1 Nisan 2008 Salı

eduroam'a dahil olduk

Ulakbim'in geçen yıl tanıtımını yaptığı projelerden biri olan eduroam'a bugün itibariyle biz de dahil olduk.


Ankara dışında ilk il olduğumuz gibi memleketteki üçüncü üniversite olduk bu ağa dahil olan. Peki nedir bu eduroam? Ulakbim'in sayfasından olduğu gibi aktarayım:

eduroam, Education Roaming (Eğitim Gezintisi) kelimelerinin kısaltmasıdır. RADIUS tabanlı altyapı üzerinden 802.1x güvenlik standartlarını kullanarak, eduroam üyesi kurumların kullanıcılarının diğer eğitim kurumlarında da sorunsuzca ağ kullanımını amaçlamaktadır.

eduroam üyesi kurumların kullanıcıları, kendi kurumlarında (Ev Kurum) ağa bağlanmak için kullandıkları kullanıcı adı şifre ikilileri ile, eduroam üyesi olan başka bir kurumdan (Misafir Kurum) ağa bağlanabilirler. Kullanıcı misafir kurumda iken aldığı eduroam yayınına bağlantı talebi gönderdiğinde, misafir kurumun yetkilendirme sunucusu, o kullanıcıyı kendi ev kurumunun yetkilendirme sunucusuna yönlendirerek, yetkili olup olmadığını belirler. Tüm bu sorgulamaların, sunucular arasında oluşturulan şifreli bir tünel içinden yapılması, kullanıcı adı şifre ikililerinin kullanıcının kendi ev sunucusu haricinde görülmesini engeller. Bu durumda kullanıcıların yapması gereken tek şey, misafir olduğu kurumda yer alan eduroam kablosuz ağını, kendi kurumunun ağına bağlanır gibi tanımlamasıdır.


Kısa bir süre içinde Üniversitenin her yerinde (yaşanan mekanlarda elbette, dağda bayırda değil :)) kablosuz internet erişimi sağladığımızda eğer sizin Üniversiteniz de bu ağa dahilse, kendi okulunuzdaki kullanıcı adı ve parolanızla bizim ağımızı kullanabileceksiniz. Elbette tersi de olacak: bizim üyelerimiz de (öğrencilerimiz dahil) gittikleri yerlerde SSID olarak eduroam varsa @comu.edu.tr adresleriyle ağ'a dahil olacaklar.

Bir iki gün içinde bu projeye hazırlanırken oluşturduklarımızla ilgili de yazarım. Freeradius ve arkadaşları için planlarımız var.

Bilgi İşlem'den Faik ve Sedat, bilgisayar mühendisliği öğrencilerim Figen, Şule, Cem ve Mehtap haftada bir günlerini bu işe ayırdılar. Yine bizimle çalışan Mesut başka işlere baktığından fırsatı olmadı bu projede yer almaya. İşbaran da bundan önce dahil değildi ama harika bir araç yazacak, hepim(n)iz onu kullanacağız. Hep beraber bu projeye destek olacağız. Hatta ikinci sınıf öğrencilerinden bir(ler)ini çıkış noktası burası olacak daha uzun soluklu bir serüvene başlatayım diyorum.

Akademik Bilişim Konferansı'nın başarıyla tamamlanmasının ardından yaşadığım en mutlu gelişme bu olduğundan bu kadar uzun yazdım. Akademik Bilişim'le ilgili bir ...ardından yazısı yazmadığımı farkettim şimdi ama çok geç artık ;(

26 Mart 2008 Çarşamba

Debian için EAP/TLS/TTLS/PEAP desteği olan freeradius paketi hazırlanması

Daha önce de yazdığım gibi debian depolarında bulunan freeradius paketlerinin EAP/TLS/TTLS/PEAP desteği bulunmuyor. Nedeninin Openssl lisansı olduğunu da yazmıştım. Buna rağmen dağıtım olarak debian kullanmak isteyen ve kaynak koddan kurmak istemeyenler için yapılacak işlemleri buraya yazayım istedim. 

Aşağıdaki işlemlerin hepsini root olmayan bir kullanıcı ile yapmanız gerekiyor. 

Gerekli kaynak dosyaları indirelim. Kullandığınız debian'a göre farklılık gösterse de üç dosyayı indirmeniz gerekiyor. Stable için freeradius_1.1.3-3.dsc, freeradius_1.1.3.orig.tar.gz ve freeradius_1.1.3-3.diff.gz. Freeradius'un son sürümünün 2.0.3 olduğunu göz önüne alırsanız 1.1.3 oldukça eski sayılır. Bana soran olursa testing daha kabul edilebilir bir versiyon olan 1.1.7'yi sunduğundan onun kullanılması daha mantıklı olabilir. Testing için indirilecek dosyalar şöyle: freeradius_1.1.7-1.dsc, freeradius_1.1.7.orig.tar.gz ve freeradius_1.1.7-1.diff.gz. Böyle bir iş için unstable kullanmak isteyene link vermek gerekmez diye düşünüyorum. Stable ve Testing için de güncel sürümlerin burada verilenler olup olmadığını elbette kontrol edeceğinizi varsayıyorum. 

  1. İndirdiğimiz dosyaları açalım: $ dpkg-source -x *.dsc $ cd freeradius-* Bu komutu çalıştırabilmek için sistemde dpkg-dev paketinin kurulu olması gerekiyor. 
  2. Oluşturulan dizine geçerek debian/rules dosyasında --without-rlm_eap-* olan satırları --with-rlm_eap-* olarak değiştirelim. 
  3. Bir kaç satır altta --without-openssl olan satırı da --with-openssl yapalım. Bu satır stable sürümünde yok. 
  4. Yine aynı dosyada geçen aşağıdaki satırları silelim:
  5. for pkg in $(shell grep ^Package debian/control | awk '{print $$2}') ; d
    o \
      if dh_shlibdeps -p $$pkg -- -O | grep -q libssl; then \
        echo "$$pkg links to openssl" ;\
        exit 1 ;\
      fi ;\
    done
  6. debian/control dosyasının ikinci satırında bulunan Build-Depends bölümüne libssl-dev'i ekleyip Build-Conflicts bölümünden çıkartalım. 
  7. Son olarak aşağıdaki komutla yeni paketlerimizi oluşturalım. $ dpkg-buildpackage -rfakeroot Bu komutu kullanabilmek için sistemde gcc, libltdl3-dev, libssl-dev, libpam0g-dev, libmysqlclient15-dev, libgdbm-dev, libldap2-dev, libsasl2-dev, libiodbc2-dev, libsasl2-dev, libiodbc2-dev, libkrb5-dev, snmp, autotools-dev, dpatch, libperl-dev, libtool paketleri kurulu olmalı.

Her şey yolunda gitmişse (bilirsiniz, bazen gitmez) kısa süren bir işlemden sonra sekiz adet .deb paketiniz oluşmuş olmalı. Ben yukarıda bahsettiklerimi sparc işlemcili bir makinada testing üzerinde yaptım. Oluşan paketleri ftp.comu.edu.tr adresine koydum. Umarım birilerinin işine yarar.

Kaynak: Building Debian FreeRadius package with EAP/TLS/TTLS/PEAP support

24 Mart 2008 Pazartesi

elveda last.fm

Yaklaşık bir ay kadar önce last.fm üyeliğimi ayda 3$ vererek yükseltmiştim. Az önce de dinlediğim şarkıların bir yerde depolanması fikri birden pek saçma göründü gözüme ve last.fm üyeliğimi iptal ettirdim. Halbuki sadece oradan irtibatım olan tanıdıklarım da vardı.

Hayatım hep ani vedalarla doludur benim.

21 Mart 2008 Cuma

OpenSSL ve GPL

İki gündür yazdıklarımın temelinde OpenSSL'in kendi lisansının GPL ile uyum sorunu var. OpenSSL'in sayfasında sıkça sorulan sorulan sorulardan biri şöyle:

Can I use OpenSSL with GPL software?

On many systems including the major Linux and BSD distributions, yes (the GPL does not place restrictions on using libraries that are part of the normal operating system distribution).

On other systems, the situation is less clear. Some GPL software copyright holders claim that you infringe on their rights if you use OpenSSL with their software on operating systems that don't normally include OpenSSL.

If you develop open source software that uses OpenSSL, you may find it useful to choose an other license than the GPL, or state explicitly that "This program is released under the GPL with the additional exemption that compiling, linking, and/or using OpenSSL is allowed." If you are using GPL software developed by others, you may want to ask the copyright holder for permission to use their software with OpenSSL.


20 Mart 2008 Perşembe

Neden paket yapmalı?

Dün yazdığım uzun yazıya gelen yorumlardan sonra anladım ki uzun da olsa yeterince açık olmamış yazı. Yazının sonunda "Aslında bu paketleme işini Cem de yapar ama o zaman kaynak koddan kurmaktan ne farkı olur ki?" dediğimde aslında tam da söylemek istediğimi söylememişim. İşin doğrusu elbette bir fark olur ama benim o yazıda avantaj diye bahsettiğim gibi programın güncellenmesi işini outsource etmemiş oluruz demek istemiştim. Bunu saymazsak elbette programı kaynak koddan kurmak yerine paketini hazırlayıp onu kullanmanın başka avantajları var. Koray, sağolsun aşağıdaki avantajları postayla göndermiş bana:  

  • Paketi depoya dahil edersiniz, sizin dışınızda insanlar da gerektiğinde müdahale edebilir ve kullanabilir.
  • Program paketli olarak kurulduğu için bir sorun olduğunda de-install etme işlemi başta olmak üzere her şey sisteme entegre gelişir ve başınız daha az ağrır.
  • Paketin iki satırında yapılan bir değişiklik, api/abi tutarlılığı korunan bir güncelleme için yeterli olur, hiç uğraşmazsınız.

Bunlara ilave olarak paket hazırlamanın, hazırlayana da faydalı olacağını unutmamak lazım. Yeni bir şey öğrenmenin (hele de pardus'la ilgili) artıları elbette büyük. Bu iki yazının ardından: 

  • rlm_eap_tls.so dosyası için debian'a değil onu uygun lisansla lisanslamayanlara kızıyorum.
  • freeradius ve ev ahalisini Cem paketleyecek, İşbaran güncelleyecek.

Henüz Cem'in durumdan haberi yok ;) (artık olmuştur herhalde). * Üniversitede böyle akıllı arkadaşlarla çalışmak pek güzel.

19 Mart 2008 Çarşamba

debian, paket, ssl, radius ve izmir kordon üzerine

İlk linux kullanmaya başladığım yıllarda (nedense) dağıtımların hazırladıkları paketleri kullanmak yerine her şeyi kaynak koddan derlerdim. Çoğunlukla dağıtımların paketlediklerinden farklı ihtiyaçlarım da olmazdı oysa. Hatta kernel.org'u sürekli takip eder ve yeni duyurulan her çekirdeği sunucularımızda derler ve kullanırdım. Apache, php, mysql gibi programların kaynaktan kurulması vakayı adiyeden bir şeydi bizim için. Serdar, Murat ve Faruk iyi hatırlayacaklardır o günleri. Bu elbette vakit alıcı bir süreçti ama zaten ilk öğrenme dönemlerinde olduğumuzdan en ağır yükte olduğu zaman bile işlemcisinin %5'ini kullanan sunucular için ev yapımı çekirdeğin performansa ne katkısı olur diye düşünmüyordum hiç.

Aradan yıllar geçti (gerçekten bir kaç yıl sürdü bu dönem), dağıtımlar daha iyi dağıtımlar oldular (aslında dediğim gibi; zaten iyiydiler, mevzu o değildi;) ), kurduğum sunucuların ve onların üzerinde koşan yazılımların sayısı arttı ve belki en önemlisi ben yoruldum ya da aklım başıma geldi. Madem dağıtımı kuracak kadar güveniyorum dedim (evet, bir dönem LFS ile bile uğraştım) kendime, neden onların hazırladıkları paketlere güvenip kullanmayayım? Önceden, dağıtımların paketlerinin generic olduğu yönünde bir çekincem olurdu ama varsın genel olsundu paketler, sanki ben derlediğimde Demir Bükey gibi mi derliyordum onları? Hem gerçekten öyle derlenmeye ihtiyacı olan kaç program vardı ki? Redhat bir sürü okumuş çocuk çalıştırırken onlara güvenmemek mantıklı değildi (artık). Hem Deniz Hanım bile dağıtımların paketlerini kullanmayı öneriyordu.

Bu radikal sayılacak kararlardan sonra kademeli olarak dağıtımların paketlerini kullanmaya başladık. Tabi heyecanlı gençler arada gentoo kullanıp, bir gün süren program derleme seanları yapıyorlardı. Bu tercihten gördüğüm en büyük fayda kazandığım zamanım oldu. Hali hazırda bir çok ekip benim ihtiyacım olan programların güncel sürümlerini, açıklarını, yamalarını takip ediyor ve hazırladıkları paketleri depolarına koyuyordu. Bütün bunları bir komutla sisteme kurmak harika bir şeydi (hala öyle). Uzun sayılabilecek süreler boyunca redhat kullandım, hala kullandığım sunucularım var. Bedava indirilebilirken bile redhat 6.2 satın almıştık hatırlıyorum, hala da arada bir alıyoruz. Daha sonra ağırlıklı olarak debian kullandım.

Debian'a geçince paket yönetiminin ne olduğunu anladım çünkü redhat kullanırken, eskiden, bir rpm dosyasını kurmak istediğinizde bilmem_ne.so.3 dosyasının sisteminizde bulanamadığı hatasını alırdınız, o dosyayı içeren rpm paketinin ne olduğunu bulduktan sonra bir de bakardınız o da kurulmak için başka dosyalara ihtiyaç duyuyor. Bu silsile böyle devam ederken günün sonunda aslında ne kurmaya çalıştığınızı bile unutacak durumda eve dönebilirdiniz. Ama debian'da sihirli sözcük apt-get vardı (hala var). apt-get install ıvır-zıvır dediğinizde istediğiniz programı ve onun ihtiyaç duyduğu saz arkadaşlarını alır getirir ve kurardı (uzun süredir başka dağıtımların da benzer işler yaptığını biliyorum elbette). İşin doğrusu program kurmak genelde basit bir iştir, zor olsa bile internette mutlaka açıklayıcı belgeleri bulunur. Bu yüzden, bence, paket denilen şeyin (Akgül hocanın deyimiyle) elini kirletmekten korkmayan birine getirisi program kurmayı kolaylaştırmak olamaz. Program kurmanın zor olmaması bir yana, zaten sunuculara da gün aşırı program kurmazsınız. Tamam bu kurulum işlinde zaman kazandırır ama esas zamanı güncelleme de kazanırsınız. Sunucuya programlar seyrek kurulur ama sık güncellenir (en azından göreceli olarak).

Programları kaynak koddan kurmak ve güncellemek yerine dağıtımların paketlerini kullanınca üzerinizdeki büyük bir işi outsource etmiş olursunuz. Paket kullanmanın önemli avantajlarından biri de kurduğunuz programların, ihtiyaç duydukları diğer programların, kütüphanelerin, yapılandırma dosyalarının ve diğer ıvır zıvırın nerede olduğunu bilmesidir.

Her ne kadar bazıları (kendilerince haklı sayılabilecek sebeplerle) beğenmese de debian ve onun paket yönetim sistemi iyi çalışır, kararlıdır, güven verir. Tamam; kararlı olanı biraz eskidir.

Henüz bir sunucuda değil ama günlük işlerimi yapmak için dizüstü ve masaüstü bilgisayarlarımda kullandığım Pardus'un PiSi'sinin bir özelliğini kullandığımı söyleyemem. Kurulumda paket seçimi olmadığından, sonra da grafik arayüzü kullanıp güncelleme yapıp yeni paket kurduğumdan aa şunu daha iyi yapıyormuş ya da şunu şöyle yapsaydı keşke diyemiyorum. Şimdilik bir yamuğunu görmediğimi yazabilirim sadece.

Uzun süredir yeni bir şeyin sunucusunu kurmadan, olanları hayatta tutup vaktimi doktora tezime ayırdığımdan (asla yeteri kadarı olmuyor) sunucu tarafında işler ne durumda bilmiyordum. Her ne kadar pardus'un sunucu sürümü çıkmamış olsa bile kurmamız gereken radius sunucusu için pardus'u kullanabiliriz belki diye düşünmüştüm. Yukarıda yeterince açıkladığımı düşündüğüm sebeplerden deposunda freeradius paketi olmadığından ben yine eski dostum debian'a döndüm. apt-get install ne_gerekiyorsa dememize rağmen yapılandırma sırasında aldığımız hatalar deli etti bizi; ne openssl.cnf dosyası, ne CA.pl ne de CA.all sanki debian paketinden çıkmış gibi değildi. Dosyaların içine baktığımda openssl'in yolunun /usr/local altında arandığını şaşırarak gördüm. Eğer programları kaynak koddan kurarsanız bunlar gibi dosyaların generic olması sizi şaşırtmaz ama debian'ın openssl paketinden çıkan dosyada path doğru olmalı diye bekliyor insan. Şaşırmış olsak da gerekli değişiklikleri yapıp, kurulum için kullandığımız NASIL belgesindeki talimatları takip edip kurulumu tamamladık.

Son iş olarak freeradius'un doğru çalışıp çalışmadığının test edilmesi aşamasını az önce yaptım ve gerçekten şaşırdım. Önce aldığım hatayı yazayım:
rlm_eap: Failed to link EAP-Type/tls: rlm_eap_tls.so: cannot open shared object file: No such file or directory

Kurulumda bir hata almamama rağmen burada hata çıkması canımı sıksa da google'da ilk aramada doğru ve kısa cevabı bulacağımdan emindim. Bulduğum yanıtlardan biri bu örneğin. Tıklamaya üşenenler için yazayım: rlm_eap_tls.so dosyasının lisansıyla ilgili problem olduğundan debian'la birlikte gelmiyormuş. Hadi canım bu kadar da olmaz, aradan geçen zamanda işler değişmiştir diyerek, debian'ın paket deposunda yaptığım aramanın sonucu: Sorry, your search gave no results.

Firefox'un logosu özgür değil diyerek iceweasel'e bile sıcak bakmış biriyimdir aslında ama buna da yuh diyorum artık. Kolayca tahmin edileceği gibi bu .so dosyası olmadan istediğim işi yapamayacağım. Debian'da bu dosyayı kendi paketine dahil etmemiş. İnternette herkes kaynak koddan kurmayı önermiş ama o zaman bir dağıtımı kullanmanın anlamı benim için çok azalıyor (sistemin diğer bileşenleri hala dağıtımın paketlerinden oluşuyor).

Sabah bir dağıtım seçip bütün yaptıklarımızı kaynak koddan kurup tekrarlayacağız maalesef. Figen, Şule ve Mehtap memnun olacaktır bu işe ama ben çok sinir oldum.

Belki de Pardus'daki arkadaşlara yazıp freeradius ve saz arkadaşlarını paketlemelerini istemek mantıklı olabilir. Aslında bu paketleme işini Cem de yapar ama o zaman kaynak koddan kurmaktan ne farkı olur ki?

İnsan bazen bu işleri bırakıp İzmir kordon'da kafa dinlemek istiyor.

17 Mart 2008 Pazartesi

Pardus 2008 izlenimleri

Pardus sürümlerinin yıllarla ilişkilendirilmesi iyi olmadı bence. Böyle yapılınca herkes üç aydır nerede kaldı Pardus 2008 diye soruyor. Tahminim geliştirici ekibin üzerinde de bir baskı oluyordur bu takvim konusu. Sürümlere numara vermek de sıkıntılı bir süreç aslında; slackware gibi 12. sürüme kadar bu sayıları takip etmek yerine başka nasıl bir sıra izlenebilirdi diye düşündüğümde aklıma değişik bir şey geldi (bunun uygulanabilir olup olmaması pardus'u ilgilendirmez elbette).

Hatırlarsınız eskiden çekirdeğin ikincil sürüm numarasının tek veya çift olması onun kararlı veya geliştirme sürümü olduğunu gösterirdi. Pardus (veya başka bir yazılım) da sürüm numarasını asal sayı olarak kullandığında kararlı sürümü, asal olmayan sayı olduğunda ise ara sürümlerden biri (2007.2 gibi) olduğunu göstermek üzere kullanabilirdi. Sayı doğrusunun başlarında asal sayıların sıkça bulunduğu söylenebilir ama Pardus'un da ilk duyurulduğunda çok ara sürümü yoktu. Hem illa ki birden ikiden başlanacak diye de bir durum yok. 2007'ye nasıl atlanabiliyorsa mesela 23'e de atlanabilirdi. Bu yöntem Lynx lynx gibi telaffuzu mümkün olmayan kod adlarından daha ilginç olurdu bence.

Bu acayip ;) isimlendirme önerimin haricinde de bir önerim var (bunları niye buraya yazıyorsun diyenleri muhabbet için Çanakkale'ye beklerim).

Pardus'un kutulu satın alınabilir bir hali olmalı artık. Tamam ucuz olsun ama kutulu, sahici, legal bir ürün olduğunu gösterir bir hali olmalı Pardus'un. Bir kişiye, kuruma pardus'u önerdiğinizde, kurmaya gittiğinizde elinizde korsan cd gibi kopyalanmış cd bulunması güvensizlik doğuruyor. Slackware'i, openoffice.org'u kutulu satın alabiliyorsak bunun bir nedeni olmalı. Hele openoffice.org internetten daha kolay indirilebilir, işe boyut olarak bakarsak. Ama bu bir güven oluşturma politikası olarak düşünülmeli bence.

Bütün ekibe muhabbetle...

12 Mart 2008 Çarşamba

Çanakkale Fen Lisesi Linux Semineri

Dün Çanakkale Fen Lisesinde Linux ve Özgür Yazılımlardan bahsettiğim bir seminer verdim. 88'de Fen Lisesinden mezun biri olarak ilk defa bir Fen Lisesinde konuşmak heyecan verici oldu benim için. Aradan geçen 20 yılda yatılı okulların bardakları bile değişmemiş ;) Öğrencilerin, her ne kadar eğitim sistemi onları testlerle boğsa bile, hala anlatılanlara şüpheyle yaklaşan, itiraz eden, yeni bir şey anlatanın yetkinliğini sorgulayan halleri beni yıllar öncesine götürdü. Hayatın karmaşası arasında insanın içine su serpen bir gün oldu benim için.

22 Ocak 2008 Salı

Konferansa bir hafta kaldı

Yaklaşık bir buçuk aydır vaktimizin çoğunu alan Akademik Bilişim Konferansı haftaya başlıyor. Daha önce benzer toplantıların çoğuna katılmış olsam da ilk defa hazırlık aşamasında bulunuyorum. Bu sürede görebildiğim kadarıyla bu iş yoğun mesai gerektiren, yorucu bir işmiş. Çalışmak isteyen, sorumluluk alan, iş bitiren bir ekip olmadan da yapılması pek zor. Böyle bir ekiple bile yıpratıcı.

Bu yıl 150'den fazla konu, 1000 kadar katılımcı ve 20 civarında firmanın katılmasını beklediğimiz konferansa hala kayıt yaptırma şansınız var. 2 Şubat günü, konferansın ardından Gelibolu Milli Parkına bir gezi de düzenleyeceğiz. Umarım hava müsait olur da Konferansın yorgunluğunu orada çıkarabiliriz.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da 28-29 Ocak tarihlerinde Konferans öncesi Linux Kursu düzenlenecek.

Pardus ekibi Konferansa gelecek mi diye eposta gönderenlere buradan topluca cevap vereyim: hayır gelmiyor. Yani; bireysel katılımları belki olabilir ama bir pardus standı olmayacak. Lütfen niye? diye bana sormayın.

Bu tip etkinliklerin en sevdiğim tarafı başka türlü pek görüşemediğim tanıdıklarla görüşmek olmuştur. Bahsettiğim tanışıklıklar da zaten yine böyle etkinliklerde olmuştur çoğunlukla. Netten tanışılan insanlarla karşılaşmak için bulunmaz bir fırsattır bu tip etkinlikler. Linux şenliği kadar çok lkd insanı görmezsiniz tamam ama diğer üniversitelerde çalışan arkadaşlarınızı görmek için bazen tek yol bile olabiliyor bunlar. Bu yıl ev sahibi olacağımızdan işin bu eğlenceli tarafını yakalamaya eskiden olduğu gibi vakit bulabilecek miyim bilmiyorum ama umarım gelecek olanlar için güzel üç gün geçirtebiliriz.

Görüşmek üzere

11 Aralık 2007 Salı

Bu da gsm operatörlerine hediyem olsun

Uzun zaman önce atm'ler için bir öneri yazmıştım, şimdi de gsm operatörleri için bir önerim var.

Ne benim ne de arkadaşlarımın saatlerinin doğru olduğundan emin olamıyorum. Bazen televizyonların, radyoların saatleri bile birbirini tutmuyor. Elbette internet bağlantımız olduğunda sorun yok ama sürekli de bilgisayar başında değiliz ki (değil miyiz hakkaten?). Kol saatlerimiz için yapacak çok fazla bir şey olduğunu sanmıyorum ama sürekli yanımızda taşıdığımız cep telefonlarımız bu derde derman olabilir. Kimin bu kadar hassas zaman bilgisine ihtiyacı var diyorsanız yazının geri kalanını okumanıza gerek yok demektir.

Önerim özetle şöyle: Nasıl bilgisayarlarımızın zamanlarını ntp kullanarak ayarlıyorsak, benzer bir işi gsm operatörleri aracılığıyla cep telefonlarımıza da yapalım. Madem cep telefonumun ekranına nerede olduğum bilgisini gönderebiliyorlar, bunu da kolayca yapabilirler. Konuşmalarımızı faturalandırabildiklerine göre zamanı hassas bir şekilde ölçebiliyor olmalılar. Bir operatör bu hizmeti vermeye başladığında abonelerinin tümünün saatleri aynı olur. Hatta isteyen aboneler saatlerini 5dk ileri, 10dk geri filan da tutabilseler güzel olur (kimileri sürekli saatlerini 5 dk ileri kullanıyor ya). Benim çok hoşuma giden bir hizmet olurdu bu. Hatta yapsın biri bunu, on senedir kullandığım turkcell'den vazgeçeyim.

Yeri gelmişken; Saatleri Ayarlama Enstitüsü diye harika bir kitap var.

8 Aralık 2007 Cumartesi

Seminer-cg üyesi ne yapar?

Aşağıdaki metni arşivine ulaşılamayan iki listeye göndermiştim. Sanmam ama, olur da üzerinde tartışmak, link vermek isteyenler için buraya da koyayım istedim. Her metinin olduğu gibi bunun da düzeltmelere, eklemelere ihtiyacı var. Ben listelere gönderdiğim halini buraya koyuyorum ki orada böyle demişti, burada başka türlü konuşuyor durumları olmasın.

---

Bir yıldan uzun süre üyesi olduğum seminer-cg yeniden yapılanırken gönüllü olacaklara nasıl bir işe gönüllü oldukları hakkında biraz olsun fikir verebilmek için tecrübelerimi yazayım istedim. Seminer çalışma grubunda çalışmak için seminer vermek gerekmediğinden (Ahmet San şarkı söylüyor mu? :)) belki de bu maili lkd-uye listesine göndermeliydim.

Seminer-cg üyesi ne yapar?

  • Seminer-cg üyesi esas olarak lkd'ye gelen (seminer@linux.org.tr) seminer isteklerine uygun konuşmacı ayarlamaya çalışır. Genellikle talepte bulunanlar nasıl bir seminer istediklerini bilmezler ;) Onları uygun bir şekilde yönlendirmek gerekir.

  • Alınan seminer taleplerine uygun konuşmacılar arasından takvimi uygun olan biri(leri) seçilir ve organizasyon tamamlanmaya çalışılır. Konuşmacılar bu işi gönüllü yaptıkları için hepsi birden aynı dönemde uygun olmadıklarından bazen bu listede konuşmacı aramak yetmez, kişisel olarak da konuşmak, ikna etmek gerekebilir.

  • Her iki taraf tamam olunca, iş seminerin organize edilmesine gelir: eğer konuşmacı şehir dışına gidecekse yol ve konaklama masraflarının karşılanması, gerekiyorsa biletlerin önceden alınması, kalacak yerin ayarlanmasının sağlanması gereklidir. Yabancı bir şehire gidecek konuşmacıyı birilerinin karşılaması, seminer alanına götürmesi gerekir. Bunun için konuşmacının irtibat kuracağı kişilerin bilgilerine sahip olması sağlanmalıdır.

  • Seminerin duyurulması seminer-cg'nin sorumluluğunda değildir. Kısa vadede bunu sağlayacak iş gücünün yakalanabileceğini sanmıyorum. Elbette cg'in sayfasında, blog'unda, listelerde duyuru yapılır ama esas olarak afiş hazırlamak, bunu sağa sola asmak semineri talep edenin görevidir.

  • Seminerlerin ardından yapılan işlerin envanterinin tutulması, seminer notlarının konuşmacıdan alınıp net'e konması, hem konuşmacıdan hem de dinleyicilerden geri bildirim alınarak değerlendirilmesi yine seminer-cg'nin görevidir.

  • Seminer verecek konuşmacılara yenilerini eklemek de yapılması gereken işler arasındadır. Cg'de çalışmaya gönüllü olacaklar dönem dönem "şu konularda seminer verebilirim" diyen arkadaşlarla karşılaşacaklardır. Daha önceden hiç seminer vermemiş biri bir fırsat olduğu gibi aynı zamanda bir tehlikedir de. Özellikle "Linux Nedir?" gibi temel konuların anlatıldığı seminerler, dinleyicilerin ilk defa konu hakkında bilgi sahibi oldukları yerler olduklarından mümkün olduğunca konuya hakim kişiler tarafından anlatılmalıdırlar. Bunun için ilk kez konuşacak kişi imkanı varsa birkaç konuşmacının bulunacağı yerlerde konuşturulmalıdır.

  • Yeni konu ve/veya konuşmacı bulmak aslında o kadar da zor bir iş değildir ama çaba gerektirir. Camiada adı öne çıkanlara (bir şeyler yapmış olmak şartıyla elbette) yaptıkları işleri anlatacakları seminer teklifiyle gitmek onları mutlu edeceği gibi ilgi çekici konuların bulunmasına da yardımcı olur. Bu sayede "aynı yüzler, aynı konular" eleştirisinden de kurtulunmuş olur. Bazen de eski konuşmacılara yeni konular yaratmak gerekir ki bu biraz daha tecrübe ister ;)

  • Seminer-cg sadece gelen seminer isteklerini karşılamakla kalmaz aynı zamanda lkd'nin katıldığı düzenli organizasyonlar için de seminerler ayarlar. Linux şenliği, Akademik Bilişim, inet-tr, freedays ilk aklıma gelenler. Bu büyük organizasyonlar için konuları ve konuşmacıları bulmak yine seminer-cg'nin görevidir.

  • Gezici seminerler ve düzenli katıldığımız organizasyonlar haricinde yk'nın seminer talepleri de olabilir. Örneğin yk; "bir tren kaldırıp memleketi turlayacağız, bunun için konuşmacı lazım" diyebilir.


  • Bu kadar yapılacakları saydıktan sonra sonra işin zor taraflarını da yazayım:

  • Çok fazla spam alırsınız. Spam filtresi kullanmayı düşünenler seminer taleplerinin bir kısmını (maalesef gelen taleplerin önemli bir kısmı spam kriterlerine uyar) okuyamazlar ya da spam klasöründen ayıklamak zorunda kalırlar.

  • Yapılacak iş çoktur. Eminim kimse bu işi hafta bir kaç saatle yapacağını tahmin etmiyordur. Hergün mutlaka bu işe zaman ayırmak gerekir. Çünkü seminer talep eden genellikle hassas birisidir. Kısa sürede cevap alamazsa umutsuzluğa düşer ve bazen da size küser ;( Aynı şekilde sizden haber bekleyen gönüllü konuşmacıları da cevapsız bırakmamak gerekir.

  • Bazen(!) işler beklenildiği gibi gitmez. Uğraşıp ikna ettiğiniz konuşmacıyı dinlemeye kimse gitmez, konuşmacıya yol masrafı ödenmez, söz veren konuşmacı konuşmaya gitmez filan (Erdinçle birlikte, söz verdiğimiz Afyon seminerine, aracımızla yolda kaza yaptığımızdan gidemedik örneğin). Daha aklınıza gelen, gelmeyen her aksilik olur. Dinleyici bulamayan konuşmacı kırılır, konuşmacısı gelmeyen dinleyiciler kırılır, siz bu durumlara müdahale edememekten üzülürsünüz.

  • İstediğiniz kadar çok çalıştığınızı düşünün yine de çok eleştiri alırsınız.


  • Hiç mi iyi tarafı yok:

  • Başka türlü tanışma imkanı bulamayacağınız harika insanlarla bu sayede tanışır hatta bir kısmıyla arkadaş bile olursunuz.

  • İyi bir şeyler yaptığınızı, bulunduğunuz topraklardan aldığınızın bir kısmını geri verdiğinizi düşünürsünüz.

  • İsminiz iyi insanlarla birlikte anılır. Bir zamanlar doruk'un, meren'in, çağlar'ın, löker'in, pinguar'ın, yarımtepe'nin, kaya'nın (daha varsınız biliyorum, kusura bakmayın) çalıştığı cg'de şimdi siz çalışıyorsunuzdur. Harika bir duygudur bu.


  • İstediğim kadar kısa yazamadığım bu yazıyı sabredip okuyanlara teşekkür ederim. Yukarıda yazdıklarımın kural talimat filan olmayıp "sadece" benim tecrübelerim, fikirlerim olduğunu, benden başka kimseyi bağlamadığını da yazmış olayım.

    Bursa seminerinin ardından

    Daha önce yazdığım gibi çarşamba günü seminer için Bursa'daydım. Mustafa Hoca ile birlikte neredeyse bütün gün konuştuğumuz seminerlerde yaklaşık 60-70 kadar da dinleyicimiz vardı. Hafta içi, yağmur filan dinlemeden gelen dinleyiciler için yararlı bir etkinlik oldu diye düşünüyorum. Öğleden sonra bize katılan Harun Şeker ile karşılaşmaktan da memnun oldum.

    Büyük şehirlerin en iyi taraflarından biri sizinle aynı şeylerle ilgilenecek arkadaşlar bulmakta daha küçük yerlere göre avantajlı olmanız. Bursa Bilgi Teknolojileri ve Eğitim Derneği diye bir derneğin olması bile iyi bir örnek bence. Hoş, konuştuğumuz arkadaşlar bunu bile yeterli görmüyorlar ama insanların ihtiyaçlarının sonu gelmiyor elbette. Henüz çok genç olan bilteder'in yakın gelecekte daha iyi işler yapacağını tahmin etmek için kahin olmak gerekmiyor.

    Dernekten seminerin gerçekleşmesi için çok çalışan Dilek Kılıç'ın son anda rahatsızlanması ve seminerlere gelememesi talihsizlik oldu ama arkadaşları da çok ilgili ve özveriliydiler. Bu kadar farklı alanlardan insanların ortak ilgileri için bir dernek etrafında örgütlenip çalışmaları takdire değer bir şey. Hepsine teşekkürler. Terminalde bizi yolcu etmeye gelen bir arkadaştan amatör teleskop yapımı ile ilgili çok ilgi çekici şeyler dinleme fırsatımız da olduğunu yazayım.

    Benim için güzel geçen günün ardından Çanakkale'ye dönüş sürekli yağmur altında ve sıkıcı oldu. Hele otobüste izlediğim Mutluluk zaten kasvetli olan havayı dayanılmaz hale getirdi benim için. Eğer hala seyretmediyseniz, bırakın kalsın.

    1 Aralık 2007 Cumartesi

    ab2008 öncesi toplantı

    Daha önce X. Akademik Bilişim Konferansını Çanakkale'de düzenleyeceğimizi yazmıştım. Yıllardır bu konferansları düzenleyen hocalarımız: Mustafa Akgül, Ethem Derman ve M. Ufuk Çağlayan 3 Aralık 2007 saat 10'da Troya Kültür Merkezinde bir sohbet toplantısına katılacaklar.

    yapay zeka çağında hâlâ bilgisayar mühendisi olunmalı mı?

    Yazıyı okumaya sabrı olmayanlar için kısaca söyleyeyim: kimse gelecekle ilgili tavsiye verecek bir şey bilmiyor. Önceden de bilmiyordu bugün...