Okuduğum, izlediğim, dinlediğim şeylerin çoğu ya batının üretimi ya da batının onayından geçmiş şeyler. Başka zaman sorsalar dünyanın çeşitli yerlerindeki edebiyatı takip etmeye çalıştığımı söylerim ama aslında ne kadarlık bir yüzdeyle Hindistan veya Çin edebiyatını biliyorum? Neredeyse hiç. Çince'den Türkçeye çevrilmiş romanı olan yazarlardan bildiklerini say deseler iki elin parmaklarını geçecek kadarını hatırlayamam eminim. Hindistan'dan tek bir yazarı bile okumamış olabilirim. Halbuki yaklaşık bir buçuk milyar insanın yaşadığı bir ülkede benim de anlayıp sevebileceğim, faydalanabileceğim hiçbir şey yazılmamış olabilir mi? Kültürlerimiz çok farklı, bunu kabul etmemek mümkün değil ama sanki Norveç veya Danimarka ile çok mu benzer kültürlerimiz var?
Annem ömrünün son yıllarında çokça Hint dizisi izliyordu. Odada hep açık olan televizyonda akan görüntüleri sürekli takip etmiyordu ama muhabbet kuşuyla birlikte bakıyorlardı ekrana arada bir. Kovboy filmleriyle büyüdüğümden o dizilerde bana gerçekte bir şey olmuyor gibi geliyordu. On yıldan uzun zamandır evimde televizyon olmadığından güncel durumu bilmiyorum ama bizim dizilerde de bir şey olmuyordu aslında. Hem ne yazısını, ne dini inancını, ne de mitolojisini bilmediğim bir büyük kültürü bir dizinin kısacık sahnesine bakıp nasıl anlamayı umuyordum ki? İstediğim sadece anlamak da değil gördüklerimin benim değerlerime uymasıydı muhtemelen. Sıkça söylenen Hint dizilerindeki uzun uzun bakışmalar Türk dizilerinde yok mu? Kubrick'in filmlerinde dakikalarca bir adamın nefes alış verişini dinleyince veya Tarkovski'deki su damlalarının sesini duyunca iyi de Hintliler uzunca bakışınca mı değersiz oluyor?
Bir sanat eserini değerlendirirken kullandığımız kriterler "batı"nın kriterleri olunca elbette dünyanın geri kalanı ona uymuyor ve sanki daha az değerliymiş, hadi utanmadan doğrusunu söyleyeyim, değersizmiş gibi görünüyor. Hindistan'daki sanat üretimleri ülkenin canına okumuş olan İngiltere'dekilere benzemiyor diye nasıl yargılayabiliyoruz? Denebilir ki elimizde başka kriter mi var? Biz bilmiyoruz diye bunun sorumlusu neden Hintliler olsun? Afrika müziğine tam tam dememiz gibi konulara girmiyorum bile.
Bulgaristan bile kendini batının doğusu diye görüyorken biz hangi düşünceyle kendimizi batılılar arasında sayabiliyoruz? Ben kendimi Anadolulu olarak görüyorum, İstanbullu bile değilim. Neredeyse sadece hard rock, heavy metal ve klasik müzik dinliyorum ama farkında olduğum, olmadığım bütün kültürel kodlarım bu coğrafyadan geliyor.
Hayatın bütün kültürleri anlayacak kadar uzun olmadığının da farkındayım ama en azından bir kültürün eserine bakarken onu anlamıyorum diye aşağı görmenin de doğru olmadığını çok geç anlamış olmaktan üzgün olduğumu yazmak istiyorum. Afrika'da batılı anlamda müzik yapılmıyorsa bu onların suçu değil de demiyorum, bu bir kabahat veya eksiklik değil. Avrupa'da da Musa Eroğlu gibi bağlama çalan yok, onlar bunu eksiklik olarak görüyorlar mı?
Buraya nereden geldin derseniz bu akşam Aamir Khan'ın Like Stars on Earth [1] filmini izledim yıllar sonra tekrar. Khan batının da takdirini kazanmış bir oyuncu ve yönetmen. Filmde disleksi rahatsızlığı olan bir çocuğa bir öğretmenin yardımcı olması oldukça romantik bir dille (bu bile bizim kavramımız, onların değil) anlatılıyor. Filmin adının Marathi dilindeki yazılışı şöyle: तारे जमीन पर Şimdi bu filmdeki oyunculuklar iyi olmuş, kötü olmuş demeye nasıl cesaret edebiliyoruz diye düşünürken konu buralara geldi.
Madem bu kadar Anadolu dedim bir Azeri türküsüyle bitireyim, Kaytağı'yı Arif Sağ ve Musa Eroğlu birlikte çalıyor. Ben bu türküyü müziğin yavaş olduğu bölümlerde kavuşamamış iki sevgilinin birbirinin etrafında döndükleri, hızlandıkça sanki buluşacaklarmış gibi yaklaştıkları ama sonunda tekrar yavaşladığında yine kavuşamadıkları, çemberin genişlediği bir masal gibi dinliyorum. Ravel'in Bolero'sunda finalde bir kavuşma, patlama var ama bizim coğrafyamız böyle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder