9 Şubat 2009 Pazartesi

Şanlıurfa'da Akademik Bilişim

Gördüğüm en büyük ve güzel kampüslerden biri olan Harran Üniversitesi kampüsünde 2 gün sonra Akademik Bilişim Konferanslarının onbirincisi başlayacak.

Kar yağmıyor, geç kalmadınız ;)

8 Ocak 2009 Perşembe

Söyle Sevda İçinde Türkümüzü

Söyle sevda içinde türkümüzü,
Aç bembeyaz bir yelken,
Neden herkes güzel olmaz,
Yaşamak bu kadar güzelken?

İnsan dallarla, bulutlarla bir
Hep o maviliklerden geçmiştir.
İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken?

3 Aralık 2008 Çarşamba

çok yaşa Ozzy



Wikipedia'da daldan dala gezerken farkettim; Ozzy Osbourne bugün 60 yaşına girmiş.

12 Kasım 2008 Çarşamba

Buna rağmen devam edelim mi?


Herkes ssl sertifikasını gidip VeriSign'dan alsın demiyorum ama en azından sertifikayı oluştururken kurumun bilgileri doğru verilse, sertifika süresi 3,5 sene geçmemiş olsa daha iyi olmaz mı?

Şimdi sayfanın linkini versem kötü adam ben olurum. En iyisi cesareti olanlar devam etsin diyeyim.

10 Kasım 2008 Pazartesi

Benim de içinde Atatürk geçen bir anım var

Bu yazıyı uzun zamandır yazmak istiyordum ama nedense bir türlü elim varmamıştı. Daha fazla ertelersem neler yaşadığımı iyice unutacağım.

12 Ağustos günü Ankara'dan Çanakkale'ye dönmek için terminalde otobüs bekliyordum. İki gece de yolda geçeceğinden ve Çanakkale-Ankara ardından Ankara-Çanakkale arasında araç kullanmayı gözüm kesmediğinden otobüsü tercih etmiştim. Kabul edilmiş olmasına rağmen henüz sözlemesini imzalamadığımızdan duyuramadığımız büyük bir projenin panelinden çıkmıştım ve panel çok iyi geçtiğinden çok mutluydum. Yolda sıkılmayayım diye aldığım kitabı okuyarak zaman geçirmeye çalışıyordum. Saat 20 sularında aşağıda fotoğrafı bulunan, takım elbiseli, sevimli bir ihtiyar yanımdaki boş koltuğa oturmak için izin istedi.


Çok fazla boş yer varken izin istemesi garip olsa da selam verip kitabı okumaya devam ettim. Amca önce saati sordu; benim cevabımdan sonra kendi saatine baktı ve doğruluğunu kontrol etti. Ama bunu kibar ve sevimli bir şekilde yaptı. Aradan biraz zaman geçince bana doktor musunuz diye sorduğunda artık konuşmak istediğini anladım. Kitabı kapattım ve sohbete başladık.

Laf lafı açtı ve kısa bir süre sonra çantasından yukarıdaki fotoğrafın kapak olduğu bir dergiyi gösterdi. Derginin kapağında "Atatürk'ün yanağını okşadığı çocuk şimdi ne yapıyor" yazıyordu. Bir çocuk gibi gülümseyerek "O çocuk benim" dedi ve dergide kendisiyle yapılmış röportajı gösterdi bana. Adı Mehmet Türk olan bu 80 yaşından biraz yaşlı amca Almanya'da makine mühendisliği okuduğundan, deniz suyundan içme suyu elde etmek için yaptığı çalışmalara varıncaya dek çokça şey anlattı. Kendisi emekli olmuştu ve her yaz bir haftalığına Fethiye'ye, memleketine tatile gidiyordu. Eşi artık bu seyahatlerden usanmış olduğundan onu Ankara'da çocuklarının yanına bırakmış tek başına gidiyordu bu yıl. Çok kibar bir beyefendi olduğunu sanırım söylememe gerek yok.

Kendisinden dinlediğim kadarıyla yukarıdaki fotoğraf Fethiye'de çekilmiş. Aradan yıllar geçtikten sonra ölümüne bir kaç yıl kala Atatürk tekrar gelmiş Fethiye'ye. Bu ziyaret sırasında Atatürk eski sağlığında olmadığından şehri gezmemiş de sadece heyetleri kabul etmiş. Tabi Mehmet Türk, daha önce Atatürk kendi yanağını okşadığından, yine onu görmek istiyor ve kendisinden çok büyüklerin kabul edildiği salona girmeyi aklına koyuyor. Salonun girişindeki görevliye "Atatürk geçen geldiğinde benim yanağımı sevmişti, belki yine sever" diyerek içeri sızıyor. Anlatırken yüzünün aldığı afacan hali görseniz bunu gerçekten yapmış olduğuna benim gibi inanırdınız sanırım. Salona girip Atatürk'ü karşısında görünce çocuk aklıyla utanıp yanına gidemiyor ve girdiği gibi usulca çıkıyor salondan.

Yukarıdaki fotoğrafı, benim gibi, daha önce görmüş ama hikayesini merak etmemiş birilerinin hoşuna gider umarım bu yazdıklarım.

5 Kasım 2008 Çarşamba

Lisansları okuyalım, öğrenelim

Neredeyse hiç bir lisans sözleşmesi okunmadığından, benim gözlemlediğim kadarıyla, özgür yazılım lisansları da okunmuyorlar. Bunda lisans metinlerinin Türkçe çevirilerinin bulunmamasının da etkisi var bence. Deniz Akkuş'un yaptığı GPL ve LGPL çevirilerinden başka (onların da yenileri sürümleri çıktı) pek az çeviri vardır herhalde. Bu kadar kritik öneme sahip belgelerin bile çevrilmemiş olmaları aslında oldukça şaşırılacak bir durum, çünkü çokça kullanılıyorlar. Elbette bağlayıcı olan lisans metinlerinin asılları ama bilgilendirme açısından Türkçelerinin de mutlaka bulunması gerekli. Özellikle GFDL ve CC lisanslarını kullanan bu kadar site, wiki filan varken çevirilerin olmaması daha şaşırtıcı. Ben açıkçası bu lisansları kullananların önemli bir kısmının lisans metnini okumadıklarını düşünüyorum.

Özellikle GFDL ile ilgili bir küçük uyarı yapmak istiyorum. Belgenin aslına bu adresten ulaşıp bakalım. Bu uzun lisansı okumaya sabrı olmayanlar(!) için ben son kısmı buraya alıntılayayım. Bu bölüm Bu Lisansı kendi belgelerinize nasıl uygularsınız başlığını taşıyor:

To use this License in a document you have written, include a copy of the License in the 
document and put the following copyright and license notices just after the title page:

Copyright (c) YEAR YOUR NAME.
Permission is granted to copy, distribute and/or modify this document
under the terms of the GNU Free Documentation License, Version 1.3
or any later version published by the Free Software Foundation;
with no Invariant Sections, no Front-Cover Texts, and no Back-Cover Texts.
A copy of the license is included in the section entitled "GNU
Free Documentation License".


Bunun anlamı eğer yazdığınız bir belgeyi GFDL ile lisanslamak isterseniz lisans metnini belgenize bir bölüm olarak eklemeniz gerekiyor. Yani sadece bu belge GFDL ile lisanslanmıştır yazmak yeterli olmuyor.

Bunu da günün ipucu olarak yazmış olayım.

4 Kasım 2008 Salı

Bu kadar saçma SPAM olur mu?

Bir kaç gündür koi8-r karakter setine sahip saçma sapan mailler alıyorum. Diyeceksiniz ki SPAM zaten saçma bir şey ama bunlar öyle de değil. İçinde bir, bilemediniz iki, hadi en fazla üç :) kelime var. Bir örneğini apora.bp@wanadoo.fr adresinden aldım:

Эфективно
Mesajın içinde başka hiç bir şey yok. Ne link var, ne bilgi, ne de virüs gibi istenmeyen bir içerik. İnsan uzak doğudan her şeyin kalitesizi geldiği gibi acaba spam'in de mi kalitesizi mi (işe yaramayanı) bize geliyor diye düşünmeden edemiyor.

İçinde virüs, trojan filan olanları, reklam içerikli olanları, yanıltma çarpıtma filan da olsa bilgi içerenleri (elbette kabul etmiyorum ama) anlıyorum; bir amaca hizmet ediyorlar ama bu nedir yahu! Bu bir kelimelik, hem de okuyamadığım (hoş okusam ne yazar ama) bir maille kim, ne yapmaya çalışıyor anlayamıyorum.

3 Kasım 2008 Pazartesi

yirmisekiz

Her gece, sanırım, on bir buçuğa doğru
Bir uçak geçiyor üstümüzden.
Yolcu uçağı, anlaşılan...
Beni bir Ortaçağ yaşamına mahkum edenler
anlamıyorlar ki.
Ben her gece, sanırım, on bir buçuğa doğru
Üstümüzden geçen o uçağın bir parçasıyım,
İniş takımıyım, göstergesiyim, motoruyum, aklıyım...
Ve ben her gece, sanırım, on bir buçuğa doğru
Bi kez daha anlıyorum ki,
Haklıyım.

Can Yücel

istanbul buluşması


Geçen cumartesi içinde yer almaktan mutluluk duyduğum topluluklardan birinin İstanbul'da bir buluşması gerçekleşti. Memleketin çeşitli köşelerinden, balıklara ve sucul bitkilere gönül vermiş, dışarıdan bakıldığında aklı başında gibi görünen, çeşitli mesleklerden, büyük bölümü birbirini daha önce görmemiş yaklaşık 50 kişi İstanbul'da Pierre Loti'de buluştuk.

Eskiden forumlara burun kıvırır ve e-posta listelerini tercih ederdim. Akvaryum.com (daha önce bir süre takip ettiğim underground siteler sayılmazsa) bu konudaki önyargılarımı yıkan site oldu diyebilirim.

Çok farklı hayat görüşlerine sahip bu kadar inanın ortak bir hobi etrafında toplanması oldukça şaşırtıcı bir şey aslında. Bir kaç saatliğine görüşmek için o kadar yolu tepip gelmek için insanın iyi bir nedeni olmalı. Ben kendi adıma tanışmak istediğim bunca insanla tanışma fırsatı bulabildiğim için çok mutluyum. Yorucu bir hafta sonu oldu ama bu yorgunluğa değdi. Bir sonraki buluşma Ankara'da olacak, belki ona katılmak isteyebilirsiniz.

Blogger kapalı olmadığı sürece akvaryumla ilgili yazdığım yazıları bu adresten okuyabilirsiniz.

25 Ekim 2008 Cumartesi

Yasaklayamazsınız

Siz yasakladığınızı düşünseniz de ben ulaşıp yazıyorum, isteyen de ulaşıp okuyor.

Olan bu ülkenin rezil bir duruma düşürülmesi sadece.

16 Ekim 2008 Perşembe

Akademik Bilişim 2009

XI. Akademik Bilişim Konferansı bu yıl Şanlıurfa'da Harran Üniversitesinde yapılacak. Yakında Akgül Hocanın aktif katılım çağrısını alırsınız ama ben şimdiden haber vereyim dedim.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Konferans düzenlenmeden önce ev sahibi üniversitede bir toplantı yapılacak; 31 Ekimde Harran'da olacağız. Nereye gideceğiniz konusunda fikriniz olsun diye fotoğraflar eklerim ;)

23 Ağustos 2008 Cumartesi

Elvan bizim kızımız değil mi yani?




Gördüğüm en sempatik sporculardan biri olan Elvan Abeylegesse'nin Pekin'deki başarılarına burun kıvırıp onun yabancı olduğunu konuşanları, yazanları hayretle görüyorum. Diyelim ki Elvan Etiyopya'lı anne babanın çocuğu olduğundan Türk vatandaşlığına geçtiği ve kendini bizden biri gibi gördüğü halde bizden sayılmasın; peki Elvan bir Türk ile evlenir ve çocuğu olursa onun oğlu da mı yabancı sayılayacak? Kaçıncı nesilden sonra arıza çıkarmayacağız? Şu an o bölgeden bir sporcu yetişmesi pek mümkün değil ama Kuzey Irak'lı bir Kürt kızı olsaydı Elvan, ona yine sen bizden değilsin mi diyecektik?

Zeka ne kadar zor bulunur bir şey oldu günümüzde.

19 Ağustos 2008 Salı

Tanıdığınız bir Nevin Yanıt ya da Eşref Apak olmadı mı?

Bir haftadan uzun bir süredir Olimpiyat Oyunlarını seyrediyorum. Çocukluğumdan bu yana iyi bir spor izleyicisi olduğumdan bir çok dünya rekorunun kırıldığı Pekin Olimpiyatları benim harika vakit geçirmeme imkan verdi. İnsan yaşadığı ülkeyi düşünmeden olaya sadece spor olarak bakabilse sanırım daha fazla keyif alabilir ama neden bu memleketten bu kadar az sporcu olimpiyatlara katıldı diye düşünmeye başladınız mı işin sonu gelmiyor.

Plajı olmayan ülkelerin plaj voleybolu takımlarını, ülkesinde başı açık gezemeyen yüzücü kadınları, geçen oyunlarda altın aldığımız branşlarda hiç olmadığımızı görünce kahroluyor insan. Örneğin "10 metre havalı tüfek" diye bir kategori var, bizim hiç sporcumuz yok, birinci Hindistan'dan. Bence bu durumun nedeni bizim ülkemizin böyle bir niyetinin olmaması. Yoksa Hollanda Antilleri'nden bir 100 metreci çıkabilirken bizden 10 metreden tüfekle atış yapacak birinin dahi çıkmamasının izahı olabilir mi?

Aslında olayın olumsuz tarafı ile ilgili çok şey yazılabilir ama ben konuyu başka bir yere bağlamak istediğimden Ülkemizde hiç seyircisi olmayan iki branşta yarışmış iki gençten bahsetmek istiyorum; çekiç atmada yarışan Eşref Apak ve 100 metre engelli koşan Nevin Yanıt. Eşref Apak bu olimpiyatlarda yoktu ama 100 metre engelli gibi bizden birinin koşmasını hiç beklemediğimiz bir dalda Nevin Yanıt'ı görmek beni çok sevindirdi.

Neden böyle başarılı çocuklarımızı ön plana çıkartarak ülkemizde bambaşka bir hava estirmiyoruz, neden kızlarımızı Süreyya veya Nevin'e özendirmiyoruz, neden Eşref neredeyse hiç sporcumuzun olmadığı atma ve atlama branşlarında önümüzü açmak için kullanılmıyor sorularına ancak bunu istemiyoruz herhalde diye yanıt verebiliyorum.

Kendi öğrencilerimden biliyorum ki; insanlar kendileri gibi birilerinin şimdi başarılı olmuş olduklarını görmekten çok motive oluyorlar. Eğer yeterince iyi kullanılabilirse böyle bir kaç örnek bile çok fazla insanın hayatını değiştirebilir ama tabi bunu istemek lazım.

Şimdi bir kaçına link versem diğerleri kırılır ama bölümden mezun olmuş Nevin Yanıt'lardan, Eşref Apak'lardan öğrencilerime çokça bahsediyorum. Nevin Yanıt da bu okuldan mezun olmuş diye düşünmek bile ben de yapabilirim dedirtiyor insanlara. Hepsi 100 metre engelli koşmuyor ya da çekiç atmıyor belki ama birilerinin gerçekten hayatı değişiyor. Daha sonraki yıllarda yeni Nevinler, Eşrefler olarak onlardan da bahsediyorum.

Yarı final serisinde sonuncu olmuş bir sporcuya bu övgüler fazla değil mi? diye soran arkadaşları boş yere meşgul ettiğim için özür dilerim.

2 Ağustos 2008 Cumartesi

İngilizce çalışın

"Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Naklen veya Açıkta Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” 31.07.2008 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu yönetmelik araştırma görevlisi, uzman, okutman ve öğretim görevlisi kadrolarına başvurmak isteyen herkesi ilgilendiriyor. Böyle bir niyeti olan herkes bu yönetmeliği okumalı bence.

Ben kısaca bundan sonra merkezi olacak sınavda aranacak minimum şartları özetleyeyim. Elbette isteyen üniversiteler burada bahsedilenden daha yüksek barajlar da belirleyebilecekler.

  • ALES onutu en az 70 olmalı
  • ÜDS notu en az 50 olmalı (eşdeğer sınavlar da kabul ediliyor)
Eğer araştırma görevlisi olmak istiyorsanız ayrıca şu şartları da sağlamalısınız:
  • 35 yaşını aşmamış olmak (bu şart eskiden 29'du yanlış hatırlamıyorsam)
  • Lisans mezuniyet notu 100 üzerinden 65 veya 4 üzerinden 2.5 olmalı
Benim görebildiğim en kritik baraj ÜDS olmuş. Eskiden ÜDS'yi geçmemiş adaylar en azından uzmanlık, okutmanlık, öğretim görevliliği için başvurabiliyorlardı. Artık bu sınavı geçmemiş kimse üniversitelerde çalışamayacak. Mezuniyet notu ne kadar iyi olursa olsun İngilizce sınavını geçmek çok kritik bir duruma gelmiş.

Bir ağabey tavsiyesi; İngilizce çalışın.

yapay zeka çağında hâlâ bilgisayar mühendisi olunmalı mı?

Yazıyı okumaya sabrı olmayanlar için kısaca söyleyeyim: kimse gelecekle ilgili tavsiye verecek bir şey bilmiyor. Önceden de bilmiyordu bugün...