yazılım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazılım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2018 Salı

"Kod yazabiliyorum ama algoritmasını yazamıyorum"

Yıllardır bilgisayar mühendisliği öğrencilerine algoritma ve programlamaya giriş anlatıyorum. Bütün eğitim hayatları boyunca sadece problem çözmeye odaklanmış olan öğrenciler için problemi çözme süreci üzerinde düşünmek çok zor geliyor. Öğrencilerin bir kısmı üniversiteye gelmeden önce de kodlamayı bir miktar biliyor olmasına rağmen bir problemi hangi süreçleri takip ederek çözdükleri üzerine neredeyse hiç düşünmemiş oluyorlar. Bu elbette bireysel olarak onların eksikliği değil, onları bu hale eğitim sistemimiz getiriyor.

Algoritma üzerinde düşünmek aslında problemi çözmek değil de onu çözümlemek anlamına geliyor. Üniversiteye gelene kadar problem çözümlerinde hep kısa yollar, formüller öğrenmiş; kavramları, tanımları önemsememiş gençler için bunları öğrenmek ve üzerinde düşünmek zorlu bir süreç oluyor. Hemen kod yazmaya geçmek istiyorlar ama problemi çözümlemeden kodunu yazmak işlevsiz bir çaba oluyor. Algoritma yazmak veya akış şeması çizmek için harcanan zaman boşa geçiyormuş gibi geliyor genç arkadaşlara.

Bu denizi doldurmak için yapılan çalışmalara benziyor biraz. Kayaları taşıyan ilk kamyonların döktüklerinin suyun içinde kaybolup gittiğini görürüz başlarda. Sanki bir sonsuzluğun içine bıraktığımız bu kayalar asla kıyının seviyesine gelemeyecek gibidir. Eğer yeterince kayayı suya dökersek zamanla suyun yüzeyinden görülebilir olduklarını görürüz. Bu işleme sabırla devam edince kayalar suyun yüzeyini de aşarlar. Programlama öğrenme sürecinin başında algoritma üzerinde düşünürken, yazarken işte bu kayaları denize döküyoruz. Hemen ortaya bir şey çıkarmak isteyenler, for'ları, while'ları ve if'leri yazmak ve o denizi hemen doldurmak istiyorlar.

Karl Marx'ın en kötü mimarı en iyi arıdan ayıran özelliğinin mimarın yapacağı işi önce aklında inşa etmesi olarak vurgulamasını yazılım dünyası için de düşünmek hatalı olmayacaktır. 



İşin doğrusu bazı durumlarda çözülecek problem üzerinde çokça düşünmeye değecek kadar derinlikli olmuyor. Hele iş hayatında insanın karşısına sürekli meydan okumalarla dolu sorunlar çıkmıyor. Süreç üzerinde düşünme disiplini olmayan biri için her sorun böyle kolayca çözülebilir gibi geliyor olabilir ama elbette her zaman böyle olmuyor.

Bir örnekle problemin önce akılda çözülmesinin önemini göstermek istiyorum. Aşağıda bir üçgen şeklinde dizilmiş sayılara bakalım. Bize yukarıdan aşağı doğru sadece birbirine temas eden sayılarla elde edebileceğimiz en büyük toplam soruluyor olsun.
Takip edilebilecek rotaların sayısı sadece 8 olduğundan olası bütün rotaları hesaplayıp en büyüğünü seçersek 308 toplamını bulmak zor olmayacaktır. Şimdi bu sayı dizisini biraz büyütelim.

Yukarıdaki şekilde 15 satır var, yani takip edilebilecek rotaların sayısı 2^14 tane. Bu da 16384 farklı rota demek oluyor. İlkine göre bir hayli fazla olsa da burada da tüm rotaları hesaplayıp en büyüğünü seçmek imkanı var. En yavaş bilgisayarlarda bile oldukça kısa sürede hesaplanabilecek şekilde kodlamak mümkün bu yöntemi.

Peki ya satırların sayısı 100 olsaydı? Bu durumda hesaplanacak farklı rota sayısı 2^99 olacaktı. Bu da 633825300114114700748351602688 farklı rota demek olur. Bu 30 basamaklı bir sayı olduğundan bütün rotaları hesaplayarak sonuca ulaşamayacağımız herkes için çok açık olmalı. Ne bu kadar farklı rotayı hesaplayabilir ne de, hesaplasak bile, bunları bir yerde saklayabiliriz. İşte "kod yazabiliyorum ama algoritmasını yazamıyorum" diyenlerin tıkandığı nokta burasıdır. Yöntem üzerinde düşünmeyen ancak sonucu apaçık görünen problemleri çözebilir.

Buraya kadar sabırla okuyanlar için çözümü de yazıp öyle bitirmek istiyorum bu yazıyı. Çözümü 8 farklı rotanın olduğu durum için anlatacağım ama kolayca genişletebilirsiniz. Problemi yukarıdan aşağıya doğru değil de aşağıdan yukarı doğru çözmeye çalışalım. En alttaki satırın bir üstüne kadar gelmiş olsaydık en alt satırdakilerden hangisini seçerdik diye düşünelim. Yani bir şekilde 17'ye gelmiş olsaydık, en büyük toplamı elde etmek için 18'e mi, 35'e mi giderdik? Elbette 35'e gitmeliydik. Aynı şekilde 47'den de 87'ye gitmeliydik. Son olarak 82'den de 87'ye giderdik. O zaman üçüncü satırdaki her sayıdan altındaki satırdaki ulaşabildiği sayıların en büyüğüne gideceğimizi görmüş olduk. Şimdi problem şu hale geldi.

                                   75
                       95                       64
17+max(18,35)  47+max(35,87)  82+max(87, 10)

İşlemleri yapınca:

     75
   95 64
52 134 169

Aynı işlemi ikinci satır için yapalım:
                         75
95+max(52,134) 64+max(134,169)

Burada işlemleri yapalım:
     75
229 233

Aradığımız sonuç böylece 75+max(229,233)=308 olacaktır. Bir kere böyle düşünmeyi akıl ettiğimizde satır sayısının ne kadar fazla olduğunun bir önemi kalmayacaktır. Yazacağımız kod 100 satır için bir saniyede çözüm bulacakken, bunu düşünmeyenlerin yazacağı kod milyarlarca yılda sonlanmayacaktır. Algoritma hakkında düşünmek ve düşünmemek arasındaki fark işte bu büyük uçurumdur.

2 Mayıs 2017 Salı

Açık kaynak sadece kaynak koda erişim anlamına gelmez!

Açık kaynak (open source) Türkçede nadiren doğru kullanılan bir terim. Özgür yazılım yerine bilerek/bilmeyerek açık kaynak denildiği gibi bazen de sadece kaynak kodun ulaşılabilir olması bile bir yazılıma açık kaynak denilmesine neden olabiliyor. Özgür yazılım ile açık kaynak yazılım arasındaki farkları başka bir yazıya bırakarak burada bir yazılımın açık kaynak yazılım sayılabilmesi için gerekli koşulları açıklayalım.



Açık kaynak girişimi genel kanının aksine özgür yazılım hareketinden çok sonra başlamıştır. Özgür yazılım gönüllülerinin taraftarı olmadıkları bir yazılım felsefesi olsa da açık kaynak yazılımların sadece kaynak kodlarının açık olduğu, başka bir özgürlüğü beraberinde getirmediği fikrini maalesef çok yaygın olarak duyuyoruz. Hatta özel mülk bir yazılımın kaynak kodunu github benzeri bir ortamda görenlerin onu açık kaynak yazılım sanması bile az rastlanır bir şey değil. Aslında son derece açık bir konu olmasına rağmen en çok kafa karışıklığına neden olan konulardan da biri. Bir açık kaynak yazılım lisansının sağlaması gereken şartlar aşağıdaki gibi:


1. Ücretsiz yeniden dağıtım
Bir açık kaynak yazılım lisansı ile yazılımın satışı veya başka yazılımların bir parçası olarak dağıtılması kısıtlanamaz ve bu satışlardan bir pay talep edilemez.

2. Kaynak kod
Programın kaynak kodu içermesi ve derlenmiş haline olduğu gibi kaynak kodun da dağıtılmasına izin vermesi gereklidir. Programın kaynak kodu içermeyen bir biçimi varsa tercihen web adresinden ücretsiz indirilmesine izin verilmelidir. Kaynak kodun bir programcının değiştirebileceği bir biçimde olması gerekir. Kasten karmaşıklaştırılmış veya bir çeviriciden geçirilmiş kodlar kabul edilmez.

3. Türetilen işler
Bir açık kaynak lisansı değişikliklere ve türetilen işlere izin vermeli ve onların özgün yazılımın lisansı ile aynı şartlarda dağıtılmasına izin vermelidir.

4. Yazarın kaynak kodunun bütünlüğü
Lisans yazılımın kaynak kodunun değiştirilmiş halinin dağıtılmasını ancak tek bir durumda kısıtlayabilir. Bunun mümkün olabilmesi için yazılım kaynak koduyla birlikte derleme zamanında kullanılabilecek yama dosyalarının dağıtımına izin verilmelidir. Böyle bir şey yapıldığında lisansta açıkça yazılımın değişiklik yapılmış kaynak koddan derlenebileceği belirtilmelidir. Yazılım kaynak kodda değişiklik yapılıp derlendiğinde isminin veya sürüm numarasının değiştirilmesini gerekli kılabilir.

5. Kişi veya gruplara yönelik ayrımcılık yapılamaz
Yazılım lisansıyla herhangi bir kişiye veya gruba yönelik bir kısıtlama getirilemez. Bazı ülkelerin ticaret kanunları böyle şeyler yapmayı zorunlu kılıyor olabilir ama lisansta bu yasalara uyma gerekliliğini hatırlatılabilir ancak kendisi bu kısıtlamalara dahil olamaz.

6. Çalışma alanına yönelik ayrımcılık yapılamaz
Yazılımın herhangi bir amaç için çalıştırılması engellenemez. Örneğin bir yazılımın ticari kullanım veya genetik araştırmalar için kullanılması kısıtlanamaz.

7. Lisansın dağıtımı
Programa eklenen haklar ayrıca bir sözleşmeye gerek kalmadan programın yeniden dağıtıldığı herkes için geçerli olmalıdır.

8. Lisans bir ürüne özgü olmamalı
Programa eklenen haklar, programın belirli bir yazılım dağıtımının parçası olmasına bağlı olmamalıdır. Program bu dağıtımdan çıkarılır ve lisans koşulları dahilinde kullanılır veya dağıtılırsa, programın yeniden dağıtıldığı tüm taraflar, orijinal yazılım dağıtımı ile birlikte verilenlerle aynı haklara sahip olmalıdır. Örneğin bir ofis paketini açık kaynak lisanslarından biriyle lisansladığınızda bileşenlerinden birinin ancak bu paketle birlikte kullanıldığında lisansla verilen haklara sahip olacağını söyleyemezsiniz. Her bir bileşen ayrı ayrı da kullanılsa lisans aynen geçerli olmalıdır.

9. Lisans diğer yazılımları kısıtlamamalı
Lisans, lisanslı yazılımla birlikte dağıtılan diğer yazılıma kısıtlamalar getirilmemelidir. Örneğin, lisans, aynı ortamda dağıtılan diğer tüm programların açık kaynaklı yazılım olması gerektiğinde ısrar etmemelidir. GPL ile lisanslanan yazılımlar da bu koşulu sağlarlar. Bu koşulu yazılımınızda GPL lisanslı bir kod parçasını veya GPL lisanslı bir kitaplığı kullanmanız durumunda yazılımınızı da GPL ile lisanslamanız gerekmesiyle karıştırmamak gerekir. Bir GNU/Linux dağıtımının açık kaynak lisanslı bir programı dağıtması onun sadece benzer lisanslı yazılımları dağıtabileceği anlamına gelmemesi gibi düşünülebilir.

10. Lisans bir teknolojiye bağımlı olmamalıdır
Lisansın hiçbir hükmü bir teknolojiye veya arayüze bağımlı olmamalıdır. Kullanıcının bir arayüzde koşulları kabul etmesi ve bir düğmeye tıklaması gibi zorunluluklar karşısında alternatifsiz bırakmasına izin verilmemektedir.

Gördüğümüz gibi bir yazılımın açık kaynak lisansına sahip olması onun sadece kaynak kodlarına ulaşılabildiği anlamına gelmediği gibi açık kaynak bir yazılımı alıp kaynak kodunu (lisans özellikle buna izin vermiyorsa) kapatarak dağıtamazsınız. Açık kaynak yazılım lisanslarının listesine buradan bakabilirsiniz.

11 Şubat 2013 Pazartesi

LibreOffice Impress sunumlarınızı Android telefonunuzla uzaktan yönetin

Geçen yıl bir GSOC projesi olarak başlayan araç artık kullanılabilir durumda. Uygulama Android işletim sistemine sahip telefonlarınızdan Linux makinelerinizdeki LibreOffice sunumları yönetebilmenizi sağlıyor. Bir özgür yazılım olan ve tamamen Türkçe kullanılabilen bir ofis paketi olan LibreOffice için benim uzun süredir beklediğim bu uygulamayı bu adresten indirebilirsiniz. Yapılandırması ve kullanımı son derece kolay.

Kullandığınız dağıtımın depolarında LibreOffice 4 henüz bulunmuyorsa bu adresten deb ve rpm paketlerini indirmeniz gerekiyor öncelikle. Bu paketlerden çıkan çalıştırılabilir dosyaların /opt dizini altına yerleştirildiğini hatırlamak önemli. LibreOffice'in ilk çalıştırılmasının ardından Araçlar ▸ Seçenekler ▸ LibreOffice Impress ▸ Genel altından aşağıda gördüğünüz gibi Enable Remote Kontrol seçeneğini işaretlemeniz gerekiyor. Bu ayarın etkin olabilmesi için LibreOffice'in yeniden başlatılması gerekiyor.


Bundan sonra cep telefonunuz ile bilgisayarınızı (daha önce yapmadıysanız) bluetooth üzerinden eşleştirmek gerekiyor. Bunu yaptıktan sonra telefonunuzdaki uygulamayı çalıştırdığınızda kullanmak istediğiniz bilgisayarı seçiyorsunuz. Uygulamayı isterseniz WiFi üzerinden de kullanmanız mümkün. Uygulamanın son derece kullanıcı dostu bir arayüzü var. Aşağıda bir sunum dosyasının telefonda nasıl göründüğünü bulabilirsiniz.


Geliştirici günlüğünde sadece bu araçtan bahsettiğinden gelişmelerden haberdar olmak için takip etmek isteyebilirsiniz. Özgür yazılımın en güzel taraflarından biri de bir üniversite öğrencisine LibreOffice kadar büyük bir proje için bir araç yazma imkanı sunması.

17 Aralık 2011 Cumartesi

Görme engelliler için renkler

Hiç anlam veremediğim reklamlarla, kampanyalarla karşılaşıyorum. Şu kadar şişe kapağı getirirseniz bir firma şu kadar tekerlekli sandalye verecek gibi şeyler bunlar. Firmaya götürdüğümüz şey geri dönüşümden firmaya gelir getirici bir şey olsa arada bir bağlantı kurmak zor olmayacak ama şişe kapağı nedir? Hadi şişe kapağı fiziksel bir şey, facebook sayfamızı beğenen her kişi için şu kadar bağışta bulunacağım diyen bile çıkmıştı hatırlarsınız.

Az önce Renkler Herkes İçindir başlıklı bir sayfa gördüm. Burada kısa bir film var, filmi her seyreden için bir görme engelliye mobil cihazlar üzerinde çalışan bir uygulama ücretsiz verileceği anlatılıyor. Yazılım; görenlerin aklına gelmeyecek ama görme engelliler için faydalı bir iş yapıyor: telefonu bir şeye doğru tuttuğunuzda onun rengini söylüyor.

Sayfanın altında da bir not var: "Türkiye'de 700.000 görme engelli var. Film, şu ana kadar 1.574.278 kere izlendi"

Bir yazılım müşterilerinin iki katı kadarına bedava verilecek hale gelmiş (sponsor tarafından) ama hala ondan özel bir yazılım, ucuz değil filan diye bahsediliyor. Çünkü çoğunluk hala yazılımın parayla satılması zorunluymuş, parasız olanı ya lisanssız ya da kalitesiz olurmuş gibi düşünüyor.

Kamu için faydası bu kadar yüksek, yaygın etkisi büyük bir programın (eğer yoksa) bir özgür alternatifini yazmak eminim zor bir iş olmayacaktır. Bir buçuk milyon kere izlenmeden önce haberimiz olsaydı bütün mobil ortamlarda başarılı bir şekilde çalışan sürümlerini yazmış olurduk. Hatta program bütün dünya dillerini konuşuyor olurdu.

yapay zeka çağında hâlâ bilgisayar mühendisi olunmalı mı?

Yazıyı okumaya sabrı olmayanlar için kısaca söyleyeyim: kimse gelecekle ilgili tavsiye verecek bir şey bilmiyor. Önceden de bilmiyordu bugün...