasın FOTOKOPİ
Bu kategoride benim bildiğim/bulabildiğim kitap yayınlayan tek yayınevi Altı Kırkbeş. Bütün kitapların kapaklarında aşağıdaki ifade var. Ben J.R.R. Tolkien'in Güç Yüzüklerine Dair kitabından alıntılıyorum:
Bu çevirinin tüm haklarını sahiplendik. Tanıtım alıntıları dışında -makul boyutlarda- izinsiz çoğaltılması ahlak kurallarına ve yasalarımıza göre aykırı sayılmaktadır. Böyle bir harekete kalkışmak istediğinizde önce bize sorarsanız uygar dünya adına seviniriz.
P.S.: Tüm fotokopi fanzinler, yukardaki açıklamadan bağımsızdır. Onlar istedikleri altıkırkbeş kitabını veya metnini çoğaltabilir, bozup yeniden yaratabilir. Okurlarımızı yasal dergileri değil "fotokopi fanzinleri" izlemeye çağırıyoruz. Onlar sizi uçurumdan aşağı itecek güce sahiptirler ve uçmayı öğrenmenin zamanı geldi. Yaşasın FOTOKOPİ, Yaşasın KAOS.
Okumaya alışık olduğumuz soğuk ve kısıtlayıcı metinlerin çok dışındaki bu ifadeler sadece elinizde tuttuğunuz kitabı ve yayınevinin diğer kitaplarını değil başka türlü bir hayat tarzına işaret etmektedir. 
  • Yardım etmeye çağıranlar
Bunlara örnek olarak Aziz Nesin'in Pırtlatan Bal kitabınından alıntı yapıyorum:
BU KİTABIN TELİF HAKLARI NESİN VAKFININDIR.
Aziz Nesin, Türkiye'de ve başka ülkelerde yayınlanacak kitaplarının, sahnelenecek oyunlarının, filme alınacak eserlerinin, iç ve dış radyo ve televizyonlarda temsil ve yayınlarından elde edilecek telif haklarını tümüyle NESİN VAKFI'na bağışlamıştır. NESİN VAKFI'nın amacı vakfın yurduna her yıl alınacak dört kimsesiz ve yoksul çocuğu, ilkokuldan başlatarak yüksek okulu, meslek okulunu bitirinceye ya da bir meslek edininceye dek, her türlü gereksinimlerini karşılayarak barındırmak, yetiştirmektir. NESİN VAKFI'nın senedi gereğince, bu vakfın amacına uygun olmak koşuluyla, her dileyen her türlü yardım, katkı ve bağışta bulunabilir.
İsteyenlere şu adresten Nesin vakfı broşürü gönderilir.
Burada sadece neleri yaparsanız telif ücreti ödemeniz yerektiği anlatılmamakta, vereceğiniz paranın nereye harcanacağı da belirtilmektedir. Buradaki hedefin yasaların yeterince koruyamadığı hakların insanların ikna edilmesiyle bir nebze de olsun korunabilmesinin sağlanması olduğunu tahmin ediyorum.
  • Alıntı yapılamaz
Buradan sonra kısıtlama ifadelerini görmeye başlıyoruz. Bunlarının en kısaları sadece alıntıya izin vermeyenler. Sadece bu uyarıyı yazanlar izinsiz çoğaltmanın öntanımlı yasal hakları olduğunu düşündüklerinden çoğaltma ile ilgili bir şey yazmaya gerek görmemiş olmalılar. Barış Tut'un Kocaman Bir Adam kitabında sadece şu ifade var:
Yayıncının yazılı izni olmaksınız herhangi bir alıntı yapılamaz.
1974 yılında yayınlanmış Paul Baran'ın Büyümenin Ekonomi Politiği kitabında da aynı manaya gelebilecek şu ifade var:
Türkiye'de yayın hakkı dr. ergin günçe'ye aittir, izin alınmadan kısmen de yayınlanamaz.
IDEA yayınlarından çıkan Felsefe Tarihi'nde ise içeriğe uygun bir ifade var:
Tüm hakları saklıdır. Bu kitabın hiçbir bölümü yayımcının ön izni olmaksızın yeniden üretilemez.
Kitap yayınlamanın da bir üretim, emek işi olduğu vurgusu var burada.
  • Kısa alıntıya izin var ama çoğaltılamaz
Kitabın tanıtılması için kısa alıntı yapılmasına engel olmamak bence çok mantıklı. Zaten kim koca kitabın tamamını alıntı diye yayınlamaya kalkar ki? Sabahattin Kudret Aksal'in Öyküler kitabında bu kısıtlama şu şekilde yeralıyor.
Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.
Bir dönem çok moda olan bu kısıtlamanın yayınevlerinin değişen polikitaları gereğince dönem dönem değişiklik geçirdiğini de not edeyim. Örneğin Robert Musil'in Niteliksiz Adam'ının birinci cildi 1999'da yayınlandığında böyle bir metin içermemesine rağmen 10 yıl sonra çevrilen ikinci cildinde bu ifade mevcut. Burada çoğaltma yöntemlerinin detaylarına girilmediğini sadece hiçbir yolla diyerek geçildiğini görüyoruz. Biraz aşağıda daha detaylı kısıtlamalar göreceğiz.
  • Görsellere de izin yok
Bu kısıtlama görsel içeren kitapların bazılarında var. Süleyman Sevinç'in Tübitak popüler bilim kitapları serisinden çıkan Enigma'ında şöyle diyor:
Bu yapıtın bütün hakları saklıdır. Yazılar ve görsel malzemeler, izin alınmadan tümüyle veya kısmen yayımlanamaz.
Kitaptaki görsellerin tamamı başkalarından izin alınarak kullanıldığından yayıncı bu ilave uyarıyı yapması gerektiğini düşünmüş olmalı. Burada metin ve görseller birbirinden ayrı düşünülmeye başlanmış oluyor.
  • Çevirisi de yasaktır
Bazı telif eserlerde görebildiğimiz bu ifade yayımcının sadece yurt içinde değil, tüm dünyadaki baskılar için izin istediğini anlatıyor. Abdurrahman Demirtaş'ın Ansiklopedik Matematik Sözlüğü adlı kitabın iç kapağında şunlar var:
Bu eserin tüm hakları BTK; Bilim Teknik Kültür Yayınlarına aittir. KTK Yayınlarından yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz; teksir, fotokopi, baskı veya herhangi bir şekilde çoğaltılamaz ve tercüme edilemez.
Kitabın bir ansiklopedi olduğu göz önüne alındığında kısmen tekrar edilmemesinin imkanı yoktur gibi görünüyor. Hele başka diller de hesaba katılınca çok sayıda ihlal bulunabilir gibi geliyor bana.
  • Depolanması yasaktır
En çılgın yasaklardan biri bu bence. Ziya Baran'ın 30. baskısını yapmış Başarıyı Keşfedin kitabında bu ilginç kısıtlama var:
Bu kitabın tamamının ya da bir kısmının, kitabı yayınlayan şirketin önceden izni olmaksızın, elektronik, mekanik, fotokopi ya da herhangi bir kayıt sistemi ile yayımlanması ve depolanması yasaktır.
Depolanması nasıl kontrol edilir, niye yasaktır anlamak çok zor. Elimiz değmişken bunu da yasaklayalım demişler herhalde.
  • Derlemeye almak ve sese dönüştürmek yasaktır
Şiir ve hikaye kitaplarına getirilmek istenen yasaklardan biri seçkilere ve antolojilere alınmasının yasak olması. Murathan Mungan'ın Mırıldandıklarım kitabında bu yasak şu şekilde ifade edilmiş:
Kitaptaki şiirlerin herhangi bir derleme ya da antolojide yer alması, kasete okunması, yabancı dile çevirisi ve her tür benzeri kullanımı yazarın iznine bağlıdır.
Getirilmek istenen bu yasakların yeniden üretimin ticari olup olmaması arasında ayrım yapmaması dikkat çekici bir nokta. Bir şairin şiirlerini ancak onun kitaplarından okuyabilmek oldukça kısıtlayıcı bir durum elbette. Günümüzde böyle bir kısıtlamayı kendi kitabına koyan kişi ancak kendini kandırmış olur. Pratikte facebook ve twitter'da yapılan paylaşımlar için izin alınması söz konusu olamaz herhalde.
  • Üretimi yasaktır
Kitapta yazılanları uygulayıp bir üretim yapmanın önüne geçilmek istediği kitaplarda var benzer uyarılar. İbrahim Adnan Saraçoğlu'nun Bitkisel Sağlık Rehberi'nde 
Bu kitabın her türlü yayın hakkı, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereğince, Prof.Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu'na aittir. Eser sahibinin, yazılı izni olmaksızın hiç bir yolla çoğaltılamaz ve kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz ve de kullanılamaz. Bu kitapta yayınlanmış olan bilgiler ve bitkilerin hazırlama ve hazırlandıktan sonraki  tüketim şekilleri de uzun araştırmalar sonucunda ortaya konmuş orjinal nitelikte yeni bilgiler ve buluşlardır. Tüm orjinal nitelikteki yeni bilgiler, üçüncü şahıslar tarafından üretim, reklam ve tanıtım amaçlı olarak dahi, eser sahibinin yazılı izni olmaksızın kesinlikle kullanılamaz.
Bu kısıtlamalardan sonra nane-limon hazırladığınızda bile yazanların dışına çıkmış oluyorsunuz aslında. Hem madem kimsenin uygulamasını istemiyorsunuz veya kullanmak için özel tecrübe gerekiyor, bu kitap niye yayınlanıyor anlamak mümkün değil. 
  • İşlenilemez ve kullanılamaz
Nazım Hikmet'in bütün kitaplarını yayınlamış olan Adam Yayınlarının uyarısı şöyle:
Nazım Hikmet'in tüm yapılarının Türkiye'de yayın ve temsil hakları Anadolu Yayıncılık A.Ş.'nindir. Anadolu Yayıncılık A.Ş.'den yazılı izin alınmadan Nazım Hikmet'in hiçbir yapıtı parça ya da bütün olarak yayımlanamaz, tiyatro, film ya da radyo ve televizyona uyarlanamaz ve başka biçimlerde işlenemez ve kullanılamaz.
Bu ülkenin en önemli edebiyatçılarından birinin eserlerinin kullanımı ölümünden neredeyse elli yıl sonra bile bir şirketin iznine bağlı olması kötü bir şaka gibi. Yakın zamanda Yapı Kredi Yayınları bu hakların hepsini satın aldı.

Bu kısıtlama heveslerinin neredeyse hepsi yayıncılara ait. Çok az durumda yazarın duruma müdahalesi var. Aslında yazara sorulsa o en geniş kitlelere ulaşabilmek için en kısıtlamanın olmasını tercih edecektir muhtemelen.

Yayımcıların özgür yazılım dünyasından öğrenecekleri çok şey var. Ticari olarak yeniden üretimin izne bağlı olması, aksi durumlarda türetmeye ve dağıtmaya izin verilmesi yakın gelecekte daha fazla karşılaşacağımız bir tavır olacak.

4 Ocak 2012 Çarşamba

IPv6 kitabı

IPv4 adresleri tükendiğinden uzun süredir IPv6 konusuda yazmıyordum. 'Herkes İçin IPv6' kitabı son kullanıcıdan tecrübeli araştırmacılara kadar geniş bir yelpazeye hitap ediyor ve bu adresten indirilebiliyor. Bu tip kaynakların tercümesi yapılana kadar eskimeleri de acı bir durum doğrusu.

3 Ekim 2011 Pazartesi

Evde bir kitaplığa ihtiyaç var mı?

Bu soruyu bir kaç yıl öncesine kadar anlamlı bulmazdım. Kitap okumanın bir parçası gibi düşünüyordum okuduğum kitapları evde bulundurmayı. Aslında çok da düşünmüyordum neden bu kitapları tutuyorum evde diye. Kitabı satın alırsın, okursun (bazen okumazsın bile) ve kitaplığa kaldırırsın. İşin doğası böyleydi benim için.

Yıllar içinde evde hatırı sayılır sayıda kitap birikti. Çok az sayıda kitabı tekrar okudum. Evde bin kitap varsa yeniden okuduklarımın sayısı onu bile geçmez. Okumadığım o kadar fazla kitap varken eskilere elim gitmedi demek ki.

Çok az sayıda kitabımı bir başkası okudu. Arkadaşlarım ya bendeki kitapları kendileri de aldılar ya da hiç ilgilenmediler onlarla. Belki üç beş kitabımı ödünç vermişimdir bunca yılda. Birine bunu okumalısın dediğimde bir tane satın alıp hediye ettim çoğunlukla.

Okuduğum kitapları hiç katlamadım, satırların altlarını asla çizmedim. Ben bir daha açıp okumuyorum, başkasına vermiyorum, peki bu dikkat nedendi acaba? Sanki canlıymışlar gibi davrandım onlara hep. Raflara sıkışık koymadığım gibi diğerlerinden ters şekilde de koymadım hiçbirini rafa. Sanki biri onların arasından bir arama yapacakmış gibi konularına, yazarlarına göre sınıflandırarak sakladım yıllarca. Şiir kitapları bir yerde, Rus klasikleri başka bir rafta oldu hep. Çağdaş kadın yazarlarımızı bile yan yana koydum raflara.

Kitaplarımın pek azı özelliği olan kitaplar. Özelliği derken şimdi herhangi bir kitapçıya gidip aldıklarınızdan bir farkı yok çoğunun demek istiyorum. Çok çok azı imzalı veya nadir bulunan ilk baskı kitaplar. Can Yücel'in ilk şiir kitabı 'Yazma'nın ilk baskısını bir imza gününde alıp imzalatmıştım ama böyle 5 kitabım ancak vardır. Birşeyleri biriktirmeyi, koleksiyonu garip bulmuyorum ama benim kitaplarla ilişkim böyle değil. Bir ikisini bir daha bulamayacağım, bir o kadar 'çok acayip hatırası' olanları çıkarırsam gerisini niye evde tutuyorum bilemiyorum doğrusu.

Belki bazılarının artık baskısı bulunmuyordur ama farkında değilim. Ben okumuyorum, benden alıp kimse okumuyor: piyasada bulunmuyor olsa ne olur? Ticari olarak değer kazanmasını beklemiyorum ki kitapların. Hem ben okumuyorsam başka birine versem o okur, o da elinde tutmasa kitap dolaşımda olur sürekli.

Az da olsa hiç okumadığım kitabım da mevcut kitaplığımda. Çok sevdiğim bir yazarın bende olmayan kitabı kalmasın diye aldığım ama ilgimi çekmeyen kitaplar mı istersiniz yoksa başlayıp bitiremediğim, beğenmediğim kitaplar mı? Bir de okumayı isteyerek aldığım ama bir türlü fırsat bulamadıklarım var, bazıları da o kadar kitap arasında unutulup gitmiştir tabi.

Evimdeki bütün kitapları kendim aldım (az sayıdaki hediyeleri saymazsam) yani annemin evinden bir kitap getirmedim kendi evime. Demek ki benim oğlum da onları alıp götürmeyecek. Çok büyük ihtimal evdekileri okumayacak bile. O kendi kitaplarını alıp, kendi tarzını, zevkini belirleyecek. Ben ölünce ya bir kitapçıya verilecek ya da bir köşede okunmadan duracaklar yıllarca. Birlikte geçirdiğimiz bunca yıldan sonra sonları böyle olsun istemiyorum doğrusu.

Artık kağıttan yapılmış kitaplar yerine elektronik kitapları okumayı tercih ediyorum. Hangisini yanıma alsam derdi yok, bu kadar kitap nasıl taşınır derdi yok. Çoğunlukla daha ucuz elektronik kitaplar. Yıpranmıyorlar yıllar geçtikçe. Yeni raflar almanızı gerektirmiyorlar. Onların da altları çizilebiliyor, yanlarına not alınabiliyor (yeniden açmadıktan sonra bunların ne faydası var bilemiyorum doğrusu). Ağaçların kesilmesi de gerekmiyor e-kitaplar için.

Eskiden Ankara'da otururken kitap satın almak bir etkinlikti benim için. Arkadaşlarla birlikte Dost'a ya da sahaflara gidip kitap bakmak, almak, planlar yapmak kendi başına bir eğlenceydi. Artık çok daha küçük bir şehirde, Çanakkale'de, oturduğumdan yıllardır kitapçıdan kitap almıyorum. Nasıl arabamı internetten satın almışsam kitapları da hep internet sitelerinden sipariş ediyorum. Böyle olunca kitap aldığın yerle kurulan bağ, okuduğun kitap hakkında satıcıyla gevezelik etme gibi durumlar da ortadan kalktığından internetten kitap sipariş etmek yerine onu indirip okuyunca bu yönden de bir kaybı olmuyor insanın.

Bir gün evime hırsız girse ve kitaplarımın hepsini çalsa mesela. Gidip hepsini yeniden alır mıyım? Siz elinizdekilerin hangilerini yeniden alırdınız? Benim cevabım bu aralar 'hiç birini yeniden almam' şeklinde.

Bu kadar laf ettikten sonra sanki kitaplarımı sevmiyormuşum gibi de algılansın istemem doğrusu. Hepsini ne zaman aldığımı hatırlıyorum; ilk şiir kitabı satın aldığımda Uğur'a 'bunu roman gibi mi okuyacağım?' diye sorduğum bile dün gibi aklımda. Kapağı katlanmış kitabın hangi otobüs yolculuğunda ne saçma bir şekilde zarar gördüğünü hatırlıyorum ama bunları hatırlatıyorlar diye okuduğum tüm kitapları saklamam gerekmediğini düşünüyorum bir süredir.

Buraya kadar aklınızdaki soruların hepsine cevap verememişsem o konunun ne olduğunu biliyorum sanırım: eski kitap kokusu. Evet bu koku ne e-kitaplarda ne de raftan yeni satın aldığınız kitaplarda var ama evde hiç kitap bulunmasın demiyorum zaten. Ara ara açıp okuduğum kitaplardan bir raf kalsın, onları koklarım özledikçe diye planlıyorum.

Benzer bir şeyi kaset ve cd'lerim için de yapmıştım bir iki yıl önce. Madem bütün arşivimi bir harici diskte tutabiliyorum, evde bu kadar kalabalığın ne gereği var diyerek yıllar boyu neredeyse bütün paramı verip satın aldığım (eskiden müzik de satın alınıyordu) binden çok kaset, cd ve plağı çıkarmıştım elimden. Bu hafta kitaplarımın da sonu aynı olacak. Müzik konusunda aradan geçen zamanda pişman olmadım kitaplarda da olmam herhalde.

Uzun lafın kısası: bu hafta içinde evdeki kitaplarımın neredeyse hepsini elden çıkaracağım. Bunları okumak isteyenlerin ulaşabileceği bir sahafa filan vereceğim galiba. Bundan sonraki kitap alış şeklim fazla değişmeyecek: Yine basılı kitap alacağım ama daha fazla e-kitap tercih edeceğim. Aldığım basılı kitapları rafta bekletmeden okur okumaz elimden çıkaracağım. Alsın başkası okusun, hem ikinci el olunca daha ucuza da alırlar mutlaka.

Ben bunu kırk yaşından sonra akıl edebildim. Siz de bir düşünün isterseniz.

17 Ekim 2010 Pazar

e-kitaplar neden bu kadar pahalı?

Hazır e-kitap okuyabileceğim bir iki tablet almışken sağdan soldan e-kitaplar da satın alayım diyorum (para harcamaya çok meraklıyımdır). Memlekette her şey çok pahalı olduğundan e-kitabın da biraz pahalı olmasını bekliyordum ama fiyatlar gerçekten çok yüksek.
Örneğin; müthiş bir yazar olan Selçuk Baran'ın (henüz okumamış olanlar için "Bir Solgun Adam" romanını tavsiye deyim) hikayelerinin bir araya getirildiği bir kitap olan Ceviz Ağacına Kar Yağdı'nın fiyatlarına bakalım. Bildiğimiz basılı hali 28TL. Basılı olanda ağaçlar kesilmiş kağıt yapılmış, mürekkep kullanılmış, baskıya dizgiye birileri uğraşmış, ciltleme için çalışılmış, dağıtım ve satış yapan birileri de bundan para kazanıyorlar.

Mantıken ciltlenmiş bir kitabın satılması için mutlaka hazırlanması gereken elektronik halinin çok çok daha ucuza satılması gerektiğini düşünüyor insan. Amma, lakin ki, öyle değildir ;) İdeefix'ten satılan e-kitabın fiyatı inanmazsınız ama 14TL. Halbuki 14 tanesi 1TL olmalı e-kitabın. Nedir bunun maliyeti anlamak mümkün değil. Birazcık pazarlama bilen birinin bunlara fiyatlama konusunda akıl vermesi lazım. Arkadaşım vatandaş bu kadar da keriz yerine konmamalı demeli biri.

Hadi açık olmalı, özgür olmalı da demiyorum ama az biraz insaf olmalı.

Kitabı satın aldıktan sonra not: idefix satın aldığınız e-kitabı okumanız için bir Adobe uygulaması kurmanız gerektiğini söylüyor. Tahmin edeceğiniz gibi bu program Linux'a kurulmuyor. Programı kuramıyorsanız indirin diyor. Firefox acayip bir dosya indiriyor, Safari ile indirilemiyor (ipad yolu kapanıyor böylece). Kindle'ın browser'ı ile indirmek mümkün değil. Yarın maceraya devam...

18 Mart 2010 Perşembe

"C++ GUI Programming with Qt 4" Artık Türkçe

Dün QtTürkiye listesine gelen bir mesajı buradan paylaşayım istedim. Sahalarda görmek istediğimiz hareketler bunlar:

> Merhaba arkadaşlar,
> Yaklaşık bir yıldır bu gruba üyeyim. Sorulan sorulara hemen cevap
> verilmesi gerçekten takdire değer. Yine yaklaşık bir yıl önce ben de
> Qt'a merak saldım. Ancak yeterli Türkçe kaynak olmadığını düşünerek
> bahsi geçen kitabı çevirmeye koyuldum. Ve nihayet 12 bölümün
> çevirisinden oluşan bir dokümanı yayınladım. Dokümanı http://www.qtturk.tk
> adresinden indirebilirsiniz. Yeni başlayanlar için yararlı bir kaynak
> olmasını umuyorum.
>
> İyi çalışmalar.
>
> Ufuk Uzun,
> Sakarya Üniversitesi -
> Bilgisayar Mühendisliği(2. Sınıf)

30 Kasım 2009 Pazartesi

Hiçi İle Buluşma - Frederik Pohl

Eğer "bir evren dolusu katilin tek bir kara deliğin içine doluşup, planlarının gerçekleşip Evren'in onlara uygun bir şekilde yeniden yaratılmasını beklediğine" inanmakta bir zorluk çekmiyorsanız serinin Türkçeye çevrilmiş bu üçüncü kitabını da beğenmekte sorun yaşamazsınız herhalde ;-)

Robin Broadhead'in öldüğü ve bir bilgisayar programı haline geldiğine göre serinin kalan iki kitabında konunun nerelere gittiğini merak etmeden alamıyor insan kendini. Bu kitapları çeviren yayınevi bile kapandığına göre kalan iki kitabı mecburen ingilizce okuyacağız. Mecburen diyorum çünkü Nilgün Aydoğan güzel bir Türkçe ile çevirmiş ikinci ve üçüncü kitapları.

13 Eylül 2009 Pazar

alıntılama, çoğaltma ve kopyalama üzerine

Eskiden okuduğum kitapların iç kapağındaki kısıtlamalara dikkat etmezdim. Kapağı tasarlayanı filan okurdum da şunu, bunu yapamazsınız türünden kısıtlamalara bakmazdım pek. Farklılığıyla dikkati çekmemesi mümkün olmayan harika yayınevi Altıkırkbeş'i saymazsak tabi. Altıkırkbeş kitaplarında aşağıdaki uyarı (!) yer alırdı:
Bu çevirinin tüm yayın haklarını sahiplendik. Tanıtım alıntıları dışında -makul boyutlarda-
izinsiz çoğaltılması ahlak kurallarına ve yasalara göre suç sayılmaktadır. Böyle bir harekete
kalkışmak istediğinizde önce bize sorarsanız uygar dünya adına seviniriz*

P.S.:Tüm fotokopi fanzinler yukarıdaki açıklamadan bağımsızdırlar. Onlar istedikleri ALTIKIRKBES
kitabını veya metnini çoğaltabilir, bozup yeniden yaratabilirler. Okurlarımızı yasal dergileri
değil "fotokopi fanzinleri" izlemeye çağırıyoruz. Onlar sizi Uçurumdan aşşağıya itecek güce
sahiptirler, ve uçmanın zamanı geldi. Yaşasın FOTOKOPİ, yaşasın KAOS.

Neyse konuyu dağıtmayayım.Bugün okumaya başladığım kitabın iç kapağında yazan aşağıdaki ifade bence üzerinde düşünmeye değer:
Her türlü yayım hakkı ... Yayıncılık'a aittir. Bu kitabın baskısından 5846 ve 2936 sayılı
Fikir ve Sanat Eserleri Yasası Hükümleri gereğince alıntı yapılamaz, fotokopi yöntemiyle
çoğaltılamaz, resim, şekil, şema, grafik vb.ler Yayınevinin izni olmadan kopya edilemez.
Şimdi yukarıdaki uyarıyı yazan yayınevinin sahipleri, çalışanları bunun en doğal hakları olduğu konusunda eminim en ufak bir şüpheye bile sahip değillerdir. Muhtemelen kitabın ingilizce aslının telif haklarına sahip firmaya gerekli ödemeyi yapmışlar, Türkçeye çevrilmesi için bir çevirmenle anlaşmışlar, bir matbaada kitabı bastırmışlardır (ne kadar bilmediğim teferruat gerekiyorsa yapılmıştır). Bir sürü yere para ödediklerine göre, başkasının kitaplarını değil kopyalamak, içindekileri alıntılamak konusunda bile nasıl hakları olacağını düşünmüyorlardır. Bu kadar emekten bedava yararlanmak nasıl mümkün olabilir ki diyorlardır, kullanmak istiyorsan gereğini yapmalı, parayı vermelisin. Siz de mi öyle düşünüyorsunuz? Öyleyse şöyle bir zihin deneyi yapalım:

Ben bir şiir kitabı yayınlamış olayım. Kitap 1 sayfalı olsun. İçinde de 1 şiir olsun. Şiir de 1 mısra olsun. O mısrada da 1 kelime olsun. Örneğin; hayır (daha yaratıcı olabilir, daha farklı şiirler yazabilirsiniz;)). Şimdi bu kitabın kapağına yukarıdaki kopyalayamazsınız, alıntılayamazsınız kısıtlamalarını içeren ifadeleri de yazmış olayım. Daha ileri gitmeden buraya kadar olan kısma itirazlarınızı cevaplayayım:
  • Tek sayfalık kitap olur mu? 1 Kasım 2005'te yazmıştım. 3 sayfalık bir ebook (ön ve arka kapağı çıkarsanız 1 sayfa kalıyor) Amazon'da 595$'a satılıyordu. Şiir kitapları teknik kitaplardan daha radikal olma şansına sahip olduklarından bir sayfalı bir şiir kitabı elbette olabilir.
  • Tek şiirlik kitap olur mu? Herhalde başka bir sürü örneği vardır ama Memleketimden İnsan Manzaraları; tek şiirlik bir kitaptır. Biraz uzundur (yaklaşık 20000 mısra) ama tek şiir vardır koca kitapta.
  • Bu kadar kısa şiir olur mu? Şiirin uzunluğuyla ilgili bir kısıtlama yok biliyorsunuz. Çok uzun şiirler olduğu gibi oldukça kısa olanları da var. Örneğin Can Yücel'in HIYARARŞİ isimli şiiri şöyle:
    Hıyar diyorum
    Yoo, ben turşuyum diyor
    6 kelimeden olur ama 1 kelimeden olmaz diyenler şiir kitabımı almasınlar ;)
Bütün bu şartları sağlayan kitabımdan izinsiz alıntı yapamayacağınızı, kopyalayamayacağınızı düşünebiliyor musunuz?

Peki bu saçma durumu farketsem ve ticari olmayan kullanımlara izin versem, ticari kullanımlar için yine izin gerekir desem daha az mı acayip bir durum oluşur acaba?

Biraz daha ileri düşünceli olsam ve halka açık (kaynak kodu açık gibi) eserlerde kullanıma baştan izin versem ama muska gibi (kapalı kaynak kodlu gibi) kullanılmasını izne tabi tutsam nasıl olurdu? Daha mı mantıklı, daha mı anlaşılır olurdu?

Ya da ben bu kitabı yayınlayınca meren geride kalmayıp (bilirsiniz kalmaz ;)) benzer özelliklere sahip hayır olmaz şiirini içeren bir kitap yayınlasa onu benim eserimi aynen alıp üzerine ekleme yapıp yayınladığı için suçlayabilir miyim? Veyahutta uğur bu şiirimi benden izinsiz bestelese?

Peki bu saçmalığa neden olan şey ne? Şiirlerimin sayısı mı? Öyle ise bu şiiri çok sayfalı bir kitabın içinde düşünelim. Sonuçta yine eserimin bir bölümü aynen alınıp kullanılmış olmuyor mu? Şiirin tek kelimelik olması mı? Kelime sayısını artırmanın da bir çözüm olmayacağını kolaylıkla farkedeceksiniz.

Bu saçmalığa neden olanın zaten kamu malı olan şeylerin sahiplenilmeye çalışılması olduğunu düşünüyorum. Kim, nasıl kelimeleri, notaları, harfleri sahiplenebilir?

21 Ağustos 2009 Cuma

How Life Imitates Chess - Garry Kasparov


Kişisel gelişim kitaplarından biri gibi görünmesine rağmen Kasparov çocukluğumun kahramanlarından biri olduğundan merakla aldım ve okudum bu kitabı. İçinizdeki cevheri keşfedin filan gibi saçma mesajlarla dolu kitapların aksine Kasparov daha çok yaşadıklarını (1985-200 arasında dünya satranç şampiyonu olmuş birinin anlatacak çok şeyi olduğunu tahmin edersiniz) ve bunlardan kendi çıkardığı dersleri anlatmış.

Satrancı taa lisede öğrendiğim için Karpov'la karşılaşmaları benim satrançla ilgili ilk anılarımdır. Hep kazandığını gördüğüm için Kasparov da ilk satranç kavramanım ;) O dönemlerde pek fazla olmayan satranç kitaplarının hepsini okumuş ve satrancın tarihçesini de oyunun kendisi kadar merak etmiş biri olarak bu kitapta adı geçen satranç ustaları hakkında Kasparov'un değerlendirmelerini okumak eski dostlardan haber almak gibi geldi bana.

Kasparov'un en büyük övgülerini süper kahraman gibi görünenlere değil de disiplinli çalışanlara sunması kendimi ona daha yakın hissettirdi. Ben de yıllara önce okuduğumda Max Euwe ve Capablanca'ya büyük hayranlık duymakla birlikte kahramanım Alekhine'di (evet o zamanlar gençlerin böyle acayip kahramanları oluyordu ;). Kasparov'un da Alekhine'e haksızlık edildiğini düşündüğünü okuduğumda sanki ben onunla değil de o benimle aynı fikirdeymiş gibi hissettim.

Kasparov'un kitabında şöyle yaparsanız başarılı olursunuz gibi önerileri okumanın acımasız bir eziciliği olduğunu da kabul etmeliyim. Hani televizyonda onu bunu bildiğini söyleyenlere karşı o kadar biliyorsan kendin neden yapmadın der ya insan, veya kendi saçı olmayan ama kelliğe çare bulduğunu söyleyen birine pek itibar etmezsiniz ya Kasparov karşısında böyle bir şey demek mümkün değil. Adam zaten başarılı olmuş; 15 yıl dünya satranç şampiyonu olmuş ;)

Sonuçta; üzerinde uzun uzadıya düşünmeden yaptığınız şeylerin Kasparov tarafından ayrıntılı incelenerek yapıldığını okuduğunuzda mutlu olabileceğiniz bir kitap bu.

24 Haziran 2008 Salı

Açık Akademi Yayınları

Biliyorsunuz Açık Akademi Yayınları daha önce tasfiye sürecine gireceğini bildirmişti. Yayınevi stoklarını tüketmek için kitaplarda son bir indirim daha yaparak, indirimleri %50 ile %60 seviyesine çıkarmış. Neredeyse bedavaya satıyorlar kitapları. Her kitaplarını çıktığında almıştım ama şimdi yine bir şeyler aldım ben.

Keşke bu yayınevinin yaşaması mümkün olsaydı. Ama hayat böyle; her zaman hakettiğini alamıyor insan.

2 Şubat 2006 Perşembe

Katedral ve Pazar Yeri

Uzun zamandır elektronik belge okumaya alıştığımdan mıdır nedir The Cathedral & the Bazaar'ı okumaya başladığımda kitap kapağında
This material may be distributed only subject to the terms and conditions set 
forth in the Open Publication License, v1.0 or later.
ifadesini görmek pek hoşuma gitti.

Kitap 7 bölümden oluşuyor ve bunların 3'ünün Türkçe çevirilerini belgeler.org'da okumak mümkün. Bu bölümler, kitaptaki sırası ile: Hacker'lığın Kısa Tarihçesi, Noosferi İskana Açmak ve Nasıl Hacker Olunur? İlk iki belgenin çevirmeni 2003 yılında En Başarılı Yerelleştirici ödülünü alan Deniz Akkuş. Son belgeyi ise Yaşar ŞENTÜRK çevirmiş ben de güncellemiştim. Hepsinin çevirileri çok güzel. Henüz okumamış olanlara tavsiye ediyorum.

Kitabı çabucak bitivermesin diye hızlıca okuyamıyorum ama ilk bölümler o kadar akıcı ki dün bir kaçını bitirdim. Eric S. Raymond ikinci bölümde fetchmail'in geliştirme sürecinin hikayesini anlatmış. Çıkardığı dersleri maddeler halinde şöyle sıralamış:
  1. Every good work of software starts by scratching a developer's personel itch.
  2. Good programmers know what to write. Great ones know what to rewrite (and reuse).
  3. "Plan to throw one away; you will, anyhow"
  4. If you have the right attitude, interesting problems will find you.
  5. When you lose interest in a program, your last duty to it is to hand it off to a competent successor.
  6. Treating your users as co-developers is your least-hassle route to rapid code improvement and effective debugging.
  7. Release early. Release often. And listen to your customers.
  8. Given a large enough beta-tester and co-developer base, almost every problem will be characterized quickly and the fix obvious to someone.
  9. Smart data structures and dumb code works a lot better than the other way around.
  10. If you treat your beta-testers as if they're your most valuable resource, they will respond by becoming your most valuable resource.
  11. The next best thing to having good ideas is recognizing goodideas from your users, sometimes the latter is better.
  12. Often, the most striking and innovative solutions come from realizing that your concept of the problem was wrong.
  13. "Perfection (in design) is achieved not when there is nothing more to add, but rather when there is nothing more to take away."
  14. Any tool should bu useful in the expected way, but a truly great tool lends itself to uses you never expected.
  15. When writing gateway software of any kind, take pains to disturb the data stream as little as possible - and never throw away information unless the recipient forces you to!
  16. When your language is nowhere near turing-complete, syntactic sugar can be your friend.
  17. A security system is only as secure as it's secret. Beware of pseudo-secrets.
  18. To solve an interseting problem, start by finding a problem that is interesting to you.
  19. Provided the development coordinator has a communications medium at least as good as the Internet, and knows how to lead without coercion, many heads are inevitably better than one.

Kitabı isterseniz buradan da okuyabilirsiniz.

1 Şubat 2006 Çarşamba

kitaplarım geldi

17 Aralık'da amazondan sipariş ettiğim Just For Fun ve The Cathedral & the Bazaar sonunda (44 gün sonra) geldi. Elin gavuru bunu yurt dışından nasıl gönderecek acaba diye merak ediyordum; yani ptt'den mi getirecekler yoksa bir kargo firması mı getirecek bilemiyordum. Etrafımdaki kime sorduysam açıklayıcı bir yanıt alamamıştım. Dün akşam eve gittiğimde klasik olarak posta kutusunu kontrol ettim, faturaları aldım (nasıl oluyorda bu kadar fatura geliyor bilmiyorum). Tam asansöre biniyordum ki yerdeki kutuyu farkettim. Üzerinde amazon'un logosu olan minik bir kutu. Evet kitaplarım onun içinden çıktı. En azından imza karşılığı teslim ederler diye düşünüyordum.

ftp.comu.edu.tr adresinden indirilen pardus sayısı 10000'i buldu:
ftp:~# grep pardus /var/log/ncftpd/xfer* | wc -l
ftp:~# 19855
ftp:~# grep pardus /var/log/ncftpd/xfer* | grep kurulan | grep -v INCOMPLETE | grep -v ABOR | grep -v ERROR | wc -l
ftp:~# 9899

18 Aralık 2005 Pazar

Just for Fun ve The Cathedral and the Bazaar

Just For Fun ve The Cathedral & the Bazaar'ı internetten sipariş edeceğimi yazdığımda "toplamda kaça gelecek acaba?" diye soranlar olmuştu. İlk defa amazon'dan alış veriş yapacağım için ben de tam fiyat verememiştim ama az önce sipariş ettiğimden kaç paraya malolduğunu artık biliyorum:
Item(s) Subtotal: $21.70
Shipping & Handling: $13.47
Grand Total: $35.17

The following items will arrive after December 24, 2005
28 aralık: Hesabımdan 48.18YTL çekildi.

27 Kasım 2005 Pazar

just for fun

Oğuz'dan alıp okuduğum Yalnızca Eğlenmek İçin'i çok beğenmiş ama yazmamıştım. Kitap güzel ama türkçesi kötü. Hatta insan inanamıyor ama çevirenin adı kitabın üzerinde yazmıyor. Kitap dandik bir yayınevinden çıksa insan belki anlayabilir durumu ama yayıncı Bilgi Yayınevi. Çevirmenin bilgisayarla hiç alakası yok ama Linux ilgili birşeyler okumak güzel. Çevirinin kötülüğüyle ilgili daha ayrıntılı şeyler okumuştum ama nerede okuduğumu hatırlayamadım. Neyse ben de Just For Fun'ı şipariş edeyim bari. Hazır elim değmişken The Cathedral & the Bazaar'ı da ekleyeyim listeye.

hoşçakal kardeşim deniz

Nerelisin sorusuna Ankaralıyım demeye utanacak kadar çok zaman Çanakkale'de yaşadım. Hiç kimseyi tanımadan geldiğim bu şehirde harika in...