16 Şubat 2017 Perşembe

Son kullanıcı için özgür yazılım neden önemli? -1-

Bu konuda çok zamandır yazmak istiyorum ama çok uzun bir yazı yerine her yazıda ayrı örneklerin olduğu bir kaç yazı yazmaya karar verdim. İlk örnek çok severek kullandığım pebble.

Pebble arkasında bilindik bir marka olmadan milyonun üzerinde saat satabilmiş bir girişimdi. Kitle fonlaması tarihinin en başarılı, sevilen ve rekabetçi ürünlerinden birini ortaya çıkaran firma geçtiğimiz aylarda fitbit'e satıldı. Fitbit sadece fikri mülkiyet haklarını satın aldı ve artık pebble üretmeyecek. Pebble'ın da elinde sadece donanım kaldı ve üzerindeki yazılımlar olmadan saat satamayacağı için bu harika ürün artık satılmayacak. İşin kötüsü çok yakın gelecekte elimizdeki saatleri de aldığımız amaca uygun kullanamıyor olacağız.

Pebble etkileşimli saatlerin en başarılısıydı bence. Hem IOS, hem android cihazlarla çalışması, zamanla çok genişlemiş ve giderek büyüyen marketi ve bir haftayı geçen şarj süresi onu alternatiflerinin önüne geçiriyordu. Apple ürünlerinden ucuzdu ama onlardan ucuz olmamak oldukça zor bir konu zaten. Geliştiricilere hem yerellerinde hem de bulutta çalışma ortamları sağlaması ve insanları pebble üzerinde uygulama geliştirmeye teşvik etmesi etrafında kalabalık bir kitle oluşmasını sağlamıştı. Hatta Gülşah LibreOffice'in giyilebilir teknolojilerle ilk etkileşimimiz diyerek duyurduğu pebble-remote'u geliştirmiş ve bu LibreOffice geliştiricisi ve TDF üyesi olmasının ilk adımı olmuştu.

Buraya kadar her şey çok güzelken pebble'ın eksik tarafı donanım sürücülerinin ve üzerinde çalışan rom'un özgür olmayışıydı. Pebble büyük bir ivmeyle büyürken çok az kişinin aklında ileride bu firma ortadan kalkarsa saatleri nasıl kullanacağız sorusu vardı. Pebble da yakın vadede kaybolacak gibi görünmüyordu, ard arda kickstarter projeleri rekorlar kırıyor, hep yenilikler peşinde koşuyordu. Bugün geldiğimiz noktada ise kollarımızdaki bu çok da ucuz olmayan ama çok sevdiğimiz saatlerin ömürleri tükenmek üzere. Bunu kısaca açıklayayım: pebble cep telefonuyla bluetooth ile haberleşip bildirimleri almanıza ve telefondaki bazı şeyleri yönetmenize imkan veren bir saat. Cep telefonuna kurulan uygulama da ilk olarak pebble sunucularına bağlanıp kullanıcı hesabını etkinleştiriyor. Önümüzdeki dönemde fitbit bu sunucuları çalıştırmayı durdurduğunda kolumuzdaki saat elimizdeki telefona bağlanamıyor olacak. Bu zaman gelmeden yeni bir android/IOS sürümü çıkarsa telefon uygulaması bu işletim sistemlerine kurulamayacak. Ya telefonlarımızdan, ya da saatlerimizden vazgeçmek zorunda kalacağız.

Eğer pebble üzerinde koşan yazılımlar özgür yazılım olsaydı, pebble ortadan kalkmadan çok önce alternatif rom'lar piyasada dolaşıyor olurdu. Kimse yapmamış olsa biz yapardık bunu ;) Kolumuzdaki saatleri onların yaşam ömürlerinin sonuna veya biz bıkana kadar kullanabilirdik.

Özgür yazılım konuya sadece faydacı açıdan yaklaşan son kullanıcılar için bile bu derece önemli.

15 Şubat 2017 Çarşamba

Hangi Masaüstü Ne Kadar Türkçe Konuşuyor? -9-

Aynı başlıkla dokuzuncu yazıyı yazmak biraz garip ama son yazıyı yazalı neredeyse bir yıl geçmiş diyerek bir durum tespiti yapayım yine. Aradan geçen bu sürede neredeyse kimseyi çeviri çalışmalarına çekemedik. Hiçbir kurum, şirket bu çalışmalara destek olmak için adım atmadı. Aşağıda bahsedeceğim büyük özgür yazılım projelerini neredeyse bütün GNU/Linux kullanıcıları kullanıyor ama kimse çevirmediği gibi çevirenlere de destek olmuyor. Bu projeleri çevirenlerin sayısı iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar az.

Sahipli yazılımlar yerine özgür yazılımların kullanılması bizim camiadaki herkesin dileği. İngilizce bilmeyen kullanıcıların kendi dilinde olmayan bir yazılımı kullanamayacağı da herkesin malumu. Ülkemizde devlet kurumlarında ve özel firmalarda özgür yazılımlar kullanılsın istiyoruz ama bu yazılımlar nasıl Türkçe konuşacak diye neredeyse kimse düşünmüyor. Bu yazılımları bir avuç gönüllünün çevirdiği göz ardı ediliyor hep.

Bir kere şunda anlaşalım istiyorum: özgür yazılımların çevirileri bu işi yapan gönüllülerin sorumluluğu değil. Biz bu işi gönüllü olarak yapıyoruz. Yarın yapmayabiliriz. Çeviri yapmayı bıraksak ülkede neredeyse kimse çeviri durumlarını takip etmediği için ancak kullanıcı şikayetlerinden fark edilecek kadar sahipsiz durumda bu konu. MS Ofis yerine LibreOffice, Photoshop yerine Gimp kullanın demek kolay ama nasıl kullanacak insanlar bunları diye düşününce bunun kendiliğinden olmadığını fark etmek gerekiyor.

Aslında bunları bir umutla yazmıyorum. Seneye yine bu konuda yazarsam durumun değişmeyeceğini de biliyorum. Şimdi rakamlara geçelim:

KDE: Geçen yıl %95 olan KDE çeviri oranı %81'e düşmüş durumda. Yardım içeriği ise hiç çevrilmedi.

GNOME: Geçen yıl %96 olan çeviri oranı %90'a geriledi. Yardım içeriği neredeyse hiç çevrilmeden duruyor.

Enlightenment: Geçen yıl %78 olan çeviri oranı %74'e geriledi.

XFCE: Geçen yıl tamamen yerelleştirildi diye yazdığım xfce %99 çeviri oranına sahip.

LibreOffice: Geçen yıl hem arayüzü hem de yardım içeriği tamamen yerelleştirilmiş olan LibreOffice'de durum kötüye gidiyor. Arayüz benim şahsi çabamla neredeyse tamamen çevrildi ama yardım içeriğinde 55496 kelime çevrilmeyi bekliyor. Bu LibreOffice'in yeni sürümünde eklenen özelliklerin hiçbirinin yardım içeriği Türkçeye çevrilmedi demek. Elbette yeni sürümde düzeltilen, geliştirilen konuların da yardım içerikleri çevrilmeden duruyor. İşin ilginç yanı bunu biz çevirmenler haricinde önemseyen de yok.

OpenOffice: Zor zamanlardan geçen OpenOffice'e yeni bir şey eklenmemesine rağmen Burak Yavuz'un gayretleriyle arayüzü %100 Türkçe kullanılabilir durumda ama yardım içeriğinden 277297 kelime çevrilmeyi bekliyor. Bu sadece Burak Yavuz'un sorunu gibi davranıyoruz maalesef.

Listeyi uzatmak mümkün ama derdimi anlatabildiğimi düşünüyorum. Özgür yazılım çevirileri sadece biz çevirmenlerin sorumluluğu değil.

14 Şubat 2017 Salı

Akademik Bilişim 2017'nin ardından

Akademik Bilişim Konferanslarının 19.sunu bu yıl Aksaray Üniversitesinin ev sahipliğinde gerçekleştirdik. Konferansın ve konferans öncesinde düzenlediğimiz kursların ölçeği her yıl biraz daha büyüyor. Dünyayı bilemiyorum ama Türkiyede benzeri olmayan ölçekte ücretsiz kurslar düzenleniyor her yıl konferans öncesi. Bu yıl 160 civarında eğitmen 62 sınıfta 1800'e yakın kursiyere 4 gün eğitim verdi. Ölçeğin bu kadar büyük olması yanında bir çok sorunu da getiriyor elbette. Binde bir olur denecek şeylerden günde bir kaç tane oluyor. Geçen yıl internet bağlantısında çok sorun yaşamışken bu yıl da konaklamayla çok uğraşmak zorunda kaldık. Bunda kursiyerlerin önemli bir kısmının konaklama istiyorum diye başvurmadan Aksaray'a gelmesi ve kalacak yerlerinin olmaması ciddi rol oynadı. Onları açıkta bırakmayalım derken konu üstesinden gelmesi çok zor bir hal aldı maalesef. Bu yılın hatalardan dersler çıkartarak seneye tekrarlamamaya çalışacağız.


Ülkemizin içinden geçtiği olağanüstü dönem elbette bu yıl konferansı da etkiledi. Hem bildiri sayısında hem de katılan firma sayısında gözle görülür bir düşüş yaşandı. Ülkenin her yanından katılımın olduğu böyle bir etkinliğin ülkenin şartlarından etkilenmemesi elbette düşünülemezdi.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da uzun zamandır görmediğimiz arkadaşları gördüğümüz, yeni arkadaşlar edindiğimiz, dolu dolu geçen bir hafta oldu. Büyük özveriyle çalışan yerel organizasyondaki arkadaşlara, gönüllü eğitmenlere ve katılımcılara bir kez daha teşekkürlerimi yazıyorum.

Bu konferansın 19 yıldır yaşamasının ardındaki isim elbette Mustafa Akgül'dür. Olağan üstü çabası, özverisi ve emeği sayesinde binlerce kişinin hayatı değiştiren bu büyük adama sevgilerimi ve saygılarımı bir kere de buradan yazmış olayım. Hocam sen çok yaşa \o/

Umarım konferansın yirmincisine de katılıp ardından bir yazı yazabilirim.