22 Ocak 2026 Perşembe

bir roman, iki film: Solaris

Çocukluğumda bütün spor müsabakalarında doğu bloku ülkelerinin takımlarını tutardım. Formalarda CCCP ve USA yazıyorsa hiç şüphesiz tarafım belliydi. Anadolu'da hiç siyasi bilinci olmayan bir ailenin çocuğuydum ama hep Doğu Almanya'nın, Yugoslavya'nın taraftarıydım. Biraz büyüdükçe Rus edebiyatını ve Sovyet bilim kurgularını da çok sevdim. Stanislaw Lem'in Solaris'ini [1] bütün ev arkadaşlarımla okumuş ve hayran olmuştuk ama bugünkü kadar çok çevrilmiş kitabı yoktu, ancak birkaç kitabını okumak mümkündü.

Tarkovski'nin filmlerini izlerken sıra Solaris'e gelince son okumamın üzerinden belki on yıl geçtiğinden yeniden okuyayım dedim. Solaris Yuri Gagarin'in ilk uzay uçuşunu yaptığı yıl olan 1961'de yazılmış bir roman, aya gidilmesine daha çok yıl var. Romanda insanlık hayali bir Solaris gezegenine gitmiş, gezegenin yüzeyi bilinçli olduğu düşünülen bir okyanusla kaplı. Hatta sadece bilinçli olmakla da kalmıyor mürettebatın bilinç altındakileri fiziksel varlıklara dönüştürüyor. Dünyadan bu gemidekilere ne oldu diye bakması için gönderilen Kris'in de karşısına yıllar önce intihar etmiş olan eski sevgilisi Harey çıkıyor. Kris karşısındakinin kaybettiği insan olmadığını biliyor ama insanı insan yapan şey nedir sorusu üzerinde düşünmeye değer bir soru değil mi?

Tarkovski'nin Solaris'i [2] üç saate yakın süren uzunca bir film. 1972'de film çekilirken Amerika aya gitmiş ve uzay aracı neye benziyor konusunda insanlığın bir fikri var ama filmde raflarda heykeller, masalarda şamdanlar var, daha da ileri gidip uzay gemisinin içinde sigara içiyorlar. Tarkovski diğer filmlerinde olduğu gibi geçişleri atlamalarla değil de kamera hareketleriyle gösterdiği için başka bir kurgucunun elinden çıksa çok daha kısa olabilecek film bu kadar uzun sürüyor ama bana hiç sıkıcı gelmedi doğrusunu söyleyeyim. Film romana çoğu yerinde bağlı kalmış ve dert edindiği şey ona bir yorum getirmekten çok seyirciyi ortaya attığı felsefi sorunlar üzerinde düşündürmek olmuş. Kris karşısında gördüğü Khari'nin Solaris'in fiziksel hale getirdiği bir düşüncesi olduğunu biliyor ama karşısındaki de kanlı, canlı bir kadın. O zaman insanı insan yapan şey nedir? Kris'in hatırladığı şeyler Khari'nin de hatıralarında var. Kendi hatırlamadığı şeylerin doğruluğunu hem kontrol edemez hem de onun için bir önemi yok. Karşısındakinin incinebilmesi, acı çekebilmesi gibi durumlar zaten gerçekleşiyor. İnsan görünümlü robotları insan saymamamızın temel sebebi kendilerine ait düşüncelerinin olmaması olamaz herhalde, çünkü çoğumuz için geçerli bir durum bu. Böyle yazınca insan olduğunu kanıtlamak captcha çözmek kadar basit de demek istemiyorum ama filmdeki kadının Khari olduğuna neden ikna olmuyorlar anlayamadım ben. Kris olsam arkadaşlarımın "bilimsel bir sorunu değersiz bir aşk hikayesine dönüştürme" uyarısına güler geçerdim.

2002'de ünlü yönetmen Steven Soderbergh'in çektiği Solaris [3] Tarkovski'nin filminden bir saat daha kısa. Aslında bugün hangi kurgucuya verilse Tarkovski'nin filmini ancak bu uzunlukta bir araya getirebilir bence. Uzun ömründe sadece yedi film çeken Tarkovski'den daha az film çeken büyük yönetmenlerden biri var mı bilmiyorum ama Soderbergh Tarkovski ile kıyaslanamayacak kadar üretken biri. Onun Solaris'inde George Clooney'nin canlandırdığı Kevin, Rheya ile birlikte hiç bilmediği bir gezende kalmayı tercih ediyor. Sanki dünyaya dönüp alemin sırrını mı bulacaktı?

Bakmayın çoğunluğun Tarkovski'nin filmleri uzun ve sıkıcı uzun demesine, her iki film de romanı okumadan izlenseler bile anlaşılır, güzel filmler

Son olarak nasılsa okumamışsındır diyerek Stanley Kubrick'in 1968 yapımı 2001: A Space Odyssey [4] ile Solaris karşılaştırması hakkında birkaç şey yazmak istiyorum. Solaris'te konunun ne olduğunun anlaşılması evet biraz uzun sürüyor ama 2001'de de daha az sürmüyor. 2001'in ilk 20 dakikasında maymun mu goril mi neyse, onların bağırtılarından başka bir şey olmuyor. Onlarca dakika bir uzay aracının içinde süzüldüğümüzü görüyoruz, birkaç dakika sadece siyah ekran üzerinde müzik çalıyor. Kubrick'in 150 dakikalık bu filmini herhangi bir kurgucu 30 dakikaya düşürebilir ve izleyici neredeyse hiçbir şey kaybetmez. Sinema televizyon okuyanlar için belki faydalıdır bilemiyorum ama izleyici için ızdırap bence 2001: A Space Odyssey. Solaris'te karşılaştığımız ve üzerine düşünülebilecek o kadar şey varken "her şeyi teslim ettiğimiz makineler ya bize karşı tavır alırsa" sorusunun lafını etmeye bile gerek yok bence. Tek bir insani ilişkiyi barındırmayan 2001 zamanında yenilikçi gelmiş olabilir ama bugün ancak arkeolojik bir değer taşıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

perde hep açılmalı mı?

Üniversite öğrencisi olduğum dönemler. O kadar eski zamanlar ki ders anlatan hocalar sigara içiyor. Sınavlarda sigara içilen sınıflar var. N...