Bir süre önce bir arkadaşımı kendilerinin polis iddia eden birileri telefonla arayarak hattının kopyalandığını söylediler. Telefonla konuşurken biz de yanındaydık. Bayağı uzunca, özenle hazırlanmış bir senaryo anlattılar. Arayanların telefon numaraları da gizli olmadığından oldukça inandırıcı konuşuyorlardı doğrusu. Biz bu mevzuları çoktan duymuş uyanık insanlar olduğumuzdan bir şey kaptırmadık ama hepimizin duyduğu buna benzer çokça dolandırıcılık olayı olduğundan Çanakkale il emniyet müdürlüğü aşağıdaki uyarı yazılarından hemen hemen her apartmanın girişine yapıştırdı.
İki cep telefonunun da üzerinde çarpı işareti olmasından nasıl bir anlam çıkarılır bilemiyorum ama uyarı metni tam bir felaket: 'DEVLET HİÇBİR İŞ İÇİN VATANDAŞINDAN KONTÖR YADA PARA TALEP ETMEZ'. Yaklaşık 2 yıldır cep telefonlarında kontör diye bir şey kalmadığı gibi devlet hiç bir işi parasız yapmıyor vatandaşı için. Benim bildiğim para karşılığı olmayan hiç bir devlet hizmeti yok vatandaşlar için (ya da'nın birleşik yazılmasından bahsetmiyorum bile).
Tamam niyet iyi; vatandaşı uyarmak lazım ama ne yazıldığına da dikkat etmek gerekiyor galiba.
19 Mart 2012 Pazartesi
13 Mart 2012 Salı
Belge Özgürlüğü Günü 2012
Bu yıl Belge Özgürlüğü Günü bizim Özgür Yazılım ve Linux Günlerinin hemen öncesinde 28 Mart'ta dünyanın çeşitli yerlerinde, yerel gruplarca, çeşitli etkinliklerle kutlanacak. "Belge Özgürlüğü Günü'nde, ortak organizasyonlar ve gönüllülerle birlikte tüm dünya çapında etkinlikler düzenlenerek, açık belge biçimleri ve açık standartların önemine dikkat çekilecek".
Aslında bu konuda yapılacak çok şey var ama Zeki'nin her fırsatta dile getirdiği konulara yardımcı olarak işe başlamak ve bu konuyu sadece bir günde geçiştirmemek en iyisi olur galiba.
10 Mart 2012 Cumartesi
Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Linux Semineri
11 Nisan'da Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Rektörlük Küçük Salon'da saat 10'da 'Türkiye'de Linux'un Gelişimi' konusunda konuşacağım. Benim için uzun süredir görmediğim arkadaşları görmek açıcından da iyi bir fırsat olacak. Bir gün öncesinden orada olacağımdan gevezelik etmek için tekliflere açığım ;)
6 Mart 2012 Salı
CV'ye kimi referans yazmalı?
Sıra iş başvurusuna gelmeden önce söylenecek çok var ama bu aralar bana çokça sorulan sorulardan biri olduğu için bu konuda kısaca birşeyler yazayım istiyorum.
Öncelikle sadece özgeçmişe yazacağınız referansla kimse sizi işe, staja veya okula kabul etmeyecektir. Hatta belki o referansları arayıp sizi hiç sormayacaklar bile. Benim gözlemlerim firmaların önemli bir kısmının (belki 3'te 2'sinin) cv'nizdeki referansları telefonla arayıp hakkınızda fikir sorduğu yönünde. Aşağıda yazdıklarımı okurken bilgisayar mühendisliğinin belli bir alanında çalışan birinin yazdıklarını okuduğunuzu ve diğer alanlarda durumun farklı olabileceğini gözardı etmemelisiniz.
Öncelikle sadece özgeçmişe yazacağınız referansla kimse sizi işe, staja veya okula kabul etmeyecektir. Hatta belki o referansları arayıp sizi hiç sormayacaklar bile. Benim gözlemlerim firmaların önemli bir kısmının (belki 3'te 2'sinin) cv'nizdeki referansları telefonla arayıp hakkınızda fikir sorduğu yönünde. Aşağıda yazdıklarımı okurken bilgisayar mühendisliğinin belli bir alanında çalışan birinin yazdıklarını okuduğunuzu ve diğer alanlarda durumun farklı olabileceğini gözardı etmemelisiniz.
- Bir iş yerinin sizinle ilgili biriyle konuşmak istemesi için öncelikle özgeçmişinizde dişe dokunur birşeyler olması gerekir. Bilgisayar mühendisi adayları Gürer Özen'in yazısını mutlaka okusunlar.
- Nasılsa aramazlar diye düşünerek kendisinden izin almadan bölümden bir hocayı ya da çalıştığınız eski şirketin genel müdürünü sakın refernas olarak yazmayın.
- Bazı firmalar sizi görüşmeye çağırmadan önce bazılarıysa görüşmenin ardından referanslarınızı arıyorlar. Nadiren hem öncesinde hem de sonrasında arayalar oluyor. Yani mülakata gittiğinizde cv'nize yazmadığınız birşeyleri referanslarınızla konuşup öğrenmiş olabilirler ;)
- Özgeçmişinize sizinle ilgili sorulara cevap verebilecek kadar sizi tanıyan ve elbette hakkınızda pozitif şeyler söyleyeceğini düşündüğünüz birilerini referans olarak yazın. Birisinin size referans olurken fikrini söylemesi kendisiyle ilgili de konuşması anlamına geleceğinden mutlaka doğruyu söyleyeceğini düşünün. Kendi adıma söyleyeyim; birisi için "çok iyi bir çalışma arkadaşıdır", "çözüme odaklı çalışır" demem için onu işe aldıklarında bunun tersini görmeyeceklerini düşünmem gerekir. Kimsenin aklında doğruyu söylemeyen biri olarak kalmak istemem. Bir firma beni arayıp fikrimi sorduğu kişi hakkında tereddütte kalmışsa ve ben iyi desem onu işe alacak olsa bile yalancıktan iyi demem, demedim (hem desem bile ilk ayın sonunda herkes her şeyi görmüş olur ve ben yalan söylediğimle kalırım). O iş kimse için dünyadaki son iş olmadığından kendimi güvenilmez biri yerine koydurmak istemem, kimse istemez.
- Telefon görüşmelerinde teknik yeterliliğinizle ilgili neredeyse hiçbir şey sorulmuyor. Yapılan görüşmelerin konusu genelde nasıl bir çalışma arkadaşı olduğunuz yönünde oluyor. Bir konudaki bilginizle ilgili ya eski çalışmalarınıza bakılıyor ya da görüşmede size soruluyor ama "birarada durulur biri misiniz?" sorusunun cevabı ancak sizinle daha önce birarada durmuş birilerinden alınabiliyor.
- Son olarak; özgeçmişinize yazdığınız insanlara bir şekilde ulaşılması gerektiği açık. Bunun için eposta adresini yazmanız mantıklı. Bundan fazlasını yazmak için kimi referans gösterecekseniz ondan ayrıca izin alın. Cep telefonunu veya ev/iş telefonunu izin almadan cv'nize sakın yazmayın. Eğer cv'nizi herkesin görebileceği bir yere koyacaksanız nasılsa bir kere izin aldım diyerek telefon numaralarını oraya yazmayın.
4 Mart 2012 Pazar
Pardus'un Yarını Çalıştayı
Daha önce Pardus Camia Zirvesi'ne katılmış biri olarak yine sadece davetlilerin katılabileceği bir etkinlik olan Pardus'un Yarını Çalıştayı'na da katılacağım. 2010 Ağustos'unda yapılan etkinliğe Pardus'un gidişatından hoşnut olmayanların pek azı katılmıştı. Sonucundan umutlu olmadığın bir etkinliğe hiç katılmamak bir tercih meselesi. 'Nasılsa kendi bildiklerini yapacaklar, benim katılımımla da bunu meşrulaştıracaklar' diyerek veya başka gerekçelerle katılmayanlara elbette saygım var. Benim tercihim söyleyecek bir şeyim varsa sonradan bunu söyleseydim diye düşünmek yerine gidip orada bunu söylemek yönünde olacak.
Bir buçuk gün sürecek çalıştayın ilk gününde Jon Hall 'Özgür Yazılım: Dünya Perspektifi' konulu bir konuşma yapacak. Geri kalan zamanda ilk gün 6 saat, ikinci gün 3 saatlik toplantılar var.
Daha önce de söylediğim gibi bu çalıştaydan umutlu değilim. Yapılacakların önemli bir kısmına zaten karar verildiğini düşünüyorum. Benim ne yapılmasının uygun olacağını düşündüğümü de buraya yazayım, nasılsa bir sır olmadığı gibi ilk defa da ben söylemiyorum. Zamanında Redhat'in içinden Fedora'nın çıkartılması gibi bir yöntemin Pardus için de uygun olacağını düşünüyorum. Topluluğa devredilecek hakların bizdeki mevzuat yüzünden bir vakıf yerine bir derneğe verilmesi belki daha uygun olabilir. Bu mevcut bir dernek olabileceği gibi yeni kurulacak bir dernek de olabilir. Tübitak kurumsal olarak Pardus'u geliştirmeye devam edecek gibi duruyor (hatta söylentilere göre merkez Ankara'ya taşınacakmış). Topluluk dağıtımına yönetim olarak karışmadan geliştirilmesine destek vermesinin mümkün olacağına inanıyorum. Tübitak tek işi bu topluluk dağıtımının geliştirilmesi olan bir grup geliştirici çalıştırabilir. İş yükünün geri kalanını özgür yazılım camiası kendi üstlenirse bu yapı devam eder. Elbette Tübitak'ın Pardus'la ilgili haklarından bazılarını devrederken yeni dağıtıma vereceği desteği de iyi tarif etmesi ve kesin bir şekilde taahhüt etmesi gerekir.
Çalıştaydan sonra olanları ayrıntılı yazmayı planlıyorum. Sizin dile getirilmesini istediğiniz şeyler varsa yorum olarak ekleyebilirsiniz ama bunların 'paket yöneticisi şöyle değişsin', 'masaüstü şu olsun' şeklinde değil de 'bu mevzu şöyle devam etsin/etmesin' şeklinde olması daha yararlı olur diye düşünüyorum.
Bir buçuk gün sürecek çalıştayın ilk gününde Jon Hall 'Özgür Yazılım: Dünya Perspektifi' konulu bir konuşma yapacak. Geri kalan zamanda ilk gün 6 saat, ikinci gün 3 saatlik toplantılar var.
Daha önce de söylediğim gibi bu çalıştaydan umutlu değilim. Yapılacakların önemli bir kısmına zaten karar verildiğini düşünüyorum. Benim ne yapılmasının uygun olacağını düşündüğümü de buraya yazayım, nasılsa bir sır olmadığı gibi ilk defa da ben söylemiyorum. Zamanında Redhat'in içinden Fedora'nın çıkartılması gibi bir yöntemin Pardus için de uygun olacağını düşünüyorum. Topluluğa devredilecek hakların bizdeki mevzuat yüzünden bir vakıf yerine bir derneğe verilmesi belki daha uygun olabilir. Bu mevcut bir dernek olabileceği gibi yeni kurulacak bir dernek de olabilir. Tübitak kurumsal olarak Pardus'u geliştirmeye devam edecek gibi duruyor (hatta söylentilere göre merkez Ankara'ya taşınacakmış). Topluluk dağıtımına yönetim olarak karışmadan geliştirilmesine destek vermesinin mümkün olacağına inanıyorum. Tübitak tek işi bu topluluk dağıtımının geliştirilmesi olan bir grup geliştirici çalıştırabilir. İş yükünün geri kalanını özgür yazılım camiası kendi üstlenirse bu yapı devam eder. Elbette Tübitak'ın Pardus'la ilgili haklarından bazılarını devrederken yeni dağıtıma vereceği desteği de iyi tarif etmesi ve kesin bir şekilde taahhüt etmesi gerekir.
Çalıştaydan sonra olanları ayrıntılı yazmayı planlıyorum. Sizin dile getirilmesini istediğiniz şeyler varsa yorum olarak ekleyebilirsiniz ama bunların 'paket yöneticisi şöyle değişsin', 'masaüstü şu olsun' şeklinde değil de 'bu mevzu şöyle devam etsin/etmesin' şeklinde olması daha yararlı olur diye düşünüyorum.
3 Mart 2012 Cumartesi
Sivas davasında zaman aşımı, NCIS, NCIS-LA, CSI, CSI-NY, CSI-Miami, Numb3rs ve diğer suçluyu bulma dizileri üzerine
Çocukluğumda Sherlock Holmes'un kitapları okumayı, filmleri seyretmeyi pek severdim. O ve benzerlerinin ortada hiç delil yokmuş gibi görünen veya delillerin bambaşka birşey işaret ettiği durumlarda bizim dikkat etmediğimiz şeylere dikkat ederek suçluyu bulmaları zekice bir bulmaca çözme zevki yaşatırdı bize. Ama onlar sıradan davalara bakmazlardı. Bir işle ilgilenmeleri için onun çözülemeyecek gibi durması, işin içinde karanlık bir tarafın olması gerekirdi. Mesela bir meydanda kalabalık bir grup bir oteli yaksa ve televizyonlar bunu canlı yayınlasa, meydanda asker, polis de mevcutsa bu konunun Sherlock Holmes'un ilgi alanına girmeyeceğini hepimiz tahmin edebilirdik. Böyle çözülecek bir gizemi olmayan konuları zaten yargı sistemi çözüyordu.
Aradan yıllar geçtikçe teknolojinin de ilerlemesiyle suçluyu bulma konusu daha ilginç bir hal almaya başladı. Önce parmak izi işin içine karıştı sonra DNA. Artık suçlu suç mahalinde bir saç telini düşürse kimliği, arabasını hafifçe bir yere sürtse boyanın izinden arabanın plakası bir şekilde anlaşılır olmaya başladı. Bu kadar detaylara girilince bir dizide, kitapta kolayca 'parmak izini bırakmış ondan kimliğini belirledik' demek çok kolay olacağından çözümler de daha çetrefilli olmaya başladı. Hele ki insanların yakıldığı bir otelin önünde boy boy fotoğrafları çekilen, videolarda görüntüleri bulunan birinin kim olduğunu tespit etmek veya yakalamak elbette bir başarı olarak gösterilemez hale geldi.
Bu tip dizileri izletebilmek için artık suçlunun ya çok ince detaylar kullanılarak anlaşılması (NCIS*, CSI*), ya çok eski tarihli bir suçun çözülmesi (Cold Case), ya bizim kolayca anlayamadıklarımızı anlayabilen birilerinin suçu çözmesi (Lie to Me, numb3rs) ya da çözen ekibin diğerlerinden farklı özellikler (Breakout Kings, Thorne) içermesi gerekmeye başladı.
Elbette bu suçluyu bulma dizilerinin hedefinin sadece izleyicinin merakını derinleştirmek değil aynı zamanda topluma 'bir suç işlenirse onun failini belirlemek için müthiş imkanlarımız var, er veya geç (ama çoğunlukla çok erken) suçluları kimliklerine bakmaksızın (görevi, rütbesi, mali durumu ne olursa olsun) tespit ederiz. Suçlular cezasız kalmaz' mesajını vermek olduğu çok belirgin. Elbette her olayın çözülmesiyle suçlunun ne kadar ceza alacağıyla ilgili ipuçları da veriliyor dizilerde. Hatta sadece hapishanelerdeki zor koşulları (elbette içine macera katarak) göstererek suçtan yıldırmaya da çalışıyorlar. Tabi dizilerde toplanıp bir otel dolusu insanı yakanları mahkemede savunan milletvekillerini filan gösterip halkın adalete güvenini sarsmıyorlar.
Bizde suçluyu arama dizisi olarak Kanıt var. Kanıt'ın yabancı benzerleri gibi tutmamasının nedeni hem dizinin çekimine diğerleri kadar kaynak ayrılmaması hem de çok sayıdaki faili meçhul vakaları yüzünden dizide anlatılanlara inanmakta güçlük çekmemiz. Sonuçta yabancı ülkelerde de zengine zengin gibi, fakire fakir gibi davranıldığını, kötü muamalenin olduğunu falan biliyoruz ama oralarla ilgili detayları çok az bildiğimizden inanmamız (veya önemsemememiz) daha kolay oluyor.
Aslında bu yazıda Sivas Davasından bahsetmeyi planlıyordum ama yerim kalmadı / zaman aşımı oldu.
Aradan yıllar geçtikçe teknolojinin de ilerlemesiyle suçluyu bulma konusu daha ilginç bir hal almaya başladı. Önce parmak izi işin içine karıştı sonra DNA. Artık suçlu suç mahalinde bir saç telini düşürse kimliği, arabasını hafifçe bir yere sürtse boyanın izinden arabanın plakası bir şekilde anlaşılır olmaya başladı. Bu kadar detaylara girilince bir dizide, kitapta kolayca 'parmak izini bırakmış ondan kimliğini belirledik' demek çok kolay olacağından çözümler de daha çetrefilli olmaya başladı. Hele ki insanların yakıldığı bir otelin önünde boy boy fotoğrafları çekilen, videolarda görüntüleri bulunan birinin kim olduğunu tespit etmek veya yakalamak elbette bir başarı olarak gösterilemez hale geldi.
Bu tip dizileri izletebilmek için artık suçlunun ya çok ince detaylar kullanılarak anlaşılması (NCIS*, CSI*), ya çok eski tarihli bir suçun çözülmesi (Cold Case), ya bizim kolayca anlayamadıklarımızı anlayabilen birilerinin suçu çözmesi (Lie to Me, numb3rs) ya da çözen ekibin diğerlerinden farklı özellikler (Breakout Kings, Thorne) içermesi gerekmeye başladı.
Elbette bu suçluyu bulma dizilerinin hedefinin sadece izleyicinin merakını derinleştirmek değil aynı zamanda topluma 'bir suç işlenirse onun failini belirlemek için müthiş imkanlarımız var, er veya geç (ama çoğunlukla çok erken) suçluları kimliklerine bakmaksızın (görevi, rütbesi, mali durumu ne olursa olsun) tespit ederiz. Suçlular cezasız kalmaz' mesajını vermek olduğu çok belirgin. Elbette her olayın çözülmesiyle suçlunun ne kadar ceza alacağıyla ilgili ipuçları da veriliyor dizilerde. Hatta sadece hapishanelerdeki zor koşulları (elbette içine macera katarak) göstererek suçtan yıldırmaya da çalışıyorlar. Tabi dizilerde toplanıp bir otel dolusu insanı yakanları mahkemede savunan milletvekillerini filan gösterip halkın adalete güvenini sarsmıyorlar.
Bizde suçluyu arama dizisi olarak Kanıt var. Kanıt'ın yabancı benzerleri gibi tutmamasının nedeni hem dizinin çekimine diğerleri kadar kaynak ayrılmaması hem de çok sayıdaki faili meçhul vakaları yüzünden dizide anlatılanlara inanmakta güçlük çekmemiz. Sonuçta yabancı ülkelerde de zengine zengin gibi, fakire fakir gibi davranıldığını, kötü muamalenin olduğunu falan biliyoruz ama oralarla ilgili detayları çok az bildiğimizden inanmamız (veya önemsemememiz) daha kolay oluyor.
Aslında bu yazıda Sivas Davasından bahsetmeyi planlıyordum ama yerim kalmadı / zaman aşımı oldu.
29 Şubat 2012 Çarşamba
Balıkesir BÖTE Linux seminerinin ardından
Dün karlı ama güneşli bir havada Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesinde ağırlıklı olarak BÖTE öğrencilerinden oluşan bir gruba Linux ve Özgür Yazılımlar konularında konuşmaya gittik. Benim tahminimin çok üzerinde bir katılım vardı, salon doluydu. Etkinliği düzenleyen BÖTE ikinci sınıf öğrencileri Fatma Nur Aksu ve Şeyma Gürbüz bizi çok iyi ağırladılar. Pek çok seminerde bölümlerin hocalarının bu etkinliklere katılmadığını görmemize rağmen Balıkesir'de çokça hoca yaklaşık 2 saat boyunca bizimle kaldı. Biz seminerden ve ilgiden oldukça memnun ayrıldık, umarım dinleyiciler için de işe yarar iki saat geçirtebilmişizdir.
Mesutcan, Engin ve Serhat her seferinde daha iyi konuşmacılar oluyorlar, aferin onlara.
Gecikmeli bir ekleme: BÖTE'de okuyan üniversite öğrencileri çok mutsuzlar. Bölümlerinin kapatılacağını ve öğretmen olarak atanmayacaklarını düşünüyorlar. F@tih Projesi tamamen bilgisayar temelli olarak planlanmasına rağmen bu konuda eğitim almış kalifiye elemanların değerlendirilmeyecek olmaları çok şaşırtıcı. Başka branşlardan öğretmenleri formatör öğretmen olarak yetiştirmeye çalışmak yerine hazır yetişmiş olanları kullanmamak, hatta bundan sonra da kullanmayacak olmak nasıl bir mantıkla izah ediliyor bilemiyorum. Güzel memleketimizin akıllı ve donanımlı insan kaynağını verimli kullanılamamasına çok acı bir örnek bu :(
26 Şubat 2012 Pazar
Aikido geleneksel sporumuzdur artık
Oğuz'un aramıza katılmasıyla onun sadece mühendislik bilgisinden değil diğer taraflarından da yararlanmaya başladık. Her ne kadar zaman zaman bilgisayarı hayatımızın merkezine koyuyor olsak da içinde bilgisayar olmayan faaliyetlere ihtiyacımız olduğunun da farkında olduğumuzdan Oğuz'un Aikido bilgisine özenerek bu spora başladık. Yukarıdaki fotoğraf bahsettiğim ekibin neredeyse yarısını gösteriyor, oldukça kalabalığız aslında.
Yıllar önce Oğuz'un Linux Şenliğinde verdiği; yenmesi yenilmesi hatta müsabakası olmayan, başlangıçtaki beyaz kuşaktan sonra bir tek siyah kuşağı bulunan bu sporun GNU/Linux ile benzerlikleri için bu adresteki seminer notlarına bakabilirsiniz. Aradan geçen bunca yıldan sonra bu semineri zenginleştirerek tekrarlaması için Oğuz'u cesaretlendirmeye çalışıyoruz. Umarım bu yıl Özgür Yazılım ve Linux Günlerinde bu renkli semineri tekrar dinleme fırsatımız olur.
Çanakkalede bilgisayar mühendisliği öğrencileri arasında Aikidocuların sayısının bir çığ gibi artacağını tahmin ediyorum.
21 Şubat 2012 Salı
deb paketlerinde çoklu mimari desteği
İşletim sistemini 32bit mi 64bit mi kurayım sorusu yakında tarih oluyor. Yaklaşık sekiz yıldır bir şekilde bu konu üzerinde çalışan/konuşan debian farklı mimarilerde kurulmuş işletim sistemlerine diğer mimarilerin paketlerinin kurulabilmesinde sona yaklaşıyor. dpkg'yi experimental deposundan kuran Debian kullanıcıları bu özelliği bir süredir test edebiliyorlar.
Çoklu-mimarili paketler sayesinde amd64 üzerine i386 paketleri (ve diğerleri) kurulabilir olacağı gibi çapraz derleme (cross-building) de çok kolaylaşacak. Elbette yapılacak çok iş, denenecek çok paket var (zlib'le bağlantılı 2000'den fazla paket var örneğin) ama Ubuntu Natty ve Debian Wheezy ile gelecek bu özellik kullanıcıları bir karmaşadan daha kurtaracak gibi duruyor.
Zaten bir Linux dağıtımının yeni sürümünden de inovatif bir şeyler bekliyor insan.
Çoklu-mimarili paketler sayesinde amd64 üzerine i386 paketleri (ve diğerleri) kurulabilir olacağı gibi çapraz derleme (cross-building) de çok kolaylaşacak. Elbette yapılacak çok iş, denenecek çok paket var (zlib'le bağlantılı 2000'den fazla paket var örneğin) ama Ubuntu Natty ve Debian Wheezy ile gelecek bu özellik kullanıcıları bir karmaşadan daha kurtaracak gibi duruyor.
Zaten bir Linux dağıtımının yeni sürümünden de inovatif bir şeyler bekliyor insan.
20 Şubat 2012 Pazartesi
Balıkesir BÖTE Linux Semineri
18 Şubat 2012 Cumartesi
Dünya IPv6 Lansmanı
8 Haziran 2011'de Dünya IPv6 Günü'nü organize eden Internet Society bu yıl da 6 Haziran'da Dünya IPv6 Lansmanını organize edecek. İsteyenler bu adresteki formu doldurup katılabilecekleri gibi, sayfalarına görselleri koyarak da destekleyebilirler.
16 Şubat 2012 Perşembe
Akdeniz Lokanta ve Şarap Rehberi
Kitabın adı içeriğinin zenginliğini hemen farketmeye engel oluyor. Bana ne İtalya'daki şaraplardan, lokantalardan diye düşünüyor insan ilk bakışta. Ama Vedat Milör televizyondaki programında olduğu gibi sadece şaraplardan ve lokantalardan bahsetmiyor kitabında da. İtalya'yı bölge bölge tanıtırken beğendiği ve beğenmediği şeyleri açıkça yazıyor. Yemekte, şarapta ve lokantanın kendinde bir karakter, şahsiyet arıyor hep. Geleneksel ya da modern olsun onun için çekici olan şey yapılan işe tutkuyla bağlı olmak, hep daha iyi için gayret gösteriyor olmak. Müşterinin isteğine uyup doğru bildiğini yapmayanları nasıl sevmediğini programlarından zaten biliyoruz. Kitapta da en etkileyici bölümler çok küçük ve nadir bilinen/bulunan şaraplar ve lokantalar üzerine yazılmış. Üç, beş masalık, menüsü bile olmayan bahçeden topladıkları ve geleneksel yemeklerinden ne yapıldıysa yenilen küçücük yerler Vedat Milör'ün en hayranlıkla bahsettiği yerler.
Hayranlıkla bahsetme denilince bir yemeğin iyi oluşundan 100'den fazla lokantada tekrara düşmeden bahsetmek kendi başına takdiri hakediyor bence. Her lokantada, her yemekte oraya özgü birşeylerden bahsediyor. Kitap kuru kuruya bir şehir ve şarap rehberi olmadığından her lokantaya nasıl gittiğini, nasıl ağırlandığını, giderken nasıl kaybolduğunu, eşiyle yaşadıklarını gerçek bir edebiyatçı olarak o kadar becerikli bir şekilde anlatıyor ki anlamadığınız şeylerden bahsetse bile (şaraplarla ilgili o kadar derin bilgisi var ki sıradan ölümlülerin seviyesine inmeye ne kadar fazla çalışsa da bu bir yere kadar mümkün olabiliyor) ilgiyle okuyorsunuz.
Çok bilgili birinin tutkuyla sevdiği şeyleri anlatması sık rastlanan bir şey değil. Şarap içmeseniz hatta İtalyaya gitmeyecek olsanız bile okumaktan zevk alacağınız bir kitap bu.
Hayranlıkla bahsetme denilince bir yemeğin iyi oluşundan 100'den fazla lokantada tekrara düşmeden bahsetmek kendi başına takdiri hakediyor bence. Her lokantada, her yemekte oraya özgü birşeylerden bahsediyor. Kitap kuru kuruya bir şehir ve şarap rehberi olmadığından her lokantaya nasıl gittiğini, nasıl ağırlandığını, giderken nasıl kaybolduğunu, eşiyle yaşadıklarını gerçek bir edebiyatçı olarak o kadar becerikli bir şekilde anlatıyor ki anlamadığınız şeylerden bahsetse bile (şaraplarla ilgili o kadar derin bilgisi var ki sıradan ölümlülerin seviyesine inmeye ne kadar fazla çalışsa da bu bir yere kadar mümkün olabiliyor) ilgiyle okuyorsunuz.
Çok bilgili birinin tutkuyla sevdiği şeyleri anlatması sık rastlanan bir şey değil. Şarap içmeseniz hatta İtalyaya gitmeyecek olsanız bile okumaktan zevk alacağınız bir kitap bu.
7 Şubat 2012 Salı
Akademik Bilişim 2012'nin ardından
1-3 Şubat'ta Uşak'ta düzenlenen 14. Akademik Bilişim Konferansı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da öncesinde düzenlenen 4 günlük eğitimlerle başladı. Bu kurslar her geçen yıl daha fazla çeşitleniyor. Bu sene yaklaşık 250 kişi, 6 farklı alanda (Linux sistem yönetimi, android, güvenlik, libreoffice, postgresql ve python), 9 farklı salonda, 15 eğitmenden toplam 32şer saat kurs aldı. Bu kursların benim açımdan en önemli farkı python kursunu 4 öğrencimin (Mesutcan Kurt, Engin Manap, Serhat Rıfat Demircan ve Ahmet Can Kepenek), Linux sistem yönetimi kursunu ise 2 eski öğrencim, mesai arkadaşımın (Oğuz Yarımtepe ve Kaan Özdinçer) vermesi oldu. Güvenlik kursunu veren Fatih Özavcı, Postgresql anlatan Devrim Gündüz, başkanımız Hakan Uygun, eski başkanımız Doruk Fişek ve Libreoffice anlatan Özgür Yazılım aş. tayfasıyla pek keyifli günler/akşamlar geçirdik. Velhasıl gelebilenlerle çok eğlendik, gelemeyenlerin kulaklarını çınlattık ;)
Benim için bir diğer farklı durum da Uşak eski milletvekili Osman Coşkunoğlu ile tanışma, konuşma fırsatı bulmam oldu. Siyesetçi olmanın ötesinde bir yaklaşımı olduğunu gördüm ve kendisiyle tanışmaktan mutluluk duydum.
Konferans bu yıl gerçekten zorlu hava koşullarında gerçekleştirildi. Buz gibi günler ve daha soğuk akşamlarda Uşak'ta bir bilişim fırtınası estirdi Akademik Bilişim Konferansı. Mustafa hoca her yıl bu hedefe daha fazla yaklaşmak için daha geniş kitlelere ulaşmayı deniyor. Bu yıl Uşak'lı muhtarlar ve meslek odaları temsilcileri de konferansa dahil oldular. Seneye şehrin daha geniş bir katılımını sağlamak için planlar da yaptık.
Konferans 3 gün boyunca 1000'e yakın katılımcıyı ve 30 sponsor firmayı ağırladı. Bazı günler Ankara ve İzmir yollarının kardan kapandığını göz önüne alınca bu sayı oldukça iyi sayılır diye düşünüyorum. Bilişimin her alanında bildiriler sunuldu, seminerler verildi, panellerde konuşuldu. Başta Kemal Karaman ve Şahser Güven olmak üzere yerel organizasyondaki arkadaşlar her şeye yetiştiler. Kemal ve Şahser hocalarla ilerideki ab'lerde de göreşeceğimizi tahmin ediyorum.
Konferansta hakkında en fazla konuşulan konu f@tih projesiydi. Bir belirsizlikler projesi olduğundan bu kadar fazla konuşuldu belki de. Bu konuyla ilgili ayrıca yazmak istiyorum.
Çok yaşa Mustafa Akgül, çok yaşa Ethem Derman, çok yaşa Ufuk Çağlayan diyor, bu duygu ve düşüncelerle gelecek yıl yeni bir akademik bilişim konferansında buluşmak üzere huzurlarınızdan ayrılıyorum.
6 Şubat 2012 Pazartesi
Pardus'un Geleceği Çalıştayı
Hepimiz Pardus'un yarını hakkında bir çalıştay yapılacağını bir şekilde duyduk. Bu çalıştaya bütün Pardus kullanıcılarının çağırılmayacağı çok açık. Tahmin ediyorum eski/yeni geliştiricilerin de önemli bir kısmı bu çalıştayda bulunmayacak. Emin olmamakla birlikte ben bu toplantıya çağrılacağım yönünde şeyler duydum.
Bu toplantıda dile getirilmesini istediğiniz görüşleriniz varsa buraya yazarsanız toplantıda dile getirmeye çalışacağımı henüz vakit varken yazmamın iyi olacağını düşünüyorum. Hakarete varmayan her görüşü imkanlar ölçüsünde toplantıya taşıyacağım.
İşin doğrusu toplantıdan ümitli değilim ama son bir sözümüz varsa onu söyleyip öyle ayrılalım diyorum.
Bu toplantıda dile getirilmesini istediğiniz görüşleriniz varsa buraya yazarsanız toplantıda dile getirmeye çalışacağımı henüz vakit varken yazmamın iyi olacağını düşünüyorum. Hakarete varmayan her görüşü imkanlar ölçüsünde toplantıya taşıyacağım.
İşin doğrusu toplantıdan ümitli değilim ama son bir sözümüz varsa onu söyleyip öyle ayrılalım diyorum.
5 Şubat 2012 Pazar
II. Ulusal IPv6 Konferansı
Geçen yıl ilki düzenlenen Ulusal IPv6 Konferansının ikincisi bu yıl 15 Şubat'ta Ankara'da düzenlenecek. Konferans programına buradan ulaşabilirsiniz. Herkese açık ve ücretsiz olan etkinlik için kayıt yaptırmak yeterli. Biz de fi6en ile orada olacağız, bekleriz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
yapay zeka çağında hâlâ bilgisayar mühendisi olunmalı mı?
Yazıyı okumaya sabrı olmayanlar için kısaca söyleyeyim: kimse gelecekle ilgili tavsiye verecek bir şey bilmiyor. Önceden de bilmiyordu bugün...
-
İkinci gün sadece öğleye kadar süren çalıştayda iki oturum yapıldı. Bunlardan ilkinde daha önce üzerinde konuşulan sorunlar için katılımcıla...
-
Pardus ülkemizdeki en geniş özgür yazılım topluluğunu bir araya getirmiş bir projedir. Kitlelerin linux ve özgür yazılımla tanışmalarına ve ...
-
Dün özgürlükiçin forumlarında okuduğum konu doğru mu diye gidip yerinde gördüm. Çanakkale'ye bir buçuk ay önce gönderilmiş olan etkileşi...












