22 Mayıs 2012 Salı

House M.D. 8 yılın ardından sona erdi

En uzun süredir seyrettiğim dizilerden biri olan House M.D. çok güzel bölümle sona erdi. Hastayla, hastalıkla ya da hayatla ilgilenmeyen sadece çözülmesi zor vakaların bulmacasıyla ilgilenen doktor House'u izlemek bir dedektifin suçluyu bulmasını seyretmek gibiydi. 

Altyazısı olmadan en kolay izlediğim dizilerden biriydi House; çünkü ingilizcesini anlamadığım şeylerin altyazısını okuyunca da anlamıyordum ;) Bu taraftan bakınca zevk alması zor da bir diziydi. Katilin uşak olduğunu tahmin etmek için bir uzmanlık gerekmezken karaciğerinde problem varmış gibi görünen birinin aslında beyninde ur olduğunu tahmin etmek bir yana bunu anlayan doktoru takdir etmek bile kolay iş değil. Bir çocuğun ölmeden otopsiye alması, kutuptaki birinin hastalığı uzaktan teşhis ve tedavi etmesi nispeten kolay takdir edilir bölümlerdi benim açımdan.

Her bölümde yenilenen hastaların hikayelerinin yanında etrafındaki doktorlarla, ekibiyle ilişkileri olmasa pek az kişinin takip edebileceği bir dizi olabilecekken House etrafındaki kurgunun çok başarılı olması sayesinde 8 yıl ilgiyle seyredildi. Bir röportajında 'bu kadar senede gerçek bir doktor olup, insanlara yardımcı olabilecekken hala doktormuş gibi rol yapıyorum' diyen Hugh Laurie'nin oyunculuğu hep aynı düzeyde kaldı yıllar boyunca.

Son sezonu izlerken bu kadar uzun süre severek izlenen bir dizinin sonu nasıl olacak acaba diye merak ediyordum doğrusu. Lost'un sonunu hatırladıkça benzer bir son olmasından da korkuyordum. Son bölümün başlangıcı benzer şeyler çağrıştırsa da House çok bozdu denecek bir son olmadı neyse ki. Sondan bir önceki bölümdeki çok mutsuz havayla bile bitmedi dizi. Ben geçen hafta son bölümde göz yaşları sel olur diye tahmin etmiştim ama tam tersine hayat dolu, neşeli bir final oldu.

20 Mayıs 2012 Pazar

XVII. Türkiye'de İnternet Konferansı ve Akademik Bilişim 2013

Türkiye'de İnternet Konferanslarının onyedincisi bu yıl 7-9 Kasım tarihleri arasında Eskişehir'de Anadolu Üniversitesinin ev sahipliğinde yapılacak.

Onbeşinci Akademik Bilişim Konferansı ise 2013 Şubat ayında Akdeniz Üniversitesinde düzenlenecek.

Bilişim camiasının en büyük iki buluşmasını takvimlerinize şimdiden işaretleyin de sonradan keşke haberim olsaydı demeyin.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

GSOC'da neredeyiz

Google 8 yıldır sürdürdüğü Summer of Code hakkında detaylı bilgiler yayınladıkça[1], [2] büyük resmi görmek biraz daha kolaylaşıyor. Bu yıl 69 ülkeden 1212 kişinin kabul edildiği gsoc'a en fazla katılım 227 kişiyle geçen yıl olduğu gibi yine Hindistan'dan oldu. Hintlilerin bilişim dünyasında çok aktif olduklarını zaten bildiğimizden ve ülkenin çok kalabalık olmasından bu sonuç aslında kimseyi şaşırtmamıştır eminim.

Hindistan'dan kabul edilen öğrenci sayısı bu yıl gsoc'a öğrenci gönderen ülkeler sıralamasındaki son 50 ülkenin toplamıyla neredeyse eşit durumda. Google'ın yayınladığı istatistiklere göre bu yıl en başarılı 15 üniversitenin 7si yine Hindistandan çıktı. Hindistanı takip eden ilk 10 ülke sırasıyla; Amerika, Almanya, Rusya, Çin, Polonya, Sri Lanka, Romanya, Fransa ve Kanada. Bu ülkeler arasında en dikkat çekici olanı yaklaşık 21 milyon nüfuslu Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti. Geçen yıl en fazla öğrencisi kabul edilen üniversite olan Moratuwa Üniversitesi bu yıl da Sri Lanka'nın kabul edilen 42 öğrencisinden 29unu tek başına çıkararak yine ilk sırada yer alıyor. 8 yıllık süreçte en yakın rakibinin iki katından fazla (164) öğrencisi gsoc'a kabul edilen üniversitenin özgür yazılımı çok ciddiye aldığı ve gsoc'a müthiş hazırlandığı ortada.

Bir diğer önemli bilgi de kabul edilenlerin sadece %8.3'ünün kadın olması. 8 yıllık süreçteki en yüksek rakam olmasına rağmen kadınların bu kadar az sayıda olması üzücü bir durum. Bu yıl kabul edilen 15 öğrencimiz arasında sadece bir kızımız (Simge Sezgin) vardı.

Türkiye bu yıl 15 öğrenciyle ülkeler sıralamasında yirminci sırada yeraldı. Geçen yıl bu sayının 7 olduğu düşünülünce ciddi bir artış görülse de, ben ülkemizin potansiyelinin çok daha yukarılarda olduğunu düşünüyorum. Seminer için gittiğim bir çok üniversitede gsoc'un hiç duyulmadığını şaşırarak görüyorum. Belki de asıl şaşırılacak şey Linux'u ve özgür yazılımı hiç duymamış çok daha kalabalık bir kitle olmasıdır.

Gsoc'un özgür yazılıma katkı vermenin tek yolu olmadığını hatırlatıp, 2013 gsoc'da daha büyük bir gruptan bahsedebilmeyi diliyorum.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Çanakkale Anadolu Lisesi Linux Semineri


Daha dün Kocaeli Üniversitesinde konuşmuşken bugün de Çanakkale Anadolu Lisesi onuncu sınıf öğrencileriyle Linux ve özgür yazılımlar hakkında konuştuk. Mesutcan ve Engin ile birlikte kısıtlı zamanda eğlenceli bir sunum yaptık. Özellikle oyun yazma konusunda çokça soru aldık ;) Onuncu sınıf öğrencilerinden sadece iki kişinin Linux adını duymuş olduğunu görünce keşke bu yıl liselere daha fazla gidip konuşsaymışız diye düşündük. Belki gelecek yıl Çanakkale civarındaki liseleri sırayla gezip bir tanıtım faaliyeti düzenleyebiliriz.

Bizi davet öğretmen arkadaşım liseli gençler için bir yaz kampı düzenlersek çok fazla taleple karşılaşacağımızı söyledi. Keşke enerjimiz olsa da bir sonraki yaza böyle bir şey organize edebilsek.

Kocaeli Üniversitesi Bilişim Günleri'nin ardından


Dün Kocaeli Üniversitesi Bilişim Günlerinde Linux ve özgür yazılım hakkında konuşmak için 850km yol yaptık. Bu yıl mezun olacak Engin ve Mesutcan çok başarılı birer konuşmacı oldular. İlk konuşmasını yapan Ahmet zaman geçtikçe bu mevzulara alışacaktır eminim. 100 kadar katılımcının olduğu seminerlerden ben memnun ayrıldım. Umarım oradakiler için de yararlı olmuştur. Bizi samimi bir şekilde ağırlayan başta Uğurcan ve Kıymet olmak üzere bütün öğrenci arkadaşlara teşekkür ediyorum.

Daha önce hiç Kocaeli Üniversitesine gitmeyenler için kısaca okuldan da bahsedeyim istiyorum. Şehir merkezinde üniversite kampüsünü sorduğumuzda bize "arabayı şuraya park edin yürürsünüz" dediler. Biz tembel insanlar olarak okula kadar arabayla gidelim dediğimiz için neredeyse bütün şehri gezdik. Meğer depremden sonra üniversite kampüsünü şehrin dışına, bir dağ başına taşımışlar. Dağ başına diyince mecazi anlamda sanmayın bunu. Cidden dağ başını kasdediyorum. Yoldaki levhada eğim %18 olarak yazıyordu, anlayın artık. Eğer çıkabilirseniz çok büyük ve güzel bir kampüs yapılmış; her şey var içinde. Ama kışın nasıl çıkılıp iniliyordur oradan merak ettim ben.

Dönüş yolunda Bursa'ya uğrayıp Kebapçı İskender'de iskender yedik. Fiyatı pahalı, porsiyonu küçük ama çok lezzetli bulduğumuzu söyleyebilirim.

13 Mayıs 2012 Pazar

Özgür yazılım yerelleştirme platformu: Transifex

Zamanında H.İbrahim Güngör'ün Pardus çevirileri için kurup yapılandırdığı Transifex'i bugünlerde yeniden keşfediyorum. Transifex kendi ihtiyaçlarınız için kurup kullanabilmesinin yanında kendi adresinden de kullanılabilen bir proje. Bu aralar pek severek kullandığım için hakkında kısaca yazmak istiyorum.

Transifex 2008'de Google Summer Of Code projelerinden biri olarak ortaya çıkıyor ve şimdi sadece sekiz kişi tarafından geliştirilen çok büyük bir özgür yazılım yerelleştirme platformu haline geliyor. Katkı vermek için kayıt olmak ve ya google, twitter, facebook ve linkedin hesaplarınızdan biriyle giriş yapmak gerekiyor. 2011 rakamlarıyla 2000 özgür yazılım projesini barındıran, 10000 kullanıcısı olan, 5000000'dan fazla kelimenin çevrildiği ve 30000000'dan fazla insana ulaştığı düşünülen dev bir platform olan Transifex'ten iki türlü faydalanmak mümkün. Kendi projenizi eklemeniz durumunda kayıtlı çevirmenlerin desteğiyle çoklu dil desteğini genişletebileceğiniz gibi (ücretli çeviri yapan çevirmenler de bulunduğundan daha önce neler yaptıklarına bakarak işinizi onlara yaptırma seçeneğiniz de var) siz de diğer projelerin çevirilerine destek olabilirsiniz.

Ben Transifex'te ne yaptığımdan bahsedersem ayrıntıları daha kolay anlatacağım galiba. Özelllikle çevirisine katkıda bulunmak istediğim bir proje yoksa rasgele projelere bakıyorum Türkçe desteği var mı diye. Eğer %100 Türkçe çevirisi varsa şansımı başka bir projede deniyorum. Kısmi bir çeviri varsa burada iki farklı durum olabiliyor. Bazı projelerin çeviri grupları oluyor, bunlara katılmak için talepte bulunmak gerekiyor. Projeye ilk dil desteğini eklemek için başvurmuş kişi grubun yöneticisi olduğundan genellikle kısa sürede onay alınıyor. Bazı projeler ise böyle bir mekanizmayı da kullanmıyor ve her isteyene çevirme yetkisi tanıyor. Böyle bir projeye rastlayınca hemen çevirmeye başlayabiliyorum. Eğer projenin Türkçe çevirisi hiç yoksa projenin yukarıda bahsettiğim politikasına bağlı olarak ya yeni dil için izin istemek gerekiyor ya da izin istemeden kendim oluşturuyorum Türkçe çeviriyi.

Bütün çeviri işlerinde olduğu gibi Transifex kullanırken de :
  • Emin olmadığınız yerleri çevirmemeyi,
  • Çevirinin ciddi bir iş olduğunu,
  • Hatalı çevirinin hiç çeviri olmamasından çok daha kötü olduğunu,
  • Çevirdiğiniz metinleri insanların okuyacağını
akıldan çıkarmamak gerekiyor.

Transifex'teki projelerin arasında çok kapsamlı olanlar olduğu gibi çok küçük çeviri dosyaları olanlar da var. Yarım saatlik gayretle bir projeye ne kadar katkı verebildiğinizi görünce siz de eminim çok mutlu olacaksınız.

10 Mayıs 2012 Perşembe

mpg321 için last.fm desteği

Birinci sınıf öğrencilerime konsol ne harika bir şey diye bahsederken her zamanki gibi mpg321 diye bir şey de var, müzik de dinleniyor diye ekledim. Her ne kadar konsoldan mp3 dinlemeye ihtiyacımız olmasa da yapabiliyor olmak güzel bir şey. Bir süre sonra birinci sınıf öğrencilerimden Esra mpg321 kullanıyorum diye yazınca bir de last.fm desteğine bak onun dedim. Yıllar önce denediğimde bir yamayla bunun üstesinden gelindiğini görmüştüm. Onun için de bunları tecrübe etmeye vesile olacağını düşündüm ama olmuyor, olmuyor serzenişlerini duyunca ben de bakayım dedim.

Son sürümüyle birlikte mpg321'in last.fm'e şarkı göndermede bir sorunu kalmamış görünüyordu; ana sayfasında
Added AudioScrobbler (last.fm) reporting and FFT support in remote mode play.
ifadesi var. Ama klasik olarak nasıl yapılacağı hakkında bir belge yok. help çıktısında sadece
-S                       Report mp3 file to AudioScrobbler
yazıyor ama last.fm kullanıcı adı ve parolasını nereden okuyacağı belirsiz. Benzer bir problemi yaşayan kullanıcıların yine konsoldan medya oynatan pianobar hakkında sordukları soruya verilen cevaba bakınca scrobbler-helper'ın kurulup, yapılandırmanın .scrobbler-helper.conf dosyasına yazılması gerektiğini öğrenip, başka bir program için örnek dosyayı da şuradan kopyalayınca sorun çözüldü. Kullanıcı adı ve parolasını böyle düz metin saklamak pek kötü bir çözüm ama şimdilik tek yol bu gibi görünüyor. Belki bir fırsatta bu destek için bir şeyler yaparız. Örnek dosyayı buraya koyayım da başkasının da işine yarasın.

# ~/.scrobbler_helper.conf
[global]
username=last.fm-user
password=parola
# Optional (the default is UTF-8)
#default_encoding=iso88599
# Optional (the default is "no")
fix_track_name=yes

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Kocaeli Üniversitesi Bilişim Günleri 2012

15-16 Mayıs tarihlerinde Kocaeli Üniversitesinde Bilgisayar Kulubünün düzenleyeceği etkinlikte öğrencilerim Mesutcan Kurt, Engin Manap ve Ahmet Can Kepenek'le birlikte konuşacağız. Etkinliğin ilk gününde "Linux Nedir?", "Üniversitelerde Özgür Yazılım" ve "Özgür Yazılım Öğrencilere Ne Katar" konularında konuşacağız. İlk gün Alternatif Bilişim Derneğinden Ali Rıza Keleş'in de bir konuşması var. İkinci Gün 8 farklı sunum var, ikisini Android hakkında Muharrem Taç yapacak. Etkinlik programına buradan ulaşabilirsiniz.



Salı günü o saatte daha iyi bir işi olmayanları sohbet etmeye bekleriz.

6 Mayıs 2012 Pazar

Hangi Masaüstü Ne Kadar Türkçe Konuşuyor? -4-

Bir yazılıma Türkçe desteği vermek meslekten bilişimci olmayanların da kolaylıkla yapabilecekleri bir şey. Bu konu hakkında yazmak en azından çeviri üzerindeki ilginin azalmamasını sağlamaya yarıyor. Eski yazılarıma [1], [2] ve [3] adreslerinden bakabilirsiniz.

Bugün biraz daha ayrıntılı inceleyelim durumumuzu:

KDE: Arayüz çeviri oranı %77.78, belgelendirme çevirileri ise sadece %3.
GNOME: Arayüz çeviri oranı %88, belgelendirme çevirilerinde oran %0.
LXDE: Arayüz ve belgelendirme ayrımı yok. Çeviri oranı %100.
Enlightenment: Arayüz ve belgelendirme ayrımı yok. Çeviri oranı %100.
Fluxbox: Arayüz ve belgelendirme ayrımı yok. Çeviri oranı %100.
XFCE: Arayüz ve belgelendirme ayrımı yok. Çeviri oranı %100.

Büyük masaüstü ortamları aslında iyi durumda değiller. KDE ve GNOME sürekli geliştirilen ve bu yüzden çevirilerinin güncel tutulması için düzenli çaba gerektiren projeler. XFCE ve LXDE için sadece yeni sürümlerden önce sıkı bir çalışma yeterli oluyor. Enlightenment ve Fluxbox uzun süredir yeni sürümü çıkmayan projeler.

Belgelendirmelerin çevirileri konusunda ne kadar kötü durumda olduğumuzu söylemeye gerek yok aslında. KDE ve GNOME için belgelendirme çevirisi neredeyse hiç yapılmamış duruyor. Arayüz kadar önemli olan belgelendirmelerin çevirileri olmayınca yabancı dil bilmeyen insanlara bu masaüstlerini kullandırmanın ne kadar zor olduğu ortada.

LibreOffice'deki durumumuz da şöyle: Arayüzün %100'ü, belgelendirmelerin ise %46'sı Türkçeye çevirilmiş durumda. Kullanıcının ilk karşılaştığı şey arayüz olsa da belgelendirmenin tamamen Türkçe olması her işletim sisteminde çalışabilen bir özgür ofis paketi olan LibreOffice'in yaygınlığını mutlaka arttıracaktır. Zeki Bildirici'nin bu konuda neredeyse tek başına yürüttüğü çalışmalara nasıl destek verebileceğinizi buradan okuyabilirsiniz.

Yapacağınız küçük katkıları küçümsemeyin. Bir kişi fark yaratır.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Bozcaada'da buluşuyoruz


Bu yıl 21-24 Haziran tarihlerinde Bozcaada'da 8. Şarap Tadım Günleri düzenlenecek. Program oldukça eğlenceli görünüyor. Daha önce bu etkinliğe katılmış biri olarak Bozcaada'nın özellikle bu günlerde çok hareketli ve neşeli olduğunu söyleyebilirim. Etkinlikten zevk almak için illa şarap içmenin gerekmediğini, denizin ve yemeklerin de çok güzel olduğunu söyleyeyim. 4 gün katılamam diyenler için sadece haftasonu seçeneği de yeterince keyifli olacaktır.

Bu yıl Şarap Tadım Günleriyle eş zamanlı bir özgür yazılım etkinliği düzenleyelim diyorum. Adada kalacak çok güzel oteller var. Ben daha önce Ebruli Otel'de kaldım çok da memnun ayrıldım. Başka bir sürü küçük otel de mevcut. Buradan birini beğenip yer ayırtabilirsiniz. Ada çok küçük olduğundan hangi otelde konakladığınızın pek önemi olmayacaktır. Henüz bizim program belli olmadığından sabah 10'da başlayan Şaraphane gezilerinin ardından deniz, kumsal sonrasında da günbatımında müzikle seminerlere hazırlanmış oluruz diyorum ;)

Bildirili katılımlar için kısa özeti yorum olarak bırakabilirsiniz :)

29 Nisan 2012 Pazar

Açık Erişim

Geçen hafta Harward Kütüphanesinin akademik dergilere yıllık 3.5 milyon $ abonelik bedeli ödemeyi sürdüremeyeceğini açıkladı. Yerli ve yabancı basında çokça yankı bulan bu konuya kısaca dikkat çekmek istiyorum.

Bilimsel (akademik) dergilerin içeriklerinin neredeyse tamamını üniversiteler ve araştırma kurumları üretiyorlar. Üretilen bu içeriğin değerlendirilmesini, yani hangilerinin yayınlanmaya değer bulunacağını da yine üniversite veya araştırma kurumlarından bilim insanları yapıyorlar. Şaşırtıcı olmayacak belki ama bu dergilerin tek müşterileri de yine üniversite ve araştırma kuruluşları. Bu resme biraz yukarıdan bakınca başka bir sektörde benzerine rastlanması zor bir durum ortaya çıkıyor. Üretenler, denetleyenler ve alıcılar aynı olmasına rağmen bu işin organizasyonundan çok büyük paralar kazanılıyor.

Burada bir parantez açıp bahsi geçen bu dergilerin hepsinin aynı kalitede olmadığını, dergi çıkaranların hepsinin evliya olmadığını da söylemem gerekir. Küçük bir google araması sizi tahminlerinizin çok üzerinde şaşırtacak sonuçlara götürecektir. Garanti ederim.

Harward akademik personeline 'bundan sonra kendi yayınlarınızı özgürce erişilebilir yerlerde yayınlayın. Okulun paralı aboneliklerini durduruyoruz' meailine gelecek bir açıklama yaptı ama yukarıda bahsettiğim acayip durumun değişebilmesi için bir (bir kaç) üniversitenin tavrı etkili olmayacaktır elbette. Türkiye'deki yeni kurulan üniversiteler bile yüzbinlerce dolarlara varan yıllık abonelik bedelleri veriyorlar bu dergilere. Akademik dergilerin şu anki yapısıyla devam edebilmesi için bir bedelin ödenmesi gerekiyor (apartman yöneticisine bile para verdiğimizi unutmayalım) ama bu bedel her yıl katlanarak artıp bugünkü rakamlara ulaşmamalı. Bizim gibi kaynakları daha kısıtlı olan ülkeler için bilim üretmek demek yurt dışına daha fazla para vermek demek oluyor.

Bilgiye açık erişim için bugün Mustafa Akgül hoca'nın duyuru listesine gönderdiği epostada geçen freescienceebooksgoopenscienceocwconsortiumacademicearthwikibooksopenculture ve acikders adresleri eminim yararlı olacaktır.

Açık erişim ve açık erişim altyapıları üzerinde söyleyecek sözü olan akademisyenlerden biri olan Özlem Özgöbek'in Akademik Bilişim Konferansında bu konuda bir bildirisini dinlemiştim. Umarım bu konu hakkında daha çok yazılır, çizilir, konuşulur ve bir dönüşüme gidilebilir.

25 Nisan 2012 Çarşamba

Microsoft'un Üniversitelerle Savaşı

Üniversitelerimizin çoğunluğu derslerde işletim sistemi ve ofis paketi olarak sadece Microsoft ürünlerini anlatarak/öğreterek Microsoft'un parayla yaptıramayacağı bir tanıtım görevini yapıyorlar. Okulda sadece MS Ofis görmüş öğrencilerin önemli bir kısmı başka (daha iyi) alternatifler olduğunu bile bilmiyorlar. Bilişim dünyasında bir yıl sonrasını bile öngöremezken markaya bağımlı öğrenciler yetiştirmek üzerine konuşmayı sonraya bırakarak başka bir konudan bahsetmek istiyorum.

Kamu kurumları satın aldıkları bütün bilgisayarlarla birlikte mutlaka bir işletim sistemi de satın alıyorlar. Çoğunlukla bu ikisinin ayrı satılabileceği dahi düşünülmediğinden işletim sistemi lisans bedelleri ayrıca faturalandırılmıyor bile. Ayrıca bir başbakanlık genelgesiyle kamuda lisanssız yazılım kullanılmaması üzerinde durulduğundan ve MS'den başka bir işletim sistemi tanınmadığından her yıl ne kadar harcandığı bile bilinmeden lisans bedelleri ödeniyor.

Microsoft yakın zamana kadar üniversitelerin bu tutumundan çok memnundu. Nasıl memnun olmasın? Her türlü branşta eğitim gören öğrenciler sadece onun işletim sistemini, sadece onun yazılımlarını öğrenerek mezun oluyor ve iş hayatında da bu alışkanlıklarını devam ettirmek istiyorlar. Uzmanlığı bilişimle ilgili olmayan insanların bu konudaki alışkanlıklarını değiştirmek zahmetli bir iş olduğundan üniversiteler Microsoft'un istese de yapamayacağı kadar yaygın bir etkisi olmasında başrolü oynuyorlar. Üniversitelerin bu konumunun farkında olan Microsoft üniversitelerin etkinliklerine sponsor oluyor, öğrencilere ücretsiz yazılımlar sağlıyor ve ilişkileri sıcak tutmak için bir birim dahi bulunduruyordu (bu birim hala mevcut olabilir tabi).

Başlıktaki savaş kısmına geçmeden önce bir de Microsoft'un lisanslama politikasından bahsedeyim kısaca. Şu an piyasada bulunan Windows 7 işletim sisteminin farklı yetenekleri olan sürümleri oldukça geniş bir yelpazede fiyatlarla satılıyor. Starter Edition (120 TL) ile Ultimate Edition (545 TL) arasında fiyatlandırılan işletim sistemleri mevcut. Herhangi bir Linux'un toplam sahip olma maliyetinin çok daha düşük olacağını hepimiz biliyoruz. Bir bilgisayarla birlikte Windows Starter isimli ve çok kısıtlı yeteneklere sahip olan sürümü alırsanız, her yıl Microsoft'a belirli bir kira ödeyerek daha üst sürümleri kullanma şansınız oluyor. MS bu kiralama işini kurumun bilgisayar sayısıyla değil, çalışan sayısıyla yapıyor. Yani bazı kullanıcılarınız (benim gibi) kesinlikle Microsoft ürünlerini kullanmıyor bile olsalar hatta hiç bilgisayar kullanmayan şoförleriniz için bile her yıl bu bedeli vermeniz gerekiyor. Eğer yıl sonunda anlaşmanızı uzatmazsanız eski kısıtlı sürüme geri dönüyorsunuz. Bu anlaşmayı yaptıktan sonra alınacak bilgisayarlarla birlikte kısıtlı sürüm için lisans parası vermeye devam etmek de gerekiyor.

Arka planı bile değiştirilemeyen bir işletim sistemine aldığı lisans bedelleri, her çalışan için aldığı yıllık kira bedelleri Microsoft'a yetmemeye başlamış olacak ki mahkeme yoluyla kazancını arttırmaya çalışmaya başladı. Microsoft Corporation adına vekalet eden avukat Ali Aydın üniversitelere birer yazı göndererek kurumlarında bulunan işletim sistemlerinin bir envanterini istedi. Bunun için 14 gün süre verdiği yazı İHTAR VE İHBAR EDERİZ şeklinde sonlanıyordu.

Nisan ayının başında yukarıdaki haksız lisanslama modeliyle yıllık haraç ödeyen bir üniversiteye Microsoft'un avukatı ve bilirkişi, bir hakimle birlikte gittiler. Yapılan bu baskın sonunda üniversitenin yıllık ödediği miktar arttırılmaya çalışılıyor. Halen bilirkişi raporunun hazırlanması sürdüğünden sonucun ne olacağı henüz belirlenmiş değil. Bu sürecin diğer üniversiteler için de başlamak üzere olduğu ve Microsoft'un hepimizle arasındaki köprüleri yakmak üzere olduğu konuşuluyor.

Bu acayip durum karşısında elbette çaresiz değiliz. Sahipli yazılımlar bedava bile olsa özgür işletim sistemleri tercih edilmeliler bence. Özellikle üniversiteler gibi bilim öğreten, araştırma/geliştirme yapan kurumlar için kapalı kodlu, sahipli yazılımlar kullanmak en son tercih edilecek şey olmalı. Bunları söylerken bir kurumun yeni bir işletim sistemine göçünün bugünden yarına yapılamayacak bir şey olduğunu da biliyorum elbette (eskiden olsa bizim çocukların geliştirdiği Pardus var derdik. Neyse o ayrı bir konu). İşletim sistemi göçü orta vadeli bir planla ve çok iyi planlanarak yapılması gereken bir konu. Kısa vadede, hemen, yapılabilecek şeylerin başında kurumlarımızda kullanıdığımız ofis paketi olarak MS Ofis yerine LibreOffice kullamaya geçiş yapmak geliyor. Dünyanın parasını (çoğu üniversitenin bir kaç bin çalışanı olduğunu düşünürseniz gerçekten dünyanın parası ediyor) MS Ofise vereceğimize LibreOffice'i özgürce kullanabiliriz. Kullanıcı arayüzü tamemen Türkçe olmasına rağmen yardım içeriğinde bazı eksikler var. Onların da üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Sadece ofis paketinden elde edeceğimiz tasarruf ülke bazında milyonlarca doları bulacaktır.

Not1: Elbette lisans ücreti olan bir yazılımı bedava kullanmayı beklemiyorum/önermiyorum. Kamunun; yani hepimizin, parasını harcadığımızı hesaba katarak bütün ihtiyaçlarımızı karşılayan ücretsiz yazılımlar varken gidip MS'e para vermeyelim diyorum. İlla para vereceksek bile bunu perakende fiyatından yapmayalım bari. Yurtdışı fiyatının onlarca katına bize satılmaya çalışılan yazılımlar karşısında alternatifsiz olmadığımızı bilelim.

Not2: Ofis paketinin meselenin tamamını çözmeyeceği de çok açık ama kullanıcıları günlük işlerini özgür yazılımlarla yapmaya geçirebilmek işletim sistemi geçişinde büyük kolaylık sağlayacaktır. Orta vadede hedeflememiz gereken şeyin mümkün olan her yerde (bazı kullanıcıların yaptıkları işler dolayısıyla sahipli yazılımlar kullanmaları zorunlu olabiliyor) özgür yazılımlar ve özgür işletim sistemleri kullanmaya geçişi planlamak olduğuna inanıyorum.

Umarım Microsoft'un bu hamlesini özgürleşme yolunda bir adıma dönüştürebiliriz.

21 Nisan 2012 Cumartesi

Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu

Geçen hafta katıldığım çalıştay'da haberim olan konulardan biri de 'Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu' oldu. 22 Şubat'ta kabul edilen ve 22 Ağustos tarihinde yürürlüğe girecek olan kanun hepimizi etkileyecek değişiklikler getirdiğinden bir kaç önemli noktaya dikkat çekmek istiyorum. Merak edenler belgenin tamamını okuyacakladır ama bazı bölümleri burada alıntılayacağım.

Öncelikle kanunun amacına bakalım:
Bu Kanunun amacı, ülkemizin kültürel varlığı ile bilgi birikimini oluşturan fikir ve sanat eserlerinin basılmış veya çoğaltılmış nüshaları ile ikili ya da çok taraflı anlaşmalar uyarınca yurt dışında basılan veya çoğaltılan fikir ve sanat eserlerinin etkin, sağlıklı ve eksiksiz bir biçimde toplanması, gelecek kuşaklara aktarılması, elverişli ortamlarda saklanması, korunması, düzenlenmesi ve toplumun bilgi ve yararına sunulmasına ilişkin esasları belirlemektir.
Çoğu zaman olduğu gibi iyi bir şeyin hedeflendiğini görüyoruz. Bir şeylerin kütüphanelerde derlenemesi hedefleniyor, peki neler arşivlenecek:
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde basılan veya çoğaltılan, aşağıda belirtilen her türlü eser, bu Kanun kapsamında derlenir:
a) Kitap, kabartma harfli kitap, kitapçık, ansiklopedi, albüm, atlas ve nota gibi tek başına ya da bir takımın veya bir dizinin parçası niteliğinde olan ayrı yayımlanmış eserler.
b) Gazete, dergi, yıllık, bülten, takvim gibi süreli yayınlar.
c) Afiş, kartpostal, gravür, reprodüksiyon, basılı fotoğraf gibi grafik eserler.
ç) Veri içeren her türlü slayt, şerit, film parçası, makara, kaset, kartuş, film ve mikroform gibi materyal.
d) Her türlü bilgisayar, müzik ve video cihazlarında kullanılmak üzere üretilmiş ses, görüntü ve veri içeren optik ve manyetik ortamlara kaydedilerek çoğaltılmış eserler.
e) Prospektüsleriyle birlikte blok veya tek olarak pul ve kağıt paralar.
f) Coğrafik, jeolojik, topoğrafik ya da meteorolojik harita, plan ve krokiler.
g) Yurt dışında basımı veya çoğaltımı yapılarak, yurt içinde satışı ve dağıtımı yapılan eserler.
ğ) Elektronik ortamda üretilerek kullanıma sunulmuş elektronik yayınlar.
Bizi daha çok ilgilendiren madde ğ. Peki bu derleme işlemini kim yapacak? Kanunda yukarıda sınıflandırılan maddelerin her birinin nerelerde nasıl derleneceği tanımlanmış. Ben sadece ğ maddesini ilgilendirenleri alıntılıyorum:

c) 4 üncü maddenin (ğ) bendinde belirtilen eserler sadece Millî Kütüphaneye gönderilir. 
d) 4 üncü maddenin (a), (b), (g) ve (ğ) bentlerinde belirtilen eserlerin 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun ek 11 inci maddesi uyarınca hizmete sunulmak amacıyla, elektronik ortama aktarılan bir nüshası görme engellilerin hizmetine sunulmak üzere Millî Kütüphaneye gönderilir.
Buradan anlaşılan elektronik ortamda üretilerek kullanıma sunulmuş elektronik yayınların birer nüshasının Milli Kütüphaneye gönderilmesi gerektiği.

Kanunun bundan sonraki bölümlerinde sorumlukluklar ve verilecek cezalar bölümleri var. Bu kanunun görme engellilere hizmet sunulması amacıyla çıkarıldığını tahmin etmek güç değil ama kapsam o kadar geniş tutulmuş ki elektronik dergilerin, gazetelerin, hatta wikilerin içeriğini sürekli olarak Milli Kütüphane'ye görmememiz gerekecek mi merak ediyorum ben. Tabi Milli Kütüphane çalışanı olsaydım f maddesinde yazan meteorolojik verilerin nerede depolanacağı konusunu ayrıca dert ederdim sanırım.

Her zaman olduğu gibi kapsamı hedeflenenden çok geniş tutulmuş bu kanunun hayatımıza girmesine yaklaşık dört ay kaldı.

20 Nisan 2012 Cuma

LibreOffice Türkçe çeviri hareketi

Özgür bir işletim sistemi kullanmayanların dahi bir lisans bedeli ödemeksizin kullanabildikleri bir ofis paketi olan LibreOffice'in çevirilerini uzun süredir neredeyse tek başına Zeki Bildirici sürdürüyor. Her ne kadar kullanıcı arayüzü özverili çalışmalarla %100 Türkçe'ye çevirilmiş olsa da 'Yardım' çevirileri ancak %40'lara gelebilmiş durumda.

MS Office kullanıcılarını LibreOffice kullanmaya ikna etmek için onlara kendi dillerinde bir arayüz sunmak kadar okuduklarında anlayacakları bir 'Yardım' içeriği sunmak da çok önemli. Yardım tamamen Türkçeye çevrilince onu kullanıp çeşitli belgeler üretmek de kolaylaşacaktır.

Türkçe bir ofis paketi bireysel kullanıcılar için de önemli olmasına rağmen en fazla kurumsal kullanıcılar açısından önemli. Özellikle binlerce kullanıcısı olan üniversiteler için lisans maliyetleri onbinlerce dolarları bulabiliyor. Diğer kurumlar; örneğin bankalar, ofis paketinin Türkçeleştirilmesi için kolaylıkla işgücü ayıramazken sayısı 200'e varan üniversiteler bu konuda öncü olabilme ve yükün hemen hemen tamamını üzerlerine alabilme kapasitesindeler.

ULAKBİM'in geçen hafta düzenlediği çalıştay'da çay kahve aralarında yoğun olarak konuşulan bu konu hakkında bir işbirliğe gitmek üzere anlaştık. Üniversiteler çalıştırdıkları tüm personeli yabancı dil sınavlarından sonra aldıklarından çeviri yapabilecek yeterli kişiyi bulmak sorun olmayaktır sanırım. Öyle her üniversiteden birer kişi filan gibi hesaplara girmeden bu büyük camianın LibreOffice'i sadece bir kere tamamen Türkçeye çevirecek değil, çeviriyi sürekli güncel tutacak gücü de var. Bu konuda istekliyiz ve kısa zamanda koordine olup çalışmaya başlayacağız. Kamunun buna ihtiyacı var.

Eğer siz de 'ben de varım' diyorsanız aşağıdaki üç belgeyi okuyarak işe başlayabilirsiniz.

https://wiki.documentfoundation.org/Language/Pootle/tr

https://wiki.documentfoundation.org/Language/tr

https://wiki.documentfoundation.org/Language/Pootle/İpuçları_ve_tavsiyeler/tr

Ayrıca Türkçe kullanıcıları e-posta listemiz var, burada da bazı ipuçları ve tartışmalar var: http://listarchives.libreoffice.org/tr/users/ Listeye üye olmak için users+subscribe@tr.libreoffice.org adresine boş bir e-posta göndermek yeterli.

Birlikte ne kadar çok ve kaliteli iş yapabileceğimizi gösterelim!

IPv6 konusunda ne durumdayız

Geçen gün e-devlet uygulamasına yeni bir bilgisayardan bağlandığımda gelen bildirim e-postasındaki IP adresi beni 20 yıl önceye götürdü. İlk...