12 Temmuz 2011 Salı

Bir büyük gelenek: Kırkpınar

Geçen hafta sonu 650.si düzenlenen tarihi Kırkpınar güreşlerinin son gününü izlemeye Edirneye gittim. Bu kadar yakınımda bu kadar büyük bir etkinlik var, neden gitmiyorum diye uzun süredir düşünüyordum, Serdar da Ankara'dan gelince beraber sabahtan çıkıp Edirneye gittik. Benim beklediğimden çok farklı bir şeyle karşılaştığımdan bu konuda birşeyler karalasam iyi olur diye düşünüyorum.



Güreşler arenayı andıran bir tesiste yapılıyor. Sarayiçi'ne girişe oldukça perişan bir pazar kurulmuş durumda. Onların arasından kısa bir yolculukla güreşlerin yapıldığı alana ulaşılıyor. Er Meydanı da denilen Sarayiçi ilk girişte büyük bir karmaşa izlenimi veriyor insana. Futbol sahasına benzer büyüklükte bir alanda onlarca güreşçi bakmasını bilen gözlerin görebileceği bir düzen içinde güreşiyorlar. Alanın her yanında boy boy güreşçileri başlarında birer hakemle birlikte görmek mümkün. Her müsabaka farklı zamanlarda başladığı için farklı zamanlarda sonuçlandığından bazı güreşçiler peşrev'e yeni başlarken diğer birinin yaşadığı zaferi kutlamasını, diğerinin yenilgi yüzünden yıkılmasını, ağlamasını bir arada görmek mümkün. Benim gibi ilk defa seyreden birinin olayın içine girebilmesi zaman alıyor tabi.

Farklı yaşlarda ve tecrübelerde güreşçiler; örneğin minik 1 boyda güreşen çocuklarla başpehlivanlığa güreşenler aynı anda er meydanında yan yana güreşebiliyorlar. Her güreşçi sanki başpehlivanmış gibi alana takdim ediliyor, aynı ritüel her turda tekrar ediliyor. Özellikle en küçük güreşçilerin (bazıları ilkokula bile gitmiyor gibi göründü bana) 'şu yörenin pehlivanı' diye anons edilmesi ve ardından onun da aynen abilerinin hareketlerini yapması görülmeye değer bir olay bence. Aslında böyle yapılmazsa ileride bu geleneğin sürdürülmesinin mümkün olmadığı da ortada. Gelenek demişken, Kırkpınar'da geleneklere yoğun olarak uyma kaygısı hemen göze çarpıyor.

Güreşler 50 davulcunun dönüşümlü olarak çaldıkları 25 davulun gürültüsü altında yapılıyor. Gürültü diyorum çünkü neredeyse hiç melodi yok ve hiç durmuyor. Dayanılması oldukça güç muazzam bir gürültü var. Bu da gösterinin bir parçası olduğundan yapılacak birşey yok gibi duruyor ama çıkışta kafanızın şiştiğini anlıyorsunuz.

En büyük ilgi bir hafta süren etkinliğin sonunda yapılan başpehlivanlık finaline gösteriliyor. Çok büyük bir kalabalık tarafından izlenen final müsabakası filmlerde gördüğümüz gladyatör dövüşlerine benziyor. Diğer bütün kategorilerdeki güreşler sona erip madalyaları verildikten sonra günlerdir tüm rakiplerini yenerek finale çıkan iki güreşçi er meydanına çıkıyor. Her finalistin ayrı taraftarları var ve büyük ilgi gösteriyorlar güreşçilere. Başpehlivan adayları cazgır tarafından seyircilere tanıtılıp meydana salınıyorlar. İki güreşçi alanın ortasına geldikten sonra ters yönlerde seyircilere doğru peşrev çekerek yürüyorlar. Oldukça uzun sayılabilecek bu alanı katetikten sonra seyircilerden alkış alan pehlivan tekrar alanın merkezine dönüyor. Çeşitli yönler için tekrarlanan bu gösterinin her buluşmasında pehlivanlar birbirlerinin paçalarını yokluyorlar, sırtlarını sıvazlıyorlar, el ele tutuşuyorlar, enselerini tutuyorlar. Birazdan bu koca arenada savaşacak olan genç adamların böyle kardeşçesine tavırları çok etkileyici bence.

Güreşin başlamasından sonra hızlıca birşeyler olacağını bekleyen bizler bayağı şaşırdık, çünkü pehlivanlar en küçük hatalarının rakip tarafından değerlendirileceğini bildiklerinden hiç risk almıyorlar. Yarı final maçında çok güzel bir oyunla rakibini yenen Ali Gürbüz'ün daha atak olmasını bekliyorduk ama daha önce üç defa başpehlivan olmuş Recep Kara ile ilk 45 dakika birbirlerini kollayarak güreştiler. Eskiden böyle bir süre sınırı yokmuş ve pehlivanlardan biri diğerini yenene kadar güreş sürüyormuş ama artık 45 dakikadan sonra ilk puan alanın güreşi kazanacağı bir bölüme geçiliyor. Bu bölümde de bir atak yapmayan her iki güreşçi de ikişer ihtar aldıktan sonra güreşin kısa bir süre sonra biteceği belli oldu; ya biri puan alacak ya da biri pasif güreştiğinden yenik sayılacaktı. Sonuçta babası da 1988'de başpehlivan olmuş, geçen yılın ikincisi Ali Gürbüz 2011'in başpehlivanı oldu.

Heryeri yağ içinde iri yarı adamların birbirini bir saat boyunca kollayıp bir hareketle maçın bitmesi kulağa acayip geliyor olabilir ama tarif edildiğinde hangi spor öyle değil ki? 650 yıllık bu büyük geleneği en azından bir kere gidip görmenizi tavsiye ederim.

3 Haziran 2011 Cuma

Ön ödemeli su sayacı REZİLLİKTİR

Çanakkale'de süper bir şey yapıyoruz diyerek (yıllar yıllar önce) su sayaçlarımızı değiştirdiler. Eski su sayaçlarını kullanırken ayda bir, iki ayda bir faturası gelirdi öderdik. Geç yatırırsak zam filan da olurdu ama kimsenin evinin suyunu kesmezlerdi/kesemezlerdi su parasını yatırmadın diye. Sonuçta yaşam için temel ihtiyaç olduğundan bir evin suyu borcundan ötürü kesilmezdi.

Çanakkale Belediyesi bu suyu kesememe sorununa akıllı sayaç dedikleri sistemle çözüm bulmuş oldu. Kartla yapılan her şeyi akıllı sanan bir zihniyetten olduklarından ön ödemeli sayacın adı da akıllı sayaç. Akıllı sayaçla suyu peşin alıyorsunuz, aldığınız su bitince otomatik olarak kesiliyor. Bu iş otomatik yapıldığından sanki belediyenin suyu kesmesi gibi bir şey olmuyormuş algısı yaratılmaya çalışılıyor ama sonuçta suyunuz kesiliyor. Su kesilince elinizdeki "akıllı kart"a 1 ton su borçlanabiliyorsunuz. O da size 2 gün yetiyor. Peki ya sonrası? Kimse bana suyun parasını peşin vermekle sonradan vermek arasında ne fark var demesin. İnternetten alamıyorum illa şubeye gitmem gerekiyor gibi itirazları geçsek bile peşin vermeniz gerektiğinde cebinizde para yoksa su da yok. Telefon, elektirik filan değil; SU diyorum SU. Parasını vermeyen telefon hizmetinden faydalanmayıversin diyebilirsiniz ama evinde su da akmasın mı?

Bir saçmalık uzun süre yapılınca onu sanki mantıklıymış gibi düşüyoruz. Suyun evlere satılması da böyle. Bina yapılırken belediye zaten bağlantı parası adı altında altyapı maaliyetini fazlasıyla alıyor ev sahibinden. Su belediyenin ürettiği, satın aldığı bir şey de değil. Sistemin bakım maaliyeti ve arıtma için de vergi vermiyor muyuz zaten? En temel yaşam gereksinimi olan suyu satıp para kazanmayı hedefleyen belediyelerden nefret ediyorum.

Sene 2011, Çanakkale'de parası olmayanın evinde su akmıyor ve bundan utanan kimse yok.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Gnome 3'lü ÇoMaK çok yakında

1 Nisan'da Fluxbox, Lxde, Xfce ve Gnome2 masaüstlerini içeren birer (aslında hem 32bit hem de 64bit için ayrı iso'lar olduğundan ikişer) kurulabilen sürüm duyurduğumuzdan beri yeni bir duyuru yapmayınca sanki işler yavaşladı gibi görünüyor olabilir. Bu projede çalışanların hepsi (bir Kaan mezun olmuştu, o da artık Pardus'ta çalışıyor) öğrenci olduklarından Nisan ayı neredeyse tamamen sınavlar ve derslerin projeleriyle geçti. Bunun yanında hazırlanmamış masaüstü olarak sadece Gnome 3 kaldığından ve diğerlerine yaptıkları iyileştirme ve eklemelerle yeni iso yayınlamanın heyecan verici bir tarafı olmadığından ortaya yeni bir iso çıkmadı ama svn deposundaki hareketlilik de durmadı.
Gnome 3'ün 2 serisinden oldukça farklı olmasından, araya sınavlar filan da girince, hazırlanması uzun sürdü. Yaklaşık 2 hafta önce Gnome-shell hariç neredeyse her şey hazırdı. Bugün itibariyle o da hazır. Kurulan dvd'yi bu hafta bitmeden duyurabiliriz diye tahmin ediyorum.
Daha önce denememiş olanları değişik bir masaüstü tecrübesi bekliyor: Pardus teknolojileri ve Gnome 3.

5 Mayıs 2011 Perşembe

Hangi Masaüstü Ne Kadar Türkçe Konuşuyor? -2-

Bir ay kadar önce Hangi masaüstü ne kadar Türkçe konuşuyor? başlıklı bir yazı yazmıştım. Aradan geçen sürede çeviriler nereye geldi bakalım:

KDE: çeviri oranı %84'ten %83'e geriledi.

LXDE: %100 Türkçe

Enlightenment: %100 Türkçe

Fluxbox: %100 Türkçe

XFCE: %100 Türkçe

Gnome: 2.32 serisi %90, 3 serisi ise %88 Türkçe

28 Nisan 2011 Perşembe

2. Uluslararası Bilişim Konferansı izlenimlerim

Bugün Çanakkale Deniz Müzesinde yapılan 2. Uluslararası Bilişim Konferansı'nın öğleden sonraki oturumlarına katıldım. Konferansın ilk günü programıma uygun olmadığından gidemedim ama bugün gördüklerim hakkında iki satır yazmak istiyorum.

Öncelikle Çanakkale gibi küçük bir kentte Bilişim Konferansı yapılması sık rastlanılan bir olay değil. Hele ki uluslararası olanına ben daha önce hiç rastlamamıştım. Böyle seyrek yapılan bir organizasyonda Çanakkale'nin tek üniversitesinin Bilgisayar Mühendisliğinden, Bilgisayar Öğretmenliği Bölümünden, Enformatik Bölümünden veya Bilgi İşlem Daire Başkanlığından kimsenin yer almıyor olması da ayrıca kayda değer bir durumdu bence.

Öğleden sonra benim katıldığım üç konuşmanın yapıldığı oturumlarda sadece sekiz (8) kişi vardı. Bunların üçü konferansın düzenleyicileri, ikisi konuşmacı (bir konuşmacı iki sunum yaptığı) ve geri kalan üçü de daha önce sunum yapmış kişilerdi. Herkes İngilizce konuşuyordu. Bize (konferansa iki kişi gittik) nezaket gösterip Konya şekeri ikram ettiler. İlk gün çok yoğun katılım olduğunu söyleyerek konferans programı veremediklerinden (web adresinde de konuşmacılar bulunmuyor) kimleri dinlediğimi hatırlayamıyorum. Bu nedenle sunumların kalitesi hakkında bir şey yazamam uygun olmaz ama tahmin edebileceğiniz gibi olumlu bir şey yazacak olsaydım bu engel olmazdı bana. Bu oturumların ardından bir de biyoenformatik konusunda workshop yapılacağını söylediler, biz de daha fazla duramayıp çıktık.

Bence hem üniversiteler hem de YÖK kararlarını gözden geçirip ulusal/uluslararası konferans katılımlarının akademik yükselmelerde hiç katkısının olmaması yönünde bir karar alırsa çok yararlı bir iş yapmış olur.

16 Nisan 2011 Cumartesi

Asya - Pasifik de sıfırı tüketti


Asya, Avustralya ve Pasifik'e IP adresi dağıtımından sorumlu olan APNIC 15 Nisanda ellerindeki son /8 blogunu da kullanıma açtıklarını duyurdu. 3 Şubat'ta sahipsiz IPv4 adres blogu kalmamıştı, şimdi de bölgesel dağıtıcıların tahsis edebilecekleri adresler bitiyor. Haberin ayrıntıları linkte var ama IPv6'dan başka çare kalmadığını söylemek lazım.

11 Nisan 2011 Pazartesi

ÇoMaK ekibinden ilk ayrılış

Geçen yıl Serhat askere gittiğinde benzer bir yazı yazmıştım. Bu sefer aramızdan (coğrafik olarak) ayrılan Kaan Özdinçer oldu. Kaan geçen yıl 64 bit ekibindeki 3M'nin dönem arkadaşıydı. Genellikle derste anlatılanlara karşı çekimser ve sessiz bir öğrenci olduğundan kendisini öğrenciliği boyunca keşfedemedim :( Aslında o kadar da farketmemiş olmamalıyım ki; okul bitti diye tası tarağı toplayıp İstanbul'a gittikten sonra bir akşam üstü telefonla arayıp IPv6 projesinde mühendis olarak çalışır mısın diye ilk onu aradım. O da heyecanla kabul edip geri döndü ve birlikte yaklaşık altı ay çalıştık. Yapacağı şeyin işe yarayacağına inanır ve kendisini geliştirebileceğini görürse her işin altından kalkabileceğini bu süre içinde gördüm.

Kaan birlikte çalıştığım için çok gururlandığım bir öğrencim olmasının yanı sıra, 4 yıl birarada olduğum ama farkedemediğim başka kimler olduğunu düşündürüp beni hüzünlendiren biri olmuştur.

Bu kadar yazıp Kaan'ın Pardus'ta işe başladığını yazmadan bitirecektim az daha yazıyı ;) Yolun açık olsun Kaan.

9 Nisan 2011 Cumartesi

ÇoMaK atölye çalışması

Geçen yıl COMU 64 bit atölye çalışması başlıklı bir blog girdisi yazmıştım. O etkinlikten sonra çalışmalar daha hızlanmış, 64 bit için inşa dosyalarının bulundupu depo kaldırılmış ve tek depo ile devam edilebilecek duruma gelinmişti. Geçen yıl 64 bit projesinin ÇOMÜ tarafındaki öğrencileri olan Metin Akdere, Mete Bilgin ve Meltem Parmaksız (a.k.a. 3M) mezuniyetlerinin ardından Tübitak çalışanı olarak Pardus geliştiriciliğine devam ediyorlar.

Bu yıl da ÇoMaK projesinde yapılanları gözden geçirmek ve hızlandırmak için Onur Küçük, Gökmen Göksel ve H.İbrahim Güngör'ün yanısı sıra çok uzun süredir Gnome paketleri üzerinde çalışan Burak Çalışkan da bizimle çalışmak için 2 günlüğüne Çanakkale'ye geldiler. Geçen yıl öğrenci tarafında olan 3M'den ikisi (Metin ve Mete) bu yıl geliştirici tarafında da olsalar yine çalışmanın içindeydiler. Acil bir işi çıktığı için çalışmaya katılamayan Meltem de gelebilse pek güzel olacaktı ama seneye gelir artık ;) Geçen yıl fotoğrafta kenarda çalışan çekingen insanlar olarak görünen Aydan ve Merve (aka hacker) bu yıl fotoğrafın çalışanlar tarafında çıktılar. ÇoMaK ekibinin tam kadro ile katıldığı çalışmalar bence çok verimli geçti. Pardus'un yönetici ailesinden kde bağımlılığı kalan sadece 2 yönetici kaldı; Gökmen tam mesai ÇoMaK tayfasının hazırladığı yamaları gözden geçirdi. H.İbrahim'le yapılan çalışmalar sonucu E17'de elsa'dan vazgeçildi. Burak'la birlikte Gnome3'e başlamaya karar verildi. Mete ve Metin her soruyla ilgilendi. Onur geri kalan her şeye baktı ;) Bu özverili çalışma için herkese teşekkür ediyorum.

Böyle yoğun bir çalışma mesaisi herkes ayrı ve kendi işiyle uğraşırken çok uzun zamanda çözülebilecek sorunların çok kısa zamanda aşılmasına yardımcı oluyor. Seneye fezaya bayrak dikeceğimiz bir projede tekrar buluşmak üzere.

3 Nisan 2011 Pazar

Topluluk Dağıtımı

2 Nisan'da Özgür Yazılım ve Linux Günlerinde yaptığımız toplantının ardından, durumu özetlemek istiyorum. Cumartesi son oturum olmasına 50-60 kadar katılımcı vardı. Pardus temelli bir dağıtım projesi için en çok dillendirilen yöntem Pardus depolarında bulunmayan paketlerin bulundurulacağı bir katkı deposu oluşturulması ve bu deponun kendi belirleyeceği şekilde yönetilmesi oldu. Benim de aklımda olan mümkün olabildiğince Pardus depolarını da kullanarak yola devam edebilmek. Halihazırda Pardus geliştiricileri tarafından bakımı sürdürülen paketleri, bir gerekçemiz olmadan, yeniden yapmaya çalışmak sadece iş gücü kaybı olacağından enerjimizi yeniliklere yöneltmek iyi olacaktır. Topluluk Dağıtımı fikri çok anlamlı destekler de aldı toplantıda. Pardus proje yöneticisi Erkan Tekman; teknik danışmanlık, marka için uygun izinler, %10'a varan geliştirici katkısı ve gerekirse altyapı desteğinde bulunacaklarını söyledi. Artistanbul'un sahibi Ali Işıngör ekip olarak ellerinden gelen bütün desteği vereceklerini söyledi. LKD yönetim kurulu başkanı Hakan Uygun dernek olarak bütün özgür yazılım projelerine olduğu gibi bize de destek olmak istediklerini iletti. Toplantıya katılamamış olsa da Ali Erdinç Köroğlu da, daha önceki konuşmalarımızda bir grup çalışma arkadaşıyla birlikte bu projenin içinde yeralmak istediğini söylemişti. Bu projenin başarıya ulaşması halinde daha çok insanı özgür yazılıma geliştirici ve kullanıcı olarak kazandırması, ortaya ürünler çıkarması, bilgi birikiminin ve belgelendirmenin arttırılması gibi yararları olacaktır. Peki ya başarısız olursa: bir süre sonra yeterince geliştirici bulamaz ve sürdürülemezse, ortaya yeterince kaliteli ürünler çıkaramazsa ne olur? Yine çokça bilgi biriktirmiş ve birilerin ellerini bu işe bulaştırmış oluruz, kimsenin bir şeyi eksilmez. Hayatta başarıya ulaştıramadığımız ilk şey de bu olmaz. Neden Pardus'a destek olmak yerine yeni bir mecrada çalışmayı tercih ediyoruz? Zamanında Pardus neden Debian'a destek olmayı seçmemiş ve kendi dağıtımını çıkarmayı seçmişse o nedenden. Türkiyede özgür yazılım adına yapılacak her şeyi Pardus bünyesinde yapmayı planlamak mümkün olmadığı gibi verimli de olmadığından. Sonuç olarak Topluluk Dağıtımı projesine başlıyoruz. İlk yapacağımız iş Pardus'la ilgili bütün platformlara ulaşıp onların görüşlerini alarak proje için bir sosyal sözleşme ortaya koymak ve projenin çerçevesini çizmek olacaktır.

27 Mart 2011 Pazar

Gnome daha iyi Türkçe konuşsun


Biliyorsunuz LXDE ve Enlightenment çevirileri kısa sürede %100'e ulaştı. Xfce ise %95'te. Çeviri çalışmalarına katılmak isteyenler için fırsat kaçmış değil; sırada ilgi bekleyen Gnome var. Gnome3'ün kullanıcının karşısına çıkan bölümü %78, Gnome2'nin ise %86 oranında çevrilmiş Türkçeye. Belgelendirmelerin hali ise içler acısı: %0.

Gnome çeviriler için biraz farklı bir yöntem izlediğinden diğer masaüstlerinde yaptığımız gibi bir web sayfasından her mesajı ayrı ayrı çeviremiyoruz. Sistemin nasıl işlediğini detaylarıyla anlatan bir sayfa var.

Ah keşke Pardus'ta Gnome olsa diyenler, çevirilere destek olsanız da tüm dağıtımlar Gnome'u daha fazla Türkçe kullanabilseler harika olmaz mı?

18 Mart 2011 Cuma

Gnome 3 Partisi


Gnome 3'ün duyurulması 6-10 Nisan tarihleri arasında dünyanın dört bir köşesinde kutlanacak. Biz de Çanakkale'de bunun için bir araya geleceğiz.

Bu kadar Gnome sevenin olduğunu duyuyoruz, bakalım nerelerde etkinlikler olacak.

17 Mart 2011 Perşembe

Hangi Masaüstü Ne Kadar Türkçe Konuşuyor?

ÇoMaK için çalışırken masaüstü ortamlarının istediğimiz kadar Türkçeleştirilmediklerini gördük. Bütün özgür yazılım projeleri gibi masaüstü ortamları da gönüllüler tarafından çevirildiğinden bu durum için şikayet edebileceğimiz, sızlanabileceğimiz kimse yoktu elbette. Diğer dillere nasıl çevrilmişlerse Türkçeye de aynı yolla çevirilmeleri gerekitiğinden mevcut durumun bir görüntüsünü almak bir yol haritası çıkarmak açısından yararlı olur diyerek her bir masaüstüne teker teker bakalım. Aşağıda verilen oranlar Pardus'a özel oranlar değildir; herhangi bir Linux dağıtımı bu masaüstü ortamını alıp paketlediğinde karşılaşacağı oranlardır. Yani projelerin kendi resmi çeviri oranlarıdır.

KDE: Pardus'un öntanımlı masaüstü olan KDE'nin Türkçe çeviri oranı %84.49. Bu oldukça iyi bir oran sayılabilir ama hala her altı mesajdan birinin çevrilmemiş olması yapılacak çok iş olduğunu gösteriyor. KDE'de çevirilecek kelime sayısı 100 binin üzerinde.

LXDE: İlk üzerinde çalıştığımız masaüstü ortamı olan lxde sayesinde Türkçe çeviri eksikliğinin farkına vardık. Gönüllülere yaptığımız ilk duyuruda %79 olan LXDE Türkçe çeviri oranı bir günden kısa bir sürede %100'e ulaştı. Elbette LXDE ile KDE boyut olarak çok farklı projeler. LXDE'de 4500'ün biraz üzerinde kelime bulunuyor.

Enlightenment: Enlightenment da Türkçe çeviri konusunda yaklaşık olarak KDE ile aynı yerdeydi biz kendisiyle uğraşmaya başladığımızda. LXDE çevirilerine olan yoğun ilgiden cesaret alarak bir duyuru daha yaptık ve bugün itibariyle Enlightenment Türkçe çeviri oranı %98'e ulaştı. Çevrilmemiş sadece 68 mesaj kaldığından çok kısa bir sürede o da %100'e ulaşır diye düşünüyoruz.

Fluxbox: En sade ve hızlı masaüstlerinden biri olan Fluxbox'ın dil dosyaları diğerlerinden farklı olarak bir düz metin dosyasında bulunuyor ve internet üzerinden ortaklaşa çevirilmeye uygun değil. Mevcut çeviri yıllar öncesinde yapılmış ve oldukça eksik olduğundan bu dosyanın formatını değiştirip birlikte çalışabileceğimiz bir hale dönüştürüp çalışma sonuçlanınca tekrar fluxbox'ın kullanabileceği bir duruma getirmeyi planlıyoruz.

XFCE: XFCE çok kısa bir süre önce 4.8 sürümünü çıkardı ve bu yeni kararlı sürümün çeviri oranları yaklaşık %70 civarındaydı. XFCE çevirisi yapmak için önce sistemde bir kullanıcı oluşturmak, ardından çeviri listesine bunu haber vermek, en son olarak da Türkçe ekip koordinatöründen ekibe katılmak için yetki almak gerekiyor. Yapılacak çok iş varmış gibi görünebilir ama tüm bu işlemler yarım saat sürmüyor. Yeter ki siz katkı vermek isteyin, herkes kolaylaştırmaya çalışıyor işlemleri. Şu anki XFCE Türkçe çeviri oranı %74'e ulaştı.

GNOME: Gnome'un 2.32 serisi için Türkçe çeviri oranı %86 iken, merakla beklenen 3 serisinin %78'i Türkçeye çevrilmiş durumda. Çevresiyle birlikte düşünüldüğünde KDE kadar büyük bir proje olan GNOME tarafında yapılacak çok iş var. Örneğin GIMP ve ailesinin çevirileri henüz %17 seviyesinde. Nisan ayından sonra GNOME ile ilgili çokça yazacağımızdan şimdilik bu konuyu biraz öteleyebiliriz sanırım.

Kendi dilimize çeviri yapabilmek özgür yazılım dünyasından aldıklarımızın birazını olsun geri verebilmenin bir yoludur aslında. Sanki kendimiz yazmışız gibi bize verilen, büyük emeklerin karşılığı olan özgür yazılımlara çoğumuzun verebileceği tek karşılık onları Türkçeleştirmek. Kod desteği vermek, hata takip sistemlerine kayıt girmek, belgelendirme yapmak çoğumuzun ilgi alanı dışında ama kullandığımız bir programın menülerinde gördüğümüz İngilizce ifadeleri çevirmek kolayca yapabileceğimiz bir iş.

Özgür yazılım topluluğundan hep alıyorum, benim katkım hiç olmuyor diyenler; ben şu masaüstünü değil başkasını beğeniyorum diyenler; yukarıdaki masaüstlerini Türkçe kullanmamız sizlerin elinde. Yaklaşık bir buçuk ay sonra; 1 Mayıs'ta yeniden bir durum değerlendirmesi yazacağım bu konuda ve ne kadar yol katettiğimizi göreceğiz. Çok büyük bir ilerleme gerçekleştireceğimize inanıyorum.

11 Mart 2011 Cuma

XFCE eksik kalmasın


LXDE ve Enlightenment'ın Türkçe oranlarını %100'e taşımaya çalışırken XFCE de eksik kalmasın diyerek onunda fitilini ateşleyelim: https://translations.xfce.org/projects/p/xfce/r/xfce-4-8/l/tr/

XFCE'nin çeviri oranları %83 civarında ama henüz hiç çevrilmemiş 4 dosya da bulunuyor. İnanıyoruz ki topluluğun el ele vermesiyle çok kısa bir sürede XFCE tüm dağıtımlar tarafından %100 Türkçe ile kullanılabilecektir.




Bu duyurunun üzerinden bir hafta geçtikten sonra Türkçe, XFCE'nin en yüksek yüzdeyle çevrildiği üçüncü dil oldu. Hedefimiz %100.

Daha iyi Türkçe konuşma sırası Enlightenment'ta


LXDE Türkçe çevirileri için yaptığımız çağrı sonucunda bir günden kısa sürede çeviri oranı %100'e ulaştı. Bu sürece katılan herkese çok teşekkür ediyoruz. Katılamayanların ise üzülmesine gerek yok. Bu defa yeni bir çağrıyla herkesi Enlightenment'ı Türkçe'ye çevirmeye davet ediyoruz. Şu andaki durumda toplan 3223 cümleden çevirilmeyi bekleyen sayısı sadece 472 ki bu da %86 oranında hali hazırda çevrilmiş olduğunu gösteriyor. https://launchpad.net/enlightenment adresinden üye olarak ayrıca bir yetkilendirmeye gerek kalmadan çeviri yapmaya başlayabilirsiniz.

Haydi şimdi de beraberce Enlightenment'ı daha iyi Türkçe konuşturalım.

yapay zeka çağında hâlâ bilgisayar mühendisi olunmalı mı?

Yazıyı okumaya sabrı olmayanlar için kısaca söyleyeyim: kimse gelecekle ilgili tavsiye verecek bir şey bilmiyor. Önceden de bilmiyordu bugün...