kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kültür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2026 Salı

batılı olmamak ayıp değil

Okuduğum, izlediğim, dinlediğim şeylerin çoğu ya batının üretimi ya da batının onayından geçmiş şeyler. Başka zaman sorsalar dünyanın çeşitli yerlerindeki edebiyatı takip etmeye çalıştığımı söylerim ama aslında ne kadarlık bir yüzdeyle Hindistan veya Çin edebiyatını biliyorum? Neredeyse hiç. Çince'den Türkçeye çevrilmiş romanı olan yazarlardan bildiklerini say deseler iki elin parmaklarını geçecek kadarını hatırlayamam eminim. Hindistan'dan tek bir yazarı bile okumamış olabilirim. Halbuki yaklaşık bir buçuk milyar insanın yaşadığı bir ülkede benim de anlayıp sevebileceğim, faydalanabileceğim hiçbir şey yazılmamış olabilir mi? Kültürlerimiz çok farklı, bunu kabul etmemek mümkün değil ama sanki Norveç veya Danimarka ile çok mu benzer kültürlerimiz var?

Annem ömrünün son yıllarında çokça Hint dizisi izliyordu. Odada hep açık olan televizyonda akan görüntüleri sürekli takip etmiyordu ama muhabbet kuşuyla birlikte bakıyorlardı ekrana arada bir. Kovboy filmleriyle büyüdüğümden o dizilerde bana gerçekte bir şey olmuyor gibi geliyordu. On yıldan uzun zamandır evimde televizyon olmadığından güncel durumu bilmiyorum ama bizim dizilerde de bir şey olmuyordu aslında. Hem ne yazısını, ne dini inancını, ne de mitolojisini bilmediğim bir büyük kültürü bir dizinin kısacık sahnesine bakıp nasıl anlamayı umuyordum ki? İstediğim sadece anlamak da değil gördüklerimin benim değerlerime uymasıydı muhtemelen. Sıkça söylenen Hint dizilerindeki uzun uzun bakışmalar Türk dizilerinde yok mu? Kubrick'in filmlerinde dakikalarca bir adamın nefes alış verişini dinleyince veya Tarkovski'deki su damlalarının sesini duyunca iyi de Hintliler uzunca bakışınca mı değersiz oluyor?

Bir sanat eserini değerlendirirken kullandığımız kriterler "batı"nın kriterleri olunca elbette dünyanın geri kalanı ona uymuyor ve sanki daha az değerliymiş, hadi utanmadan doğrusunu söyleyeyim, değersizmiş gibi görünüyor. Hindistan'daki sanat üretimleri ülkenin canına okumuş olan İngiltere'dekilere benzemiyor diye nasıl yargılayabiliyoruz? Denebilir ki elimizde başka kriter mi var? Biz bilmiyoruz diye bunun sorumlusu neden Hintliler olsun? Afrika müziğine tam tam dememiz gibi konulara girmiyorum bile.

Bulgaristan bile kendini batının doğusu diye görüyorken biz hangi düşünceyle kendimizi batılılar arasında sayabiliyoruz? Ben kendimi Anadolulu olarak görüyorum, İstanbullu bile değilim. Neredeyse sadece hard rock, heavy metal ve klasik müzik dinliyorum ama farkında olduğum, olmadığım bütün kültürel kodlarım bu coğrafyadan geliyor.

Hayatın bütün kültürleri anlayacak kadar uzun olmadığının da farkındayım ama en azından bir kültürün eserine bakarken onu anlamıyorum diye aşağı görmenin de doğru olmadığını çok geç anlamış olmaktan üzgün olduğumu yazmak istiyorum. Afrika'da batılı anlamda müzik yapılmıyorsa bu onların suçu değil de demiyorum, bu bir kabahat veya eksiklik değil. Avrupa'da da Musa Eroğlu gibi bağlama çalan yok, onlar bunu eksiklik olarak görüyorlar mı?

Buraya nereden geldin derseniz bu akşam Aamir Khan'ın Like Stars on Earth [1] filmini izledim yıllar sonra tekrar. Khan batının da takdirini kazanmış bir oyuncu ve yönetmen. Filmde disleksi rahatsızlığı olan bir çocuğa bir öğretmenin yardımcı olması oldukça romantik bir dille (bu bile bizim kavramımız, onların değil) anlatılıyor. Filmin adının Marathi dilindeki yazılışı şöyle: तारे जमीन पर Şimdi bu filmdeki oyunculuklar iyi olmuş, kötü olmuş demeye nasıl cesaret edebiliyoruz diye düşünürken konu buralara geldi.

Madem bu kadar Anadolu dedim bir Azeri türküsüyle bitireyim, Kaytağı'yı Arif Sağ ve Musa Eroğlu birlikte çalıyor. Ben bu türküyü müziğin yavaş olduğu bölümlerde kavuşamamış iki sevgilinin birbirinin etrafında döndükleri, hızlandıkça sanki buluşacaklarmış gibi yaklaştıkları ama sonunda tekrar yavaşladığında yine kavuşamadıkları, çemberin genişlediği bir masal gibi dinliyorum. Ravel'in Bolero'sunda finalde bir kavuşma, patlama var ama bizim coğrafyamız böyle. 

[1] https://www.imdb.com/title/tt0986264/

16 Temmuz 2019 Salı

"Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür"

Ülkemizin en önemli sorununun eğitim olmadığını düşünüyorum. Sürekli kullanılan "eğitim şart" söyleminin de teşhis doğru olmadığı için bizi çözüme götürmeyeceği kanaatindeyim. Eğitimi iyi yapamadığımız pisa ve üniversite sınav sonuçlarından belli ama bunu düzeltmek nispeten kolay bir iş. Asıl önemli ve düzeltilmesi zor konunun kültür olduğunu düşünüyorum.

Eğitimin kültür için gerekli ama tek başına yeterli olmadığına etrafımıza bakınca hepimiz ikna oluruz sanırım. Cem Karaca yaklaşık yarım asır önce söylediği şarkısında "Kırmızı ışıkta geçen şoförler"den dert yanıyor. Bu sorun hala devam ediyor mu? Evet. Peki bu sorunun kaynağı kırmızı ışıkta geçmenin doğru olmadığını bilmiyor oluşumuz mu? Bu sorunun cevabı da herkesçe açık olmalı; hayır! Kırmızı ışıkta geçenler ne yapmamaları gerektiğini biliyorlar ama bunu bir kültür haline getirmemiş olduklarından bu bilgi bir işe yaramıyor.



Elbette eğitimde durumumuzu düzeltmek için çaba harcamayalım demiyorum. Bunu cumhuriyetin ilk yıllarında denemiş ve bu toprakları neredeyse hiçliğin içinden bugüne getirmişiz, yine yapabiliriz bunu. Eğitimi bir sorun olarak gördüğümüzde, planlı çalışarak her alanda Türk Beşleri yetiştirmek imkanı hala var. Bunun ülkeye büyük faydası olur mu sorusuna tereddütsüz evet diyemiyorum çünkü ülkenin sorununun eğitimin getireceği kültürün genele yayılmaması olduğunu düşünüyorum. Ülke insanı yaygın olarak spor yapmıyorsa genç yetenekleri toplayıp, çok iyi bir programla çalıştırıp uluslararası başarılar kazandırmanın nasıl bir faydası olacak? Elbette diğer gençlerin bir kısmı için özendirici olacaktır ama ülkenin hedefinin sadece en yetenekli olanları daha da parlatmak olmaması gerekir (onu da yapamıyoruz farkındayım). Dünya ralli şampiyonları yetiştiren bir ülke de olsak o kırmızı ışıkta geçen şöforlerin sayısı azalmayacaktır.

Eğitim sistemimizin en ciddi yanılgılarından birinin de üstün başarılı çocuklara burs verip büyük bir sıçrama sağlayabileceğimizi düşünmesi olduğu kanaatindeyim. Tamam o çocuklara burs verelim elbette ama ya o kadar başarılı olamayanlar ne yapacaklar? Her sınıfta sadece bir kişi sınıf birincisi olabiliyor, birinci olamayanların (ki bunlar çoğunluk olmalı) durumlarını iyileştirmeyi düşünmeden topyekün bir kalkınmadan bahsetmek imkanı olmayacaktır. Sadece sınıf birincilerine, okul birincilerine değil herbir çocuğa dokunmalı, onu yukarı çekmeliyiz.

Kültür eğitim haricinde mimariyi, şehir planlamasını, heykeli, resmi, müziği ve diğer sanatları içeriyor. Ben etrafıma bakınca bunlardan hiçbirini göremiyorum. Şehir planlaması sıfır, mimari sıfıra yakın, heykel ancak dostlar alışverişte görsün diye var. Hal böyle olunca sadece matematiği, fiziği, İngilizceyi öğretebilsek bile yaşadığımız hayatı büyük ölçüde iyileştiremeyeceğiz. Madem öyle bunları da mı yapmayalım diyen yoktur sanırım, çünkü zaten yapmıyoruz.

Nasıl bir insan yetiştirmek istediğimizi ortaya koysak çözüm için de bir reçete çıkartabiliriz gibi geliyor bana. Matematik, mantık ve felsefe öğretmeden akılcı bir birey yetiştirme imkanı olmadığını bütün eğitimciler kabul edecektir. Edebiyat, müzik ve resim eğitimi olmadan kültür seviyesi de bir adım ileri gitmeyecektir. Spor yapılmadan sağlıklı olma imkanı da yok denecek kadar az. Sadece bu topraklarda konuşulan dillerden ikisini bile öğretsek hem toplumsal barışa katkısı olur, hem de çocukların ufukları açılır. Bunlar bütün gençlerimize aktarmamız gereken becerilerken hangisi üzerinde duruyoruz? Bırakın üzerinde durmayı başarılı çocukların matematik hariç (onu da sadece soru çözmekten ibaret sayıyoruz) diğer konulara vakit ayırmasını bile vakit kaybı olarak görüyoruz.

Aslında üzerine en çok eğilmemiz gereken konunun kültür olduğunu cumhuriyetin başlarında görmüşüz. Atatürk "Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür." derken ulaşılması zor olan ama gerekli olan hedefin bu olduğunu kastetmiş olmalı. Eğitim nispeten kolay çözülecek bir sorun. Tamam durumumuz genel olarak çok kötü ama bir neslin hayatına sığacak bir zamanda eğitim sorunu çözülebilir. Ben neredeyse hiç bilgisayara dokunmamış genç adamların, kadınların 4 yılda başarılı mühendisler olduğunu sıklıkla görüyorum.

Dört yılda hukukçu, 6 yılda doktor yetiştirmek mümkün ama kültür nesiller sürecek bir süreç. Gençlerimizin düşünme şekillerini Avrupa'da bin yıllık heykellerin altında oturan gençlerle aynı yere getirmek mühendis yetiştirmek kadar kolay olmayacaktır. Geminin rotasını kültüre çevirmek zorundayız.

hoşçakal kardeşim deniz

Nerelisin sorusuna Ankaralıyım demeye utanacak kadar çok zaman Çanakkale'de yaşadım. Hiç kimseyi tanımadan geldiğim bu şehirde harika in...