3 Mart 2012 Cumartesi

Sivas davasında zaman aşımı, NCIS, NCIS-LA, CSI, CSI-NY, CSI-Miami, Numb3rs ve diğer suçluyu bulma dizileri üzerine

Çocukluğumda Sherlock Holmes'un kitapları okumayı, filmleri seyretmeyi pek severdim. O ve benzerlerinin ortada hiç delil yokmuş gibi görünen veya delillerin bambaşka birşey işaret ettiği durumlarda bizim dikkat etmediğimiz şeylere dikkat ederek suçluyu bulmaları zekice bir bulmaca çözme zevki yaşatırdı bize. Ama onlar sıradan davalara bakmazlardı. Bir işle ilgilenmeleri için onun çözülemeyecek gibi durması, işin içinde karanlık bir tarafın olması gerekirdi. Mesela bir meydan da kalabalık bir grup bir oteli yaksa ve televizyonlar bunu canlı yayınlasa, meydanda asker, polis de mevcutsa bu konunun Sherlock Holmes'un ilgi alanına girmeyeceğini hepimiz tahmin edebilirdik. Böyle çözülecek bir gizemi olmayan konuları zaten yargı sistemi çözüyordu.


Aradan yıllar geçtikçe teknolojinin de ilerlemesiyle suçluyu bulma konusu daha ilginç bir hal almaya başladı. Önce parmak izi işin içine karıştı sonra DNA. Artık suçlu suç mahalinde bir saç telini düşürse kimliği, arabasını hafifçe bir yere sürtse boyanın izinden arabanın plakası bir şekilde anlaşılır olmaya başladı. Bu kadar detaylara girilince bir dizide, kitapta kolayca 'parmak izini bırakmış ondan kimliğini belirledik' demek çok kolay olacağından çözümler de daha çetrefilli olmaya başladı. Hele ki insanların yakıldığı bir otelin önünde boy boy fotoğrafları çekilen, videolarda görüntüleri bulunan birinin kim olduğunu tespit etmek veya yakalamak elbette bir başarı olarak gösterilemez hale geldi.


Bu tip dizileri izletebilmek için artık suçlunun ya çok ince detaylar kullanılarak anlaşılması (NCIS*, CSI*), ya çok eski tarihli bir suçun çözülmesi (Cold Case), ya bizim kolayca anlayamadıklarımızı anlayabilen birilerinin suçu çözmesi (Lie to Me, numb3rs) ya da çözen ekibin diğerlerinden farklı özellikler (Breakout Kings, Thorne) içermesi gerekmeye başladı.



Elbette bu suçluyu bulma dizilerinin hedefinin sadece izleyicinin merakını derinleştirmek değil aynı zamanda topluma 'bir suç işlenirse onun failini belirlemek için müthiş imkanlarımız var, er veya geç (ama çoğunlukla çok erken) suçluları kimliklerine bakmaksızın (görevi, rütbesi, mali durumu ne olursa olsun) tespit ederiz. Suçlular cezasız kalmaz' mesajını vermek olduğu çok belirgin. Elbette her olayın çözülmesiyle suçlunun ne kadar ceza alacağıyla ilgili ipuçları da veriliyor dizilerde. Hatta sadece hapishanelerdeki zor koşulları (elbette içine macera katarak) göstererek suçtan yıldırmaya da çalışıyorlar. Tabi dizilerde toplanıp bir otel dolusu insanı yakanları mahkemede savunan milletvekillerini filan gösterip halkın adalete güvenini sarsmıyorlar.


Bizde suçluyu arama dizisi olarak Kanıt var. Kanıt'ın yabancı benzerleri gibi tutmamasının nedeni hem dizinin çekimine diğerleri kadar kaynak ayrılmaması hem de çok sayıdaki faili meçhul vakaları yüzünden dizide anlatılanlara inanmakta güçlük çekmemiz. Sonuçta yabancı ülkelerde de zengine zengin gibi, fakire fakir gibi davranıldığını, kötü muamalenin olduğunu falan biliyoruz ama oralarla ilgili detayları çok az bildiğimizden inanmamız (veya önemsemememiz) daha kolay oluyor.

Aslında bu yazıda Sivas Davasından bahsetmeyi planlıyordum ama yerim kalmadı / zaman aşımı oldu.

Özgür yazılım ile açık kaynağın ne farkı var?

Özgür Yazılım hareketi 1983'de başlayan ve kullanıcıların yazılımları çalıştırma, anlama, değiştirme ve değiştirdikleri halini dağıtma ö...