Max Porter'ın adını bile duymamıştım yakın zamana kadar. Benedict Cumberbatch'i Sherlock dizisinden beri çok beğendiğimden onun bir romanın filminin başrolünde oynayacağını duyunca yazarın çevrilmiş bütün kitaplarını okudum. Doğrusunu söyleyeyim Tüylü Bir Şeydir Şu Yas [1] bence çok kötü bir roman. Lanny de tahammül edilmesi zor bir kitap. Kim böyle romanları seviyor bilemiyorum ama benlik olmadıkları kesin. Yine de Cumberbatch oynayacak diye bir gayretle okudum kitapları.
Film [2] altı milyon dolara çekilmiş ve onda biri kadar gişe yapmış. Ben filmi izlerken ne kadar düşük bütçeyle çekmişler, bu karga sahnelerini aslında nasıl çekebilirlermiş diye düşündüm hep. Bir bilim kurgu filmi değil ama bizim elli yıl önce izlediğimiz Gulyabani gibi de çekemezsin bir filmi bu devirde. Hoş ne kadar masraf edilseymiş de bu öyküden daha iyi film çekilemezmiş bence. Cumberbatch'in, hatta çocukların oyunculuklarına diyecek bir şey yok ama yas olgusu o kadar içinden çıkılmaz bir şekilde anlatılmış ki filmden keyif almak mümkün değil. Yası yaşamak için illa en kıymetlimizin ölmesi de gerekmiyor. Birini bir daha göremeyecek olmakla ölmesi pratikte aynı kapıya çıkıyor. İnsan çok gençken bile ölmemiş insanları kaybetmiyor mu?
Bazen bir şiirin içindeki müziği duymak için onu duymuş olan birinin bestelediği parçayı dinlemeye ihtiyaç olduğu gibi bir romanda ne olduğunu görmek için onun sinemaya aktarılmış halini görmek de işe yarayabiliyor benim için. Bir kitabı okurken bazen o kadar mutlu oluyorum ki içindeki dramı göremiyorum (çok sık olmuyor ama oluyor böyle şeyler). İnsanın sevdiği kadını kaybetmesi müthiş bir acı, buna zaten nasıl itiraz edebilirim ama o lanet olası karga da nedir? Metaforsa bile bana başka türlü göstermen lazım onu! Cumberbatch olsaydım bu senaryoyu okuduktan sonra bile oynamak isterdim bu rolü. Oyuncu elbette en iyi bildiği şeyi yapmak isteyecektir, yönetmen nasıl çekmiş, kurgucu ne yapacakmış onun işi değil bunlar. Sanki kendi hayatımızda en iyi kurguladığımız şeylerin sonu mutluluğa mı varıyor?
Turgut Uyar'ın Göğe Bakalım şiiri en bilinen şiirlerinden biridir herhalde. Ben bu şiiri yıllarca bir sevda şiiri diye okudum. "Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım" mısrasındaki üçüncü kişiyi ancak Fazıl Say'ın bestesiyle duydum (bu albümün ilk konserini Ankara'da dinlemiştim, ne kadar güzel bir gündü). "Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç" satırını kaç defa okudum ama Serenad Bağcan'dan dinleyene kadar anlayamamıştım. Belki nasıl anladığımı uygun bir zaman olursa sana da anlatırım
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder