1 Şubat 2026 Pazar

kötülüğün şimdiliği ve buradalığı üzerine

Nasıl oluyor da büyük kalabalıklar kötülüğe topluca ikna olabiliyor sorusu gençliğimde aklımı en çok kurcalayan şeylerden biriydi. Bir ülke halkının kötülüğe yatkın olduğunu veya doğuştan kötü olduğunu söylemenin kolay ama hiç ikna ediciliği hiç olmadığını da biliyordum ama bir günlüğüne değil yıllarca şimdi bakınca kabul edilemez görünen şeylere nasıl ikna olduklarını da anlayamıyordum.

İnsanın doğuştan iyi olduğu kötülükleri yaşayarak gördüğü ile doğuştan kötü olduğu yaşadıkça iyilikleri öğrendiği görüşleri arasında salınarak geçti yıllarım. Şimdi inandığım şey insan doğal değil toplumsal bir canlı olduğundan insanın doğası diye de bir şeyin olmadığı. Konuya böyle yaklaşınca evet bir halk kolayca faşist bir topluma dönüşebilir. Bu her zaman korkudan da kaynaklanmaz. Toplumun normları ister iktidar tarafından, isterse zamanın ruhu tarafından değiştirildiğinde insanların davranışları, değer yargıları da değişiyor. Ben de aslında kendi ömrümde bu değişimleri, o kadar keskin mi emin değilim ama yaşamadım mı? Eskiden ayıplanan şeylere toplum değer verir duruma geldiğinde veya takdir gören şeyler artık enayilik olduğunda benim için hiç mi bir şey değişmedi? Bu sorulara tereddütsüz bir hayır cevabı vermek geçiyor içimden ama kendimi bile inandıramıyorum bu cevapla.

Yakın zamanda Serdal'ın önerisiyle okuduğum Volker Kurscher'in Gereon Rath'ın Vakaları [1] romanlarında ikinci dünya savaşı öncesinden başlayarak Almanya'da bu değişimin aşama aşama nasıl gerçekleştiği çok güzel anlatılıyor. Roman 1929'da başlıyor ve o dönemde azınlıkta olan faşistlerin yaptıkları hem saygı görmüyor hem de yadırganıyor. Dokuzuncu cilde geldiğimizde (henüz serinin tamamı Türkçe'ye çevrilmedi) değer yargılarının nasıl yavaş yavaş değiştiğini görüyoruz. Bu değişimler bir Alman polisi olan Gereon Rath ve sevgilisinin yaşamları etrafında çok güzel kurgulanmış, okuyunca pişman olmazsınız. Bu değişimin nasıl olduğu edebiyatta ve sinemada çokça işlenmiş. Bergman'ın The Serpent's Egg'i [2] en çok bilinenlerinden biri olabilir.

Bir Yahudi ailenin bu kadarını da yapmıyorlardır diye düşünerek yaşadıklarını anlatan Marga Minco'nun Acı Otlar [3] kitabı da çok çarpıcı bir kısa roman. Gerçekten yaşananlar o kadar gerçek dışı ki insanların bunlara inanmaması da çok şaşırtıcı bir şey değil aslında. Yakın dönem yazarlarından Michel Houellebecq'in İtaat [4] romanı benzer bir senaryonun Fransa'da nasıl bir kabusa dönüşebileceğini anlatması açısından ilgi çekici bir kurgu bence.

Son olarak Helmut Ortner'in Acımasızca Alman [5] kitabından bir alıntıyla bitireyim bu yazıyı. Kızıl Ordu Berlin'e girdi ve Alman faşizmini bitirdi, peki ardından ne oldu? Eminim o dönem Almanya'da yaşıyor olsaydım bu devran bir gün dönecek ve cezalarını çekecekler diye düşünürdüm. Kötü dönemlerde yaşayan herkesin kendi göremese bile bu rezillikleri yapanların bir gün ceza alacaklarına umutları olduğunu tahmin ediyorum. Bakalım faşizm sonrası Almanya'da ne olmuş:

Federal Cumhuriyet'in batıdaki üç bölgesinde 1945'ten 2005'e kadar toplam 172.294 kişiye karşı, Nasyonal Sosyalist dönemde suç işledikleri için soruşturma açılmıştır. ... Başlangıçta yargı mekanizmasını oluşturan insanlar, Nasyonal Sosyallist dönemden kalma insanlardı.

Nihayetinde 16.740 vaka için açılan davada sadece bir kereye mahsus 14.693 sanık hakikaten mahkemeye çıkarılmıştı. Sonuçta yine bir kereliğine 6.656 kişi ceza almış, 5.184 sanık ise delil yetersizliğinden ötürü beraat etmişti. yargılananların çoğu için -%60 civarı- mahkeme bir seneye varan hafif hapis cezaları vermişti. Bütün hapis cezalarının sadece %9'u 5 yıldan fazlaydı.

Cani cellatların bile faşizm sonrası görevlerini yapmaya devam ettiklerini okumak insanın kanını donduruyor. En ağır cezaları bile alsalar gidenler elbette geri gelmeyecekti ama bu seviye bir rahatlık insanın adalet duygusunu öldürür nitelikte. İnsanlığın olumlu niteliklerinden (bunları nasıl tarif edersek edelim) verilen tavizlerin sonuçlarıyla ilgili bu kadar ibret verici örnekler olmasına rağmen hâlâ başka türlü olacakmış gibi yaşıyoruz.

 

[1] Hemen okuyayım diye heveslenmeyin derim ben. Her biri 500 sayfalık 9 kitaptan oluşan bir seri. Tek birini okuyunca toplumsal değişmeyi görmek mümkün değil. Yazarın adını herhangi bir kitap sitesinde aratınca bulmak çok kolay olduğundan link vermiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

kötülüğün şimdiliği ve buradalığı üzerine

Nasıl oluyor da büyük kalabalıklar  kötülüğe  topluca ikna olabiliyor sorusu gençliğimde aklımı en çok kurcalayan şeylerden biriydi. Bir ülk...