3 Ocak 2019 Perşembe

Dünden bugüne fen liseleri

2014 yılında fen liselerindeki başarının düşüşüyle ilgili bir yazı yazmış [1] ve "Bunca başarılı öğrenciyi bir araya getirip kendi haline bıraksalar bile daha yüksek başarı elde edilebilecekken bir de 4 yıl okutup yarı yarıya üniversiteye yerleştirmek muazzam bir başarısızlık öyküsü" demiştim. Aradan geçen 4 yılda başarı oranları daha da düşmüş durumda.

Ülkemizde 301'i özel olmak üzere toplam 536 fen lisesi mevcut [2]. Bu okullarda okuyan öğrencilerden üniversiteye giriş sınavına girenlerin sayısı 41.035. Bu öğrencilerden sadece 21.657'si bir lisans eğitimine yerleştirilmeye hak kazanmış. Bu oran olarak %52,78 demek oluyor. Önlisans için 442 ve açık öğretim fakültelerine kayıt yaptıran 148 kişi de ekleyince herhangi bir kuruma yerleşebilmiş fen lisesi öğrencilerinin oranı %54,21'e çıkıyor. En başarılı okul türünün fen liseleri olduğu söylemini bu oranlarla birlikte değerlendirmek faydalı olacaktır. Elbette okulları sadece üniversiteye yerleştirdiği öğrenci sayısı ile de değerlendirmemek gerekir.

Ben 1985'te Kayseri Fen Lisesi'ne gittiğimde bütün fen liseleri yatılı okullardı. Öğrencileri de çok büyük çoğunlukla orta sınıfın ve gariban ailelerin çocuklarıydı. Her gün kahvaltıdan önce, akşam dersten sonra ve akşam yemeğinden sonra toplam 3,5 saat etüdleri oluyordu. Benim okulumda ciddi fiziksel ve psikolojik şiddet uygulanıyordu. Öğretmenlerimizden dayak yemek çok sık yaşanan bir olaydı. Yemekler çok kötüydü, hiç sosyal ve sportif imkanımız yoktu. Okulun adı fen lisesi diye sanat, edebiyat ve spor ile ilgili dersler neredeyse sıfırdı. Yani adı vardı da hiç önemsenmiyordu. Ben bunlar olmadan bir hayatın çok manasız olduğunu çok ileri yaşlarımda öğrendim.

Şimdi oğlum bir özel fen lisesinde üçüncü sınıfta. Tabi aradan geçen 35 senede artık fiziksel şiddet kalmadı. Fen liseleri artık yatılı okullar olmadığından ve sayıları beş yüzü geçtiğinden hemen hepsi şehir merkezlerinde ve ailelerin ulaşabildiği konumlarda. Fiziksel şiddetin kalmaması öğretmenlerin iyileşmesinden değil velilerin ulaşabilir olmasından kaynaklanıyor. Hala sözel hiçbir ders önemsenmiyor. Çocuklara sanatın, edebiyatın güzelliklerinden hiç bahsedilmiyor. Felsefe zaten zaman kaybı biliyorsunuz. Onlardan beklenen iyi soru çözmeleri. Yazık yavrucaklar artık onu da çok iyi yapamıyor olmalılar ki üniversiteye girişteki durumları ortada. Kavramları öğretmek yerine dershaneler gibi çalışıyorlar ama başarısız dershaneler gibi.

Bu duruma çözüm olarak fen liselerinin sayısının azaltılmasını veya yeniden yatılı okullar haline getirilmesini önermiyorum elbette. Sorun eğitim sistemi sorunu. Öğretmenlerin çoğu kavramları öğretecek kadar donanımlı değil. Kendisi matematiğin, fiziğin, edebiyatın içindeki güzellikleri görmeyen biri bunu çocuklara nasıl aşılasın? Böyle donanımlı olanlar da müfredat baskısı altındalar. Üniversite sınavında çıkmayacak bir konuyu okulda anlatmak 10 büyük günahtan biri sayılıyor.

Öğretmenleri üniversitelerde nasıl yetiştiriyoruz, onları hangi şartlarda çalıştırıyoruz diye bakmadan eğitim sorunu elbette çözülemez. Peki her şey birbirine bağlıysa nereden başlanacak? Bu da çözülmez bir sorun değil aslında. Dünyada ilk eğitim sistemini biz kurmuyoruz ki! Üklemize uyarlanması gereken şeyler mi var? Bütün ihtiyacımızı karşılayacak kadar eğitim bilimcisi var üniversitelerimizde, dinleyelim onları. Eğitim sistemimizi düzeltmeden sadece fen liselerini düzeltmek mümkün değildir.

Eğitim sorununu çözmeden ne sağlığı, ne adaleti, ne de ekonomiyi düzeltmek imkanı bulunmadığını anlamamız lazım.

[1] https://www.nyucel.com/2014/08/fen-lisesi-says-artyor-ama-basar-dusuyor.html
[2] https://dokuman.osym.gov.tr/pdfdokuman/2018/GENEL/YKSDegrapor06082018.pdf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Tutunacak bir geçmiş bırakmıyoruz

Yurtdışına çıkınca binaların ne kadar uzun süreler kullanıldığını görüp şaşırmamak elde olmuyor. Avrupalılar sadece tarihi değeri olan binal...