8 Eylül 2016 Perşembe

Atletizmde kadınlarda ne durumdayız? - 2016

Bu yazının ilk bölümünde atletizmde erkeklerde ne durumda olduğumuzu Olimpiyat dereceleri ile kıyaslayarak özetlemeye çalışmıştım. Kadınlar erkeklerden farklı olarak pentatlon yerine heptatlon'da yarışıyorlar ve 50km yürüyüş yarışmaları yok. 2 dünya rekorunun kırıldığı bu olimpiyatın ardından 23 branşta ne durumda olduğumuza sırasıyla bakalım.
  • 100 m: Geçen olimpiyattan bu yana Türkiye ve dünya rekorları kırılabilmiş değil. Türkiye rekoru 2001 yılından ve 11.25 ile Nora Güner'e ait. Dünya rekoru ise 1988'de 10.49 koşan Florence Griffith Joyner'ın yakalanması oldukça güç görünen derecesi. Bu olimpiyatta Jamaikalı Elaine Thompson 10.71 ile altın madalyayı alırken geçen olimpiyatın şampiyonu Shelly-Ann Fraser-Pryce 10.86 ile üçüncü olabildi.
  • 200 m: 100 metrede olduğu gibi 200 metrede de Türkiye ve dünya rekorları geçen olimpiyattan bu yana değişmedi. Türkiye rekoru 2002'de 22.71 koşan Nora Güner'in derecesi iken dünya rekoru 1988'de Florence Griffith Joyner'ın derecesi: 21.34. 100 metrede olduğu bu mesefade de dünya rekorunun yakın gelecekte kırılması zor gibi duruyor. Jamaikalı Elaine Thompson bu olimpiyatta 100 ve 200 metrede altın madalyayı alırken 200 metreyi 21.78'de koştu.
  • 400 m: Birsen Engin'in 2011'de yaptığı 52.15 hala Türkiye rekoru olmaya devam ederken Doğu Almanyalı Marita Koch'un 1985'te koştuğu 47.60'lık dereceye de yaklaşılabilmiş değil. Bu derecenin ne kadar hızlı olduğunu vurgulamak için bu mesafeyi 49 saniyenin altında koşabilen sadece 9 kadın olduğunu ve bunlardan sadece ikisinin 2000 yılından sonra (2003 ve 2006) bu performansı gösterebildiğini hatırlatmak iyi olacaktır. 48 saniyenin altına inebilmiş diğer kadın ise eski dünya şampiyonu, aynı zamanda 800 metre dünya rekorunu da elinde tutan Çekoslovak atlet Jarmila Kratochvílová. Bu olimpiyatta altın madalyayı 9 olimpiyat, 13 dünya şampiyonası madalyası bulunan Allyson Felix'i geçen 22 yaşındaki genç Bahamalı Shaunae Miller 49.44 ile kazandı. 
  • 800 m: Geçen olimpiyatta yarışan Merve Aydın'ın 2012'de yaptığı 2:00.23'lük derece Türkiye rekoru olmaya devam ederken 1983'de 1:53.28 koşan Jarmila Kratochvílová'nın derecesinin yakınına bile yaklaşan olmadı. Bu rekor atletizmde erkeklerde ve kadınlarda en uzun süredir kırılamayan rekor olma ünvanına da sahip. 800 metrede 1:55'in altında koşabilmiş sadece 6 kadın var. Bunların üçü Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği vatandaşı. 2000 yılından sonra 1:55'in altını koşan (1:54.01) tek kadın atlet Pekin olimpiyat şampiyonu Kenyalı Pamela Jelimo. Bu yıl altın madalyayı Londra olimpiyat ikincisi olan Güney Afrikalı Caster Semenya 1:55.28 ile ülke rekorunu kırarak kazandı. 100-800 metre arası yarışlarda sporcumuz yoktu.
  • 1500 m: Türkiye rekoru 2003'de Süreyya Ayhan tarafından koşulan 3:55.33. Bu derecesiyle Süreyya Ayhan bu mesafenin tarihteki en hızlı 13. kadını olma ünvanını da taşıyor. Süreyya'nın çok parlak başlayan ama maalesef doping skandallarıyla sonunu getiremediği bir kariyeri oldu. Geçen olimpiyatta ilk iki sırayı kazanan Aslı Çakır Alptekin ve Gamze Bulut'un madalyaları da doping yüzünden geri alınmıştı. Dünya rekoru ise geçen yıl Çinli Yunxia Qu'nun 23 yıllık, kırılamaz diye düşünülen rekorunu kıran Etyopyalı Genzebe Dibaba'ya ait 3:50.07. Genzebe Dibaba bu yıl ikinci olabilirken altın madalyayı 22 yaşındaki genç Kenyalı atlet Faith Kipyegon 4:08.92 ile kazandı.
  • 5000 m: Türkiye rekoru 2004'te Elvan Abeylegesse tarafından koşulan 14:24.68. 2000 metreden yarı maratona kadar bütün mesafelerin Türkiye rekortmeni olan Elvan bir süredir pist yarışları yerine maraton koşuyor ve bu olimpiyatta yarışmadı. Onun olmadığı bu yarışta Kenya doğumlu atletimiz Yasemin Can 14:56.96 ile altıncı oldu. Dünya rekoru ise Ethopyalı Tirunesh Dibaba'nın 2008'de koştuğu 14:11.15. 1500 metre dünya rekortmeni olan Genzebe Dibaba'nın ablası olan Tirunesh Dibaba üçü altın olmak üzere toplam altı olimpiyat madalyasının da sahibi. Bu yılın altın madalyasını geçen olimpiyatın ikincisi olan Kenyalı Vivian Cheruiyot 14:26.17 ile çok rahat kazandı. 10000 metrede inanılmaz bir rekor kıran Almaz Ayana bu yarışta üçüncü oldu ve bronz madalyayı kazandı.
  • 10000 m: Türkiye rekoru 2008'de Elvan Abeylegesse tarafından koşulan 29:56.34. Bu derece ile Elvan 10000 metreyi dünyada en hızlı koşan 7. kadın atlet ünvanını taşıyor. Bu mesafede 1993'de Çinli atlet Wang Junxia tarafından koşulan 29:31.78'lik derece kırılamaz gibi düşünülen bir dünya rekoruydu. Rio'da koşulan 10000 metre yarışı unutulmaz bir yarış oldu ve yarışı ikinci sırada tamamlayan Vivian Cheruiyot bile neredeyse bu rekoru kıracaktı. İlk altı sırayı alan atletler tarihin en hızlı 10000 metrecileri arasında ilk 17 içinde kendilerine yer buldular. Yarışı tamamlayan 35 atletten 23'ü ya ülke/kıta rekoru kırdı ya da koştuğu en iyi dereceyi yaptı. Ethopyalı Almaz Ayana inanılmaz bir yarış sonucu bu kırılmaz denen rekoru 14 saniyenin üzerinde bir farkla, 29:17.45 ile kırdı. Daha önce bu mesafeyi sadece bir yarışta koşmuş olan Almaz Ayana'nın kendisine 22 saniyeden fazla yaklaşılamamış bu rekoru kırması doping iddialarını gündeme getirdi. Umarım sonuçlar pozitif çıkmaz ve bu yeni rekortmeni ileride daha hızlı derecelerde görebiliriz.
  • 100 m engelli: Türkiye rekoru 2012'de Nevin Yanıt tarafından koşulan 12.58. Türk Atletizminin yetiştirdiği en iyi kısa mesafe yarışçılarından biri olan Nevin Yanıt da maalesef çoğu sporcumuz gibi doping yüzünden spor hayatını devam ettiremiyor.  Bu kadar fazla sporcunun bu durumda olması çok ciddi bir sorunken maalesef bununla ilgili bir politika izlemiyoruz ülke olarak. Dünya rekorunu bu yıl 12.20 ile kıran ama öncesinde olimpiyat elemelerini geçemeyen Amerikalı Kendra Harrison maalesef olimpiyatta koşamadı. Kırılan rekor bu mesafenin gelmiş geçmiş en büyük atleti olan Bulgar atlet Yordanka Donkova'nın 1988'de koştuğu 12.21'lik derecesiydi. Bu olimpiyatta bir ilk gerçekleşti ve madalyaların tamamı tek bir ülke tarafından kazanıldı. Altın madalyayı 12.48'lik derecesiyle Amerikalı Brianna Rollins kazandı.
  • 400 m engelli: Türkiye rekoru 2011'de Nagihan Karadere tarafından koşulan 55.09. Dünya rekoru ise 2003 yılında Rus Yuliya Pechonkina tarafından 52.34 ile kırılmıştı. Bu olimpiyatta altın madalyayı bu mesafeyi 53 saniyenin altında koşabilen 17 atlet arasındaki Amerikalı Dalilah Muhammad 53.13'lük derecesi ile kazandı.
  • 3000 m engelli: Türkiye rekoru 2012'de Gülcan Mıngır tarafından koşulan 9:13.53, Gülcan 3000 engelliyi dünyada en hızlı koşan 19. sporcu. Bu olimpiyatta yarışan üç atletimizden Özlem Kaya 9:32.03, Meryem Akda 9:50.28 ve Tuğba Güvenç 9:49.93 ile finale kalamadılar. Bu mesafenin dünya rekoru 2008 Pekin olimpiyatında 8:58.81 koşan Rus atlet Gulnara Samitova-Galkina'ya ait. Bu yıl altın madalyayı Bahreynli Ruth Jebet 8:59.75 ile kazanırken bu mesafeyi 9 dakikanın altında koşabilen üçüncü kadın sporcu oldu. Geçen olimpiyat şampiyonu Tunuslu Habiba Ghribi ise ancak 13. olabildi.
  • 4x100 m: Türkiye rekoru 2011'de koşulan 44.71. Dünya rekoru 40.82 ile 2012'de Amerika takımı tarafından kırılmıştı. Bu olimpiyat şampiyonu da 41.01 ile Amerika takımı oldu.
  • 4x400 m: Türkiye rekoru 2011'de koşulan 3:33.11. Dünya rekoru ise şaşırtıcı bir şekilde 1988'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğine ait 3:15.17 olmayı sürdürüyor. Bu yıl Amerika takımı bu dereceye 4 saniye uzakta bir derece olan 3:19.06 ile altın madalyayı kazandı. Sovyetler Birliğinin rekoruna yakın zamanda ulaşılması oldukça zor görünüyor.
  • Maraton: Türkiye rekoru 2015'te Sultan Haydar tarafından koşulan 2:24:44. Bu yıl maratonda yarışan Esma Aydemir 2:39:59 ile 58., Sultan Haydar 2:53:57 ile 111. ve Meryem Erdoğan 2:54:04 ile 112. olabildiler. En uzun mesafe kadın yarışı olan maratonda dünya rekortmeni ise 2:15:25 ile İngiliz Paula Radcliffe (2003). Altın madalyayı Kenyalı Jemima Sumgong 2:24:04 ile kazandı.
  • 20 km yürüyüş: Türkiye rekoru 2004'te Yeliz Ay tarafından yapılan 1:34:57. Hiç sporcumuzun yarışmadığı bu branşta bu yıl 5000 metre pist yürüyüşünde Türkiye rekoru kıran 16 yaşındaki genç kızımız Meryem Bekmez dilerim sonraki olimpiyatlarda ülkemizi temsil eder. Dünya rekorunu 2015'te yaptığı 1:24:38'lik derece ile elinde tutan Çinli Liu Hong'a bu olimpiyatta da 1:28:35 yürüdü ve altın madalyanın sahibi oldu.
  • Uzun atlama: Türkiye rekoru 2009'da Karin Melis Mey tarafından yapılan 6.87m. Bu olimpiyatta 6.49m atlayabilen atletimiz finallere kalamadı. Dünya rekoru tam 28 yıldır kırılmayan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sporcusu Galina Chistyakova tarafından atlanan 7.52m'lik derece. Tarihte 7.50m'nin üzerinde rekor sayılan atlayış yapabilmiş tek atlet kendisi. Bu yıl olimpiyat altın madalyasının kendi en iyi derecesini atlayan Amerikalı Tianna Bartoletta'nın 7.17m'lik derecesiyle kazanıldığını görünce dünya rekorunun kırılmasının ne kadar uzak olduğu daha kolay anlaşılır sanırım. Bu branşta ikisi altın, toplam üç olimpiyat madalyası sahibi Alman Heike Drechsler'i de anmadan geçmek olmaz elbette. Drechsler'in 1992'de atlayışı sırasında arkadan esen rüzgarın hızının 2.1 m/sn olan 7.63m'lük bir atlayışı olmasına rağmen rekor sayılan limitin 2.0 m/sn olması atlayışının rekor kabul edilmemesine yol açmıştı. Elbette onun müthiş spor kariyeri bu rekor olmadan da çok değerlidir. 1988 Seul olimpiyatında hem heptatlonu hem de uzun atlamayı kazanan Amerikalı Jackie Joyner-Kersee de bu branşın unutulmaz isimleri arasındadır.
  • Üç adım atlama: Türkiye rekoru 2013'de Sevim Sinmez Serbest tarafından yapılan 13.95m. Biz 14 metre barajını aşamamışken dünya rekoru 1995'te 15:50m atlayan Ukraynalı Inessa Kravets'e ait. Tarihteki ikinci en iyi derece 15.39m ve 15 metrenin üzerinde atlayış yapabilmiş sadece 30 kadın atlet var. Bu yıl olimpiyat altın madalyasını Kolombiyalı Caterine Ibargüen 15.17m'lik atlayışıyla kazandı. Bir önceki olimpiyat şampiyonu Kazak Olga Rypakova 14.74m atlatı ve üçüncü oldu.
  • Yüksek atlama: Türkiye rekoru 2011'de Burcu Ayhan tarafından yapılan 1.94m.1987'de 2.09m atlayan Bulgar Stefka Kostadinova'nın derecesi aradan geçen 29 yılda geçilebilmiş değil. 2 metrenin üzerinde toplam 197 atlayış yapan Stefka Kostadinova bu branşın en unutulmaz atleti. Bu yıl olimpiyat altın madalyasını 37 yaşındaki İspanyol Ruth Beitia 1.97m'lik derecesiyle kazandı. Dört olimpiyata katılan ve ilk madalyasını 37 yaşında kazanan Ruth Beitia geçen olimpiyattan sonra sporu bıraktığını açıklamış ama bir kaç ay sonra olimpiyat madalyası almadan emekli olmamak için geri dönmüştü.
  • Sırıkla yüksek atlama: Türkiye rekoru 2016'da Demet Parlak tarafından yapılan 4.30m. 5 metre barajını ilk defa geçen, 28 dünya rekorunun sahibi Rus Yelena Isinbayeva 5.06m ile dünya rekorunun halen sahibi. Hiç bir doping testi pozitif çıkmamış olan Yelena Isinbayeva bu yıl aktif sporu bıraktığından ikisi altın, toplam üç olimpiyat madalyasına bir yenisini ekleyemedi. Altın madalyayı 5.85m'lik atlayışı ile  Londra olimpiyatının 24.sü Yunan atlet Ekaterini Stefanidi kazandı.
  • Gülle atma: Türkiye rekoru 2016'da Emel Dereli tarafından yapılan 18.57m. Bu olimpiyatta 17.01m atan Emel Dereli 24. oldu ve finalde yarışamadı. Tarihte 22 metrenin üzerinde atış yapan sadece 4 kadın var ve bunların en yakını 29 yıl önce yapılmış. 1987 tarihli Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sporcusu Natalya Lisovskaya'nın 22.63m'lik atışı hala dünya rekoru olarak geçerli. Natalya Lisovskaya aynı zamanda tarihteki en iyi 4 atışın da sahibi. Kadınlar gülle atmanın en başarılı 25 atletinden sadece 3'ü bu atışlarını 2000 yılından sonra yapmışlar. Bu olimpiyatta Amerikalı Michelle Carter ülke rekoru kırarak 20.63m attı ve altın madalyayı kazandı. 4 dünya, 2 olimpiyat şampiyonluğu bulunan Yeni Zellenadalı Valerie Adams 20.42m ile ikinci oldu.
  • Disk atma: Türkiye rekoru 1999'da Oksana Mert tarafından yapılan 64.25m'lik atış. Erkeklerin attığı diskin yarısı olan 1kg'lık diski 75 metrenin ötesine atabilmiş tek kadın olan Doğu Almanya sporcusu Gabriele Reinsch'ın 76.80m'lik rekoru 1988'den bu yana geçilemiyor. Kadınlar disk atma tarihindeki en başarılı 25 sporcudan sadece 2'si bu atışlarını 2000 yılı sonrasında yapabildi. Bu olimpiyatta finalde sadece tek bir geçerli atış yaparak 69.21m atan, geçen olimpiyatın da şampiyonu olan, Hırvat sporcu Sandra Perković altın madalyayı kazandı.
  • Cirit atma: Türkiye rekoru 2016'da Eda Tuğsuz tarafından yapılan 58.95m. Biz henüz 60 metreyi geçememişken dünya rekoru Pekin ve Londra olimpiyat şampiyonu ve bu olimpiyatın üçüncüsü olan Çekoslavak sporcu Barbora Špotáková'nın 72.28m'lik atışı. Bu yılın şampiyonu ise 66.18m atan Hırvat sporcu Sara Kolak. Kadınlar cirit atma tarihinde 70 metrenin üzerinde atış yapmış 4 sporcu bulunuyor.
  • Çekiç atma: Türkiye rekoru 2012'de Tuğçe Şahutoğlu tarafından yapılan 74.17m. Tuğçe Şahutoğlu olimpiyatta 67.05m ve diğer sporcumuz Kıvılcım Kaya Salman ise 64.79m attılar ve finale kalamadılar. Bu yıl olimpiyata gelirken dünya rekoru 81.08m ile Polonyalı sporcu Anita Włodarczyk'a aitti. Olimpiyatta 82.09m ile dünya rekorunu yenileyen sporcu burada da durmadı ve 28 ağustosta 82.98m gibi inanılmaz bir atış yaptı. Dünyada kendisinden başka 80 metreyi geçen bir kadın sporcu bulunmuyor.

  • Heptatlon: Türkiye rekoru 2000'de Anzhela Kinet tarafından yapılan 6076 puan. Yedi branşta yarışma gerektiren bu dalda dünya rekoru ise 7000 puanın üzerine ilk çıkan kadın atlet olan Amerikalı sporcu Jackie Joyner-Kersee'nin 1988'de elde ettiği 7291 puanı. Jackie Joyner-Kersee 4 olimpiyat üst üste madalya kazanan, uzun atlama ve heptatlonu birlikte kazanan muazzam bir sporcuydu. Halen 7000 puan barajını aşabilmiş sadece 3 kadın atlet var. Bu olimpiyatta 22 yaşındaki Belçikalı genç atlet Nafissatou Thiam 6810 puanla atın madalyayı alırken Londra olimpiyatının altın madalyalı ismi İngiliz Jessica Ennis-Hill Rio'da 6775 puanla ikinci oldu.

5 Eylül 2016 Pazartesi

Atletizmde ne durumdayız? - 2016

Londra olimpiyatlarından sonra Türkiye atletizminin dünyanın neresinde olduğuna bakan iki yazı yazmıştım [1], [2]. 24 farklı dalda yarışan erkeklerde dünyanın neresindeyiz sorusuna tekrar bakalım:

  • 100 m: Türkiye rekoru aradan geçen dört yılda 10.37'den 9.92'ye gerilemiş durumda. Rekorun sahibi Jak Ali Harvey. Kendisi bu olimpiyatta da yarı finalde koşma başarısı gösterdi ve 10.03 ile final şansı bulamadı. Dünya rekoru ise bu yıl da altın madalya alan Usain Bolt'a ait: 9.58. Jak Ali Harvey en iyi derecesini finalde koşabilse dördüncü olabilirdi ki bu muazzam bir başarı olurdu.
  • 200 m: Bu mesafede de Türkiye rekoru oldukça iyileştirilerek 20.86'dan 19.88'e çekilmiş. Rekorun sahibi Ramil Guliyev bu olimpiyatta çok büyük bir başarı göstererek finalde koştu ve 20.49'luk bir derece yaptı. Kendisine ait rekoru tekrarlayabilse 19.19'luk muazzam dereceye sahip dünya rekortmeni ve üçüncü defa bu mesafede altın madalya kazanan Usain Bolt'un ardından gümüş madalyayı alabilirdi.
  • 400 m: Sporcumuzun yarışmadığı bu mesafede Türkiye rekoru aradan geçen dört yılda 46.18'den 45.51'e çekilmiş durumda. Olimpiyat finalinde hiçbir sporcu 45 saniyenin üzerinde koşmadı ve Michael Johnson'ın 1999'dan kalan ve kırılması beklenmeyen 43.18'lik rekoru Güney Afrikalı Wayde van Niekerk tarafından 43.03 gibi müthiş bir dereceye taşındı. Bu mesafe için bir baraj gibi düşünülen 43 saniyenin de altına inebilecek bir performansa sahip atlet erkekler atletizm yarışlarında kırılan tek dünya rekorunun sahibi oldu.


  • 800 m: Yine sporcularımızın olimpiyata katılamadığı bir mesafe olan 800 metrede de Türkiye rekoru 1:46.92'den 1:44.00'a geriletilmiş. 1:40.91 ile dünya rekorunu elinde tutan ve geçen olimpiyatın şampiyonu David Rudisha bu yarışı da 1:42.15 ile kazandı. Türkiye rekortmeni İlham Tanui Özbilen burada yarışabilse ve en iyi derecesini tekrarlayabilse altıncı olabilirdi.
  • 1500 m: Bu mesafedeki en iyi sporcumuz olan İlham Tanui Özbilen 800m gibi 1500'de de Türkiye rekorunun sahibi. Geçen olimpiyatta finalde koşan İlham dört yıl içinde hem kendi derecesini, hem de Türkiye rekorunu 3:33.32'den 3:31.30'a getirmiş olsa da bu yıl olimpiyat elemelerinde kendi performansının çok uzağında koşarak 3:49.02 yapabildi ve elendi. Final ise ilginç bir şekilde bütün elemelerden ve yarı finallerden aşırı yavaş koşuldu ve Amerikalı Matthew Centrowitz, Jr. 3:50.00 ile olimpiyat altın madalyasını kazandı. Bu alanda dünya rekoru unutulmaz Faslı atlet Hicham El Guerrouj'a ait çok uzaklarda bir derece: 3:26.00.
  • 5000 m: Türkiye rekortmeni Ali Kaya olimpiyatta ilk turda en iyi derecesi olan 13:00.31'in çok uzağında 14:05.34 koşabildi ve elendi. Altın madalya kazanan İngiliz atlet Mo Farah 13:03.30 bir derece ile kazandığından Ali Kaya'nın Türkiye derecesi aslında oldukça iyi denebilir. Dünya rekoru ise 5000 ve 10000 metrenin müthiş atleti Kenenisa Bekele'ye ait 12:37.35.
  • 10000 m: Bu mesafede nadiren olan bir şekilde iki atletimiz birden koştu. Türkiye rekorunu dört yıllık sürede 27:29.33'ten 27:24.09'a getiren Ali Kaya yarışı tamamlayamadı, diğer atletimiz Polat Kemboi Arıkan ise 27:35.50 ile 13. oldu. Dünya rekoru 26:17.53 ile 5000'de olduğu gibi Kenenisa Bekele'ye ait. Altın madalyayı geçen yıl 5000 ve 10000'i kazanan Mo Farah 27:05.17 ile aldı ve büyük bir başarıya imza atmış oldu.
  • 110 m engelli: Başarılı olmadığımız alanlardan biri olan 110 metre engellide 2011'de Çağlar Kahramanoğlu'nun koştuğu 14.03'ün altına inebilmiş değiliz. Dünya rekoru 12.80 ile Amerikalı atlet Aries Merritt'e ait. Altın madalyayı daha önce 13 saniyenin altında koşmuş olan Jamaikalı Omar McLeod 13.05 ile kazandı.
  • 400 m engelli: Bu mesafede Türkiye rekoru Küba doğumlu Yasmani Copello Escobar'ın ülkemiz adına koşmaya başlamasıyla 50.13'den 48.46'ya çekildi. Dünya rekoru bu mesafeyi 47 saniyenin altında koşabilen tek atlet olan Amerikalı Kevin Young'ın 1992'de koştuğu: 46.78. 400 metre engellide yapılmış en iyi atı dereceyi yapan atletlerin 2000 yılından önce koşmuş olması ilgi çekici bir konu bence. Altın madalya 47.73 ile Amerikalı atlet Kerron Clement'in oldu. Final koşusu büyük bir rekabet içeren yarışta Yasmani Copello Escobar Türkiye rekoru kırarak 47.92 koştu ve bronz madalyayı aldı. Yarışı tamamlayan 7 atletten dördü ülke rekoru kırarken, biri kendi en iyi derecesini, diğeri de bu sezon koştuğu en hızlı dereceyi yaptı.
  • 3000 m engelli: Türkiye rekorunun 8:17.85 ile sahibi olan Tarık Langat Akdağ'ın tamamlayamadığı yarışta, Halil Akkaş 8:33.12 ve Aras Kaya 8:32:35 koştular ve finale kalamadılar. Dünya rekorunu 2004 yılında Katarlı Saif Saaeed Shaheen 7:53.63 ile kırmıştı. Altın madalyayı Kenyalı Conseslus Kipruto 8:03.28 ile kazandı.
  • 4x100 m: Geçen olimpiyatta 39.81 olan Türkiye rekoru bu olimpiyata gelirken 38.31'e kadar iyileştirilmişti. Elemelerde bunu 38.30'a çeken milli takımımız 4. oldu ve finale kalamadı. 36.84 ile dünya rekorunu elinde bulunduran ve harika sporculardan kurulu olan Jamaika takımı burada da 37.27 koştu ve altın madalyayı aldı. Amerika izleyenleri şaşırtmadı ve bayrak değişimi sırasında hata yaptı.
  • 4x400 m: Türkiye rekoru 3:03.92'den 3:02.22'ye getirilmiş olsa da takım olarak bu olimpiyatta koşmadık. Dünya rekoru 1952'de bir defa Jamaika'nın eline geçmiş olsa da 100 yılı aşkın süredir Amerika takımına ait oluyor. Son rekoru 1993'de 2:54.29 gibi tekrarlanması çok zor bir derece ile kıran Amerika takımı burada da beklendiği gibi çok iyi koştu ve 2:57.30 ile altın madalyayı kazandı.
  • Maraton: Türkiyenin en uzun zamandır kırılamayan atletizm rekoru Mehmet Terzi'nin 1987'deki 2:10:25'lik derecesi. Maraton çoğu uzun mesafe yarışında olduğu gibi Kenya ve Ethopyalıların üstünlüğünde geçiyor. Tarihte koşulmuş en iyi 10 derecenin yedisini Kenyalı, kalan üçünü ise Ethopyalı atletler koşmuşlar. En iyi derece ise 2 saat barajına çok yaklaşan Dennis Kimetto'nun 2:02:57'si. Olimpiyat altın madalyasını tarihin en hızlı ikinci maraton koşucusu olan Eliud Kipchoge 2:08:44 ile kazandı. Atletlerimiz Kaan Kigen Özbilen 140 atletin tamamlayabildiği yarışta 2:14:11 ile 17., Ercan Muslu 2:18:40 ile 51., Bekir Karayel ise 2:31:27 ile 126. olabildiler.
  • 20 km yürüyüş: Türkiye rekoru Ersin Tacir tarafından 1:22:31'den 1:22:19'a ancak getirilebilirken dünya rekoru Japon Yusuke Suzuki tarafından 1:17:16'dan 1:16:36'ya taşınmış durumda. Rekortmen yürüyüşcümüz Ersin Tacir kendi en iyi derecesine yakın bir şekilde 1:22:53 ile 30. olurken altın madalyayı geçen olimpiyatın bronz madalyalı atleti Çinli Wang Zhen 1:19:14 ile kazandı.
  • 50 km yürüyüş: En uzun mesafeli atletizm yarışması olan bu dalda Türkiye rekoru Özgür Ozan Pamuk tarafından 4:44:46 ile yürünmüş. Bu olimpiyatta yarışan sporcumuz olmadı maalesef. Dünya rekorunu 3:32:33 ile elinde bulunduran Fransız Yohann Diniz bu yarışta 8. olabilirken altın madalya 3:40:58 ile geçen yılın dünya şampiyonu Fransız Matej Tóth'un oldu.
  • Uzun atlama: Türkiye rekoru 2000'de 8.08 atlayan Mesut Yavaş'a ait. Dünya rekoru ise 8.95 metre ile 1999 yılından beri geçilemeyen Amerikalı Mike Powell'a ait. Yarışan sporcumuz olmayan olimpiyat finalinde hiç hatalı atlayış yapmayan Amerikalı Jeff Henderson son atlayışında Güney Afrikalı rakibini 1 cm ile geçerek 8.38m atladı ve altın madalyayı kazandı.
  • Üç adım atlama: Türkiye rekoru bu yıl Şeref Osmanoğlu tarafından 16.67m'den 16.85m'ye ilerletilmişken dünya rekoru 1995'den bu yana geçilemeyen İngiliz Jonathan Edwards'ın 18.29m'lik derecesi. Olimpiyatta ilk iki sırayı Amerikalı atletler alırken altın madalyayı geçen olimpiyatın şampiyonu Christian Taylor 17.86m'lik derecesiyle aldı. Üç adım atlama tarihinde 18 metreyi geçen sadece üç atlet olduğunu ve bunlardan ikisinin bu derecelerini 2015'de yaptıklarını da not düşmek dünya rekorunun ne kadar uzakta olduğunu anlamaya yardımcı olacaktır.
  • Yüksek atlama: 2002'de Metin Durmuşoğlu'nun atladığı 2.26m hala Türkiye rekoru olarak dururken dünya rekoru da bu dalın gelmiş geçmiş en iyi sporcusu olan Kübalı Javier Sotomayor'ın 2.45m'lik derecesi. Javier Sotomayor hakkında ayrıca bir yazı planladığım için burada hakkında uzunca yazmayacağım. Olimpiyat altın madalyasını 2.38'lik atlayışı ile Londra olimpiyatın üçüncüsü olan Kanadalı Derek Drouin kazandı. Son olarak yüksek atlama Türkiye rekorunun 1962 dünya rekoru seviyesinde olduğunu not düşmek isterim.
  • Sırıkla yüksek atlama: Bu alan da oldukça başarısız olduğumuz alanlardan biri maalesef. 2000 yılında Ruhan Işım'ın atladığı 5.70m'lik derecenin üzerine çıkılabilmiş değil. Sırıkla yüksek atlamanın efsane ismi Sergey Bubka 17 dünya rekoru kırmış ve çıtayı 6.14m'ye çıkartıp emekli olmuştu. Onun bu kırılamaz gibi görünen derecesi 2014'te Fransız Renaud Lavillenie tarafından 6.16m'ye yükseltildi. Geçen olimpiyatın şampiyonu Renaud Lavillenie bu sefer 5.98m atlayıp ikinci olabilirken, 22 yaşındaki Brezilyalı Thiago Braz da Silva olimpiyat tarihinde ilk kez 6 metrenin üzerinde bir atlayış yaparak 6.03m ile altın madalyayı kazandı.
  • Gülle atma: Hüseyin Atıcı'nın 20.42m'lik derecesi bu alandaki Türkiye rekorumuz. Dünya rekortmeni ise 23.12m'lik derecesiyle Amerikalı süper atlet Randy Barnes. 23 metre barajı sadece iki atlet tarafından geçilebilmiş ve Barnes'ın rekoru 1990 tarihli. Bu yıl 22.52m atan 23 yaşındaki genç Amerikalı Ryan Crouser altın madalyayı aldı. Hiç faullü atış yapmayan Crouser'ın yaptığı altı atıştan dördü ikinciden daha iyiydi. 
  • Disk atma: Türkiye rekoru Londra olimpiyatlarına da katılan Ercüment Olgundeniz'e ait: 67.50m. Dünya rekoru ise çok çok eskilerden; 1988 yılından beri kırılamıyor. Doğu Almanya'lı Jürgen Schult'un 74.08m'lik rekoru yakın gelecekte de kırılabilecekmiş gibi durmuyor. Bu olimpiyatın altın madalyası son hakkında 68.37m atan Alman atlet Christoph Harting'in oldu.
  • Cirit atma: Türkiye rekoru geçen olimpiyattan bu yana geliştirilemediğinden hala Fatih Avan'ın 85.60m'si. Elbette 1996 tarihli Jan Železný'nin 98.48m'si de geçilebilmiş değil. Hatta 90 metrenin üzerine çıkıldığında bile önemli bir haber oluyor. Bu yıl altın madalya Alman atlet Thomas Röhler tarafından 90.30m ile kazanılırken Londra olimpiyatlarında birinci olan Trinidatlı Keshorn Walcott üçüncü olabildi.
  • Çekiç atma: Atina olimpiyatlarında 81.45m atan ve bronz madalyayı kazanan Eşref Apak'ın derecesi geçilemediğinden hala Türkiye rekoru. Eşref bu yıl da olimpiyatlara katıldı ve kendi en iyi derecesinden çok uzak olan 70.08m ile ancak 24. olabildi. Dünya rekoru ise 1986 yılından ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sporcusu Yuriy Sedykh'e ait; 86.74m. Yuriy Sedykh bu branşın efsanevi atleti; iki olimpiyat altını bir de gümüş madalyası kazanan sporcunun derecesi aradan geçen 30 yılda geçilemedi. Rio'da 80 metreyi geçebilen kimse olmadı ve Tacik sporcu Dilshod Nazarov 78.68m ile altın madalyayı kazandı. Eşref Apak bu branşta yetiştirdiğimiz en büyük değerken maalesef potansiyelini gerçekleştiremeden spor yaşamını sonlandıracak gibi görünüyor.
  • Dekatlon: Erkeklerin yarıştığı en zorlu branş olan ve 10 ayrı atletizm branşında yarışma gerektiren dekatlon ülkemizde çok az bilinip ve yapıldığından 1996 tarihli Alper Kasapoğlu'nun 7757 puanlık rekoru aradan geçen 20 yılda kırılamamış durumda. 9045 puanla dünya rekorunu elinde tutan Amerikalı Ashton Eaton Londra'dan sonra Rio olimpiyatlarında da 8893 puanla olimpiyat rekorunu tekrarlayarak altın madalyayı aldı.

2 Eylül 2016 Cuma

Olimpiyatlarda halterde en iyi derecelerimizi yapsaydık - 2

Dört yıl önce Londra olimpiyatlarından sonra haltercilerimizin dünyadaki yerini karşılaştıracak bir yazı yazmıştım. Rio olimpiyatlarından sonra bu karşılaştırmayı tekrar yapayım dedim. Yazının gerisini okumaya üşenecekler için baştan söyleyeyim durum berbat.


Büyük erkeklerde 8 farklı kiloda müsabakalar yapılıyor. Karşılaştırma için kullandığım adresler Türkiye Halter Federasyonu ve Wikipedia olimpiyat sayfası.

  • 56 kg: Halil Mutlu'nun 2000 yılındaki 305 kg toplam kaldırışı Türkiye rekoru olduğu gibi Rio öncesine kadar dünya rekoru olmaya da devam ediyordu. Çinli Long Qingquan bu yıl müthiş bir performansla 307 kg kaldırdı ve dünya rekorunu ele geçirdi. Halil Mutlu sporu bırakalı yıllar olduğundan buraya katılsaydı ikinci olurdu demek çok iyimser olur. Olimpiyatta bu kiloda ilk 20'ye kalan sporcumuz da yoktu.
  • 62 kg: Bu kiloda da Halil Mutlu'nun 2003'te kaldırdığı 322.5 kg hala Türkiye rekoru. Olimpiyat şampiyonu Kolombiyalı Óscar Figueroa 318 kg kaldırabildi. Dünya rekoru ise 2015 yılında bu olimpiyatta derece yapamayan Çinli Chen Lijun'a ait; 333 kg. Birincinin derecesinin Halil Mutlu'nun rekorundan düşük olması bizi yanıltmasın, bu kiloda da ilk 20'de sporcumuz yoktu.
  • 69 kg: Bu kilo ülkemizin halterde madalya alan tek sporcumuzun bulunduğu kilo. Geçen olimpiyatlarda Türkmesitan adına yarışan ve 13. olan Daniyar İsmayilov iki yıldır ülkemiz adına yarışıyor ve Türkiye rekorunun da sahibi. Rio'da ikinci olurken altın madalyayı sadece 1 kg ile kaçırdı, 351kg kaldırdı. Dünya rekoru Çinli Liao Hiu'ya ait 359kg.
  • 77 kg: 2004 yılında Taner Sağır tarafından kaldırılan 375kg'un üzerine çıkılabilmiş değil ülkemizde. 380kg ile dünya rekortmeni olan Lü Xiaojun bu yıl 379kg kaldırdı. Finalde yarışan sporcumuz maalesef yine yoktu.
  • 85 kg: Mehmet Yılmaz'ın 2001 yılında kaldırdığı 381 kg Türkiye rekoru iken İranlı dünya rekortmeni Kianoush Rostami kendi derecesini 1kg arttırarak 396kg'a taşıdı. Mehmet Yılmaz'ın 15 yıldır ileri taşıyamadığımız derecesi bu yarışmada altıncı olabilirdi ama onun yerine olimpiyat finalinde yarışacak bir sporcu gönderemedik maalesef.
  • 94 kg: Türkiye rekoru 400kg ile Hakan Yılmaz'a ait. 2009 yılında kaldırılan bu derece bu yıl Rio'da oldukça başarısız kaldırışlar yapıldığında tekrarlansa ikinci olabilirdi. Geçen olimpiyatta 418kg ile dünya rekoru kıran Kazak İlya İlyin'in yokluğunda 403kg ile İranlı Sohrab Moradi altın madalyayı aldı. Finallerde yarışan sporcumuz bu kiloda da yoktu.
  • 105 kg: Türkiye rekoru 420kg ile Bünyamin Sudaş'a ait. Rekor 2001 yılında kırılmış. Olimpiyat şampiyonu olan Özbek Ruslan Nurudinov 431kg kaldırdı. Dünya rekortmeni 94kg'da olduğu gibi Kazak İlya İlyin; 437kg. Bünyamin Sudaş'ın derecesinin burada ikinci olabilecek kadar iyi bir derece olması aradan geçen 15 yıldan sonra şaşırtıcı bir bilgi bence.
  • 105+ kg: Türkiye rekoru 417.5kg ile yine Bünyamin Sudaş'a ait. Rekor 2005 yılında kırılmış. Rio'da müthiş bir çekişmenin ardından Gürcü Lasha Talakhadze 473kg ile dünya rekorunu kırarak altın madalyayı aldı.
Erkeklerde bir, kadınlarda üç sporcuyla katıldığımız halter branşı ülkemiz adına dibe vurmuş görünüyor. Geçen olimpiyatlarda Türkmenistan adına yarışan sporcu artık Türkiye için yarışmıyor olsa olimpiyatta değil madalya alacak, finallerde yarışacak tek bir erkek haltercimiz olmayacaktı. Halter federasyonu başkanı Tamer Taşpınar alınan madalyayı bir başarı olarak görüyorsa ciddi bir yanılgı içindedir.

Eğer memleketin neresi doğru ki demiyorlarsa halter federasyonunun yapacak çok işi var.

7 Nisan 2016 Perşembe

XXI. Türkiye'de İnternet Konferansı, Akademik Bilişim 2017 ve 2. Kamu Açık Kaynak Konferansı

Türkiye'de İnternet Konferanslarının yirmincisi bu yıl 3-5 Kasım 2016 tarihlerinde TED Üniversitesinde yapılacak.

2. Kamu Açık Kaynak Konferansı ise 16-20 Ekim tarihleri arasında ODTÜ'de düzenlenecek.

On dokuzuncu Akademik Bilişim Konferansı için Aksaray Üniversitesi ev sahibi olacak ve 8-10 Şubat 2017 tarihlerinde gerçekleşecek. Konferans öncesi kursların tarihi de 4-7 Şubat.

Bilişim camiasının bu üç büyük buluşmasını takvimlerinize şimdiden işaretleyin de sonradan keşke haberim olsaydı demeyin.

11 Mart 2016 Cuma

Hangi Masaüstü Ne Kadar Türkçe Konuşuyor? -8-

Arada bir durum tespiti yapmak ve bir avuç gönüllüyle yürütülen büyük özgür yazılım projelerinin çevirilerinin ne durumda olduklarını görmek iyi oluyor diye düşünüyorum. Bu yazılarla neredeyse kimseyi çekebildiğimiz yok ama en azından haber vermiş oluyoruz ;)

KDE: geçen yıl kde4 için %90, kde5 için ise %88 oranında olan çeviriler şimdi kde4 için %95, kde5 için %94 oranına yükselmiş durumda. Yardım içeriği çeviri oranı ise maalesef %7.

GNOME: geçen yıl %93 olan çeviri oranı şimdi %96 seviyesinde. Bu kadar büyük bir masaüstü ortamının çevirisinin bu sevilerde olması elbette çok büyük emek istiyor. Yardım içeriği neredeyse hiç çevrilmemiş durumda.

LXDE: böyle bir masaüstü ortamının çeviri için kullandığı sunucunun sorunlarını bir yılı aşkın zamandır çözememiş olması inanılmaz bir durum. İşin garibi çeviri ekipleri hala ümidini kaybetmemiş durumda. LXDE'ye son bir yıldır eklenen hiç bir şey çevrilemedi maalesef.

Enlightenment: çeviri oranı %78'de idi ve hala aynı durumda. Aslında çevirilecek metinler çok fazla olmamasına rağmen çeviri için çok az kişinin uğraşması yüzünden tamamlanamıyor.

XFCE: çevirisi neredeyse tamamlandı diye yazdığım xfce çevirileri %100'e ulaşmış durumda. XFCE'nin tamamen çevrildiği 10 dilden biri Türkçe.

LibreOffice: en büyük özgür yazılım ofis paketi olan LibreOffice arayüz ve Yardım içerikleri %100 iken çok hızlı geliştirilen bir yazılım olması ve biz çeviri ekibinin tempoyu aksatmamız yüzünden arayüzü %100'de tutmuş olmamıza rağmen yardım içeriğinde %84 seviyesine gerilemiş durumda. Bir sonraki yazıya kadar yine %100 olur diye umuyorum.

OpenOffice: Apache OpenOffice için neredeyse tek başına çalışan Burak Yavuz arayüz çevirisini %100, yardım içeriğini ise %37 seviyesinde tutmaya devam ediyor. LibreOffice ile karşılaştırılabilecek bir yoğunluğu olmadığını da eklemek lazım elbette.

Calibre: en önemli e-kitap yönetimi aracı olan calibre %97 oranında Türkçeleştirilmiş durumda. Bu çeviri oranıyla calibre'nin en çok çevrildiği dördüncü dil Türkçe oluyor.

1 Mart 2016 Salı

Yazdığınız kodu GPLv3 ile nasıl lisanslarsınız

Bir program geliştirdiğinizde onu bir özgür yazılım lisansıyla lisanslamanız kamunun ondan en büyük faydayı sağlamasına imkan verecektir. Özgür yazılımlar kullanımı, dağıtımı, değiştirilmesi ve değiştirilmiş halinin dağıtılması konusunda kısıtlama getirilemeyecek yazılımlardır. Son zamanlarda yazılımlarını GPL ile lisanslamak isteyen ama bunu nasıl yapacağını pek bilemeyenlerin sayısının hiç de az olmadığını görüyorum. Aslında yapılacak işlem basit olmasına rağmen bir programın GPLv3 ile nasıl lisanslanacağını kısaca özetlemek istiyorum.

En güvenlisi aşağıdaki ifadelerin her kaynak dosyanın başlangıcına eklenmesi:

   (programın adını ve ne yaptığını özetleyen bir satır.)
   Copyright (C) (yıl) (yazarın adı)
   This program is free software; you can redistribute it and/or modify
   it under the terms of the GNU General Public License as published by
   the Free Software Foundation; either version 3 of the License, or
   (at your option) any later version.
   This program is distributed in the hope that it will be useful,
   but WITHOUT ANY WARRANTY; without even the implied warranty of
   MERCHANTABILITY or FITNESS FOR A PARTICULAR PURPOSE.  See the
   GNU General Public License for more details.
   You should have received a copy of the GNU General Public License
   along with this program; if not, write to the Free Software Foundation,
   Inc., 51 Franklin Street, Fifth Floor, Boston, MA 02110-1301  USA

Birden çok dosyadan oluşan programlar için lisanstaki "this program" ifadesini programın adıyla değiştirmek ve lisans bilgisinin başlangıcına “This file is part of NAME” ifadesini eklemek daha uygun olacaktır. Her kaynak dosyanın en azından "copyright" ifadesini içeren satırı ve diğer uyarı mesajlarının nerede bulunacağı bilgisini içermesi gerekir. Kaynak kodla birlikte COPYING veya LICENSE isimli bir dosyada GNU Genel Kamu Lisansının bir kopyasını dağıtmanız gerekmektedir. Geliştiriciye ulaşmak için bir eposta adresi eklenmesi de son derece önemlidir. Yazdığınız program konsoldan kullanıcıyla etkileşime giriyorsa ilk çalıştırıldığında aşağıdaki gibi bir uyarı mesajı vermelidir:
   Gnomovision version 42, Copyright (C) yıl  yazarın adı
   Gnomovision comes with ABSOLUTELY NO WARRANTY; for details type `show w.
   This is free software, and you are welcome to redistribute it
   under certain conditions; type `show c' for details.
Buradaki show w ve show c ifadeleri yerine programda uygun karşılıklar nelerse onların yazılması gerektiğini de vurgulamış olalım. Eğer programınız bir grafik arayüze sahipse bu bilgileri Hakkında bölümünde görüntülemelisiniz. GNU Genel Kamu Lisansı programınızın sahipli bir yazılımın içinde kullanılmasına izin vermez. Eğer yazdığınız kod sahipli yazılımların da bağlanmasını istediğiniz bir kitaplık ise onu GNU Kısıtlı Genel Kamu Lisansı ile lisanslamayı düşünebilirsiniz.

27 Şubat 2016 Cumartesi

LibreOffice Ankara HackFest


Çanakkale'deki LibreOffice için yürütülen çalışmalar geliştirici ekibin de dikkatini çekti ve onların önerisiyle 30 Nisan - 1 Mayıs 2016 tarihlerinde Ankara'da ULAKBİM'in ev sahipliğinde bir hackfest düzenlenecek. Yurtdışından gelecek üç geliştirici ile LibreOffice geliştirmesiyle ilgilenenlerin katılabileceği bu etkinliğe katılmak isteyenlerin daha önce Aydın'da düzenlediğimiz çalışma atölyesi ile ilgili yazdıklarımızı okumaları iyi olabilir. Bu etkinliğin diğerinden farkı iletişimin İngilizce yapılacak olması. Diğer hackfestler gibi bunda da katılımcıların kodlama yapacakları, kritik noktaları danışabilecekleri geliştiricilerin bulunacağı bir etkinlik olacak.

Bu etkinliği mevcut çalışmalarımıza hız kazandırmak için bir fırsat olarak görürken yeni katkıcıları da aramızda görmek istiyoruz.

21 Şubat 2016 Pazar

Google Code-in 2015

Google'ın 13-17 yaşları arasındaki gençler için her yıl düzenlediği Code-in etkinliğinin 2015 için sonuçları belli oldu. 2012 ve 2011'de katılımın daha fazla olduğunu yazmıştım ama bu yıl ilk 70'de ülkemizden sadece bir kişi var: Tan Gemicioğlu. Tan'ı başarısı için tebrik ediyor ve kendisini ileride aramızda görmek istediğimizi yazıyorum.

Aralarında KDE, Wikimedia ve Ubuntu'nun da bulunduğu 14 organizasyonun projeleri için çalışmak ve özgür yazılım dünyasına katılmak genç arkadaşlar için bulunmaz bir fırsat oluyordur. Ülkemizde GSOC bile çok az duyulmuşken gençlerin kendiliğinden bu tip etkinlikleri bulup başvurmalarını beklemek yerine onlara bu imkanları anlatıp katılmaya teşvik etmek lazım diye düşünüyorum. Umarım önümüzdeki yıl birlikte çalışacak genç arkadaşlar bulabilmiş olurum ve yaptıkları işlerden bahsedebilirim.

13 Şubat 2016 Cumartesi

Sadece cevap olarak "evet" ya da "hayır" almak istediğiniz durumlarda evet/hayır sorusu sorun

Bu sayfaya aşağıdaki biçimlerde bir soru sorduğunuz için gelmiş olmalısınız:

  • Biri … biliyor mu?
  • Biri … yapabilir mi?
  • … mümkün mü?
ve mantıksal olarak "evet" veya "hayır" cevabı alınca da şaşırdınız.

Bu böyle bir sürprize Sıkça Verilen Cevaptır.

Sadece cevap olarak "evet" ya da "hayır" almak istediğiniz durumlarda evet/hayır sorusu sorun. Eğer cevap olarak "evet" ya da "hayır"ı istemiyorsanız başka bir soru sormalısınız.

Eğer gerçekten birinin bilip bilmediğini öğrenmek istemiyorsanız Biri … biliyor mu? sorusunu sormayın.

Eğer gerçekten birinin yapıp yapamayacağını öğrenmek istemiyorsanız Biri … yapabilir mi? sorusunu sormayın.

Eğer başka bir şeyi bilmek istiyorsanız cevabı gerçekten istediğiniz şey olan soruyu sorun.

Örneğin:
Eğer bilmek istediğiniz şey "Win32 sistemde konsol I/O ekran görüntüsünün yakalanması" ise sorunuzu aşağıdakiler gibi sormayın:

  • Win32 sistemde konsol I/O ekran görüntüsünün yakalanmasını bilen biri var mı?
  • Win32 sistemde konsol I/O ekran görüntüsünün yakalanmasında bana yardım edebilecek biri var mı?
Her iki sorunun da cevapları "evet" ya da "hayır"dır. Win32 sistemde konsol I/O ekran görüntüsünün yakalanmasını bilen birileri ya vardır ya yok. Dünyada Win32 sistemde konsol I/O ekran görüntüsünün yakalamanıza yardım edebilecek biri ya vardır ya da yok.

Bunların yerine cevabı gerçekten sizin öğrenmek istediğiniz şey olan soruyu sorun:

  • Win32 sistemde konsol I/O ekran görüntüsünü nasıl yakalayabilirim?
Yazının İngilizcesini buradan okuyabilirsiniz.

12 Şubat 2016 Cuma

Sosyal Medyadan Nasıl Akıllıca Soru Sorulur

Bu yazıyı okumadan önce Nasıl Akıllıca Soru Sorulur belgesini okumanızı tavsiye ederim. Eğer sorunuzu eposta veya forum aracılığı ile göndermiyorsanız muhtemelen doğrusunu yapmıyorsunuz. Bir daha düşünün.

Yukarıdaki belgeyi okuduğunuz halde sorunuzu sosyal medyadan göndermek istiyorsanız devam edelim. Belgede geçen öneriler çok iyi yazıldığından onları tekrarlamayacağım, okumadıysanız lütfen okuyun.

Sosyal medyadan veya anında mesajlaşma servislerinden birini kullanarak tanımadığınız veya çok az tanıdığınız birine soru sorarken yanıt almanızın bir hak olmadığını aklınızdan çıkarmayın. İnsanların en değerleri şeyleri olan zamanlarını her soruya cevap yazarak harcamalarını beklememeli, cevap alırsanız bunu bir özveri olarak görmelisiniz. Soru soracağınız kişiyi tanımadığınıza göre onu gün içinde çok kısıtlı zamanı olan ve eski mesajlarına tekrar bakmayı unutacak biri olarak düşünmek çok yerinde bir davranış olacaktır. Uğraştığı işlerin arasında 10 dakikalığına sosyal medyayı açmış birine yazıyor olduğunuzu düşününce nasıl yazmanız gerektiği kolayca aklınızda şekillenecektir. Kısaca maddeler halinde dikkat edilmesi gerekler hakkında ipuçları yazmak istiyorum.
  • Sorunuzu eposta ile göndermeyi tekrar düşünün.
Eposta yazdığınızda hem daha çok ayrıntı verebilecek hem de sorunuzun kaybolup gitmesine izin vermemiş olacaksınız. Size cevap verecek kişi de alışkın olduğu iletişim yöntemini kullanabilecektir.
  • Zamanın çok kıymetli olduğunu unutmayın.
Soruyu sormadan önce sanki karşılıklı konuşuyormuşsunuz gibi davranmayın. Örneğin "selam" diye yazıp karşılık almayı beklemeyin. Böyle yaparsanız yazdığınız kişi mesajınızı sizin çevrimiçi olmadığınız bir zaman okuyacak ve yukarıda bahsettiğim o tek 10 dakikasında size sadece "merhaba" diyebilecek. Benzer şekilde eğer sadece sohbet etmek için yazmıyorsanız "merhaba, nasılsınız?" diyerek beklemeyin. Madem bir şey sormak, danışmak istiyorsunuz bunu hemen yapın, "uygunsanız bir şey sormak istiyorum" demeyin. Cevap vermesini istediğiniz kişinin mesajınızı görünce size ne yazmasını istiyorsunuz? Gün içinde alabileceğiniz tek cevap "buyrun sorun" da olabilir, sorunuza aradığınız yanıt da. Seçim sizin.
  • Kullandığınız mecrada açıklanabilecek şeyleri sorun.
Facebook'ta özel mesajla veya twitterda birine hangi gnu/linux dağıtımını seçmeliyim ya da programlama öğrenmeye hangi dille başlamalıyım diye sormayın. Bu tip soruları bence hiçbir mecrada sormayın ama birinin 140 karakter sınırında veya facebook'un küçücük alanında size bu konuları açıklamasını beklemeyin. Elbette basit bir google aramasıyla bulunabilecek şeyleri kendiniz bulmanız gerektiğini yukarıdaki belgede okuduğunuz için ben tekrarlamıyorum.
  • Sorguya çekmeyin.
Zaten soru sorduğunuz kişiyi tanımıyorsunuz bir de üstüne "openstack'in gelişmiş özelliklerine hakim misiniz?" veya "daha önce silinen bir dosyayı geri getirdiniz mi?" gibi sorularla kendinize karşı olumsuz bir tutum geliştirilmesine neden olmayın. Siz sorunuzu sorun karşınızdaki bilmiyorsa zaten bilmiyorum diyecektir.
  • Kibar olun.
Sorunuza olumlu/olumsuz bir yanıt alınca teşekkür edip konuşmayı sonlandırmak iyi fikir olacaktır. Tabi gereksiz nezaket faydasız olduğu gibi olumlu bir şey de değildir.
  • İzin almadan konuşmaları halka açmayın.
Aslında bu eposta ile yapılan iletişimde de geçerli bir konu ama sosyal medyada her şey halka açık diyerek özelden yazılan şeyleri de böyleymiş gibi varsaymayın. Bahsedilen mevzu gizli bir şey değil diyerek kendiniz karar vermeyin. Böyle bir şey yapmak istiyorsanız bunu açıkça belirtin, izin isteyin.
  • Küsmeyin.
Mesajınıza cevap alamadığınızda veya istediğiniz cevabı alamayınca küsmeyin. Bir sosyal medya hesabı olan herkes sürekli orasını kontrol etmiyor. Ettiği zaman da mesajlara bakmıyor olabilir. Bir ihtimal de sorunuzu okuyup cevap yazmaya fırsat bulamamış olması ve sonra unutması olabilir. Acaba eposta göndermek daha mı iyi olurdu?

9 Şubat 2016 Salı

Akademik Bilişim 2016'nın ardından

Her yıl başka bir şehirde düzenlenen Akademik Bilişim Konferanslarının 18.sini bu yıl Aydın'da düzenledik. Konferansı her yıl başka bir şehirde düzenlemenin iyi tarafı Anadolunun yeni bir şehrinde bilişim fırtınası estirmeye çalışmak oluyor. Konferans öncesi dört günlük kurslara 1500'e yakın kursiyer ve eğitmenin katıldığını ve konferansa da 4000'e yakın kişinin ziyaret ettiğini düşününce etkinliğin boyutları ve etkisi daha kolay gözünüzde canlanacaktır. Bu büyüklükte konferanslar üniversitelerde pek az düzenlendiğinden yerel organizasyonlar için oldukça zorlayıcı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Aslında düzenleyici ekip olarak bizim de her yıl daha önce karşılaşmadığımız büyüklükte bir konferansa dönüştü Akademik Bilişim. Ard arda onbirinci defa katıldığım konferans her yıl bir öncekinden büyük ölçekli hale geliyor.


Bundan önceki yıllarda her şey çok güzeldi diyerek nasıl alkışları kabul etmişsek bu yıl çözemediğimiz konular için de durumu kabullenmeli ve eleştirilere açık olmalıyız. Konferans öncesi kurslar süresince çözmekte zorlandığımız elektrik ve internet bağlantısı sorunları olmamalıydı. Bunu seneye yaşamamak için önlemleri almayı planlıyoruz ama bu yıl olanlar için bir mazeret değil elbette bu. Bu 42 sınıfta kurslar için özveriyle çalışan 100'den fazla eğitmen ve 1500 kadar kursiyer için daha iyi koşullar hazırlayabilmemiz gerekirdi. Bütün gayretimize rağmen çözemediğimiz sorunlar için özür diliyorum.

Konferansa katılım benim daha önce görmediğim yoğunluktaydı. Çoğu zaman karşılaştığımız konuşmaları dinleyenlerin az olduğu, civarda gezen insan sayısının fazla olduğu bir konferans olmadı bu yıl. Neredeyse bütün salonların tamamının dolu olduğu ve dinleyicilerin çok ilgili oldukları bir konferans oldu. Bence mutluluk verici bir gelişme olarak kayda geçmeli bu durum.

Mezunlar ve halen öğrenci olanlarla birlikte 20 kadar öğrencimin konferans öncesi kurslarda bulunması, bunun her yıl devam eden bir gelenek haline gelmesi en çok mutlu olduğum konuların başında geliyor. Artık kursların birer parçası olan +Kaan Ozdincer , +Mesutcan Kurt , +Engin Manap , +Alper Tekinalp ve +Serdar Yiğit 'e emekleri için teşekkürlerimi yazıyorum.

Her ne kadar bir kısmını eğitmen olarak yazmış olsalar bile 12 öğrencimin ( +Gülşah Köse , +Sedat Ak , +aybüke özdemir , +Berk Güreken , +İrem Şendur , +Kader Tarlan , +Feyza Yavuz , +Kerem Hallaç  +yeliz taneroğlu , +Ayşe Melike Yurtoğlu , +Faruk Uzun ve +Burçin Akalın ) LibreOffice Geliştirme Atöylesi adıyla 4 günlük bir ortak üretim çalışmasında bulunmaları ve aralarına yeni katılımcılar çekmeleri bundan sonra yapacakları bir çok etkinliğin kapısını açtı. Hepsiyle gurur duyduğumu bir kere de buradan yazmış olayım.

Kursların kayıtlarının alınması, kursiyerlerin tercihlerini yapmaları, eğitmenlerin onaylama işlemlerini yapmaları gibi konuları bu yıla kadar eposta ile yapıyorduk. Bu yıl +Özge Barbaros ve +Ahmet Can Kepenek 'in özverili çalışmalarıyla hazırladıkları yazılımı kullandık. Gece gündüz demeden her isteği yerine getiren eski çalışma arkadaşlarıma da çok teşekkür ediyorum.

Umarım konferansın on dokuzuncusuna da katılıp ardından bir yazı yazabilirim.

13 Ocak 2016 Çarşamba

Nasıl daha iyi hata raporu hazırlayabilirsiniz?

Bir özgür yazılımı kullanıyorsunuz, geliştiricisi onu size özgürce kullanma, dağıtma, değiştirip dağıtma haklarını vermiş ama yolunda gitmeyen bir şeyler var. Yazılım böyle bir şey zaten; mutlaka daha iyisi, daha az hatalısı yazılabilir. Belki bir hatayla karşılaşmadınız da yazılımda şu da olsa dediğiniz bir şey var. Bu durumda başka bir yazılımı kullanmayı deneyebileceğiniz gibi kullandığınız yazılımın hatasının giderilmesine veya ihtiyacınız olan özelliğin eklenmesine yardımcı olabilirsiniz. Özgür yazılım projelerinin çoğunun birer hata takip sistemi oluyor, olmayanların geliştirici listeleri var, o da yoksa geliştiricisine doğrudan yazabilirsiniz. Bunlardan birine bir hata kaydı göndermek sizin çok az zamanınızı alacak ama karşılığında istediğinize daha yakın bir programı kullanabileceksiniz.

Geliştiriciler de sizin gibi insanlar olduklarından ne kadar iyi hata raporlarsanız hatanın düzeltilme süresini o kadar kısaltırsınız. Öncelikle hata raporlamanın geliştiriciler tarafından memnuniyetle karşılanacağını aklımızda tutalım. Hata raporunu alan geliştirici yazdığı yazılımın birileri tarafından kullanıldığını ve geliştirilmesi için istekte bulunulduğunu görmekten memnun olacaktır. Şimdi birlikte hata raporunu nasıl daha iyi hale getirebileceğimize bakalım.

Gerçekten bir hata var mı?

İlk bakışta size hata gibi görünen şey bir özellik olabilir ;) ya da belki siz ilk denemenizde istediğiniz şeyi yaptıramadınız programa. Kullandığınız program ne kadar çok iş yapıyorsa o kadar çok menüsü, ayar dosyası olacaktır, onların arasında istediğiniz şeyi bir bakışta görememiş olabilirsiniz. Kullandığınız programın varsa wiki sayfasına, kullanıcı listesi yazışmalarına, yardım dosyalarına bakmak bazen yapamadığınız/yaptıramadığınız şeyin kolay bir yolunu bulmanıza yardımcı olabilir. 'Şu işlem nasıl yapılıyor' şeklindeki ifadeler bir hata kaydı olarak kabul edilmeyecek ve istediğiniz sonuca ulaşamayacaksınız.

Sisteminiz güncel mi?

Yazılımlar çoğunlukla yaşayan birer varlık gibi gelişim halindedirler. Sizin kullandığınız sürümde sorunlu olan bir durum yazılımın son sürümünde güncellenmiş olabilir. Veya sorun yazılımdan değil de işletim sisteminden kaynaklanıyor olabilir. Bu güncellemeleri yaptıktan sonra sorun hala devam ediyorsa bir defa da yazılımın web adresine bakarak oradaki son sürümün size işletim sisteminiz tarafından sağlanan sürüm olup olmadığını kontrol etmek iyi olabilir. Uzun dönem desteği  (LTS) sunan dağıtımların yazılımların sürümlerinde radikal değişiklikleri dağıtma dahil ettiğini bilerek kullanıyor olduğunuzdan karşılaştığınız hatayı yazılımın geliştiricilerin değil de dağıtıma raporlamanız gerekebilir.

Her durumda yazılımlarınızı güncel tutmak iyi bir fikir olacaktır.

Hata kullandığınız yazılımdan mı kaynaklanıyor?

Örneğin ayağa kaldırmaya çalıştığınız sunucu servisine dışarıdan bağlanmaya çalışanlara engel olan olan bir güvenlik duvarı kuralınız olabilir. Kullanıcı izinleriniz o programı çalıştırmanıza yetmiyor olabilir. Bir programı kullanarak yazıcıdan çıktı alamıyorsanız denemeniz gereken şeyler şunlar olabilir: a) Bilgisayarınızdaki başka bir programla o yazıcıdan çıktı alabiliyor musunuz? b) (eğer varsa) başka bir yazıcıyla da aynı sorunu yaşıyor musunuz? c) (eğer varsa) aynı yazılımın başka bir işletim sistemindeki sürümüyle aynı sorunu yaşıyor musunuz? Bütün bu sorulara yanıtınız evetse (ya da deneyemiyorsanız) onu raporlamalısınız.

Hata raporlarken neler dikkat etmek gerekir?


Unutmayın hatanın düzeltilmesini isteyen sizsiniz. Ne kadar iyi bir hata raporu gönderirseniz onun düzeltilmesi olasılığı o kadar yüksek olur. Şimdi basit ama faydalı birkaç noktaya değinelim.

  • Hatayı doğru kanaldan bildirin

Önce hatasını bildirmek istediğiniz projenin bir hata takip sistemi var mı diye kontrol etmek en doğrusu olacaktır. Eğer projenin bir bugzilla, redmine veya benzeri bir hata takip sistemi varsa burasını kullanın. Bazı projeler bu işlem için e-posta listesi kullanıyor olabilir. Bu projenin web sayfasında belirtilmişse elbette buraya yazmalısınız. Eğer projenin böyle bir kanalı yoksa geliştiricisine eposta gönderebilirsiniz. Uzun zamandır, yıllardır, yeni sürüm çıkarmamış bir projeye bir hata raporlandığında (hatta bir çeviri dosyası gönderildiğinde bile) projenin canlandığını görmek mutluluk verici bir şey olacaktır.

  • Önceden girilmiş hataları tekrarlamayın

İster bir hata takip sistemine, isterse eposta listesine yazacak olun öncesinde bir arama yapmak çok yerinde bir hareket olacaktır. Eğer karşılaştığınız hata daha önce raporlanmışsa duruma göre kendinizi hatayı takip edenler listesine ekleyebilirsiniz. Hata raporu yazılımın eski bir sürümüne aitse ve siz yeni sürümde de karşılaşıyorsanız hatayı tekrarlayabildiğinizi yorum olarak girmek de faydalı olacaktır. Kesinlikle mevcut bir hata raporunu tekrarlayan yeni bir kayıt açmayın.

  • Hata bildirim kurallarına uyun

Eğer bir hata takip sistemi varsa yazılımın uygun bileşenine gönderin hata raporunuzu. Geliştiriciler hatalar arasından seçsin diye beklemeyin. Hatanın düzeltilmesini isteyenin siz olduğunuzu aklınızdan çıkarmayın. Örneğin; kullandığınız yazılımın Türkçeye özgü karakterlerle ilgili bir sorunu varsa geliştiricisi muhtemelen bundan hiç haberdar olmadan ömrünü geçirebilir. Siz hata raporunu doğru yapabilirseniz işinizi görecek bir yazılımı kullanabiliyor olursunuz.

  • Gerektiği kadar ayrıntı verin

Bir hatayı raporlarken en öncelikli hedefiniz geliştiricilere nasıl bir hatayla karşılaştığınızı göstermek olmalıdır. Bunun için programı çalıştırdıktan sonra karşılaştığınız hatanın nasıl tekrarlanacağını adım adım yazmalısınız. Burada olayı hikaye etmeyin. Basit ve kısa adımlarla tarif edin. Bir işin birden çok yapılma yöntemi olacağını düşünerek siz nasıl yapıp hatayla karşılaşmışsanız onu yazın. Örneğin "servisi başlattıktan sonra" demek yerine "servisi /etc/init.d/bestserviceever start diyerek başlattıktan sonra" diye yazın. Programın bir kısayolunu kullanarak dosya açıyorsanız bunu belirtin. "Yeni dosyayı CTRL+O ile açmaya çalışırken" diye yazmak geliştiriciyi hatayı bulmaya zorlamaktan iyi olacaktır.

Kullandığınız işletim sisteminin adını ve sürüm numarasını, en son ne zaman güncellediğinizi mutlaka hata raporunda belirtin. Yazılımın sürüm numarası ve paket yöneticisinden mi kaynak koddan mı kurduğunuz bilgisi de çok önemlidir.

  • Gerekmeyen ayrıntıları hata raporuna yazmayın

Bu hatanın sizin için ne kadar önemli olduğunu, onu düzeltmezlerse başka bir yazılımı kullanmak zorunda kalacağınızı filan yazmayın hata raporuna. Hata raporu sadece gerektiği kadar ayrıntı içermeli ama gereken bütün ayrıntıları da içermelidir.

  • Her hata raporunda tek bir hatayı bildirin

Projelerin farklı bileşenlerinin farklı kişiler, hatta ekipler, tarafından geliştirilebildiğini düşünerek karşılaştığınız her hata için ayrı hata kaydı açın. Size çok yakın, ilişkili gibi görünen hataları bile bir raporda sakın birleştirmeyin.

  • Ne bekliyordunuz, ne oluyor?

Hata raporunuzda (eğer imkanı varsa elbette) bir ekran görüntüsü koymak çoğu zaman işleri çok hızlandıracaktır. Bu görüntü yazılımdan ne bekliyordunuz, neyle karşılaşıyorsunuz sorusuna cevap verecek nitelikte olmalıdır. Ekran görüntüsü alırken lütfen ilgisiz veya mahremiyetinizi tehlikeye atacak şeyleri göndermemeye çok dikkat edin. Tarayıcıda açık bulunan diğer sekmeler veya masaüstünüzde bulunan ve kimseye göstermediğiniz dosyaların ekran görüntüsü gibi şeyleri kamuya açık yerlere göndermeyin.

  • Hata raporuna eklediğiniz dosyaları temizleyin

Hatanın anlaşılması ve çözülmesi için eklemeniz gereken dosyalar varsa onları temizleyerek göndermek de dikkat edilmesi gereken konuların başında gelir. 50 sayfalık bir yapılandırma dosyasının tamamını göndermek yerine varsayılan halinden neyi değiştirmişseniz sadece o kısmı göndermek hatanın tekrarlanabilmesine imkan sağlayacaktır. Hatasını raporlayacağınız program sadece bazı dosyaları açarken, kayderderken (veya başka bir biçimde) hataya neden oluyorsa bu tipte bir dosya göndermek elbette iyi olur ama çok sayfalı bir belge diye doktora tezinizi veya yüksek çözünürlüklü bir imaj dosyası diye halka açık olmasını istemeyeceğiniz bir fotografı hata raporuna eklemeyin. İlla çok sayfalı bir metin gerekiyorsa elinizdeki dosyadaki bütün karakterleri x (veya uğurlu harfiniz varsa onunla) ile değiştirip farklı kaydedip onu göndermelisiniz.

Ek olarak göndereceğiniz dosyalardaki başlık bilgilerinin, varsa sürüm değişikliği bilgilerinin de temizlenmesi gerektiğini unutmayın. Bu bilgiler hata raporunuza eklendiğinde artık herkes tarafından kullanılabilir durumda olacaktır. Bir hatayı raporlayacağım derken kendinizi mağdur etmemeye büyük dikkat gösterin.

Açtığınız hata kaydını takip edin

Oluşturduğunuz hata kaydına geliştiriciler bir yorum yazıp sizden bilgi isteyebilirler. Bunlara mutlaka geri dönüş yapmalısınız.

Karşılaştığınız bir hatayı geliştiricilerine raporlayıp düzeltilmesine katkı verdiğiniz için kendinizle gurur duyabilirsiniz artık!

2 Ocak 2016 Cumartesi

LibreOffice Online için hata avcılığı

Geçen hafta düzenlediğimiz LibreOffice Android görüntüleyici için hata avcılığı etkinliğinde mevcut hata kaydı sayısını ikiye katladıktan sonra şimdi de henüz geliştirme aşamasında olan LibreOffice Online için 10 Ocak tarihinde benzer bir etkinlik düzenleyelim istiyoruz.


LibreOffice Online sunucu tarafında LibreOffice çalıştırmayı ve tarayıcı ile ona bağlanarak kullanmayı hedefleyen bir ürün. İsteyen burada tarif edildiği gibi sunucu sürümünü kurup deneyebilir. Android için bir apk dosyası hazırlamış olmamıza rağmen tanımadığımız neredeyse kimse hata avcılığına katılmadığı için sunucu sürümünü denemeniz için oldukça uzun sayılabilecek adımları takip etmenizi beklemeyeceğiz. Bu etkinlik için bir sunucu kurup denemek isteyenlere birer hesap açacağız.

LibreOffice'in bu heyecan verici ürününü deneyerek karşılaştığınız hataları ve iyileştirme isteklerinizi bugzilla'ya girmek isterseniz bana eposta göndermeniz yeterli olacak.

27 Aralık 2015 Pazar

LibreOffice Android Görüntüleyicisi için hata avcılığı

Bir yazılım projesine verilebilecek en önemli desteklerden biri de hata raporlamak. Geliştiriciler her ne kadar yazılımı testlerden geçirseler de bunu ancak sınırlı sayıda donanımla ve sistemle yapabiliyorlar. Hata raporlamak için bir programlama bilgisine sahip olmak gerekmemesi onu tüm kullanıcılar tarafından yapılabilir bir şey haline getiriyor. Raporlanacak şey bir yazılımı kullanırken karşılaşılan bir hata olabileceği gibi, yazılımın bir parçasının davranışında beklenen bir değişiklik veya yazılımla ilgili bir yenilik önerisi de olabilir.

Bu yıl Çanakkalede bir grubun LibreOffice geliştiricisi olmak için çalıştığını daha önce yazmıştım. Bu ekip 29 Aralık saat 13:00'da LibreOffice Android Görüntüleyici sürümü için bir hata avcılığı etkinliği düzenleyecek. LibreOffice Windows, MacOS ve GNU/Linux üzerinde belge oluşturmak için kullanılabilirken Android üzerinde sadece belge görüntüleyici olarak çalışıyor. Bu ürünün mümkün olduğunca az hatayla ve çok özellikle çalışabilmesi için hata kaydı girilmesinin önemi çok büyük.


Eğer siz de Android kullanıyorsanız ve LibreOffice için bir şeyler yaptım demek isterseniz sizi de bekleriz. Elbette hata kaydı girebilmek bu gün ve saatle kısıtlı değil ama birlikte iş yapmanın keyfi de başka ;) Bu tarihten önce Nasıl Hata Kaydı Açılır belgesini okumanız emeklerinizin boşa gitmemesini sağlayacağı gibi çalışmanızın verimini de arttıracaktır. LibreOffice için Android uygulamasını marketten indirmek yerine bizim son halinden oluşturduğumuz geliştirme sürümünü kullanmanızı öneriyoruz.

Bu tarihte protonları çarpıştırmayacaksanız siz de katılın ;)

20 Aralık 2015 Pazar

LibreOffice Geliştirme Atölyesi

İki ay önce Çanakkale'de bir grup bilgisayar mühendisliği öğrencisinin LibreOffice geliştirisi olmak için çalıştıklarını yazmıştım. Bu ekip çalışmalarını Akademik Bilişim Konferansı öncesi kurslarda LibreOffice Geliştirme Atölyesine taşımaya hazırlanıyor. Aşağıya bu kursun sayfasında da okuyabileceğiniz içeriğini taşıyorum. Kursa katılım için 20 kişilik kontenjan olacağından başvuru sayısına göre bir seçme işlemi de uygulanmak zorunda kalınabilir. Gelişmeleri etkinlik sayfasından okuyabileceğiniz gibi bu girdiye eklenen yorumlardan da öğrenebilirsiniz. Kurs başvuruları 2-10 Ocak tarihleri arasında alınacak diye de yazmış olayım.

Bu çalışma ile katılımcıların LibreOffice sürüm takip sistemini, hata takip sistemini ve kod gözden geçirme sistemini ayrıntılarıyla kavramaları ve bunları kullanarak LibreOffice için kod yaması gönderebilecek düzeye gelmelerini, LibreOffice geliştiricileriyle iletişimin kurmanın uygun yollarının öğrenilmelerini ve sonuç olarak LibreOffice bugzillasından olabildiğince çok hata kaydının çözmelerini hedefliyorlar.

Bu kurs bir C++ kursu olmadığından (ab öncesi kurslarda bu isimde bir kurs da var) katılmak isteyenlerin C++ ile kod yazabiliyor ve derleyebiliyor olmaları beklenecek. Katılımcıların git sürüm takip sistemini temel özellikleriyle kullanabiliyor olmaları ve İngilizce okuma yazma konusunda sorunları olmaması da gereklilikler arasında.

Her ne kadar LibreOffice bütün işletim sistemlerinde derlenebiliyor olsa da kurs eğitmenleri bütün geliştirme sürecini GNU/Linux kullanarak yapacaklar. Bütün katılımcılardan yanlarından getirecekleri bilgisayarlara Ubuntu 14.04 (veya üzeri) bir işletim sistemi kurarak gelmeleri beklenecek. Derleme işlemi çok fazla sistem kaynağı gerektirdiğinden sanal makine üzerine yapılan kurulumlar kursu takip etmeyi neredeyse imkansız hale getirecektir. Kurulum sırasında en azından 1gb’lık takas alanının ayrılması derleme sürecinde sorun yaşanmasının önüne geçecektir.

Bütün katılımcıların kurs öncesinde https://www.libreoffice.org/about­us/source­code/ adresinde tarif edildiği gibi LibreOffice kaynak kodunu indirip derlemeleri gerekmektedir. Derleme işlemi bir tam günü alacağından bu işlemi tamamlamamış kursiyerlerin kursu takip etmeleri mümkün olmayacaktır. Katılımcıların derleme işleminde kullanmak üzere KDevelop yazılımını kurup gelmeleri beklenecektir.

20 Ekim 2015 Salı

Kindle Voyage çok güzel ama pahalı

Tam beş yıl önce Kindle hakkında olumlu, iki yıl önce de beğenmedim diye yazmıştım. Bir süre önce Kindle Voyage aldım, belki merak eden olur diyerek hakkında kısaca yazacağım.

  • Yeni Kindle paperwhite'tan 25gr daha hafif ve daha değişik bir tasarıma sahip. Açıp kapatma düğmesinin cihazın arkasına alınmasıyla görünürde hiç düğme kalmamış oldu. Paperwhite ile neredeyse aynı boyutlarda.
  • Sayfa çevirmek için cihazın iki yanında dokunmatik çalışan düğmeler var. Fotoğrafta sağ ve solda görünen dikine çizgiler ve üzerindeki noktalar basılı tutulduğunda sayfaları ileri geri çeviriyorlar. Elbette Paperwhite'ta olduğu gibi sayfa üzerine dokunmak da aynı işi hala yapıyor. Bana pek işlevsel gelmedi bu düğmeler. Hem hassasiyeti yeterli değil hem de sayfa üzerine tıklama kapatılamayınca çok anlamı kalmadı benim için.
  • Klavyeli modelden sonra kaldırılan kulaklık girişi Voyage'da da bulunmuyor maalesef.
  • Bence Voyage için en ciddi eksiklik hala 802.1x ağlara bağlanamıyor oluşu. Benim bildiğim Kindle harici bu işlemi yapamayan aygıt kalmadı piyasada.
  • Paperwhite ile birlikte gelen aydınlatmada yanlarda bulunan ledlerin arasında kalan alanda alacakaranlık bölgeler oluşuyordu. Paperwhite 2 almadığım için bu sorun onda çözülmüşmüydü bilemiyorum ama Voyage çok başarılı bir aydınlatma ile geliyor, hatta ışığı çevrenin aydınlığına göre otomatik ayarlayabiliyor.
  • Amazon diğer cihazları için sdk sunarken hala KDK (kindle development kit) bir muamma durumunda. Amazon keşke bunun önemini daha önce anlayabilseydi.
  • 4gb disk kapasitesi Kindle'lar için şimdiye kadar sunulan en büyük alan.
  • Tarayıcıyı geliştiren bir ekip yok bence Amazonda. Sene 2015 olmuş hala neyin deneysel tarayıcısını sunuyorlar anlamak mümkün değil.
  • Amazon bir çılgınlık yapıp yeni bir şarj girişi icat etmemiş :) Şarjı o kadar uzun gidiyor ki bir süre söyleyebilmek için aylarca kullanmış olmak gerekiyor.
Piyasadaki Kindle'lardan hangisini alayım diye sorarsanız:

  • Karanlıkta başka bir ışık kaynağı olmadan kitap okuma ihtiyacınız yoksa en düşük fiyatlı, Kindle Touch alın. 80$'ın karşılığını kesinlikle alırsınız. Zaten istediğiniz şey kitap okumak olduğundan çözünürlüğe çok takılmadan uzun süreler kullanabilirsiniz bu cihazı.
  • Kendi aydınlatması olsun, bir de çözünürlüğü daha yüksek olsun istiyorsanız (bunun için üzerinde çizimler olan kitap veya dergileri okuyacak olmalısınız) tercihiniz Paperwhite2 olmalı. 120$ biraz pahalı ama bütün ihtiyacınızı karşılayacaktır Paperwhite.
  • Piyasadaki en güzel tasarımlı cihazı alayım ama 80$ da fark vereyim derseniz 200$'a Voyage alın :) Voyage gerçekten çok başarılı bir ekitap okuyucu ama bence fiyatı çok fazla. Paperwhite ile arasında 80$ edecek bir yenilik yok.

14 Ekim 2015 Çarşamba

LibreOffice'in bir parçası olmak

LibreOffice 25 yıllık bir geçmişe sahip dünyanın en büyük özgür yazılım projelerinden biri. 15 yıl önce OpenOffice olarak duyurulan ve 5 yıl önce çatallanan bir ofis paketi olan LibreOffice yaygın etkisi en büyük yazılımlardan biri. GNU/Linux, MacOS ve Windows işletim sistemlerinde çalışabildiğinden kurumların ve kullanıcıların özgür işletim sistemlerine geçişini kolaylaştırabilecek güçlü bir araç. Kurumsal kullanıcıların neredeyse tamamının ofis yazılımı kullandığını düşününce onları bir GNU/Linux işletim sistemine taşıyabilmek için ofis ihtiyaçlarını karşılayabilmek gerekiyor. Bazı durumlarda kullanıcıların bilgisayarlarından daha pahalıya gelen lisans bedelleriyle MS Office kullanmaları yerine tamamen ücretsiz ve özgür olan LibreOffice kullanmaları elbette ülkemiz için de çok önemli.

Yaklaşık 100000 kelimelik bir arayüz ve 450000 kelimelik yardım içeriği benim de içinde olduğum gönüllüler tarafından tamamen Türkçeye çevrilmiş durumda.

Yazılım bu kadar eski ve kapsamlı olunca onun bir parçası olmak biraz zor olsa da süreç oldukça iyi belgelendirilmiş. Geliştirici ekibi de yeni insanları aralarına almak konusunda çok istekli. Hem eposta listelerinden hem de irc'den yardım almak kolayca mümkün. Dünyanın dört bir yanına dağılmış bir geliştirici ekiple birlikte çalışabilmek için önce temel yeterlilikleri kazanmış olmak gerekiyor. Sürüm takip sistemini, hata takip sistemini ve kod gözden geçirme sistemini iyi kullanabilmek geliştirmeye başlayabilmek için şart. Aslında bunları iyi kullanabiliyor olmak sadece LibreOffice özelinde değil herhangi bir yazılım projesinde çalışabilmek için de gerekli. Sadece derleme işlemi bile sıradan bir bilgisayarda 7-8 saat süren bu büyük projenin bir parçası olabilmek sabırlı ve sürekli bir çalışmayı gerektiriyor.

Türkiyeden LibreOffice deposuna yazabilen benim özgür yazılım dünyasından tanıdığım üç arkadaş var: +Gökçen Eraslan , +Efe Gürkan Yalaman ve +Gülşah Köse.

Bu yıl çok yoğun bir çalışma sürecinin ardından 10 öğrencimin LibreOffice deposuna yazabilecek hale gelmesini hedefliyoruz. Bu süreç için geliştirici ekibin önerdiği yolu takip ediyoruz. Geliştirme ortamının hazırlandıktan sonra sürüm ve hata takip sistemleriyle kod gözden geçirme sistemini doğru kullanabildiğinizi göstermek için kolay hatalardan birini çözmeniz gerekiyor. Bu hatalardan bazıları kod temizleme gibi işler ama süreçte öğrenilecek şeyler var. Birlikte çalıştığımız ekibin tamamı bu ilk aşamayı geçti. Şimdi Daha İlginç olarak sınıflandırılmış hatalar üzerinde çalışıyorlar. Bir ülkeden böyle yoğun bir çalışma isteğinin gelmesi Document Foundation tarafından da şimdiden ilgi çekti. Eminim süreç içerisinde buradan yazacağım daha güzel haberler de olacak.

Velhasıl önümüzdeki eğitim yılı bittiğinde +Sedat Ak +aybüke özdemir +Berk Güreken +Kerem Hallaç +Kader Tarlan +İrem Şendur +Feyza Yavuz +yeliz taneroğlu +Ayşe Melike Yurtoğlu çokça hata çözmüş ve bundan sonra hem hata çözebilecek hem de iyileştirme yapabilecek duruma gelmiş olacaklar.

Böyle büyük bir hedefe eskiden birlikte çalıştığım arkadaşların neler yapabildiğini gördüğüm için cesaret edebiliyorum elbette. Buradan birlikte çalışmış olmaktan gurur duyduğum arkadaşlarıma teşekkürlerimi ve sevgilerimi yazıyorum.

7 Ekim 2015 Çarşamba

Daha iyisi yapılana kadar en iyisi Pebble Time

Tam iki yıl önce Pebble ile ilgili bir yazı yazıp daha yolun başında demiştim. Aradan geçen sürede Pebble yeni bir Kickstarter projesi ile kendine ait rekoru iki katına çıkardı ve ilk modelinden çok daha başarılı bir ürün geliştirdi.

Pebble piyasadaki diğer akıllı saatlerden çok başka bir kulvarda. Arkasında daha önce bilinen bir firma olmamasına rağmen ilk nesil saatinden bir milyondan fazla sattı. Bunu da topluluğun gücünü arkasına almasıyla ve başarılı bir ürünle yaptı. Geçen yıl eksiklikler olarak yazdığım çoğu şeyi kapattığı gibi güzel yeni özellikler de ekledi. Ben hem Pebble Time, hem de Pebble Time Steel aldım ve hakkında kısaca yazayım istiyorum.
  • Pebble Time ilk nesile göre çok daha iyi kalite bir malzemeden üretilmiş ama fiyatı da eskisinden pahalı. Özellikle metal olanın fiyatı (249$) bence pahalı.
  • Diğer saatlerin çoğundan farklı olarak hem Android, hem de IOS yüklü telefonlarla çalışabilmesi ciddi bir avantaj. Bu elbette Android kullandığınızda çalışan herşeyin iPhone kullandığınızda da çalışması anlamına gelmiyor. İşletim sistemlerinin kendi kısıtlamaları Pebble için de geçerli.
  • Pebble Time eski nesilden farklı olarak timeline isimli bir takvim uygulamasıyla birlikte geliyor. Bunu eski Pebblelara da güncelleme olarak getireceklerini söylemeleri de çok iyi bence.
  • Pebble Time telefona bağlı olmadan da oldukça başarılı çalışıyor. Hatta takviminize eklediğiniz uyarıları bir defa üzerine aldığında telefon bağlantısı kopmuş olsa bile hatırlatabiliyor size.
  • Pebble'ın marketi aradan geçen iki yılda hem çok zenginleşti hem de kullanımı kolaylaştı. neredeyse istediğiniz her şey için birden fazla uygulama bulmak mümkün artık.
  • İlk yazımda şikayet ettiğim titreşim şiddeti isteğe göre artık ayarlanabilir durumda.
  • Telefonunuza kurduğunuz gibi alarmları Pebble üzerinde de kurmak mümkün artık. Sadece hafta içi günler için veya tek seferlik alarmları kullanabiliyoruz.
  • Pebble Time'ın en büyük yeniliklerinden biri artık renkli bir ekranla gelmesi. Ekran hala dokunmatik değil ama renkli olması saatin daha keyifli kullanılmasını sağlıyor.
  • Pebble Time için bir hafta, Time Steel için ise 10 gün şarj süresi vaad ediliyor. Ben ikisinin de yaklaşık bir hafta gittiğini söyleyebilirim. Çok yoğun kullanımda, yani sürekli bildirimler akarken ve saat titrerken, süre 4-5 güne kadar düşebilir. Sadece aramaları açtığınız ve diğer bildirimleri saatten almadığınız durumda rahatlıkla 10 gün kullanılabilir diye tahmin ediyorum. Pebble Time eski nesilden farklı olarak şarjını tamamen tüketmeden önce sadece saati gösterebildiği bir kipe geçip kullanımı devam ettirebiliyor.
  • Farklı şarj kablosu geliştirme hastalığı maalesef Pebble için de geçerli. Eski Pebble kabloları yeni Pebble Time için kullanılamıyor. O da benzersiz bir kablo kullanıyor.
  • Pebble Time eskisinden daha kaliteli bir kordon ile geliyor ama saatin arka tarafına yeni eklenen veri yolunu kullanan ve saate yeni özellikler ekleyecek kordonların çıkması da yakındır.
  • Pebble Time yeni bir özellik olarak bir mikrofona sahip. Bununla konuşma yapamıyor ama sesli yanıt verebiliyorsunuz. Belki kullanan vardır ama bana pek pratik gelmedi doğrusu.
Pebble Kickstarter siparişlerini göndermesinin hemen ardından Pebble Time Round modelini duyurdu. Bu diğerlerinden farklı olarak kare değil de yuvarlak bir saat olacak. Henüz siparişler gönderilmediğinden bir şey diyemiyorum ama şarj süresinden çok feragat edip saati inceltmek ne kadar iyi bir fikirmiş göreceğiz.

17 Temmuz 2015 Cuma

XX. Türkiye'de İnternet Konferansı ve Akademik Bilişim 2016

Türkiye'de İnternet Konferanslarının yirmincisi bu yıl 1-3 Aralık 2015 tarihlerinde İstanbul Üniversitesinde yapılacak.

On sekizinci Akademik Bilişim Konferansı ise 3-5 Şubat 2016 tarihlerinde Aydın Adnan Menderes Üniversitesinde düzenlenecek.

Bilişim camiasının en büyük iki buluşmasını takvimlerinize şimdiden işaretleyin de sonradan keşke haberim olsaydı demeyin.