10 Eylül 2009 Perşembe

Tehanu - Ursula K. Le Guin


En Uzak Sahil'in üçüncü sayfasında Başbüyücü olduğunu görüp sevindiğimiz, biterken kahramanlığıyla bizi hayran bırakan Çevik Atmaca bu roman boyunca da görünmeye devam ediyor. Ana kahraman ise bu defa Tenar. Üçüncü ciltte haber almadığımız Tenar; yaşlanmış, çocukları olmuş, kocası ölmüş bir halde ama yapması gerekenleri yapan, kalbimizi kazanan eski bir dost gibi çıkıyor karşımıza.

Pek az etkisi olan basit bir büyüyü saymazsak neredeyse içinde hiç bir büyünün yapılmadığı bir büyücü romanı Tehanu. Leguin'den hiç beklenmeyen (yani benim beklemediğim) bir duygusallık içeriyor. Belki aralarındaki yaş farkından belki de Tenar'ın ve Ged'in bağımsız kişilikleri yüzünden hiç aklımdan geçmemişti Ged ile Tenar'ın ilişkisi ama o sahne nedense pek hoşuma gitti ;) Beş kitap değil onbeş kitap bile yazılabilirmiş aslında Yerdeniz'den.

Dört kitabın da sonlarının fazla naif olduğunu düşünüyorum. Tamam, LeGuin macera romanı yazmıyor ama "ejderha üzerine düştü ve kötü adam öldü" de insanı yeterince tatmin etmiyor final sahnesi olarak. Sırada üçlemenin beşinci kitabı Öteki Rüzgar var.

2 Eylül 2009 Çarşamba

Endgame - Megadeth


Merakla beklenen Megadeth albümü Endgame yıllar öncesini hatırlatan bir kalitede olmuş bence. Şarkılar çok güzel sololar içeriyor. Yeni gitarist Chris Broderick de gruba uymuş.

Baştan sona dinlenebilecek, hepsi çıtanın üzerinde şarkılardan oluşan albüm dinlendikçe daha da seviliyor.

Slayer "World Painted Blood" albümünü çıkartana kadar Endgame'i dinleyeceğiz artık.

En Uzak Sahil - Ursula K. Le Guin


Yerdeniz serisinin üçüncü ve bir dönem için son kitabı. Le Guin okuyucular gibi dayanamamış ve üçlemeyi beşleme yapmış daha sonra.

Benzer temaları işleyen romanlardan farklı olarak konuları en ince ayrıntısına kadar detaylandırmadan, en kenardaki karakterleri bile canlandırmadan okuyucuyu içine çeken, inandıran romanlar yazıyor LeGuin. Sonunda kötü adamın kim olacağı kolayca tahmin ederek okunuyor ama yine de meraklandırıyor insanı. İkinci kitaptaki Tenar sadece bir kere kıyısından görünüyor romanda ama dördüncü kitaba kadar sabredenler yine görebileceklermiş kendisini. Bakalım göreceğiz.

LeGuin diğer eserlerinde olduğu gibi sözcüklerin anlamları üzerinde çokça duruyor; denge, ölüm gibi tehlikeli kavramlar üzerine yazılmış başarılı bir roman En Uzak Sahil.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Atuan Mezarları - Ursula K. Le Guin


Kitabın arka kapağında Le Guin şöyle diyor: "Atuan Mezarları'nın konusu tek kelimeyle söylemek gerekirse cinselliktir." Bana sorarsanız hiç ilgisi yok. Elbette kitaptaki simgeler böyle de okunabilir ama başka şeyler olarak okunmaları sanki daha az zorlama olur gibi geldi bana.

İlk kitaptaki kahramanımız Ged kitabın yarısında ortaya çıkıp tempoyu arttırana kadar her ölüşünde yine kendisi olarak başka bir bedende doğan rahibe Arha/Tenar'ın biraz da sıkıcı sayılabilecek bir hikayesi anlatılıyor romanda. Ged'le birlikte başlayan doğum, yıkım, özgürlük kavramlarını işleyen bölüm oldukça klostrofobik ve heyecanlı. Neredeyse yarısı tamamen karanlıkta, labirentlerde ve yerin altında geçen romanın finali de bir talihsizlikle sonuçlanmıyor. Zaten bir üçleme (hatta beşleme) olduğunu bildiğimizden kahramanların (en azından Ged'in) kurutulacağını bildiğimiz için Le Guin bizi yalandan kandırmaya çalışmıyor, ama inandırıcılıktan da bir taviz verilmiyor. Hatta klasik olan bertaraf edilen düşmanın kahramanlar kurtulduk sanırken son bir kez ortaya çıkması ve tekrar yenilmesi gibi bir durum bile yok.

Le Guin yine basit bir hikayeyi; kısa, sürükleyici ve alt metinleri ile birlikte anlatıyor. Bence Yerdeniz Büyücüsü'nden daha güzel bir roman Atuan Mezarları.

28 Ağustos 2009 Cuma

Yerdeniz Büyücüsü - Ursula K. Le Guin


Yandaki kapakla kıyaslanmayacak bir kapakla basılmış bizde Yerdeniz Büyücüsü, ama çevirisi güzel. Çiğdem İpek Erkal bütün Yerdeniz serisini başarıyla çevirmiş.

Tolkien'in romanları kadar detaylı, bol hikayeli, bol kahramanlı bir roman olmasa da; Rowling'in Potter'ı gibi uzun uzun sürmese de güzel bir roman bence. Onca cilt Harry Potter okuduktan sonra bu kitabın kahramanının (Ged) büyücülük okulundaki maceralarının bir kaç on sayfada geçmiş olmasına ya da düşmanıyla mücadelesinin böyle kolayca bitivermesine şaşırıyor insan. Büyücülerin niye bazı şeyleri yapıp bazılarını yapamadıklarına da bence inandırıcı (artık büyücülere ne kadar inanılabilirse) bir cevabı var kitabın.

Aslında hikaye basit. Fena bir sonla da bitmiyor. Fantastik bir roman olarak okunabileceği gibi içerisinde felsefi mesajlar da aranıp bulunabilir, her başarılı eserde olduğu gibi.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Karanlığın Sol Eli - Ursula K. Le Guin


Mülksüzlerden 5 yıl önce yazılmış ve ona göndermeler içeren bir roman Karanlığın Sol Eli. Dili yüzünden hem okunması hem de romanın içine girilmesi oldukça zor. Ben Türkçesi yüzünden diye düşünüyorum ama orjinalinin de çok farklı olmadığını sanıyorum (Yağmur da öyle diyor;)). Hadi isimlerin, ölçü birimlerinin, günlerin, ayların farklı isimlerinin olmasını bekliyoruz ama romanda sadece bir defa geçen "15-25 derece arası nemli hava" anlamına gelen kurem gibi kavramların olması bence işi zora sokuyor. Tercüme dili de bazen oldukça eski kelimeleri kullanırken bazen sınırları zorlayıcı kelimeler türeterek zaten zor okunan kitabı bence iyice zorlaştırmış. Anlatılan şeyin zaten karmaşık olduğunu düşünüp biraz insaflı davranmalıymış bence Le Guin (böyle 1969'da yazılmış bir roman için yazarına tavsiyede bulunan bir yapım vardır).

Bendeki baskının kapağı da berbat. Hele arka kapakta yazan "dünyamıza çok benzeyen Kış adlı bir gezegende geçer" ifadesi süper. Gerçekte Kış'ın dünya ile tek benzerliği üzerinde hayat olması. Bu yazıyı yazanı Kış'a bir yaz tatiline göndermek isterdim.

Eğer önce Mülksüzleri ardından Karanlığın Sol Eli'ni okursanız Shevek'in bahsettiği teoriyi tamamladığını (ya da başkasının benzer bir teori geliştirdiğini) ve ona bahsedilen Yanıtlayıcı'nın yapılmış ve kullanılıyor olduğunu göreceksiniz.

Orhan Pamuk olsaydım Kara Kitap'ı yazarken bu romandaki bölümler arasında anlatılan, romanla doğrudan bağlantısı olmayan ama onu tamamlayan, hikayelerden etkilenirdim herhalde.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Mülksüzler - Ursula K. Le Guin

Mülksüzleri ilk okuyuşumun üzerinden yaklaşık 17-18 yıl geçtikten sonra yeniden okudum ve yeniden hayran oldum; hem yazara hem de çevirene. Kitabı çeviren, onu Türkçede yeniden yazan Levent Mollamustafaoğlu. Her türlü övgünün üzerinde bir başarıyla bu harika kitabı çeviren Levent Mollamustafaoğlu'un Boğaziçi Üniversitesi Yayınlarından çıkan "Object-Oriented Programming with Examples in Borland Pascal" isimli bir telif eseri olduğunu da görmek kendimi daha yakın hissetmemi sağladı kendisine. Kitabın dış kapağında çevirmenin adı geçmiyor. Bu okumamda uzay-zaman üzerine 35 yıl önce yazılmış ve hala zırva gibi gelmeyen bu kadar uzun teorik metin olmasa daha olurmuş diye düşündüm. Başlangıcı, bitişi, kurgusu, bölümler arası ilişkileriyle insanı şaşırtan, sarsan bir roman Mülksüzler. Biraz tehlikeli de; onu okuduktan sonra daha zor beğenir olabilirsiniz ;) Henüz okumayanlardan Mülksüzlerin nasıl bir roman olduğu üzerine yazılanları okumak isteyenleri buraya yönlendireyim.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Dominator - U.D.O.


5 şarkılık bir EP olan Infected'ı saymazsak 2 yıldır sesini duymadığımız U.D.O.'nun yeni albümü hem UDO sevenleri hem de Accept hayranlarını mutlu edecek nitelikte. Özellikle The Bogeyman, Dominator, Heavy Metal Heaven, Devil's Rendezvous ilk dinleyişte insanı saran şarkılar. Bu tip grupların Whispers In the Dark tarzındaki yavaş şarkılara ihtiyacı olmadığını düşünsem de güzel şarkı olduğunu inkar edemem.

Accept ise solist olarak UDO yerine Mark Tornillo ile yeni albümlerini neredeyse tamamlamış. Blackmore olmadan Deep Purple olur da UDO olmadan Accept olmaz mı diyorsanız bekleyip göreceğiz.

Edit: Bence olmamış :( Yeni solistle eski şarkı: Balls To The Wall

Get Lucky - Mark Knopfler

Mark Knopfler'ın son albümü Get Lucky son zamanlarda en beğendiğim albüm oldu. Mark Knopfler gibi usta bir gitaristin 60 yaşına yakışan bir albüm olmuş Get Lucky.

Açılış şarkısı Border Reiver hareketli bir albüm dinleyeceğiniz havasını verse de albümün tamamına bir dinginlik hakim (ne zaman bu dinginlik lafını duysam uyuz, bitmek bilmeyen parçaların olduğu albümler gözümde canlanır, bu albüm öyle değil ;)). Before Gas & TV insanı albümün geri kalanını keşfetmekten alıkoyacak kadar güzel bir parça. Bu şarkıyla bir kaç gün geçirdikten sonra fırsat bulursanız Remembrance Day, So Far From The Clyde gibi güzel şarkıları dinleyip sevebilirsiniz.

Albümde fazla hiç bir şey yok. Delicesine hızlı müzik aramıyorsanız seversiniz.

21 Ağustos 2009 Cuma

How Life Imitates Chess - Garry Kasparov


Kişisel gelişim kitaplarından biri gibi görünmesine rağmen Kasparov çocukluğumun kahramanlarından biri olduğundan merakla aldım ve okudum bu kitabı. İçinizdeki cevheri keşfedin filan gibi saçma mesajlarla dolu kitapların aksine Kasparov daha çok yaşadıklarını (1985-200 arasında dünya satranç şampiyonu olmuş birinin anlatacak çok şeyi olduğunu tahmin edersiniz) ve bunlardan kendi çıkardığı dersleri anlatmış.

Satrancı taa lisede öğrendiğim için Karpov'la karşılaşmaları benim satrançla ilgili ilk anılarımdır. Hep kazandığını gördüğüm için Kasparov da ilk satranç kavramanım ;) O dönemlerde pek fazla olmayan satranç kitaplarının hepsini okumuş ve satrancın tarihçesini de oyunun kendisi kadar merak etmiş biri olarak bu kitapta adı geçen satranç ustaları hakkında Kasparov'un değerlendirmelerini okumak eski dostlardan haber almak gibi geldi bana.

Kasparov'un en büyük övgülerini süper kahraman gibi görünenlere değil de disiplinli çalışanlara sunması kendimi ona daha yakın hissettirdi. Ben de yıllara önce okuduğumda Max Euwe ve Capablanca'ya büyük hayranlık duymakla birlikte kahramanım Alekhine'di (evet o zamanlar gençlerin böyle acayip kahramanları oluyordu ;). Kasparov'un da Alekhine'e haksızlık edildiğini düşündüğünü okuduğumda sanki ben onunla değil de o benimle aynı fikirdeymiş gibi hissettim.

Kasparov'un kitabında şöyle yaparsanız başarılı olursunuz gibi önerileri okumanın acımasız bir eziciliği olduğunu da kabul etmeliyim. Hani televizyonda onu bunu bildiğini söyleyenlere karşı o kadar biliyorsan kendin neden yapmadın der ya insan, veya kendi saçı olmayan ama kelliğe çare bulduğunu söyleyen birine pek itibar etmezsiniz ya Kasparov karşısında böyle bir şey demek mümkün değil. Adam zaten başarılı olmuş; 15 yıl dünya satranç şampiyonu olmuş ;)

Sonuçta; üzerinde uzun uzadıya düşünmeden yaptığınız şeylerin Kasparov tarafından ayrıntılı incelenerek yapıldığını okuduğunuzda mutlu olabileceğiniz bir kitap bu.

17 Ağustos 2009 Pazartesi

PLO röportajı

Pardus-linux.org'un edergi'sinden gönderilen sorulara verdiğim cevapları içeren dosyayı buraya da koyayım istedim. Derginin kendisi de burada.

16 Temmuz 2009 Perşembe

Gezegen Hakkında

Linux Gezegeni, Türkiye'de Linux ve Özgür Yazılım konusunda çalışmalar yapan arkadaşlarımızın internet üzerindeki günlüklerini bir tek sayfadan okumamızı ve kendi dünyalarına ulaşmamızı sağlayan basit bir web sitesidir.

$ su gezegen_yoneticisi -
# sudo aptitude install ilgi_alaka

14 Temmuz 2009 Salı

Diskinizi temizleyin

Bir önceki harika ipucundan sonra yine sizleri dehşete düşürecek bir bilgi silsilesiyle karşınızdayız.

Bilgisayarınıza her gün dünyanın dosyasını indiriyorsunuz. Her ne kadar disk fiyatları ucuzlamış görünse de sonuçta bir yere kadar di mi sayın okuyucular? Bu dosyaları silsem de kurtulsam diyorsanız, işte bunun kolay yolunu bu makalede bulabileceksiniz.

Açın bir konsolu (xterm olmaz mı diyen uyanıklar, elbette olur ;)), geçin fazla dosyalarınızın olduğu bölüme, yazın "rm -rf *", bazen uzun sürebilir dert etmeyin. Biraz dolaşıp gelin. Siz sağ, ben selamet. Grafik ortamdan bunu nasıl yaparım diyenler bir sonraki haberimizi bekleyebilir veya buna benzer ipuçlarını yayınlayan planetlere bakabilirler.

Çiçek göndermek yerine kafanıza esen bir kuruma bağışta bulunabilirsiniz.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

64bit Pardus

Başka özelliklerinin yanı sıra, özgür yazılımcının yeşerdiği topraklardan biridir Çanakkale. Katıldığım çok toplantıda "özgür yazılımcılar sizin okula geliyor" sözlerini duymuşudur. Üniversitede çalışmanın en iyi yanının bu akıllı çocuklarla çalışmak olduğunu her fırsatta dile getirmişimdir.

Bu yıl; bu gayretli, çalışkan, linux kullanıcısı (neyse uzatmayayım ;)) öğrencilerimden ve yeni mezun bilgisayar mühendislerinden oluşan bir ekiple (yaklaşık 10 kişi) bir özgür yazılım projesine birlikte katkı verelim istiyoruz. Bu sayede hem ekip olarak daha çok şey öğreneceğiz hem de camiadan aldığımızın birazını olsun geri verme şansımız olacak.

Başlıktan da anlaşılabileceği gibi seçtiğimiz özgür yazılım projesi Pardus oldu. Pardus'un 64 bit portunu hazırlamaya karar verdik. Bu fikrimizi Pardus ekibine açtığımızda çok sıcak karşıladılar. Biz de bu işi yapmak istediğimiz ekibin küçük bir bölümüyle 12 Haziran'da Gebze'ye gittik. Tam da 2009 Beta öncesi bize vakit ayırdılar ve neleri nasıl yapacağımız konusunda uzunca konuşmaya fırsatımız oldu. Sonuçta TÜBİTAK ve ÇOMU arasında bir protokol yaparak yapacağımız işi resmileştirmeye karar verdik.

Eylül'de okullar açıldığında çalışmaya başlayıp 2010 Haziran'dan önce Pardus'un 64bit portunu hazırlayacağız.

Bu yazıyı bir kaç teşekkürle bitirmek istiyorum:
- İlk teşekkür mezunlarımıza; yaptıklarıyla bu ekibe "biz de yapabiliriz" diye düşündürdükleri için.
- İkinci teşekkür Pardus ekibine; hem geliştirdikleri proje için hem de küçük bir şehirden gelen bir avuç üniversite öğrencisine inanıp Pardus'la ilgili bu büyük işi bize emanet ettikleri için.
- Son olarak; çalışma disiplinleriyle, parlak fikirleriyle, beni zorlamalarıyla böyle büyük bir projeye başlama cesareti veren öğrencilerime teşekkür ediyorum. Eminim bu büyük işin üstesinden çokça çalışarak gelecekler.

Su Ürünleri Mühendisliği - 2026

2013, 2014 ve 2018'de üniversitelerimizdeki Su Ürünleri bölümlerinin kontenjanları üzerine yazmıştım [1], [2], [3]. Aradan geçen bunca y...