5 Şubat 2013 Salı

Kindle Paperwhite olmamış!

Yaklaşık 2.5 yıl önce Kindle'ı öven bir yazı yazmıştım. Aradan geçen zamanda Amazon önce Kindle'ın klavyesiz, dokunmatik ekranlı hali, sonra da paperwhite isimli ışıklı sürümünü çıkardı.



Kullanmayan birisi için klavyenin olmaması, ekranın dokunmatik olması ve aydınlatmanın olması güzel özellikler gibi geliyor olabilir diyerek bir şeyler yazayım istiyorum.
  • Kindle bir belge okuma aygıtı olduğundan çok az yazı yazılıyordu ve klavye çok az kullanıyordu aslında. Ama klavyenin bulunduğu alan aynı zamanda cihazı tuttuğumuz alandı. Orasını kaldırınca cihazın tutulacak yeri olarak sadece incecik kenarları kaldı. Ekran dokunmatik ve üzerine dokunulunca sayfa değiştirildiğinden cihazı tutmak tam bir eziyete dönüşüyor bir süre sonra. Bunun çözümü için kılıf kullanmak düşünülebilir ama o zaman aygıtı neredeyse iki katı ağırlığa çıkarmış ve çokça para harcamış oluyoruz. İncelik ve ucuzluğun cihazın en önemli özellikleri düşünülürse makul bir öneri olmadığını düşünüyorum kılıfın.
  • Klavyeyi kaldırınca not almak, altını çizmek, alış veriş yapmak gibi işler için dokunmatik ekran tek seçenek kalıyor ama en azından laptoplardaki touchpad'in kapatılabilmesi gibi bir özellik konsaymış çok iyi olurmuş bence. Sayfa değiştirmek için eski cihazların kenarlarındaki tuşlar kalmalıymış.
  • Klavyeli Kindle'dan farklı olarak yeni nesil cihazlarda ses çıkışı yok. Bunu söylediğim herkes zaten müziği ondan mı dinliyordun diye soruyor ama ses çıkışını sadece mp3 çalmak için kullanmıyorduk ki. Eski kindle'ın mp3 oynatıcısı o kadar berbattı ki çaldığı dosyanın adını gösteremediği gibi parça listesini de gösteremiyordu. Ama bir önemli fark olarak kitapları okuyabildiğinden bizim okuma fırsatımız olmadığında kitapları dinleyebiliyorduk. Kitap okuması kusursuz değildi ama yeni halinde bu imkan hiç kalmadı. Özellikle görme engellilerin ellerinden ciddi bir imkanın alındığını düşünüyorum.
  • Aradan geçen 3 yılda cihaz hala 802.1x kimlik kanıtlaması yapıp ağa bağlanamıyor. Bu ciddi problem bence. Sene 2013 olmuşken hala böyle cihazlar olmasına şaşıyor insan.
  • Aydınlatmaya gelince; bir kere aydınlatma hiç kapatılamıyor. Gündüz ışığında zaten aydınlatmaya gerek yok ama gece aydınlatmanın şiddetini arttırdığınızda aydınlatmayı sağlayan ledler ve onların arasındaki bölgeler arasında sinir bozucu bir alacakaranlık alanı oluşuyor. Çaresi de yok. Alışırsınız diyorlar nette.
  • Türkiye'de hala satılmıyor.
  • Hala SDK'sı açık olarak dağıtılmıyor. Başvuru yapıp sdk'ya ulaşanı da tanımıyorum doğrusu.
  • Disk kapasitesi klavyeli halinin yarısı kadar.
Bakalım bir sonraki Kindle'a ne ekleyecekler.

4 Şubat 2013 Pazartesi

TÜBİTAK neyin peşinde?

TÜBİTAK bu yıl 'lisans öğrencilerini ülkemizin sorunlarına yönelik olarak yenilikçi ve girişimci bir şekilde bilişim teknolojilerini kullanarak çözüm üretmeleri ve bu doğrultuda bilgi ve becerilerini geliştirmeleri konusunda teşvik etmek' amacıyla Lisans Öğrencileri Yazılım Projeleri Yarışması adı altında bir yarışma düzenliyor. Böyle bir teşvikte bulunmak bence TÜBİTAK'ın yapması gereken konuların başında geliyor.


Yarışma afişini görünce bu yıl ilk kez düzenlenecek bu yarışmaya biz de katılalım istedim. Nasıl her yıl gsoc için çaba gösteriyorsak bu yarışma için de biraz hazırlanmaktan ne çıkar diye düşündüm. Kazanıp kazanmamanın yanı sıra hazırlık sürecinin kendisinde de öğrenilecek şeyler var elbette. Hem dönem başından bu yana üzerinde çalıştığımız bitirme projelerinden birini buna da göndermek iyi olabilir diye planlarken Serhat ve Ahmet hiç dikkat etmediğim bir konuyu işaret ettiler. Şimdi link versem nasılsa gidip okumazsınız diye aşağıya ekran görüntüsünü aldım:


TÜBİTAK önemli hususlar başlığı altında bakın ne diyor: 'açık kaynaklı olarak paylaşılmakta olan ürünler bu yarışmaya katılamaz. Aksi saptanması durumunda, projeler hangi aşamada olursa olsun yarışmadan elenecektir'.

Biz özgür yazılımlar için ayrıcalık istemediğimizi, eşit şartlar sunulmasının yeterli olacağını söylerken TÜBİTAK'ın bu tavrı akıl alır gibi değil. Sayfalarında yazılanları onaylatmak için telefon edip bu madde gerçek mi diye sorduğumda bana 'kodlar açık olunca onları sizin yazdığınızdan nasıl emin olunacak?' dediler.

Bu yazıyı bir yere bağlayamadım. Durum bu bilin istedim.

Akademik Bilişim 2013'ün ardından

Bu yıl 15.si 23-25 Ocak tarihlerinde Akdeniz Üniversitesinde düzenlenen Akademik Bilişim Konferansı pek çok açıdan ilklere sahne oldu. Konferans öncesi düzenlenen kurslarda bir önceki yılın iki katından fazla katılımcı, 520 kişi, 11 farklı alanda, 30 kadar eğitmenden 4 gün boyunca süren eğitimler aldı. Çok çeşitli ilgi alanlarında, farklı bilgi seviyelerinde insanların ücretsiz katılabildikleri bu eğitimlere her yıl daha fazla insanın katılması bir sonraki yılın planlarını şimdiden yapmaya itiyor bizi.

Hemen hemen her kurstan katılımcılarla yaptığım sohbetlerde kurslardan çok büyük oranda memnun kalındığını görmek harcadığımız emeğin boşa gitmediğinin bir göstergesi oldu benim için.

Katılımcı sayısı olarak da daha önceki yıllarda olmadığı kadar ziyaretçi çektik bu yıl akademik bilişime. Dört günde yaklaşık 1700 kişinin standları gezdiği, konferansları, seminerleri dinlediği bir etkinlik oldu bu yıl. Kurslar sırasındaki yağmurlu havanın konferansın başlamasıyla yerini güneşe bırakmasıyla katılımcılar Antalya'nın keyfini çıkarmak için tüm gün konferans alanında durmadılar ama yine de sürekli bir kalabalık mevcuttu.

Benim için de en fazla insanla tanıştığım konferans oldu diyebilirim. Neredeyse bütün kurs katılımcılarıyla, eğitmenlerle, firma temsilcileriyle, çaycılarla, bir kenarda tek başına oturan herkesle tanışmaya gevezelik etmeye, yemeklerde hep tanımadığım insanların yanında oturmaya çalıştım. Etkinlik bu kadar kalabalık olunca tek başına gelenler olduğu gibi okulundan kalabalık bir grupla gelenler de vardı. İYTE'den geçen yıl katılan 30 kişilik grubun sayısı bu yıl artarak 50'yi geçmişti. İYTE'li öğrenciler benim başka bir okulda görmediğim şekilde birinin yönlendirmesi olmadan kendi aralarında konuşarak Akademik Bilişim öncesi kursları değerlendiriyorlar. Önemli sayıda bir grup konferans sırasında da Antalya'daydı. Böyle bilinçli hareket ettikleri için aferin onlara. Onlarla da bolca sohbet etme fırsatımız oldu, belki biriyle birlikte önümüzdeki dönemde birlikte çalışma fırsatımız da olabilecek.

Konferanstaki bildiriler hakkında da biraz yazmak istiyorum. Bildirilerin değerlendirilme süreci hakkında birşeyler yapmamız gerektiği konusunda hepimiz hem fikiriz ama katılımcıların iki temel hatası hakkında birşeyler söylemeden geçmem mümkün değil. Bunlardan ilki anlatacakları konuyu dinleyicilerin ilk defa orada duyduklarını varsaymak oluyor bence. Örneğin parmak izi kullanılarak şifreleme anlatacak biri parmak nedir, parmak izi nedir'den başlayabiliyor anlatmaya. Hatta nem ölçmeyle ilgili birşeylerden bahseden birinin su nedir diyerek konuya başlaması kendi anlatacağı şeylere sıra gelmemesine neden olabiliyor. Bir diğer yaygın problem çok küçük denek grupları üzerinde anket yapıp bunu genellemeye çalışmak oluyor. Örneğin ben Ankara'da sadece 12 yöneticiyle yapılmış bir anketin sonuçlarını anlatılırken dinledim.

Bu konferans sırasında mümkün olduğunca çeşitli bildiri dinlemeye gayret gösterdim. Çok tecrübeli konuşmacılar olduğu gibi hayatının ilk konuşmasını yapmak için gelenler de vardı. Bu genç arkadaşların bir kısmı çalışmayı yaptığı hocalarıyla birlikte gelmişti. İnsanın birlikte çalıştığı hocasıyla birlikte konferansa gelmesi, ilk sunumunda tanıdığı, tecrübeli insanların yanında olduğu güvenini hissetmesi elbette güzel birşey. Bu güzel tarafın yanında kendi sunmaya cesaret edemedikleri şeyleri bu genç arkadaşlara sunduranlar da vardı ve onlar için yapılacak maalesef pek az şey var.

Bir kaç cümle ile de bilişim sektörünün oldukça dışındaymış gibi görünen ama çok da içinde olan Ebru Baranseli, Gökhan Yücel, Saliha Yavuz ve Serdar Paktin ile de tanıştığım ve gevezelik etme fırsatı bulduğum için de çok mutlu olduğumu yazmalıyım. 15 senedir adını duyduğum ama her nasılsa hiç karşılaşmadığım Murat Koç ile de bu yıl tanışma fırsatı buldum. Elbette eski dostları görmek, yeni çokça insanla tanışmak bu tip toplantıların en güzel tarafıydı benim için.

27 Aralık 2012 Perşembe

Protesto hakkı

Orta Doğu Teknik Üniversitesinde olanlar hakkında uzunca yazılacak bir şey kalmadı ama hiç yazmamak da yanlış oluyor. Olayların ayrıntılarını, ODTÜ'yü kınayan üniversiteleri, o üniversiteleri protesto eden kendi öğretim elemanlarını, hatta o öğretim elemanlarını kınayan diğerlerini hepimiz detaylarıyla okuduk.

Ben Türkiyenin küçük bir şehrindeki bir üniversitenin öğretim elemanı olarak protestonun sadece öğrencilerimizin değil, hepimizin vazgeçilemez bir hakkı olduğuna inanıyorum. İnsanların başkalarına zarar vermedikleri sürece, kimseden izin almadan, hoşnut olmadıkları, düzeltilmesini istedikleri her konuyu protesto etmeye hakları olmalıdır. Protestolar sırasında olumsuz bir durum oluşursa kolluk kuvvetlerinin görevi buna engel olmak olmalıdır. Askerin, polisin kimseyi cezalandırmak gibi bir yetkisi olmadığı gibi, böyle bir görevi de yoktur.

Bu kısa yazının özeti olarak kimin tarafındasın sorusuna cevabım 'sadece bu olayda değil, her zaman; kimliğine bakmadan kim mazlumsa onun yanındayım' olacaktır.

20 Aralık 2012 Perşembe

IPv6’ya Geçiş Planında 3. aşamaya geçiyoruz

8 Aralık 2010'da çıkan Kamu Kurum ve Kuruluşları için IPv6'ya Geçiş Planı başlıklı Başbakanlık Genelgesinin ikinci aşaması 31 Aralık 2012'de bitecek. Genelgenin ikinci aşamasında "IPv6 bağlantısı ve adresi temin eden kamu kurum ve kuruluşları 31 Aralık 2012 tarihine kadar internet üzerinden verdikleri en az bir adet hizmeti pilot uygulama olarak IPv6 destekli hale getireceklerdir" deniyordu.

Türkiye'nin IPv6'ya geçişinin son aşaması olacak üçüncü aşama ise "Kamu kurum ve kuruluşları en geç 31 Ağustos 2013 tarihine kadar internet üzerinden verdikleri kamuya açık tüm hizmetleri IPv6’yı destekler hale getireceklerdir" şeklinde tarif ediliyor.

Kimileri hala kullanımının uzakta olduğunu düşünse de, ülke olarak IPv6'ya geçişimiz için çok az süre kaldı.

1 Aralık 2012 Cumartesi

Akademik Bilişim 2013 Konferans öncesi kursları

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Akademik Bilişim Konferansı öncesinde 4 gün süren kurslar düzenlenecek. Konferans öncesinde, 19-22 ocak tarihlerinde 4 gün bir çok konuda yoğun,makine başında kurslar var. Kurslar üniversite ve kamu çalışanlarını hedeflemekle birlikte her yurttaşa açıktır ve ücretsizdir. Kursiyerler ve konferans katılımcıları üniversite yurtlarında makul ücretlerle kalabilecekler. Kursiyerlere mümkünse kendi bilgisayarlarını getirmelerini ve hazırlıklı gelmelerini öneriyoruz.

Kurs listesi şöyle:
  • Linux'a Giriş
  • Güvenlik
  • PostgreSQL
  • Python
  • Android
  • Sanallaştırma
  • Bilimsel Hesaplama
  • PHP'ye Giriş
  • E-posta Sistemleri
  • Clojure-Lisp
  • Ağ Yönetimi
  • Yazılım için özgür araçlar
  • LibreOffice/OpenOffice
Kurs kayıtları 15 Aralıkta açılacaktır.

16 Kasım 2012 Cuma

Sony Smartwatch hakkında

Yaklaşık bir ay kadar önce bir Sony Smartwatch aldım. Cihaz android'li bir telefonda çalışan uygulamaya bluetooth ile bağlanıyor. Bu bağlantıyı sağlayamadığında sadece saat olarak kullanılabiliyor. Tercihlerinize göre sms mesajlarınızı, twitter, facebook iletilerini, gelen aramaları veya hava durmunu görüntüleyebiliyor. Bu uygulamalar telefona kuruluyor, telefon uyarı mesajlarını saate gönderiyor, oradan görüntülüyorsunuz. İlk bakışta olmayan bir ihtiyaca cevap veriyor gibi görünse de ben telefonları tamamlayan bu tip cihazların ileride daha yaygın kullanılacaklarını tahmin ediyorum. Diğer pek çok cihaz gibi yurtiçinde satılmayan smartwatch'un yurtdışı fiyatı da (150$) bence çok pahalı. Pebble gibi alternatifleri piyasaya çıkana kadar kulvarında alternatifsiz olduğundan bu fiyatla satılabiliyor bence.

Benim cihazla ilgili izlenimlerim kısaca şöyle:
Artıları:

  • Cep telefonunuzu bir yerde unutup giderken, bluetooth bağlantısı koptuğunda titreyip uyarıyor. Benim gibi telefonunu sürekli arabasında unutanlar için pek faydalı oluyor bu.
  • Hiç ses çıkartmıyor. Sadece bileğinizdeki titreme ile uyarıları farkediyorsunuz. O da ne az ne fazla; tam kararında. 
  • Telefonda sürekli bluetooth'un açık olması durumunda zaten az dayanan telefon şarjının durumunu merak ediyordum, şaşırtıcı şekilde ancak %3-4 kadarlık bir etkisi oldu. Telefonların en albenili tarafları ekranları ve maalesef şarjın %50'sini ekranı aydınlatması harcıyor. Yani telefonun şarjına önemli bir etkisi olmadan kullanabiliyorsunuz.
  • Markette onlarca işe yarar uygulama var. Telefonu evin içinde nereye koyduğunuzu bulabilmeniz için bir uygulama var, saate tıklıyorsunuz telefon ötüyor. Sahte arama yapan benzer bir uygulama var. Bir toplantıdan, odadan ayrılmak için çok işe yarar.
  • Dokunmatik ekranı oldukça başarılı. Ekran uykuya geçtiğinde çift tıklayarak uyandırıyorsunuz, nadiren ilk seferde uyanmıyor. iki parmakla ortaya doğru çektiğinizde bir üst menüye geçiyor. Burada da çok başarılı.
  • Forumlarda ve değerlendirme yazılarında bahsedilen telefon ile smartwatch arasındaki bağlantının kopması mevzusunu yaşamadım ben. Telefondan uzaklaşırsanız bağlantı kopuyor, tekrar menzile girdiğinizde bağlantı kendiliğinden kuruluyor.
  • Ders anlatırken, toplantı sırasında telefonun çalması veya titremesi rahatsızlık yaratırken kolunuzda sizden başkasının farkedemeyeceği şekilde titreyen saatinize bakıp ne yapacağınıza karar verebilmek güzel oluyor.
  • Cep telefonunuza yakın durmanız gerekmiyor. En azından yan odaya geçtiğinizde bağlantı kopmuyor. Kolunuzda bluetooth bağlantı yapan bir cihaza razı olursanız cep telefonunun radyasyonunu biraz uzakta tutabiliyorsunuz. Evde çocuk uyurken telefonu sessize alınca duymam diyerek sürekli üzerinizde taşımanız gerekmiyor.

Eksileri:

  • Uçakta saatiniz olmuyor. Cihazın bluetooth'u kapatılamadığından üzerinizde taşıdığınız iki saat; cep telefonunuz ve smartwatch'unuz kapalı oluyor.
  • Başka bir cihazın şarj kablosunu kullanmanızın imkanı yok. Çok alengirli bir kablosu var. Kabloyu kaybederseniz kablo Türkiye'de satılmadığından smartwatch'u kullanamazsınız. Belki bir yedek şarj kablosu almak iyi fikir olabilir (17$).
  • Saatin kordonu koparsa yine saati kullanamazsınız, renk renk kordonlardan bir tane yedek almak iyi olabilir (21$).
  • Geceleri kapatırsanız şarjı 4-5 gün gittiğinden sürekli şarjını kontrol etmeniz gereken bir cihazınız  ve yanınızda taşımanız gereken bir kablonuz daha oluyor.
  • Smartwatch'tan arama yapabiliyorsunuz, gelen aramayı reddedebiliyorsunuz ama kabul edemiyorsunuz. Çok ucuz bluetooth kulaklıklarda bile yapılabilen bu basit işin saatten yapılamaması kötü.
  • Ekran parlaklığı çok kötü. Havanın aydınlık olduğu bir yaz gününde dışarıda hiç birşey göremezsiniz. Bina içinde oldukça yeterli ama dışında kullanışsız. Elbette daha parlak aydınlatma daha çok şarj harcaması demek olacaktır ama akıllı bir aydınlatma ayarı olabilirmiş. En azından ayarlanabilir olmalıymış parlaklık.
  • Tasarımı bence 150$'lık bir cihaz için çok kötü. Bir önceki nesil ipod nano ile kıyaslanamaz derecede kötü hem de. İkisi çok farklı cihazlar ama tasarım diye de birşey var. Smartwatch'un ikinci nesil ürününün bu olduğuna inanamıyorum gerçekten. Görenler ilk bakışta çok beğeniyorlar ama sürekli kolunuzda taşıdığınız bu cihazın aslında nasıl yapılabileceğini düşünüp duruyorsunuz.
  • En azından kulaklık girişi olsa ve mp3 çalsa çok iyiymiş ama saat kendi başına hiçbirşey yapmadığı için bunu da yapmıyor.

Sonuç:
Cihazı alırken henüz olgunluk dönemine girmemiş bir ürün aldığınızı aklınızda tutun bence. İleride daha yaygın kullanılacak ve çok marifetler eklenmiş olacak bir cihazı ilk aşamalarında kullanacaksınız. Bunun keyfi de var, sevimsiz tarafı da.

Yukarıda üzerinde durmadığım, açık olmayan bir konu varsa sorunuzu yorum olarak bırakın açıklamaya çalışayım.

14 Kasım 2012 Çarşamba

XVII. Türkiye'de İnternet Konferansının ardından

7-9 Kasım tarihlerinde Eskişehir'de Anadolu Üniversitesinde düzenlenen Türkiye'de İnternet Konferansının ilk iki gününe katıldım. Kısaca izlenimlerimi yazmak istiyorum.

Eskişehir hem kent olarak hem de üniversitesiyle çok etkileyici bir şehir olmuş. Eğitimini bilemem ama üniversite hayatına yeni başlayacak olsam tercihlerim arasına yazardım Anadolu Üniversitesini. Kampüsü ağaçlar arasında fazla yüksek olmayan binalardan oluşan pek güzel bir üniversite olarak göründü bana.

Konferansa gelince; benim bunca yıldır katıldıklarım arasında en az duyurulmuş olanı buydu herhalde. Kampüsün girişindeki görevliler bile konferanstan haberdar değildi. Konferansın yapıldığı binanın kapısındaki A3 afişi saymazsak kampüste veya şehirde hiç afiş görmedim ben. Facebook ve twitter adresleri ise hiç görmediğim kadar iyi yönetildiler. Hemen her salondan haberler yazıldı. Bence bu açıdan çok başarılı idiler. Duyuru çok az olunca şehrin katılımı çok sınırlı oldu. Hava da yağmurlu olduğundan katılım oldukça azdı maalesef.

Açılış konuşmaları genellikle çok sıkıcı olur ama ben çoğunlukla dinleyici olarak katılırım. Uzun ömrümde gördüğüm en gereksiz ve uzun açılış konuşmasını bu inet-tr'de dinledim desem yalan olmaz herhalde. Mustafa hocadan önce yarım saatten uzun süren bir açılış konuşması dinledik ama tarifi çok zor olduğundan ayrıntıya giremeyeceğim. Sabrı olanlar için büyük salondaki bütün sunumların videoları bu adresten yayınlanıyor.

Etkinliği canlı olarak yayınlamak katılamayanların en azından izlemesine yardımcı oldu ama ikinci bir perdeye #inettr2012 ile işaretlenen twitter mesajlarının yansıtılması etkileşimi de sağlayabilirdi. Kaç yıl önce yapılabilen şeyler çekinilmeden yapılmalı bence bu tip etkinliklerde.

LKD seminerlerine katılım son derece azdı. Bir elin parmakları kadar dinleyiciyle başladı veya bitti konuşmalar. İlgililere hitap edebildikten sonra az olmuş, çok olmuş farketmez elbette ama bir kaç ay sonra kariyer günlerine çağıracakları insanlar ayaklarına gelmişken koca üniversiteden bu kadar az öğrencinin gelmiş olmaması gerekirdi.

İkinci gün büyük salonda neredeyse bütün gün f@tih projesi konuşuldu. Onun da tamamı kaydedilmiş ve yukarıdaki bağlantıdan ulaşılabiliyor. Senin anladığın ne diye sorarsanız bir yıllık pilot çalışmanın öğrenime yönelik hiç bir ölçülmüş çıktısı yok. Sağlıkla ilgili de bir ölçüm yapılmamış. Tahtalar ve tabletler çalışıyormuş.

Bunların haricinde benim için konferans harikaydı. Sadece bu tip etkinliklerde görüşebildiğim arkadaşlarla görüştüm. Başka türlü tanışma, sohbet etme fırsatı bulamayacağım insanlarla tanıştım. Yerel organizasyon bizi çok iyi ağırladı. Aynı masada bulunmayı bile mutluluk saydığımız hocalarımızla iki dolu gün geçirdim.

Katılamayanlarla Antalya'da Akademik Bilişim Konferansında buluşmak üzere.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Özgür Web Teknolojileri Günleri 2012'nin ardından


Üç yıldır LKD ve Yeditepe Üniversitesi bilgisayar topluluğu tarafından ortaklaşa düzenlenen bu etkinliğe katılıp katılmamak konusunda pek kararsızdım. Etkinlik programı oldukça dolu olmasına rağmen cuma ve cumartesi gecelerini yolda geçirecek olmanın yorgunluğunun nasıl olacağını da biliyordum. Sonuçta gerçekten büyük yorgunluk oldu ama gittiğime çok memnunum.

Seminerlerin yapıldığı üç salon da oldukça doluydu. Sponsor olan firmaların sayısı bir üniversite etkinliği için iyi sayılırdı bence. Ben hiçbir semineri dinlemeye fırsat bulamadım ama benim gibi eşi dostu görmeye gelenlerin sayısı hiç de azımsanacak gibi değildi. Eski öğrencilerimden ve arkadaşlardan oluşan oldukça kalabalık bir grubu görmek/gevezelik etmek için harika bir fırsat oldu.

Geceyi etkinlikten etkinliğe görüşebildiğimiz arkadaşlarla ve Yeditepe tarafında etkinliği hazırlayanlarla birlikte güzel bir mekanda çokça eğlenerek bitirdik. Velhasıl çok güzel bir etkinlik oldu, keşke siz de gelseydiniz.

29 Eylül 2012 Cumartesi

Nexus 7 tablet alayım mı?

İşin doğrusu 10" bir tabletim olduğundan 7" yeni bir tablete ihtiyacım olup olmadığına emin değildim. Daha önce Blackberry tablet kullanmış ve memnun kalmamıştım (aradan çok zaman geçti belki düzelmiştir bilemiyorum). Android'li bir tablet almak istediğimden güncellemeleri de Google'dan alacak diye düşünerek bir Nexus 7 aldım.

Bu tip cihazları ayrıca kılıflar, çantalar içinde taşımak, kullanmak bana mantıklı gelmiyor. En incesini alayım diye daha fazla ödeyip sonra kalın kılıflar içinde cihazları tuğlaya dönüştürmeyi en azından ekonomik olarak mantıksız buluyorum. Buna rağmen masada kullanmak istediğinizde sürekli elinizde tutmak da kolay olmadığından bir de kılıf aldım. Başkalarında gördüğüm tabletin ön tarafından bantlar geçen kılıflardan birini almadığıma ve kılıfı kapatınca cihazın uykuya geçmesine memnun olduğumu söyleyebilirim. Bir de mikro usb bağlantısı olan klavyeli bir kılıf daha aldım. Klavyesi nasıl çalışacak, bir şey yapmam gerekecek mi diye düşünürken onun takınca çalışması pek güzel oldu. Bu ikinci kılıf tableti alttan ve üstten sıkıca tutuyor olmasına rağmen yanları boş ve buradan kolayca düşebilir, dikkat etmek lazım. Bu iki kılıfı da neredeyse hiç kullanmıyorum asında ;)


Nexus tabletle ilgili sol üst köşesinde bir temassızlık olduğu, dokunmatik ekranında sorunlar olduğunu okumuş olmama rağmen bana ulaşan cihazda bunların hiç biri yok. Bu şansımdan mı kaynaklanıyor yoksa Asus yeni ürettiği cihazlarda bu basit sorunları çözdü mü emin değilim.

Şarj süresi bu tip mobil cihazların temel sorunlarından biri. Nexus 7 oldukça ince olmasına rağmen, kullanıma bağlı olarak 6-10 saat arası kullanılabiliyor. Üzerinde hiç tuş olmamasına alışmak zaman alıyor ama bunun da ayrı bir rahatlığı var.

Bir olumsuz nokta olarak bu tableti tasarlayanların cihazı ellerine alıp hiç müzik dinlememiş olmalarından kaynaklanan ses çıkışının yerini yazmadan geçmek olmaz. Tabletin sesleri size ulaştıran çıkışı tam arkasında. Elinizde tuttuğunuzda ses karşınızdakine doğru gidiyor. Tableti masaya koyduğunuzda ise ses masa ile tablet arasında boğuluyor. Nexus'u tasarlayan arkadaşlar diğer tabletler ve telefonlarda ses çıkışı neden cihazların yan tarafında diye düşünmemişler ve bir saçmalığa imza atmışlar. Sesi kulaklıkla dinlediğinizde çok kaliteli gelmesine rağmen bu acayip durum insanı çıldırtıyor.

Nexus 7 iki farklı disk kapasitesiyle satılıyor: 8GB ve 16 GB. Kapasiteyi arttırmak için herhangi bir kart takılamadığından bulabilirseniz 16gb'lık modeli alın derim. Arada 50$ fark var ama değer bence. Cihazın 3G desteği olmadığını nasılsa okumuşsunuzdur ama ben yine de hatırlatmış olayım.

Cihazın üzerinde bulunan GPS benim gördüğüm ne başarılılardan biri. Bina içinde bile kolayca bağlanması daha önce kullandığım cihazların illa açık hava istemelerinden sonra büyük kolaylık oldu diyebilirim. Elbette gps'in en büyük şarj düşmanı olduğunu hatırlatmak da fayda var.

Sonuç olarak 200$ karşılığında alınabilecek çok başarılı bir cihaz Nexus 7.

15 Eylül 2012 Cumartesi

Yazılım Özgürlüğü Günü Çanakkale buluşması

Eylül ayının üçüncü cumartesi günü kutlanan Yazılım Özgürlüğü Günü'nde Çanakkale'deki özgür yazılım insanları olarak kahvaltıda toplandık. Bu kahvaltıya yetişmek için memleketinden erken gelen öğrenciler, her toplantının sürekli müdavimleri, ilk kez tanıştığımız özgür yazılım insanları derken 26 kişi bir araya geldik, önümüzdeki yıl neler yapabileceğimizi, ne gibi fırsatlar olduğunu konuştuk. Yaklaşık 3 saat süren etkinliğin ardından bu yıl daha fazla çalışma planlarıyla ayrıldık. Katılan herkese teşekkürler.

14 Eylül 2012 Cuma

Uzaktan eğitim ve kurslar

Uzaktan eğitim denince benim aklıma okula gidilmeden sadece kitaplardan ve televizyondan dinlenilen derslerde çok az şeyin öğrenilebildiği bir eğitim yöntemi gelirdi. O zamanlar internet olmadığından (burası bazılarına inanılmaz gelebilir ama bir zamanlar internet yoktu ;)) ders kitabının tek tamamlayıcı unsuru televizyondan yayınlanan derslerdi. Onlar da o kadar uygunsuz saatlerde yayınlanırdı ki o seyredip bir şey öğrenmek mümkün değilmiş gibi gelirdi bana. Bütün sınavları da çoktan seçmeli yapıldığından sorulara uzun cevaplar vermeleri gerekmez, pek rahatlar diye düşünürdüm.

Aradan yıllar geçip kendim üniversiteye başladığımda gördüm ki aslında derslerde yoklama alınmasa insan mutlaka uygulama gerektirmeyen her okulu uzaktan eğitimle okuyormuş gibi okuyabilir. Sonuçta dersin hocası da sizin ulaşabileceğiniz kaynaklardan faydalanarak anlatıyor o konuları. Nasıl kaçırdığınız dersleri arkadaşlarınızın notlarından, ders kitabından okuyup öğrenebiliyorsanız bütün bir dersi, hatta bütün dersleri de böyle öğrenmek mümkün aslında. Konu sınavlar olunca eğitim biliminde ölçme-değerlendirme diye bir alan var. Benzer eğitim geçmişine sahip biri okula giden diğeri sadece eğitim malzemelerine çalışan iki grubun başarılarının yaklaşık aynı olacağını düşünüyorum. Tabi bunu sadece ben düşünmüyorum ülkemizde ve dünyada milyonlarca kişiye uzaktan eğitimle okumuş olmalarına rağmen üniversitede ders dinleyen akranlarıyla aynı yeterliliklere sahip olduklarını gösteren diplomalar veriliyor.

Uzaktan eğitime yapılan itirazların başında dersi anlatan hocaya soru soramamak geliyor. Bu önce yerinde bir itiraz gibi görünse de uzaktan eğitimin uzun süredir televizyondan değil internet üzerinden verilmesiyle çoktan aşılmış sorundur aslında. Ayrıca kendi anlattığım derslerden ve uzun öğrencilik hayatımdan sınıflarda soru soran öğrenci sayısının ne kadar az olduğunu da biliyorum.

Vakti olanlar için burada Daphne Koller'in bir konuşmasıyla ara verelim.

https://www.ted.com/talks/daphne_koller_what_we_re_learning_from_online_education?language=tr

Üniversite eğitiminin pahalı olması, fiziki engelleri yüzünden herkesin bir sınıfa gidip ders dinleyemeyecek olması ve eğitimin her yerde aynı kalitede yapılamaması uzaktan eğitimin üzerinde daha fazla durulması için yeterli nedenler.

Online eğitim aracılığı ile bir konuyu öğrenmek isteyen bireyler bütün bir lisans eğitimine zorlanmadan sadece o konuda eğitilebiliyorlar. Bu konuda tek olmasa da çok başarılı olması nedeniyle Coursera'ya bakarsanız müzikten bilgisayar bilimlerine kadar çok çeşitli yelpazede kursların verildiğini görebilirsiniz. Bu kursların bazılarında sınavların ardından sertifika almak da mümkün.

Bir dersi dinlerken anlamadığınız yerde durdurup orasını öğrenip devam edebilmek, aynı bölümü tekrar tekrar dinleyebilmek, günün hangi saati isterseniz derse katılabilmek, sınava kendinizi hazır hissettiğiniz zaman girebilmek gibi  harika avantajları var uzaktan eğitimin. Eğitimciler açısından bakıldığında ise notlar en fazla nerede duraklatılıyor, hangi noktalarda anlatım yeterince iyi değil gibi normal eğitimde elde edilmesi mümkün olmayan bilgileri toplamak ve eğitim malzemesinde iyileştirmeler yapmak mümkün.

Eğitimin yaygınlaştırılması ve kalitesinin arttırılmasında uzaktan eğitimin büyük faydası olacaktır ama birebir çalışmanın yerini tutacağını da düşünmüyorum. Yakından eğitim üzerinde uzunca konuşulması gereken bir konu olduğundan onu başka bir yazıya paslıyorum. Yazmaya gerek yok ama bazı eğitimlerin uzaktan verilmesi mümkün olmayacaktır ama onların da sayısı çok fazla değildir. Halıcılık, mobilya, tıp, otobüs şoförlüğü gibi alanları elbette geleneksel yöntemle öğretmek doğru olanıdır.

Dersin hocasının kim olduğunuzu, neler yaptığınızı bilmediği bir sınıfta konuyu tahtaya yazıp gitmesi veya slaytları okuyup geçmesi de zaten en kötüsünden uzaktan eğitim sayılmaz mı?

12 Eylül 2012 Çarşamba

Bilgisayar Mühendisliği mi Bilgisayar Bilimleri mi?

Dünyanın geri kalanında nasılmış diye bakmayınca bir ülkenin kendi içinde isimlendirme yapması çok kolay. Ülkemizde Bilgisayar Mühendisliği adıyla okutulan bölümün dünyanın en iyi (bu da tartışmalı bir konu ama bizim konumuzun dışında) üniversitelerinde hangi isimle okutulduğuna bakalım.
  • Harward University: Bilgisayar Bilimleri
  • Stanford University: Bilgisayar Bilimleri
  • MIT: Elektrik Mühendisliği & Bilgisayar Bilimleri
  • University of California: Elektrik Mühendisliği & Bilgisayar Bilimleri
  • University of Cambridge: Bilgisayar Bilimleri
  • Caltech: Bilgisayar Bilimleri
  • Princeton University: Bilgisayar Bilimleri
  • Columbia University: Bilgisayar Bilimleri
  • University of Chicago:Bilgisayar Bilimleri
  • University of Oxford: Bilgisayar Bilimleri
  • University of Tokyo: Bilgisayar Bilimleri
Elbette üniversitede okutulan bir programı sadece adıyla değerlendirmek, derslerinin içeriğine ve yapılan araştırmalara bakmamak tam bir değerlendirme olamaz ama konuya yaklaşımın nasıl olduğunun bir göstergesi olan isimlendirmenin yurt dışında nasıl olduğunu da bilmek lazım. Günümüzün en gözde çalışma alanlarından biri olan bilişim sektörüne dünyanın geri kalanı Bilgisayar Bilimleri bölümüyle eleman yetiştirirken bizim "Mühendis" demekte ısrarlı olmamız bence ciddi bir hatadır.

Matematik mühendisliği, işletme mühendisliği varken sıra bilgisayar mühendislerine mi geldi diyenler de olabilir ama böyle düşününce ülkedeki hiçbir hatadan bahsetmek imkanı olmuyor.

11 Eylül 2012 Salı

Programlama Dillerini kimler geliştiriyor?

Piyasadaki bunca programlama dilini kimler, hangi mesleklerden insanlar geliştirmiş kısaca bir bakalım. Bütün dillere bakmak mümkün olmadığından adı çokça geçenlere bakalım birlikte:
  • C - Dennis Ritchie tarafından tasarlanmış. Dennis Ritchie fizik ve uygulamalı matematik mezunu.
  • C++ - Matematik ve bilgisayar bilimleri mezunu Bjarne Stroustrup tarafından tasarlanmış.
  • C# - Microsoft tarafından geliştirilmiş olsan C#'ın mimarı üniversite mezunu olmayan Anders Hejlsberg.
  • Fortran - IBM çalışanlarından çok maceralı bir hayat yaşamış olan matematikçi John Backus tarafından geliştirilmiş.
  • Java - Artık esamesi okunmasa da bir zamanların büyük şirketi Sun'ın geliştirdiği Java'nın mimarı bilgisayar bilimleri mezunu James Gosling.
  • Javascript - Netscape'ten matematik ve bilgisayar bilimleri mezunu Brendan Eich tarafından geliştirilmiş.
  • Lisp - Bir matematikçi olan John McCarthy tarafından geliştirilmiş.
  • Perl - Kimya, müzik, tıp okumuş, dogal ve yapay diller bölümünden mezun olmuş Larry Wall tarafından geliştirilmiş.
  • PHP - Bir sistem tasarımı mühendisi olan Rasmus Lerdorf tarafından geliştirilmiş.
  • Python - Matematik ve bilgisayar bilimleri mezunu Guido van Rossum tarafından geliştiriliyor.
  • Ruby - Bilgisayar bilimleri mezunu Yukihiro Matsumoto tarafından geliştiriliyor.

3 Eylül 2012 Pazartesi

Libreoffice çevirilerinde benden bu kadar

Yaklaşık 5 ay önce LibreOffice için arayüzü %100, yardım içeriği de %40 Türkçe diye yazmıştım. Ofis paketinin en fazla lisans bedeli ödenen yazılımlardan biri olduğunu bildiğim için çeviri işini çok uzun zamandır kendisine bir görev bellemiş olan Zeki Bildiriciyle birlikte çalışacak bir ekip kurmaya çalıştık. Dönem dönem sayısı değişse de şimdilerde yaklaşık 5-6 kişilik bir ekip fırsat buldukça LibreOffice için çeviri yapıyor. Çeviri konusunda birbirimize danışmak, konuşmak, tanışmak için Çarşamba akşamları saat 21'de Çeviri Akşamları adı altında irc toplantıları düzenlemeye devam ediyoruz.

Eylül ayı başlangıcı itibariyle yardım içeriğinin Türkçe çeviri oranı %70'e ulaştı. Bu yaklaşık 130.000 yeni kelimenin çevrilmesi demek. Bir bu kadar daha çeviri yapılınca tamamlanacak ama ben yoruldum artık. Bir konuya bu kadar uzun süre çok fazla mesai harcayınca konu giderek sıkıcı gelmeye başlıyor insana. İşin doğrusu yardım içeriği çevirmek de gerçekten çok sıkıcı. Neredeyse hiç ofis programı kullanmadığımdan her çevirinin geçtiği yere bakıp ona göre çeviri yapmam gerçekten çok vakit alıyordu. Hiçbir karşılığı olmayan bir işte bu kadar uzun süre motivasyonu üst seviyede tutmak kolay olmadı.

Yapılacak işin gerekliliği ve önemi değişmedi ama 5 aylık sürede oldukça tempolu çalışarak elimden geleni yaptığımı düşünerek bana müsade diyorum. Yeni ders yılının başlamasıyla yapılacak yeni işler, birlikte çalışılacak yeni öğrenciler olacağından artık LibreOffice çevirilerine vakit ayıramayacağım. Fırsat bulduğumda çeviri akşamlarına yine katılırım ama o kadar. Bu süreçte birlikte çalıştığımız tüm ekibe ve özellikle Zeki Bildirici'ye teşekkür ediyor, kolaylıklar diliyorum.

hoşçakal kardeşim deniz

Nerelisin sorusuna Ankaralıyım demeye utanacak kadar çok zaman Çanakkale'de yaşadım. Hiç kimseyi tanımadan geldiğim bu şehirde harika in...