Yaklaşık 5 ay önce LibreOffice için arayüzü %100, yardım içeriği de %40 Türkçe diye yazmıştım. Ofis paketinin en fazla lisans bedeli ödenen yazılımlardan biri olduğunu bildiğim için çeviri işini çok uzun zamandır kendisine bir görev bellemiş olan Zeki Bildiriciyle birlikte çalışacak bir ekip kurmaya çalıştık. Dönem dönem sayısı değişse de şimdilerde yaklaşık 5-6 kişilik bir ekip fırsat buldukça LibreOffice için çeviri yapıyor. Çeviri konusunda birbirimize danışmak, konuşmak, tanışmak için Çarşamba akşamları saat 21'de Çeviri Akşamları adı altında irc toplantıları düzenlemeye devam ediyoruz.
Eylül ayı başlangıcı itibariyle yardım içeriğinin Türkçe çeviri oranı %70'e ulaştı. Bu yaklaşık 130.000 yeni kelimenin çevrilmesi demek. Bir bu kadar daha çeviri yapılınca tamamlanacak ama ben yoruldum artık. Bir konuya bu kadar uzun süre çok fazla mesai harcayınca konu giderek sıkıcı gelmeye başlıyor insana. İşin doğrusu yardım içeriği çevirmek de gerçekten çok sıkıcı. Neredeyse hiç ofis programı kullanmadığımdan her çevirinin geçtiği yere bakıp ona göre çeviri yapmam gerçekten çok vakit alıyordu. Hiçbir karşılığı olmayan bir işte bu kadar uzun süre motivasyonu üst seviyede tutmak kolay olmadı.
Yapılacak işin gerekliliği ve önemi değişmedi ama 5 aylık sürede oldukça tempolu çalışarak elimden geleni yaptığımı düşünerek bana müsade diyorum. Yeni ders yılının başlamasıyla yapılacak yeni işler, birlikte çalışılacak yeni öğrenciler olacağından artık LibreOffice çevirilerine vakit ayıramayacağım. Fırsat bulduğumda çeviri akşamlarına yine katılırım ama o kadar. Bu süreçte birlikte çalıştığımız tüm ekibe ve özellikle Zeki Bildirici'ye teşekkür ediyor, kolaylıklar diliyorum.
veda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
veda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Eylül 2012 Pazartesi
22 Mayıs 2012 Salı
House M.D. 8 yılın ardından sona erdi
En uzun süredir seyrettiğim dizilerden biri olan House M.D. çok güzel bölümle sona erdi. Hastayla, hastalıkla ya da hayatla ilgilenmeyen sadece çözülmesi zor vakaların bulmacasıyla ilgilenen doktor House'u izlemek bir dedektifin suçluyu bulmasını seyretmek gibiydi.
Altyazısı olmadan en kolay izlediğim dizilerden biriydi House; çünkü ingilizcesini anlamadığım şeylerin altyazısını okuyunca da anlamıyordum ;) Bu taraftan bakınca zevk alması zor da bir diziydi. Katilin uşak olduğunu tahmin etmek için bir uzmanlık gerekmezken karaciğerinde problem varmış gibi görünen birinin aslında beyninde ur olduğunu tahmin etmek bir yana bunu anlayan doktoru takdir etmek bile kolay iş değil. Bir çocuğun ölmeden otopsiye alması, kutuptaki birinin hastalığı uzaktan teşhis ve tedavi etmesi nispeten kolay takdir edilir bölümlerdi benim açımdan.
Her bölümde yenilenen hastaların hikayelerinin yanında etrafındaki doktorlarla, ekibiyle ilişkileri olmasa pek az kişinin takip edebileceği bir dizi olabilecekken House etrafındaki kurgunun çok başarılı olması sayesinde 8 yıl ilgiyle seyredildi. Bir röportajında 'bu kadar senede gerçek bir doktor olup, insanlara yardımcı olabilecekken hala doktormuş gibi rol yapıyorum' diyen Hugh Laurie'nin oyunculuğu hep aynı düzeyde kaldı yıllar boyunca.
Son sezonu izlerken bu kadar uzun süre severek izlenen bir dizinin sonu nasıl olacak acaba diye merak ediyordum doğrusu. Lost'un sonunu hatırladıkça benzer bir son olmasından da korkuyordum. Son bölümün başlangıcı benzer şeyler çağrıştırsa da House çok bozdu denecek bir son olmadı neyse ki. Sondan bir önceki bölümdeki çok mutsuz havayla bile bitmedi dizi. Ben geçen hafta son bölümde göz yaşları sel olur diye tahmin etmiştim ama tam tersine hayat dolu, neşeli bir final oldu.
6 Ocak 2012 Cuma
comu pardus yansı ve depoları artık hizmet dışı
Pardus'un kurulan ve çalışan iso kalıplarını bulundurduğumuz ftp yansısı ve paket depolarının comu yansıları bundan böyle hizmet vermeyecektir. Eğer bu sunucuları kullanıyorsanız paket yöneticinizde gerekli düzenlemeleri yapmanız güncellemeleri kaçırmamanız açısından faydalı olacaktır.
Paket yöneticisini öntanımlı ayarlarıyla kullanan Pardus kullanıcılarını etkileyen bir şey olmayacaktır.
Paket yöneticisini öntanımlı ayarlarıyla kullanan Pardus kullanıcılarını etkileyen bir şey olmayacaktır.
3 Ocak 2012 Salı
Pardus temelli dağıtım mevzusu
Pardus ülkemizdeki en geniş özgür yazılım topluluğunu bir araya getirmiş bir projedir. Kitlelerin linux ve özgür yazılımla tanışmalarına ve kullanmalarına önemli ölçüde katkısı olmuştur. Buna rağmen ne kamuda ne de özel sektörde yaygın şekilde kullanıldığını söylemek mümkün değildir.
Pardus kendi kullanıcı kitlesini kucaklayan bir özgür yazılım projesi olmamıştır. Gelinen noktada maaşlı çalıştırdığı geliştiricileri haricinde gönüllü geliştiricisi yok denecek kadar aza inmiştir.
İlk yıllarında (ne kadar gerekli olduğu tartışılabilir olmasına rağmen) ortaya konan inovatif teknolojilerin yerine/yanına yenilerinin eklenmediği açıkça görülmektedir. İki Pardus sürümünü birbirinden ayıran Pardus'un kendi yazılımlarından bahsetmek mümkün değildir.
Pardus iş yapış şekliyle de bir kamu kurumu olmanın bürokrasisinden sıyrılamamıştır. Kendi internet sayfasını yıllarca yenileyememesi, gönüllü geliştiricilere (ki proje ekosisteminin en önemli parçası olması gereken kısımdır) en kısıtlı şeyleri bile yıllarca sunmaması gibi konular herkesin bilgisi dahilindedir. Kurumun kendi sürdürmek zorunda olduğu işlerin yapılmasının getirdiği alışkanlıkla çalışanlarının kendi aralarında aldıkları kararların gönüllülere tebliğ edilmesi çokça yaşanan ve rahatsız edici konuların başında gelmektedir. Hatta bazı konular şifaen toplantılarda söylenmesine rağmen yazılı olarak (eposta, blog, twit vb.) hiç bir zaman geliştiricilere iletilmemiştir.
Benim başını çektiğim iki proje haricinde dışarıdan herhangi bir geliştirici grupla birlikte iş yapılmamış olmasının nedeni memlekette Pardus'la birlikte üretmek isteyen kimse olmaması değil; bu işe kalkışacak kişilerde evliya sabrı olmamasıdır. Geliştirici ekiple iletişim kurmak son derece kolayken idari taraftan cevap alabilmek bile ciddi sabır işidir.
Sene 2012 olmuşken Pardus teknolojisi dediğimiz şeylerin hiç biri başka bir dağıtımda bulunmayan şeyler değildir. Zaten özgür yazılımın doğası onun bir sadece bir dağıtımda varolmasına imkan vermez. Peki o zaman Pardus temelli bir dağıtım fikri nereden çıktı? Bu konu üzerinde konuştuğumuz arkadaşlarımı bağlamadan kendi fikirlerimi yazdığımı not düşerek cevap vereyim buna: Her ne kadar Pardus'un gönüllü aktif katılımcısı kalmamış olsa bile projeye veya ekibe küsmüş/küstürülmüş/küsmeden ayrılmış insan sayısı hiç de az değil. Geliştirici olma hevesiyle çalışan genç bir grup var. Tübitak ekibi Pardus dağıtımının sürdürülmesi işini hala yürütürken onu temel alıp üzerine bir şeyler koyan yeni bir dağıtımın sürdürülebilir ve verimli olduğunu düşündüm. Başlangıçta üzerine çok fazla yenilik koyamasak bile en azından iş yapış yöntemindeki beğenmediğimiz şeylerin yerine yenilerini koyabilirdik. Eğer yapabilseydik eminim önemli bir iş olurdu. Hala bu işe kalkışmak isteyen olursa onlara kolaylıklar diliyorum.
Tübitak/Pardus tarafıdaki belirsizlikler/belli olan şeyler nedeniyle artık Pardus temelli bir dağıtımın ne sürdürülebilir ne de verimli olacağını düşünmüyorum. Başka bir dağıtımı temel alan yeni bir dağıtım işine kalkışmanın da gerekli olduğunu düşünmüyorum. İlla bu işe girmek isteyenler için gerekenden fazla başlamış proje var, birine dahil olmak sıfırdan başlamaktan iyi olur bence. Tabi parlak bir fikir varsa baştan da başlanabilir elbette.
Geliştici olarak Pardus'la ilişkim 'müzikal ayrılıklar nedeniyle' bir süre önce bitmişti. Bu hafta içinde kullanıcı olarak da yollarımızı ayırıyorum (soran olursa: debian).
Hadi selametle...
not1: Küfür yoksa her yorumu yayınlıyorum.
not2: Yazdığım her şeyi detaylandırabilirim ama kime faydası olur bunun? Amacımın birşeylere suçlular bulmak olmadığı anlaşılmıştır diye umuyorum. Durum tespiti olarak yazdım bunları.
not3: 'Pardus tarafında hiç mi iyi şey yapılmadı?'diye soracak olanlara bundan önce yıllarca blogumda yazdığım yazılarımın, listelerdeki epostalarımın, seminer konuşmalarımın filan linklerini vermek isterim. Sadece eleştirilerimi yazmaya hakkım var.
Pardus kendi kullanıcı kitlesini kucaklayan bir özgür yazılım projesi olmamıştır. Gelinen noktada maaşlı çalıştırdığı geliştiricileri haricinde gönüllü geliştiricisi yok denecek kadar aza inmiştir.
İlk yıllarında (ne kadar gerekli olduğu tartışılabilir olmasına rağmen) ortaya konan inovatif teknolojilerin yerine/yanına yenilerinin eklenmediği açıkça görülmektedir. İki Pardus sürümünü birbirinden ayıran Pardus'un kendi yazılımlarından bahsetmek mümkün değildir.
Pardus iş yapış şekliyle de bir kamu kurumu olmanın bürokrasisinden sıyrılamamıştır. Kendi internet sayfasını yıllarca yenileyememesi, gönüllü geliştiricilere (ki proje ekosisteminin en önemli parçası olması gereken kısımdır) en kısıtlı şeyleri bile yıllarca sunmaması gibi konular herkesin bilgisi dahilindedir. Kurumun kendi sürdürmek zorunda olduğu işlerin yapılmasının getirdiği alışkanlıkla çalışanlarının kendi aralarında aldıkları kararların gönüllülere tebliğ edilmesi çokça yaşanan ve rahatsız edici konuların başında gelmektedir. Hatta bazı konular şifaen toplantılarda söylenmesine rağmen yazılı olarak (eposta, blog, twit vb.) hiç bir zaman geliştiricilere iletilmemiştir.
Benim başını çektiğim iki proje haricinde dışarıdan herhangi bir geliştirici grupla birlikte iş yapılmamış olmasının nedeni memlekette Pardus'la birlikte üretmek isteyen kimse olmaması değil; bu işe kalkışacak kişilerde evliya sabrı olmamasıdır. Geliştirici ekiple iletişim kurmak son derece kolayken idari taraftan cevap alabilmek bile ciddi sabır işidir.
Sene 2012 olmuşken Pardus teknolojisi dediğimiz şeylerin hiç biri başka bir dağıtımda bulunmayan şeyler değildir. Zaten özgür yazılımın doğası onun bir sadece bir dağıtımda varolmasına imkan vermez. Peki o zaman Pardus temelli bir dağıtım fikri nereden çıktı? Bu konu üzerinde konuştuğumuz arkadaşlarımı bağlamadan kendi fikirlerimi yazdığımı not düşerek cevap vereyim buna: Her ne kadar Pardus'un gönüllü aktif katılımcısı kalmamış olsa bile projeye veya ekibe küsmüş/küstürülmüş/küsmeden ayrılmış insan sayısı hiç de az değil. Geliştirici olma hevesiyle çalışan genç bir grup var. Tübitak ekibi Pardus dağıtımının sürdürülmesi işini hala yürütürken onu temel alıp üzerine bir şeyler koyan yeni bir dağıtımın sürdürülebilir ve verimli olduğunu düşündüm. Başlangıçta üzerine çok fazla yenilik koyamasak bile en azından iş yapış yöntemindeki beğenmediğimiz şeylerin yerine yenilerini koyabilirdik. Eğer yapabilseydik eminim önemli bir iş olurdu. Hala bu işe kalkışmak isteyen olursa onlara kolaylıklar diliyorum.
Tübitak/Pardus tarafıdaki belirsizlikler/belli olan şeyler nedeniyle artık Pardus temelli bir dağıtımın ne sürdürülebilir ne de verimli olacağını düşünmüyorum. Başka bir dağıtımı temel alan yeni bir dağıtım işine kalkışmanın da gerekli olduğunu düşünmüyorum. İlla bu işe girmek isteyenler için gerekenden fazla başlamış proje var, birine dahil olmak sıfırdan başlamaktan iyi olur bence. Tabi parlak bir fikir varsa baştan da başlanabilir elbette.
Geliştici olarak Pardus'la ilişkim 'müzikal ayrılıklar nedeniyle' bir süre önce bitmişti. Bu hafta içinde kullanıcı olarak da yollarımızı ayırıyorum (soran olursa: debian).
Hadi selametle...
not1: Küfür yoksa her yorumu yayınlıyorum.
not2: Yazdığım her şeyi detaylandırabilirim ama kime faydası olur bunun? Amacımın birşeylere suçlular bulmak olmadığı anlaşılmıştır diye umuyorum. Durum tespiti olarak yazdım bunları.
not3: 'Pardus tarafında hiç mi iyi şey yapılmadı?'diye soracak olanlara bundan önce yıllarca blogumda yazdığım yazılarımın, listelerdeki epostalarımın, seminer konuşmalarımın filan linklerini vermek isterim. Sadece eleştirilerimi yazmaya hakkım var.
26 Haziran 2008 Perşembe
Kuşlar yuvadan uçtular
Dün oldukça kalabalık bir törenle mezunlarımızı uğurladık. Mezuniyet törenleri insanın farklı duyguları bir arada yaşadığı yerler oluyor. Elbette öğrencilerinizin okulu başarıyla tamamlamalarına seviniyorsunuz ama çoğunu bir daha göremeyecek olmak da üzücü bir durum. Yine de daha dün üniversiteye başlamış bu yavrucakların ;) şimdi birer mühendis olarak mezun olmaları, giderken samimi birer vedaları içinizdeki hüznü almasa da çok duygulandırıcı şeyler.
Bu dönemin benim için özel olan taraflarından biri de dört yıldır kesintisiz bir arada olduğum nadir dönemlerden biri olması. Askerlik, ıvır zıvır bir şeyler araya girmeden gelişimlerini, büyüdüklerini gördüğüm bu çocukları kocaman kucaklıyor, başarılar diliyorum.
Yolunuz açık olsun arkadaşlar.
Bu dönemin benim için özel olan taraflarından biri de dört yıldır kesintisiz bir arada olduğum nadir dönemlerden biri olması. Askerlik, ıvır zıvır bir şeyler araya girmeden gelişimlerini, büyüdüklerini gördüğüm bu çocukları kocaman kucaklıyor, başarılar diliyorum.
Yolunuz açık olsun arkadaşlar.
26 Mayıs 2008 Pazartesi
elveda bt
Kurulduğundan bu yana akademik danışmanı olduğum Bilişim Topluluğunun akademik danışmanlığından ayrıldım. Bu görevi artık Mustafa yürütecek.
24 Mart 2008 Pazartesi
elveda last.fm
Yaklaşık bir ay kadar önce last.fm üyeliğimi ayda 3$ vererek yükseltmiştim. Az önce de dinlediğim şarkıların bir yerde depolanması fikri birden pek saçma göründü gözüme ve last.fm üyeliğimi iptal ettirdim. Halbuki sadece oradan irtibatım olan tanıdıklarım da vardı.
Hayatım hep ani vedalarla doludur benim.
Hayatım hep ani vedalarla doludur benim.
24 Haziran 2007 Pazar
Kuşlar yuvadan uçtular
Cuma günü oldukça kalabalık bir törenle mezunlarımızı uğurladık. Mezuniyet törenleri insanın farklı duyguları bir arada yaşadığı yerler oluyor. Elbette öğrencilerinizin okulu başarıyla tamamlamalarına seviniyorsunuz ama çoğunu bir daha göremeyecek olmak da üzücü bir durum. Yine de daha dün üniversiteye başlamış bu yavrucakların ;) şimdi birer mühendis olarak mezun olmaları, giderken samimi birer vedaları içinizdeki hüznü almasa da çok duygulandırıcı şeyler. Örneğin iki yıl önce yanımızda staj yapan ve o zamandan bu yana neredeyse hiç görmediğimiz Behice'nin mezuniyetten bir gün önce bilgi işlemi ziyeret etmesi hepimizi pek memnun etti.
Bir diğer üzücü durum ise mezun olan öğrencilerin çok büyük bir kısmının yoksulluk sınırının alında bir ücretle çalışacak olmaları. Türk-İş'in açıkladığı verilere göre Mayıs 2007'de açlık sınırı 626 YTL, yoksulluk sınırı 2040 YTL. Hal böyle olunca öğrencileri üniversitede kalmaları konusunda teşvik etmek de mümkün olmuyor. Ne üniversite birincisi olan Oğuz'a, ne bölüm ikincisi olan Pınar'a ne de diğer mezun olan öğrencilerime (birlikte çalışmayı istememe rağmen) yoksulluk sınırının yarısı ücretle (bir araştırma görevlisi ayda yaklaşık 1000YTL alıyor) çalışmalarını tavsiye etmedim.
Yolunuz açık olsun arkadaşlar.
Bir diğer üzücü durum ise mezun olan öğrencilerin çok büyük bir kısmının yoksulluk sınırının alında bir ücretle çalışacak olmaları. Türk-İş'in açıkladığı verilere göre Mayıs 2007'de açlık sınırı 626 YTL, yoksulluk sınırı 2040 YTL. Hal böyle olunca öğrencileri üniversitede kalmaları konusunda teşvik etmek de mümkün olmuyor. Ne üniversite birincisi olan Oğuz'a, ne bölüm ikincisi olan Pınar'a ne de diğer mezun olan öğrencilerime (birlikte çalışmayı istememe rağmen) yoksulluk sınırının yarısı ücretle (bir araştırma görevlisi ayda yaklaşık 1000YTL alıyor) çalışmalarını tavsiye etmedim.
Yolunuz açık olsun arkadaşlar.
7 Nisan 2007 Cumartesi
ayrılış
Bir yıldan uzun bir süredir çalıştığım lkd seminer çalışma grubu başkanlığından ayrıldım. Geriye dönüp baktığımda harcanmış yüzlerce saat mesai, okunmuş binlerce mail (5368), yazılmış binden fazla (1487) mail görüyorum.
Seminer-cg üyeliğim sayesinde bir çok harika insanla tanıştım, birlikte çalıştım, bazılarıyla arkadaş oldum. Hiç hesapta olmayan yerlere gittim. Hatta bir de kaza yaptım.
Neymiş bu seminer-cg, ne yapıyormuş diyenler buraya bakabilirler. Tıklamaya üşenenler için ben birkaç sayı vereyim: Son şenlikten bu yana 94 seminer düzenlenmiş, 20 kişi gezici seminerler için seferi olmuş, 78 yeni seminer notu hazırlanmış, 46 kişi ilk defa lkd seminerinde konuşmuş.
Her ne kadar sonunun böyle olması berbat da olsa Doruk Fişek, S.Çağlar Onur ve M.Barış Demiray dan sonra seminer-cg'nin yükünü taşıyanlardan olduğum için mutluyum.
Kendisi nasılsa yazacaktır ama Pınar da artık seminer-cg üyesi değil.
Seminer-cg üyeliğim sayesinde bir çok harika insanla tanıştım, birlikte çalıştım, bazılarıyla arkadaş oldum. Hiç hesapta olmayan yerlere gittim. Hatta bir de kaza yaptım.
Neymiş bu seminer-cg, ne yapıyormuş diyenler buraya bakabilirler. Tıklamaya üşenenler için ben birkaç sayı vereyim: Son şenlikten bu yana 94 seminer düzenlenmiş, 20 kişi gezici seminerler için seferi olmuş, 78 yeni seminer notu hazırlanmış, 46 kişi ilk defa lkd seminerinde konuşmuş.
Her ne kadar sonunun böyle olması berbat da olsa Doruk Fişek, S.Çağlar Onur ve M.Barış Demiray dan sonra seminer-cg'nin yükünü taşıyanlardan olduğum için mutluyum.
Kendisi nasılsa yazacaktır ama Pınar da artık seminer-cg üyesi değil.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
karanfil elden ele - Hitchcock/Truffaut
Alfred Hitchcock neredeyse bütün filmlerini edebiyattan esinlenerek çekmiş bir yönetmen. Bir romanı/öyküyü hızlıca okuyup aklında kalan fikr...
-
Konuşmak bedava ama onlar kodu gösterecekler: Pınar Yanardağ: Application for Evolution's encryption and key selection interface project...
-
Bu yıl kabul edilen bizim çocuklar: Serdar Yıldız - GAMS / AMPL Interface Mesutcan Kurt - Python Multi Build İsmail Kuru - Integration of t...
-
Dün özgürlükiçin forumlarında okuduğum konu doğru mu diye gidip yerinde gördüm. Çanakkale'ye bir buçuk ay önce gönderilmiş olan etkileşi...
