Bu aralar cep telefonumu yenilemeyi planladığımdan bir çok alternatifi gözden geçiriyorum. Hatta çevremdekileri bayağı bunalttığım bile söylenebilir ;) Bir çok telefonun kendisini cazip kılan değişik özellikleri var. Bunların arasından biri var ki aslında güzel bir özelliği var ama hangi ülkede?
Ülke Youtube ile uyumlu değil ama telefon uyumlu. İnsanın aklına köye gelmeyen elektrik fıkrası geliyor ;)
YETER ARTIK, İNSANIN ÇILDIRASI GELİYOR. Bunu mu hakediyoruz?
16 Mart 2009 Pazartesi
25 Şubat 2009 Çarşamba
gezegen hakkında
gezegen hakkında uzun zamandır yazmak istiyor ama vakit bulamıyordum. Artık yazayım da düşüncesinden kurtulayım istiyorum. En son söyleyeceğimi ilk başta söyleyeyim; bu halinden memnun değilim. (Elbette ben memnun değilim diye kimse bir şey yapmak zorunda değil ama kimse bir şey yapmayacak diye benim yazmamam da gerekmez.)
Bir kaç nedeni var aslında bunun. Bunlardan ilki; gezegenin ilk sayfasında yazdığı gibi "Türkiye'de Linux ve Özgür Yazılım konusunda çalışmalar yapan arkadaşlarımızın internet üzerindeki günlüklerini bir tek sayfadan okumamızı ve kendi dünyalarına ulaşmamızı sağlayan basit bir web sitesi" olmaktan gittikçe uzaklaşan bir site olması. Bir kere "Türkiye'de Linux ve Özgür Yazılım konusunda çalışmalar yapan" ve blog yazan arkadaşların önemli bir kısmının günlükleri gezegende yer almıyor. Caimada adını duyduğunuz bir çok kişi bir kaç yıl önce gezegende varken şimdi yoklar. Çoğu kendi isteğiyle ayrılan bu arkadaşların çoğunun yazıları başka gezegenlerde yeralıyor. Onları artık rss okuyucularla takip edebiliyoruz. Halbuki onların da içinde oldukları bir planet (böyle yazınca daha fiyakalı bir şey gibi oluyor) daha güzeldi.
İkinci ama daha az önemli olmayan bir diğer husus ise gezegende yeralan diğer gezegenlerde pek örneği olmayan haberler ve duyurular. Seminer çalışma grubunda çalışırken Pınar'la birlikte bir blog açıp bunu gezegende de yayınlayalım diye birlikte düşünmüştük. Şimdi de seminer-cg'nin duyurularını işe yarayacak duyurular olarak görsem de yanlış bir kapıyı açmışız diye de düşünmeden edemiyorum. Bu yazıyı yazdığım sırada gezegendeki girdileri sayıyorum ve 25 girdiden sadece 11'inin kişisel günlük girdisi olduğunu görüyorum. Bunda ciddi bir problem var bence. Biz artık daha az blog yazıyoruz diye gezegeni hareketlendirmek herhalde kimsenin görevi değildir. Özgürlükicin.com, linuxipuclari.com, pardus-linux.org, python-tr.com gibi topluluk sayfalarının yazdıkları şeyler bence blog girdileri bile değil. Bunların yayınlandığı bir adres olsa belki ben de okurum (hepsini değil tabi) ama bu haliyle gezegende olmamaları gerektiğini düşünüyorum.
Daha önce gunluk.lkd.org.tr/gezegen adresine de yazmıştım ama erişilemez durumda olduğundan buraya da yazayım. Yukarıda bahsettiğim topluluk sayfalarının yerli diğer gezegenlerin hiç birinde yayınlanmadığını söylemem etkili olur sanırım. Örneğin özgürlükiçin.com sitesinin de bir gezegeni var http://www.ozgurlukicin.com/gezegen/ ama o gezegende (normalde olması gerektiği gibi) sadece kişisel günlükler var, bizim gezegende (bu komik oldu farkındayım) yeralan özgürlükiçin haberleri orada yeralmıyor. Bakalım pardus gezegenine, http://gezegen.pardus.org.tr/, ya da dışarıdan takip ettiklerimize: http://www.kernelplanet.org/, http://www.planetkde.org/, http://planet.gnome.org/ veya http://planet.debian.net/ hepsi neredeyse tamamen kişisel bloglardan oluşuyor.
Bunları yazarak topluluk sayfalarının hazırlanmasında gönüllü olan, onca emek harcayan arkadaşları da kırmak istemem doğrusu. Hiç bir karşılık beklemeden, altlarında imzalarının bile olmadığı yazılara, çevirilere çokça uğraşan insanların tek istemediği şey benim yazdığım gibi yazılardır biliyorum. Ama biraz serin kanlı bir şekilde okuyup yazılara bir şey söylemediğimi, sadece yerinin gezegen olmadığını yazdığımı görmelerini samimiyetle dilerim. Karşılıksız yapılan işlerde insanlar haklı olarak son derece kırılgan olurlar bilirim. Söylediğim özetle; eğer bir ihtiyaç varsa bir haber portalı oluşturulsun ama bunu gezegen altında yapmayalım.
Konuyu dağıtmamak için gezegen kurallarının anlamsızlığından, bunlara gezegen sorumsunun bile uymadığından ama başkalarını bu kurallara dayanarak ihraç ettiğinden filan dem vurmuyorum.
Son söz: gezegen ana sayfası http://gezegen.linux.org.tr/kisisel/ olmalı.
Bir kaç nedeni var aslında bunun. Bunlardan ilki; gezegenin ilk sayfasında yazdığı gibi "Türkiye'de Linux ve Özgür Yazılım konusunda çalışmalar yapan arkadaşlarımızın internet üzerindeki günlüklerini bir tek sayfadan okumamızı ve kendi dünyalarına ulaşmamızı sağlayan basit bir web sitesi" olmaktan gittikçe uzaklaşan bir site olması. Bir kere "Türkiye'de Linux ve Özgür Yazılım konusunda çalışmalar yapan" ve blog yazan arkadaşların önemli bir kısmının günlükleri gezegende yer almıyor. Caimada adını duyduğunuz bir çok kişi bir kaç yıl önce gezegende varken şimdi yoklar. Çoğu kendi isteğiyle ayrılan bu arkadaşların çoğunun yazıları başka gezegenlerde yeralıyor. Onları artık rss okuyucularla takip edebiliyoruz. Halbuki onların da içinde oldukları bir planet (böyle yazınca daha fiyakalı bir şey gibi oluyor) daha güzeldi.
İkinci ama daha az önemli olmayan bir diğer husus ise gezegende yeralan diğer gezegenlerde pek örneği olmayan haberler ve duyurular. Seminer çalışma grubunda çalışırken Pınar'la birlikte bir blog açıp bunu gezegende de yayınlayalım diye birlikte düşünmüştük. Şimdi de seminer-cg'nin duyurularını işe yarayacak duyurular olarak görsem de yanlış bir kapıyı açmışız diye de düşünmeden edemiyorum. Bu yazıyı yazdığım sırada gezegendeki girdileri sayıyorum ve 25 girdiden sadece 11'inin kişisel günlük girdisi olduğunu görüyorum. Bunda ciddi bir problem var bence. Biz artık daha az blog yazıyoruz diye gezegeni hareketlendirmek herhalde kimsenin görevi değildir. Özgürlükicin.com, linuxipuclari.com, pardus-linux.org, python-tr.com gibi topluluk sayfalarının yazdıkları şeyler bence blog girdileri bile değil. Bunların yayınlandığı bir adres olsa belki ben de okurum (hepsini değil tabi) ama bu haliyle gezegende olmamaları gerektiğini düşünüyorum.
Daha önce gunluk.lkd.org.tr/gezegen adresine de yazmıştım ama erişilemez durumda olduğundan buraya da yazayım. Yukarıda bahsettiğim topluluk sayfalarının yerli diğer gezegenlerin hiç birinde yayınlanmadığını söylemem etkili olur sanırım. Örneğin özgürlükiçin.com sitesinin de bir gezegeni var http://www.ozgurlukicin.com/gezegen/ ama o gezegende (normalde olması gerektiği gibi) sadece kişisel günlükler var, bizim gezegende (bu komik oldu farkındayım) yeralan özgürlükiçin haberleri orada yeralmıyor. Bakalım pardus gezegenine, http://gezegen.pardus.org.tr/, ya da dışarıdan takip ettiklerimize: http://www.kernelplanet.org/, http://www.planetkde.org/, http://planet.gnome.org/ veya http://planet.debian.net/ hepsi neredeyse tamamen kişisel bloglardan oluşuyor.
Bunları yazarak topluluk sayfalarının hazırlanmasında gönüllü olan, onca emek harcayan arkadaşları da kırmak istemem doğrusu. Hiç bir karşılık beklemeden, altlarında imzalarının bile olmadığı yazılara, çevirilere çokça uğraşan insanların tek istemediği şey benim yazdığım gibi yazılardır biliyorum. Ama biraz serin kanlı bir şekilde okuyup yazılara bir şey söylemediğimi, sadece yerinin gezegen olmadığını yazdığımı görmelerini samimiyetle dilerim. Karşılıksız yapılan işlerde insanlar haklı olarak son derece kırılgan olurlar bilirim. Söylediğim özetle; eğer bir ihtiyaç varsa bir haber portalı oluşturulsun ama bunu gezegen altında yapmayalım.
Konuyu dağıtmamak için gezegen kurallarının anlamsızlığından, bunlara gezegen sorumsunun bile uymadığından ama başkalarını bu kurallara dayanarak ihraç ettiğinden filan dem vurmuyorum.
Son söz: gezegen ana sayfası http://gezegen.linux.org.tr/kisisel/ olmalı.
21 Şubat 2009 Cumartesi
Yeni arkadaşım: Compaq Mini 700ET
Neredeyse dört yıldır kullandığım diz üstü bilgisayarımı (asus a3000 a3n) yenilemeyi planlıyor ama ne alacağıma karar vermiyordum. Aradığım özellikler; mümkün olabildiğince hafif, az ses çıkartan, düzgün klavyeli ve güzel görüntülü küçük ekranlı olmasıydı. Yaklaşık bir yıldır alayım şunu dediğim bir bilgisayar bulamamıştım. Geçen hafta Ankara'da Teknosa'da Compaq Mini 700ET'yi görünce karar verdim ve bugün elime ulaştı yeni oyuncağım.
HP'nin sayfasında işletim sistemi olarak "Gerçek Windows® XP Home" olduğu yazsa da (yine kullanmayacağım bir işletim sistemine para verdim, bu kadar saçmalık olmaz), sparc işlemcili makinalarda bile linux kullanan biri olarak ilk iş olarak pardus kurulumuna başladım. Makina da cdrom olmadığından usb'den bir cdrom bağlayıp sorunun üstesinden gelebieceğimi düşündüm ama her nedense olmadı. İki farklı cdrom ile de kuruluma başlayamayınca keşke usb'den kurabilsem diye düşündüm. Google ilk sayfada USB bellekten bilgisayara Pardus kurmak belgesini getirdi ve her şey garip bir şekilde yolunda gitti. Yaklaşık 50dk süren kurulumun ardından geriye taşınacak belgeler ve mailler gibi ufak tefek şeyler kaldı. Şimdilik tek sorun fanın sürekli çalışmaymış gibi görünüyor. Sanırım onu da google'a sorup çözebilirim. Olmadı bilen birilerine sorarız ;)
Artık benim de taşıyabileceğim bir bilgisayarım var :)
HP'nin sayfasında işletim sistemi olarak "Gerçek Windows® XP Home" olduğu yazsa da (yine kullanmayacağım bir işletim sistemine para verdim, bu kadar saçmalık olmaz), sparc işlemcili makinalarda bile linux kullanan biri olarak ilk iş olarak pardus kurulumuna başladım. Makina da cdrom olmadığından usb'den bir cdrom bağlayıp sorunun üstesinden gelebieceğimi düşündüm ama her nedense olmadı. İki farklı cdrom ile de kuruluma başlayamayınca keşke usb'den kurabilsem diye düşündüm. Google ilk sayfada USB bellekten bilgisayara Pardus kurmak belgesini getirdi ve her şey garip bir şekilde yolunda gitti. Yaklaşık 50dk süren kurulumun ardından geriye taşınacak belgeler ve mailler gibi ufak tefek şeyler kaldı. Şimdilik tek sorun fanın sürekli çalışmaymış gibi görünüyor. Sanırım onu da google'a sorup çözebilirim. Olmadı bilen birilerine sorarız ;)
Artık benim de taşıyabileceğim bir bilgisayarım var :)
9 Şubat 2009 Pazartesi
Şanlıurfa'da Akademik Bilişim
Gördüğüm en büyük ve güzel kampüslerden biri olan Harran Üniversitesi kampüsünde 2 gün sonra Akademik Bilişim Konferanslarının onbirincisi başlayacak.
Kar yağmıyor, geç kalmadınız ;)
Kar yağmıyor, geç kalmadınız ;)
8 Ocak 2009 Perşembe
Söyle Sevda İçinde Türkümüzü
Söyle sevda içinde türkümüzü,
Aç bembeyaz bir yelken,
Neden herkes güzel olmaz,
Yaşamak bu kadar güzelken?
İnsan dallarla, bulutlarla bir
Hep o maviliklerden geçmiştir.
İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken?
Aç bembeyaz bir yelken,
Neden herkes güzel olmaz,
Yaşamak bu kadar güzelken?
İnsan dallarla, bulutlarla bir
Hep o maviliklerden geçmiştir.
İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken?
3 Aralık 2008 Çarşamba
16 Kasım 2008 Pazar
12 Kasım 2008 Çarşamba
Buna rağmen devam edelim mi?

Herkes ssl sertifikasını gidip VeriSign'dan alsın demiyorum ama en azından sertifikayı oluştururken kurumun bilgileri doğru verilse, sertifika süresi 3,5 sene geçmemiş olsa daha iyi olmaz mı?
Şimdi sayfanın linkini versem kötü adam ben olurum. En iyisi cesareti olanlar devam etsin diyeyim.
10 Kasım 2008 Pazartesi
Benim de içinde Atatürk geçen bir anım var
Bu yazıyı uzun zamandır yazmak istiyordum ama nedense bir türlü elim varmamıştı. Daha fazla ertelersem neler yaşadığımı iyice unutacağım.
12 Ağustos günü Ankara'dan Çanakkale'ye dönmek için terminalde otobüs bekliyordum. İki gece de yolda geçeceğinden ve Çanakkale-Ankara ardından Ankara-Çanakkale arasında araç kullanmayı gözüm kesmediğinden otobüsü tercih etmiştim. Kabul edilmiş olmasına rağmen henüz sözlemesini imzalamadığımızdan duyuramadığımız büyük bir projenin panelinden çıkmıştım ve panel çok iyi geçtiğinden çok mutluydum. Yolda sıkılmayayım diye aldığım kitabı okuyarak zaman geçirmeye çalışıyordum. Saat 20 sularında aşağıda fotoğrafı bulunan, takım elbiseli, sevimli bir ihtiyar yanımdaki boş koltuğa oturmak için izin istedi.

Çok fazla boş yer varken izin istemesi garip olsa da selam verip kitabı okumaya devam ettim. Amca önce saati sordu; benim cevabımdan sonra kendi saatine baktı ve doğruluğunu kontrol etti. Ama bunu kibar ve sevimli bir şekilde yaptı. Aradan biraz zaman geçince bana doktor musunuz diye sorduğunda artık konuşmak istediğini anladım. Kitabı kapattım ve sohbete başladık.
Laf lafı açtı ve kısa bir süre sonra çantasından yukarıdaki fotoğrafın kapak olduğu bir dergiyi gösterdi. Derginin kapağında "Atatürk'ün yanağını okşadığı çocuk şimdi ne yapıyor" yazıyordu. Bir çocuk gibi gülümseyerek "O çocuk benim" dedi ve dergide kendisiyle yapılmış röportajı gösterdi bana. Adı Mehmet Türk olan bu 80 yaşından biraz yaşlı amca Almanya'da makine mühendisliği okuduğundan, deniz suyundan içme suyu elde etmek için yaptığı çalışmalara varıncaya dek çokça şey anlattı. Kendisi emekli olmuştu ve her yaz bir haftalığına Fethiye'ye, memleketine tatile gidiyordu. Eşi artık bu seyahatlerden usanmış olduğundan onu Ankara'da çocuklarının yanına bırakmış tek başına gidiyordu bu yıl. Çok kibar bir beyefendi olduğunu sanırım söylememe gerek yok.
Kendisinden dinlediğim kadarıyla yukarıdaki fotoğraf Fethiye'de çekilmiş. Aradan yıllar geçtikten sonra ölümüne bir kaç yıl kala Atatürk tekrar gelmiş Fethiye'ye. Bu ziyaret sırasında Atatürk eski sağlığında olmadığından şehri gezmemiş de sadece heyetleri kabul etmiş. Tabi Mehmet Türk, daha önce Atatürk kendi yanağını okşadığından, yine onu görmek istiyor ve kendisinden çok büyüklerin kabul edildiği salona girmeyi aklına koyuyor. Salonun girişindeki görevliye "Atatürk geçen geldiğinde benim yanağımı sevmişti, belki yine sever" diyerek içeri sızıyor. Anlatırken yüzünün aldığı afacan hali görseniz bunu gerçekten yapmış olduğuna benim gibi inanırdınız sanırım. Salona girip Atatürk'ü karşısında görünce çocuk aklıyla utanıp yanına gidemiyor ve girdiği gibi usulca çıkıyor salondan.
Yukarıdaki fotoğrafı, benim gibi, daha önce görmüş ama hikayesini merak etmemiş birilerinin hoşuna gider umarım bu yazdıklarım.
12 Ağustos günü Ankara'dan Çanakkale'ye dönmek için terminalde otobüs bekliyordum. İki gece de yolda geçeceğinden ve Çanakkale-Ankara ardından Ankara-Çanakkale arasında araç kullanmayı gözüm kesmediğinden otobüsü tercih etmiştim. Kabul edilmiş olmasına rağmen henüz sözlemesini imzalamadığımızdan duyuramadığımız büyük bir projenin panelinden çıkmıştım ve panel çok iyi geçtiğinden çok mutluydum. Yolda sıkılmayayım diye aldığım kitabı okuyarak zaman geçirmeye çalışıyordum. Saat 20 sularında aşağıda fotoğrafı bulunan, takım elbiseli, sevimli bir ihtiyar yanımdaki boş koltuğa oturmak için izin istedi.

Çok fazla boş yer varken izin istemesi garip olsa da selam verip kitabı okumaya devam ettim. Amca önce saati sordu; benim cevabımdan sonra kendi saatine baktı ve doğruluğunu kontrol etti. Ama bunu kibar ve sevimli bir şekilde yaptı. Aradan biraz zaman geçince bana doktor musunuz diye sorduğunda artık konuşmak istediğini anladım. Kitabı kapattım ve sohbete başladık.
Laf lafı açtı ve kısa bir süre sonra çantasından yukarıdaki fotoğrafın kapak olduğu bir dergiyi gösterdi. Derginin kapağında "Atatürk'ün yanağını okşadığı çocuk şimdi ne yapıyor" yazıyordu. Bir çocuk gibi gülümseyerek "O çocuk benim" dedi ve dergide kendisiyle yapılmış röportajı gösterdi bana. Adı Mehmet Türk olan bu 80 yaşından biraz yaşlı amca Almanya'da makine mühendisliği okuduğundan, deniz suyundan içme suyu elde etmek için yaptığı çalışmalara varıncaya dek çokça şey anlattı. Kendisi emekli olmuştu ve her yaz bir haftalığına Fethiye'ye, memleketine tatile gidiyordu. Eşi artık bu seyahatlerden usanmış olduğundan onu Ankara'da çocuklarının yanına bırakmış tek başına gidiyordu bu yıl. Çok kibar bir beyefendi olduğunu sanırım söylememe gerek yok.
Kendisinden dinlediğim kadarıyla yukarıdaki fotoğraf Fethiye'de çekilmiş. Aradan yıllar geçtikten sonra ölümüne bir kaç yıl kala Atatürk tekrar gelmiş Fethiye'ye. Bu ziyaret sırasında Atatürk eski sağlığında olmadığından şehri gezmemiş de sadece heyetleri kabul etmiş. Tabi Mehmet Türk, daha önce Atatürk kendi yanağını okşadığından, yine onu görmek istiyor ve kendisinden çok büyüklerin kabul edildiği salona girmeyi aklına koyuyor. Salonun girişindeki görevliye "Atatürk geçen geldiğinde benim yanağımı sevmişti, belki yine sever" diyerek içeri sızıyor. Anlatırken yüzünün aldığı afacan hali görseniz bunu gerçekten yapmış olduğuna benim gibi inanırdınız sanırım. Salona girip Atatürk'ü karşısında görünce çocuk aklıyla utanıp yanına gidemiyor ve girdiği gibi usulca çıkıyor salondan.
Yukarıdaki fotoğrafı, benim gibi, daha önce görmüş ama hikayesini merak etmemiş birilerinin hoşuna gider umarım bu yazdıklarım.
5 Kasım 2008 Çarşamba
Lisansları okuyalım, öğrenelim
Neredeyse hiç bir lisans sözleşmesi okunmadığından, benim gözlemlediğim kadarıyla, özgür yazılım lisansları da okunmuyorlar. Bunda lisans metinlerinin Türkçe çevirilerinin bulunmamasının da etkisi var bence. Deniz Akkuş'un yaptığı GPL ve LGPL çevirilerinden başka (onların da yenileri sürümleri çıktı) pek az çeviri vardır herhalde. Bu kadar kritik öneme sahip belgelerin bile çevrilmemiş olmaları aslında oldukça şaşırılacak bir durum, çünkü çokça kullanılıyorlar. Elbette bağlayıcı olan lisans metinlerinin asılları ama bilgilendirme açısından Türkçelerinin de mutlaka bulunması gerekli. Özellikle GFDL ve CC lisanslarını kullanan bu kadar site, wiki filan varken çevirilerin olmaması daha şaşırtıcı. Ben açıkçası bu lisansları kullananların önemli bir kısmının lisans metnini okumadıklarını düşünüyorum.
Özellikle GFDL ile ilgili bir küçük uyarı yapmak istiyorum. Belgenin aslına bu adresten ulaşıp bakalım. Bu uzun lisansı okumaya sabrı olmayanlar(!) için ben son kısmı buraya alıntılayayım. Bu bölüm Bu Lisansı kendi belgelerinize nasıl uygularsınız başlığını taşıyor:
Bunun anlamı eğer yazdığınız bir belgeyi GFDL ile lisanslamak isterseniz lisans metnini belgenize bir bölüm olarak eklemeniz gerekiyor. Yani sadece bu belge GFDL ile lisanslanmıştır yazmak yeterli olmuyor.
Bunu da günün ipucu olarak yazmış olayım.
Özellikle GFDL ile ilgili bir küçük uyarı yapmak istiyorum. Belgenin aslına bu adresten ulaşıp bakalım. Bu uzun lisansı okumaya sabrı olmayanlar(!) için ben son kısmı buraya alıntılayayım. Bu bölüm Bu Lisansı kendi belgelerinize nasıl uygularsınız başlığını taşıyor:
To use this License in a document you have written, include a copy of the License in the
document and put the following copyright and license notices just after the title page:
Copyright (c) YEAR YOUR NAME.
Permission is granted to copy, distribute and/or modify this document
under the terms of the GNU Free Documentation License, Version 1.3
or any later version published by the Free Software Foundation;
with no Invariant Sections, no Front-Cover Texts, and no Back-Cover Texts.
A copy of the license is included in the section entitled "GNU
Free Documentation License".
Bunun anlamı eğer yazdığınız bir belgeyi GFDL ile lisanslamak isterseniz lisans metnini belgenize bir bölüm olarak eklemeniz gerekiyor. Yani sadece bu belge GFDL ile lisanslanmıştır yazmak yeterli olmuyor.
Bunu da günün ipucu olarak yazmış olayım.
4 Kasım 2008 Salı
Bu kadar saçma SPAM olur mu?
Bir kaç gündür koi8-r karakter setine sahip saçma sapan mailler alıyorum. Diyeceksiniz ki SPAM zaten saçma bir şey ama bunlar öyle de değil. İçinde bir, bilemediniz iki, hadi en fazla üç :) kelime var. Bir örneğini apora.bp@wanadoo.fr adresinden aldım:
İçinde virüs, trojan filan olanları, reklam içerikli olanları, yanıltma çarpıtma filan da olsa bilgi içerenleri (elbette kabul etmiyorum ama) anlıyorum; bir amaca hizmet ediyorlar ama bu nedir yahu! Bu bir kelimelik, hem de okuyamadığım (hoş okusam ne yazar ama) bir maille kim, ne yapmaya çalışıyor anlayamıyorum.
ЭфективноMesajın içinde başka hiç bir şey yok. Ne link var, ne bilgi, ne de virüs gibi istenmeyen bir içerik. İnsan uzak doğudan her şeyin kalitesizi geldiği gibi acaba spam'in de mi kalitesizi mi (işe yaramayanı) bize geliyor diye düşünmeden edemiyor.
İçinde virüs, trojan filan olanları, reklam içerikli olanları, yanıltma çarpıtma filan da olsa bilgi içerenleri (elbette kabul etmiyorum ama) anlıyorum; bir amaca hizmet ediyorlar ama bu nedir yahu! Bu bir kelimelik, hem de okuyamadığım (hoş okusam ne yazar ama) bir maille kim, ne yapmaya çalışıyor anlayamıyorum.
3 Kasım 2008 Pazartesi
yirmisekiz
Her gece, sanırım, on bir buçuğa doğru
Bir uçak geçiyor üstümüzden.
Yolcu uçağı, anlaşılan...
Beni bir Ortaçağ yaşamına mahkum edenler
anlamıyorlar ki.
Ben her gece, sanırım, on bir buçuğa doğru
Üstümüzden geçen o uçağın bir parçasıyım,
İniş takımıyım, göstergesiyim, motoruyum, aklıyım...
Ve ben her gece, sanırım, on bir buçuğa doğru
Bi kez daha anlıyorum ki,
Haklıyım.
Can Yücel
Bir uçak geçiyor üstümüzden.
Yolcu uçağı, anlaşılan...
Beni bir Ortaçağ yaşamına mahkum edenler
anlamıyorlar ki.
Ben her gece, sanırım, on bir buçuğa doğru
Üstümüzden geçen o uçağın bir parçasıyım,
İniş takımıyım, göstergesiyim, motoruyum, aklıyım...
Ve ben her gece, sanırım, on bir buçuğa doğru
Bi kez daha anlıyorum ki,
Haklıyım.
Can Yücel
istanbul buluşması

Geçen cumartesi içinde yer almaktan mutluluk duyduğum topluluklardan birinin İstanbul'da bir buluşması gerçekleşti. Memleketin çeşitli köşelerinden, balıklara ve sucul bitkilere gönül vermiş, dışarıdan bakıldığında aklı başında gibi görünen, çeşitli mesleklerden, büyük bölümü birbirini daha önce görmemiş yaklaşık 50 kişi İstanbul'da Pierre Loti'de buluştuk.
Eskiden forumlara burun kıvırır ve e-posta listelerini tercih ederdim. Akvaryum.com (daha önce bir süre takip ettiğim underground siteler sayılmazsa) bu konudaki önyargılarımı yıkan site oldu diyebilirim.
Çok farklı hayat görüşlerine sahip bu kadar inanın ortak bir hobi etrafında toplanması oldukça şaşırtıcı bir şey aslında. Bir kaç saatliğine görüşmek için o kadar yolu tepip gelmek için insanın iyi bir nedeni olmalı. Ben kendi adıma tanışmak istediğim bunca insanla tanışma fırsatı bulabildiğim için çok mutluyum. Yorucu bir hafta sonu oldu ama bu yorgunluğa değdi. Bir sonraki buluşma Ankara'da olacak, belki ona katılmak isteyebilirsiniz.
Blogger kapalı olmadığı sürece akvaryumla ilgili yazdığım yazıları bu adresten okuyabilirsiniz.
25 Ekim 2008 Cumartesi
Yasaklayamazsınız
Siz yasakladığınızı düşünseniz de ben ulaşıp yazıyorum, isteyen de ulaşıp okuyor.
Olan bu ülkenin rezil bir duruma düşürülmesi sadece.
Olan bu ülkenin rezil bir duruma düşürülmesi sadece.
16 Ekim 2008 Perşembe
Akademik Bilişim 2009
XI. Akademik Bilişim Konferansı bu yıl Şanlıurfa'da Harran Üniversitesinde yapılacak. Yakında Akgül Hocanın aktif katılım çağrısını alırsınız ama ben şimdiden haber vereyim dedim.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da Konferans düzenlenmeden önce ev sahibi üniversitede bir toplantı yapılacak; 31 Ekimde Harran'da olacağız. Nereye gideceğiniz konusunda fikriniz olsun diye fotoğraflar eklerim ;)
Her yıl olduğu gibi bu yıl da Konferans düzenlenmeden önce ev sahibi üniversitede bir toplantı yapılacak; 31 Ekimde Harran'da olacağız. Nereye gideceğiniz konusunda fikriniz olsun diye fotoğraflar eklerim ;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
yapay zeka çağında hâlâ bilgisayar mühendisi olunmalı mı?
Yazıyı okumaya sabrı olmayanlar için kısaca söyleyeyim: kimse gelecekle ilgili tavsiye verecek bir şey bilmiyor. Önceden de bilmiyordu bugün...
-
Pardus ülkemizdeki en geniş özgür yazılım topluluğunu bir araya getirmiş bir projedir. Kitlelerin linux ve özgür yazılımla tanışmalarına ve ...
-
İkinci gün sadece öğleye kadar süren çalıştayda iki oturum yapıldı. Bunlardan ilkinde daha önce üzerinde konuşulan sorunlar için katılımcıla...
-
Dün özgürlükiçin forumlarında okuduğum konu doğru mu diye gidip yerinde gördüm. Çanakkale'ye bir buçuk ay önce gönderilmiş olan etkileşi...

