13 Kasım 2014 Perşembe

Outreach Program for Women 2015

Gnome Vakfının yılda iki defa düzenlediği Outreach Program for Women etkinliğinin Aralık 2014 - Mart 2015 dönemine kabul edilenler bugün açıklandı. 16 ayrı organizasyonun toplamda 44 kişi kabul ettiği bu etkinliğe başvurular önceki yıllarda olduğu gibi yoğundu ama Türkiyeden katılım yine maalesef oldukça az oldu. Bu yıl mezun olan Ebru Akagunduz Linux çekirdeği için kabul edilen beş kişiden biri oldu.

Meraklısı için: 2013, 2014

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Fen Lisesi sayısı artıyor ama başarı düşüyor

Bu yıl üniversite sınav sonuçlarına bakınca okul tiplerine göre başarı bölümüne de göz attım. 1985-1988 yılları arasında Kayseri Fen Lisesinde okumuş biri olarak Fen Liselerinin başarı durumunu görünce gerçekten çok şaşırdım. Neredeyse her iki fen lisesi mezunundan sadece biri (%56) üniversitelerin 4 yıllık bölümlerinden birine yerleştirilmiş. Benim öğrenciliğim zamanında, rakamları net hatırlamıyorum ama, %90 bile başarısızlık sayılırken nasıl buralara gelindi diye biraz bakayım dedim.

Öncelikle Fen Lisesinde okuyan bir öğrenci için tek başarı kriterinin ÖSYM'nin yaptığı sınavı geçmek olmadığında anlaşalım. Bilimsel düşünce yönteminin öğretilmesi, temel bilimler için donanımlı eleman yetiştirilmesi elbette çok önemli kriterler ama bu sınavda bu kadar büyük bir grubun başarısız olması da göz ardı edilemeyecek bir problem bence.

İkinci olarak kendi okuduğum yıllara bir güzelleme yapmadığımı da söylemek isterim. O zaman toplam fen lisesi sayısı (4) dörtdü. 12 Eylül darbesinin hemen ardından kenan evren'in emriyle kurulan ve her yıl ziyaret ettiği okullardı fen liseleri (Ankara Fen Lisesini ayrı tutarak söylüyorum elbette). Hiç bir sosyal imkanın olmadığı, öğrenciler üzerinde ciddi baskının olduğu yıllardı. O yılları yaşamış biri olarak kesinlikle oğlumu yatılı okula göndermeyeceğim.

70-80 milyonluk bir ülkede 4-5 tane fen lisesi olmasını öneriyor değilim elbette. Aşağıda ÖSYM'nin kendi sitesinden aldığım verilerle çizdiğim grafikler var. ÖSYM'nin geçmişe yönelik tuttuğu verilerin evlere şenlik olması ayrı bir yazı konusu olacak kadar acayip. Grafikte kullanılabilecek kadar anlamlı verileri sadece bu yıllar için bulabildiğimden 2001-2006 arasında bir sıçrama olmadığına dikkat çekmek isterim.

2001 yılından 2014'e gelinirken fen lisesine alınan öğrenci miktarı yaklaşık 5.5 kat artmış. Okulların kapasitelerinin artmadığı düşünülünce bunun yeni fen lisesi açılmasıyla yapıldığını tahmin etmek çok kolay. Fen lisesinden mezun olan öğrencilerden üniversiteye yerleşenlerin sayısı ise bu dönemde sadece 3 kat artmış. 2001'de %72 olan oran yaklaşık 10 yıldır %50-%60 arasında.

Özel Fen Liselerinde durum azıcık daha iyi. Onlar da %60-%70 arasında bir başarı gösterebilmişler üniversite sınavlarında.

Bunca başarılı öğrenciyi bir araya getirip kendi haline bıraksalar bile daha yüksek başarı elde edilebilecekken bir de 4 yıl okutup yarı yarıya üniversiteye yerleştirmek muazzam bir başarısızlık öyküsü.

"O da bir şey mi? 12 yıl İngilizce anlatıp tek cümle kurduramıyoruz" derseniz de haklısınız tabi.

7 Ağustos 2014 Perşembe

XIX. Türkiye'de İnternet Konferansı ve Akademik Bilişim 2015

Türkiye'de İnternet Konferanslarının ondokuzuncusu bu yıl 26-29 Kasım 2014 tarihlerinde Yaşar Üniversitesinde yapılacak.

Onyedinci Akademik Bilişim Konferansı ise 4-6 Şubat 2015 tarihleri arasında Anadolu Üniversitesinde düzenlenecek.

Bilişim camiasının en büyük iki buluşmasını takvimlerinize şimdiden işaretleyin de sonradan keşke haberim olsaydı demeyin.

Giderek kaybolan bir bölüm: Su Ürünleri Mühendisliği

Geçen yıl üniversite yerleştirme sonuçları açıklandığında su ürünleri mühendisliği sonuçları hakkında yazmıştım. Bu yıl durum nedir diye tekrar baktığımda bir değişiklik olmadığını görüyorum.
Su ürünleri mühendisliği bir kaç farklı isimle de olsa toplam 23 üniversitede öğrenci alıyor, yani almayı hedefliyor. Bu kadar az talep gören bir bölüm olmasına rağmen son bir yılda yapılan tek planlamanın yeterli öğrenci çekemeyen bölümlerin kontenjanlarının azaltılması olduğunu görmek mümkün.
Genel olarak durum şöyle:

  • Geçen yıl 613 olan öğrenci kontenjanı bu yıl 365'e düşürülmüş. Tercih eden öğrenci sayısı yine aynı kalmış; geçen yıl 130 öğrenci su ürünleri mühendisi olmayı seçmişken bu yıl sayı 124'de kalmış.
  • Kontenjanını doldurabilmiş tek üniversite Akdeniz Üniversitesi (11).
  • 4 üniversiteyi kimse tercih etmemiş: Sinop, Girne, Tunceli ve Adnan Menderes
  • 15 üniversiteyi 10'dan az öğrenci tercih etmiş: Muğla (1), Çanakkale (1), Ordu (1), Atatürk (1), Çukurova (1), Yüzüncü Yıl (1), Süleyman Demirel (2), Kastamonu (2), İnönü (2), Recep Tayip Erdoğan (2), Fırat (2), Mustafa Kemal (3), Mersin (4), KTÜ (6), Katip Çelebi (9)
  • Geçen yıl olduğu gibi yine sadece 3 üniversite birer sınıf açmaya yetecek kadar öğrenci çekebilmişler: Ankara (26), İstanbul (30), Ege (16). Sadece bu üç üniversite su ürünleri mühendisliği okutsa bile gelen talebi rahatlıkla karşılayabilecek durumda.
Bu bölümlerin akademik kadroları nasıl acaba diye merak ediyor insan. 23 üniversiteye tek tek bakmaya gerek yok diyerek sadece kendi çalıştığım üniversitenin (Çanakkale) durumunu yazıyorum: 38'i doktoralı toplam 50 öğretim elemanı var. Bu kadar çok hocası olan (bir bölüm için gerçekten çok büyük bir rakam bu), denizi, boğazı, laboratuarları, tekneleri olan bir bölüm geçen yıl 3, bu yıl 1 öğrenci çekebilmişse sorunun sadece okulla ilgisi olmadığını düşünüyorum.

"Liseden mezun olan herkesi doktor, hemşire, mühendis veya avukat yapamayacağımıza göre ülkemizin ihtiyacı olan diğer alanlar hakkında acilen bir planlama yapılması gerekiyor."

"çinko damlar daraltıyor gökyüzünü"

Bu yıl 17.si düzenlenen TUG Ulusal Gökyüzü Gözlem Şenliği harikaydı. 350 katılımcı 31 Temmuz - 3 Ağustos tarihleri arasında 3 gece Antalya Saklıkentte gökyüzünün aslında nasıl olduğunu görme fırsatı bulduk. Ben 2009'da da aynı etkinliğe katılmış ve çok beğenmiştim. Sonrasında yıllarca tekrar gideyim ve arkadaşları da götüreyim diye düşündükten sonra ancak bu yıl gidebildik ve çok memnun kaldık. Etkinlikte görev alan bütün uzmanlar ve gönüllü arkadaşlar katılımcılara dört gün boyunca güleryüzle yardımcı oldular.



Saklıkent kış aylarında bir kayak merkezi olmasına rağmen konaklama imkanı yok denecek kadar az. İki otel var; birinde etkinliği düzenleyen ekip kalıyor diğeri ise çok pahalı. Katılımcıların neredeyse tamamı çadırlarda kalıyor. Şenliğin sayfasında etkinliğin 2000m yüksekte yapılacağı ve gecelerin soğuk olacağı yazmasına rağmen insan Ağustos ayı başında Antalyada ne kadar üşüyebilirim ki diye düşünüyor ama geceler gerçekten soğuk oluyor. Giderken mutlaka pantalon ve mont almak lazım. Bu kadar yüksekte olunca gündüz de güneş çok yakıcı oluyor.



Biz kalabalık bir grupla gittiğimizden gündüzleri gevezelikle ve seminerleri dinleyerek geçirdik ve sıkılmaya fırsat bulamadık ama tek başına giden biri için de çevre edinmek eminim hiç sorun olmazdı. Etkinlik alanında çok fazla yaşça küçük arkadaş da vardı. Onlara gökyüzünü tanıtmak ve sevdirmek için yarışmalar ve atolyeler düzenlendi. Saklıkente gelen çocukların unutamayacakları bir etkinlik oldu.

Benim çocukluğumda yolların, evlerin aydınlatması bugünkü kadar olmadığından ışık kirliliği çok azdı ve gökyüzüne bakınca yıldızları görmek normal bir şeydi. Şimdi ise bir gece kafanızı kaldırıp gökyüzüne baktığınızda çok az yıldız görebiliyorsunuz. Gökyüzü gözlem şenliğinin yapıldığı Saklıkentte ise etrafta neredeyse hiç aydınlatma olmadığından gökyüzünü bütün güzelliği ile görmek mümkün oldu. Aşağıdaki fotoğraf etkinlik sırasında Burak Duman tarafından çekildi. Çıplak gözle bile harika bir manzara görülebilirken, etkinlik alanındaki uzmanlar yıldızları ve takım yıldızları tanıttılar. Etkinlik alanındaki teleskoplar da çokça ilgi çekti.


Etkinliğin son günü konakladığımız yerden 500m daha yüksekte olan Ulusal Gözlemevine çıktık. Gündüz bile oldukça serin olan ve etrafında hiç yerleşim yeri olmayan gözlemevinde çalışmanın ciddi bir özveri olduğunu eminim herkes takdir etmiştir. Gözlemevinde kullanılan teleskopları ve tesisleri gezdiren ekip de belki bininci defa sorulan soruları büyük bir sevecenlikle ve güleryüzle cevapladı. Burasının bizim için bir güzel tarafı da Linux ve özgür yazılımlar kullanıyor olmasıydı.

Çinko damların daralttığı gökyüzünün aslında nasıl olduğunu görmek için seneye siz de gelin Antalya'ya. Elbette bütün etkinlikler yakın arkadaşlarla daha güzel olur.

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Kickstarter'da işler nasıl yürüyor?

Henüz hayata geçmemiş fikirleri muhtemel alıcıları/destekçileri ile tanıştırıp kaynak sağlamaya yarayan sitelerden biri Kickstarter. Danstan teknolojiye, fotoğrafçılıktan modaya pek çok alanda fikirlerin görücüye çıktığı ve kaynak aradığı, benim de pek severek takip ettiğim mecralardan biri. Burada bir proje nasıl duyuruluyor değil de buradan alış veriş nasıl yapılıyor ondan bahsedeceğim biraz.

Kickstarter'da projeler çok büyük oranda henüz ortada hiç bir şey yokken duyurulmuş oluyor. Çoğunlukla bir video ile projenin nihai ürününün ne olacağı anlatılıyor. Proje ihtiyacı olan kaynağı toplayabilirse hayata geçiyor, yoksa umutları bir başka bahara kalıyor. Elbette her proje bir şey satmıyor. Sonuçta hiç bir şey almadan da projelere destek olmak mümkün. Bazen bir patates salatası yapılırken adınız söylensin diye, bazen de hiç dinlemediğiniz ve muhtemelen dinlemeyeceğiniz bir grubun albümüne veya hiç okumayacağınız bir yayına da para verip destek olunabiliyor. Bunlar için istediğiniz (en az 1$ oluyor çoğunlukla) kadar bağış yapılabiliyor.

Peki henüz üretilmemiş bir ürünü nasıl alıyoruz? Ürünlerin genellikle sınırlı sayıda adedi oldukça ucuz sayılabilecek fiyatlarla sunuluyor (early bird). Bunları yakalayabilirseniz şanslısınız. Bunlara yetişemeseniz bile her durumda piyasaya çıkacağı fiyattan ucuza alıyorsunuz ürünleri. Projelerin alış veriş yapabilmek için bir kredi kartı kaydetmeniz gerekiyor. Aldığınız şeyin ücreti siz alayım dediğinizde değil de, proje yeterli kaynağı toplayabilirse, projenin son tarihinde kartınızdan çekiliyor. Almak istediğiniz tarihte kredi kartınızdan hiç bir çekim yapılmadığı gibi bu kadar limitiniz olup olmadığı bile kontrol edilmiyor. Projenin bitiş tarihinde kartınızda bir sorun yoksa ücret tahsil ediliyor. Böylece zaten üretimi için çokça bekleyeceğiniz bir ürün için daha da erken para vermemiş oluyorsunuz. Proje ihtiyacı olan kaynağı toplayamazsa cebinizden bir şey de çıkmamış oluyor (hayal kırıklılığını saymıyorum tabi).

Son tarihinde yeterli kaynağı toplayabilmiş projeler size bir anket gönderip aldığınız şeyler ilgili size özel şeyleri soruyor (t-shirt bedeni, kemer boyu, saat rengi vs.). Bundan sonra proje takviminde belirtilen zamana kadar heyecanlı bir bekleyiş başlıyor. Projelerin çok büyük bölümünde takvime uyma zorlukları yaşanıyor. Benim aradan geçen 1 yıla rağmen elime ulaşmayan ürünler var. Benim gördüğüm bütün projeler gecikmeler hakkında bilgi veriyor, yeni takvimler duyuruyor (hoş yeni takvimlere de uymak pek kolay olmuyor ya). 100'den fazla projeye destek olmuş biri olarak parayı alıp arkasından ses çıkmayan tek bir proje bile görmediğimi söylemeliyim.

11 Temmuz 2014 Cuma

Hangi Masaüstü Ne Kadar Türkçe Konuşuyor? -6-

Malum yazılım çevirisi hiç bitmeyen bir süreç. Tamamen gönüllülerce sürdürülen bu işin yaygın etkisi çok ama sürdürülmesi oldukça güç. Özellikle aktif olarak geliştirilen yazılımlarda bir seviyeye getirilen çeviri oranı eğer güncellenmezse hızlıca aşağılara düşebiliyor.

Son bir yıldır çok az vakit ayırabildim çeviri işine. Neyse lafı uzatmayayım, masaüstü ortamları çevirilerde durumumuz şöyle:

KDE: Geçen yıl %84 olan çeviri oranı aynı yerde yine %84,
GNOME: Geçen yıl %80 olan çeviri oranı %75 civarında,
LXDE: Geçen yıl %89'a düştüğünü yazdığım çeviri oranı yeniden %100,
Enlightenment: Aradan geçen bir yılda büyük bir sıçramayla %59'dan %90'a yükselmiş,
Fluxbox: Yeni sürüm çıkarmayan Fluxbox'ta durum aynı %100,
XFCE: Bu yıl çok çalışan ekip çeviri oranını %69'dan %98'e çıkarmış.

LibreOffice de yeni sürümü öncesi arayüzde %99.5, yardım içeriğinde ise %96 çeviri oranını yakalamış durumda.

Büyük özverilerle çalışan çeviri ekiplerini tebrik ediyorum. Katkı vermek isteyen herkesi bekleriz.

Hangi Masaüstü Ne Kadar Türkçe Konuşuyor? -10-

Dönem dönem düşen masaüstü ortamlarının çeviri oranlarının çok yükseldiği bir zamanda yazabildiğim için mutluyum. Aşağıdaki rakamlara bakınc...